GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

21/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

KültürSanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye



Nuh GÖNÜLTAŞ

Türkiye'de en kolay şeydir vatan haini olmak!

Bazen gerçekten bazı insanlar adına üzülüyorum. Nasıl olur yani, kim olursa olsun, nasıl bir hain olursa olsun, bir insanın ölümüne sevinilebilir mi? Hele o insan bir şekilde gurbete düşmüş ve gurbette ölmüşse.

Mesela, Osmanlı Sultanı Vahdettin gibi, Nazım Hikmet gibi ve Ahmet Kaya gibi... Aslında rejim muhalifi olan ve bu tavırları sebebiyle egemenler tarafından "vatan haini" olarak vasıflandırılan o kadar çok değerli insanımız var ki bu topraklar dışında ölen!

"Yüzellilikler"i hatırlayın!

Ahmet Kaya'yı sevmezsiniz, kötü bulabilirsiniz. Ama onun ölümüne sevinmeye hakkınız olabilir mi? Ya da onun ölümüne üzülenlere, ölümü üzerine ona "Allah taksiratını affetsin" diyenlere neden kızılabilir ki?

Allah affetsin yani. Biz Rabb'imizi rahmeti gazabından daha ileride bilmiyor muyuz? O yüceler yücesi adına hareket edebilir miyiz?

Böyle bir tavır, bütün insanlığı cennete götürmek için yola çıkmış, bu yolda bin türlü engellerle karşılaşmış çaba sarf eden insanların tavrı olamaz!

Bizler, ne olursa olsun ölülerin arkasından kötü konuşmama geleneğinin temsilcileri değil miyiz! Yaşayan ya da ölmüş herhangi biri için beddua ettiğimiz görülmüş mü ki, bir faninin arkasından ona kötü sıfatlar yakıştırıp hakaretler edelim.

Bizler "aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi engin olsun" diyen bir güneşin ışığı ile yolumuzu aydınlatmıyor muyuz!

Kim belirliyor bu memlekette hain ile kahramanı?

Bizler yıllarca rejim muhalifi olmakla "vatan haini" olmayı eş anlamlı saydık ve yanıldık! Veya kendi adıma yanıldım!

Nazım Hikmet'i vatan haini yapan neydi? Niye "Toprak sıcak ve güzeldir, toprağın en sıcak yeri memleketimdir benim" diyebilecek kadar memleket hasreti duyan bir insanı Moskovalara kaçırdık? Sonra da hatamızı telafi etmek için "Mezarı Türkiye"ye tartışmaları yaparız. Bir müddet sonra da Ahmet Kaya için kampanyalar açılacak, Türkiye, "Mezarı Türkiye'ye getirilsin" diyenlerle "Hayır getirilmesin" diyenler olarak iki kampa ayrılacak!

Rahmetli Adnan Menderes niçin asıldı ve sonra niçin itibarı iade edilmek zorunda kalındı!

Zihinlerde infaz etmeyiniz insanları. Kategorize etmeyiniz lütfen. Çarpmayın, bölmeyin, çıkarmayın. Hep toplayınız lütfen, bir araya getirin ne olur, oyuna gelmeyelim.

İnsanların ideolojik olarak Nazi kamplarındaki Yahudiler gibi işaretlenmesine müsaade etmeyelim. Unutmayın her insan için, kendi penceresinden bakıldığında "Vatan dayak yemediği yerdir."

Dayak yediğin, sürekli horlandığın, aşağılandığın toprak vatanın da olsa terk ediyorsun. Önce bazı yasalar nezdinde suçlu oluyorsun. Sonra da "ülkenden kaçtığın için", "vatan haini" oluyorsun. Zamanı gelip de ecel kapını çalınca "Bir vatan haini daha gurbette öldü" oluyor adın.

Bu tavır bize yakışmaz. Bu elbise bize uymaz.

Meclis'te hükümetin dayattığı bir kanun tasarısı var. Birçok devlet memuru için idam fermanı sayılabilecek bir tasarı bu. Listeler de hazır. Kanun çıkar çıkmaz işsizliği önlemekle yükümlü devlet birçok vatandaşını sudan sebeplerle işsiz bırakacak. İşsiz bıraktığı yetmiyormuş gibi hiçbir kuruluşta çalışmasına da izin vermeyecek. Sonra onlardan bir kısmı elbette geçimini temin için misak-ı milli dışına çıkmak zorunda kalacak. Onlara da "hain" mi diyeceğiz!

Bakın; bu ülkede insanlar niçin vatan haini oluyor:

"Başbakanlık Takip Kurulu'nun irticacı ve bölücü memur listeleri hazır. Müfettişlerce adı geçenlere gönderilen yazıda üç gün içinde savunmalarını vermeleri istendi. Adalet başmüfettişleri imzasıyla bir yargıca gönderilen yazıda "Sosyal ve ailevî yaşantınızla eşinizin benimsediği çağdaş olmayan giyim tarzı itibariyle laiklik karşıtı düşüncelere yakınlık duyduğunuz hususunda kanaat uyandırdığınız öne sürüldü" denilerek savunma istenildi.

Bir başka yazıda ise İstanbul'daki bir hakimden "evinizde misafirleri haremlik-selamlık tabir edilen şekilde ağırladığınız, dairenizdeki odanızda dinî yayınlar ve ilahiler dinlediğiniz ileri sürüldü" gerekçesiyle savunma yapması istendi." (20 Kasım 2000 tarihli günlük gazetelerden)

Alın size bir sürü "vatan haini." Evinize kabul ettiğiniz misafirleri nasıl ağırladığınızdan, işyerinizde dini kitaplar okumaya kadar her şey sizi vatan haini yapabiliyor bu ülkede!

Bu yazıyı yazarken fonda, artık "ölü bir vatan haini" özgün sesiyle şöyle diyordu:

"Kaç bin yıldır yağmur akar gözlerimden

Yine de ıslanmadı bir tek gün bile kipriklerim

Kapına geldim, beni bağışla.

Kapına geldim.

Nergislerimi ateşe verdiler biliyorum.

Hasretim, acım, sancım,

Oy gene yandım, gene yandım

Temmuz ekinlerine yüzüm süreyim

Yemin ederim ki göğünü ben ateşe vermedim.

Artık sıkıldım, arlandım, utandım,

İçim dışım kayıp doluyum

Ben Anadolu'yum."


n.gonultas@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

05/ 11/ 2000... Anlamadığım şey kırmızı, yani düşman mıdır?
07/ 11/ 2000... Kongreye bak hizaya gel!
08/ 11/ 2000... Üzgünüm; ama Helmut Schmidt haklı!
10/ 11/ 2000... MHP, ABD seçimlerine neden ilgisiz?
12/ 11/ 2000... Özür dilerim Atam, elektrikler kesildi!
14/ 11/ 2000... Yol haritası!
15/ 11/ 2000... 'Tesettürle mücadele' yolsuzlukla mücadeleden daha hızlı!
17/ 11/ 2000... Bitirin şu zulmü, kazanan siz olun!
18/ 11/ 2000... "Serserimin ser çavımın..."


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.