AB: Tamam mı, devam mı?
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği yine bir dar geçitten geçiyor. Katılım Ortaklığı Belgesi'ne son anda Kıbrıs konusunun dahil edilmesi, Kıbrıs'ın bizden bir bedel olarak istenmesi adaylık sürecindeki ilişkileri yeniden gerdi.
Üstüne üstlük "Ermeni soykırımı" iddialarının Fransa Senatosu'nda, Avrupa ve İtalyan parlamentolarında peşpeşe onaylanması kamuoyumuzu çileden çıkardı.
Başbakan Ecevit bunun üzerine "AB, hükümetimizin ve kamuoyunun duyarlılığını dikkate almıyor, bu durumda AB ile ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmemiz kaçınılmaz olacaktır." dedi.
Bu hafta başında toplanan AB Genel İşler Komitesi, Katılım Ortaklığı Belgesi'ni 4 Aralık'ta görüşeceğini kararlaştırarak, taraflara bir daha düşünme fırsatı verdi.
Avrupa Birliği'ne tam üyelik, Türkiye'nin kara sevdası değildir. Ancak, globalleşen dünyada bu üyelik, Türkiye'nin bir dünya gücü olmasına, uluslararası yarıştan kopmamasına ciddi bir ivme kazandıracağı için stratejik bir tercihtir.
İçeride ise demokratikleşme, insan hakları ve hukuk devleti alanlarındaki ilerlemelerin itici gücü olacağı için geniş bir kamuoyu desteğine sahiptir. Zaten asıl kendimiz için gerekli olan evrensel kriterleri, sanki bize Avrupa Birliği dayatıyormuş olgusu millet olarak bizi rahatsız ediyor.
Biz ayranı çabuk kabaran duygusal bir milletiz. AB'de örselenen birtakım değerler yüzünden Batılılar bizi anlamakta zorluk da çekebilir. Ancak daha birkaç hafta öncesine kadar yüzde 70-80'lerde seyreden AB'ye kamuoyu desteği; Kıbrıs, Ege ve Ermeni soykırımı konularından dolayı bir anda yüzde 5'lere iniverir.
Millet olarak AB üyeliğine olumlu bakıyoruz. Ama ne pahasına olursa olsun değil. Onun için AB bizi oyalamaya devam eder, ya da dışlarsa bu durumdan ciddi şekilde etkilenmemek için alternatif çözümler, alternatif politikalar üretmeliyiz.
Birincisi iç cepheyi kuvvetlendirmeliyiz.
Toplumsal dinamiklerimizi çelmeleyen, medeniyet hamlemizi köstekleyen Anayasa maddelerini bir an önce değiştirmeliyiz.
İfade özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmalıyız.
Demokratikleşmeyi hızlandırmalıyız. Ama önce demokrasiyi özümsemeliyiz. Samimi olmalıyız. "Öteki"nin hakkı çiğnendiğinde, kendi hakkımız çiğnenmiş gibi, kendi nasırımıza basılmış gibi tepki vermeliyiz.
Bunun için sadece şekliyle uğraştığımız eğitim sistemine ruh vermeliyiz. Eğitim sistemimiz özgür bireyler yetiştirmelidir. Özgürlük, sadece seçkinler, kayırılanlar, ayrıcalıklı olanlar, öyle görünenler, öyle kabul edilenler için değil, hem "berikiler", hem de "ötekiler" için olmalıdır.
İkincisi, ne ABD'ye, ne de AB'ye; sanki onlara mahkûmmuşuz, mecburmuşuz gibi bir hava verelim.
Türkiye'nin gücü, kendisinden geliyor.
Dış politikada Türkiye'nin potansiyel iki güç alternatifi olduğunu unutmayalım: Bağımsız Türk dünyası ve İslâm âlemi.
Türk cumhuriyetleriyle yan yana duran, İslam Konferansı Örgütü içinde etkinliği olan bir Türkiye, sanıyor musunuz ki, Avrupa Birliği'nden bugün gördüğü muameleyi görür?
Biz kendimiz için doğru olanı yapalım. Göreceksiniz Avrupa ve Amerika da kendisi için asıl doğru olanı yapmak mecburiyetinde kalacaktır...
h.gulerce@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
19/
10/
2000...
Meclis Başkanlığı seçimi ve MHP'nin fotoğrafı
24/
10/
2000...
Tantan yeni bir şey söylüyor...
26/
10/
2000...
AB için dinimizi değiştirecek değiliz
31/
10/
2000...
Üç koldan...
02/
11/
2000...
MHP kongresi
07/
11/
2000...
Andıç denilen bumerang...
09/
11/
2000...
Bush mu acaba?
14/
11/
2000...
Evren'den icazet belgeleri
16/
11/
2000...
Kürtçe yayın
21/
11/
2000...
ANAP, ANAP olsaydı...
|