GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

24/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye



MEDYA ANALİZ 


Hükümet bizi kullandı

Hürriyet başyazarı Oktay Ekşi’den “andıç” değerlendirmesi: Şemdin Sakık'ın ifadelerinin basına yansıdığı gün "Alçakları tanıyalım" başlıklı yazı yazan Hürriyet Başyazarı Oktay Ekşi, "andıç" olayı ile gerçeğin ortaya çıkması sonucu Aktüel'e yaptığı açıklamada "Devlet bizi kullandı." dedi.

Şemdin Sakık'ın ifadeleriyle ilgili olarak andıçta "etkin köşe yazarlarından birine bilgilerin verilmesi" isteniyor. O köşe yazarı siz misiniz? Çünkü o ifadede adı geçtiği belirtilen kişilere zamanında en sert tepkiyi siz göstermiştiniz.

— Hayır. Öyle biri varsa bile ben değilim.

O günkü gazeteleri taradığımızda konuyu bir tek sizin işlediğiniz görülüyor. Tesadüf mü bu?

— Başkaları yazdı mı, yazmadı mı bilemem. Belki yazmış olanlar vardır. Ama o beni ilgilendirmez. Benim çalışma şeklim şu: Her gün saat iki buçukta bizim yazıişleri toplantısı olur. Ben gazetenin başyazarıyım. Başyazar benim anlayışıma göre, o gün aktüel açıdan ön planda ne varsa, onu işlemelidir. Ve o konuyla ilgili olarak, bir ölçüde kendi adına, bir ölçüde çalıştığı müessese adına görüş ifade etmelidir. Bu temel kuralı görünce zaten olay çözülür. Nitekim o gün de, toplantıya bu konu geldi ve tartışıldı. Şemdin Sakık'ın ifadesinde, bazı işadamlarının, gazetecilerin, dernek yöneticilerinin PKK'ya, özellikle Abdullah Öcalan'a hizmet sunduklarına ilişkin beyanı olduğu, hatta isimler verdiği ileri sürüldü. Ben bunu köşe yazısında işleyince, benim üzerime kaldı. Ama bütün gazetelerde haberdi.

'Andıç'ta özellikle "HADEP, RP ve İHD konusunda bilgiler etkin bir köşe yazarına verilsin" deniyor. Sonra da, daha hiç kimse yazmadan sizin köşenizde görüyoruz konuyla ilgili yorumu. Bu ilginç değil mi?

— Böyle bir tertibin olduğunu bilen biri değilim. Geride birileri tertip yapmış olabilir. Andıç zaten bu tertibin belgesi. Ama bundan haberiniz olursa, olayın içindesinizdir. Haberiniz yoksa nasıl olayın içinde sayılabilirsiniz? Şemdin Sakık mahkemede "Ben bunları söylemedim" diye ifade veriyor. Onun üzerine ben, basını bu şekilde kullananları, beni de, bizi de kullananları ağır şekilde kınayan iki ayrı yazı yazıyorum. Bunu hiçbir meslektaşım görmüyor, görmek istemiyor. Sadece "Alçakları tanıyalım" diye yazı yazmıştı diyorlar. Bunu elime tutuşturdular zannediliyor. Kırk sekiz senelik meslek hayatım boyunca, hiç kimse böyle bir şey yapamamıştır bana. Genelkurmay, hayatımın hiçbir döneminde bir şey empoze edemedi bana, buna cesaret bile edemedi.

Daha sonra merak edip ifadeleri görme ihtiyacı hissetmediniz mi? Neler var, neler yok bağlamında.

— Beni ilgilendiren Şemdin Sakık'ın ifadesinde meslektaşlarımın adının ilave edilmesidir. 28 Şubat 1999'da ben bu işi lanetleyen bir yazı yazdım, 12 Aralık 1998'de de aynı minvalde bir yazı kaleme almıştım.

Siz aynı zamanda hukukçusunuz. Soruşturma hazırlık safhasındayken basına sızdırılması yasak değil mi?

— Yıllardır bunu savunurum. Bunlar basını kullanarak insanların haysiyetiyle oynuyorlar. Haysiyet cellâtlığını devletin kendisi bizzat yapıyor. Bunları fark ettiğim ilk günden beri hep davacı oldum.

İyi ama o zaman neden yazıişleri toplantısında, "Bunu yayımlamayalım; çünkü bu bir hazırlık soruşturması, hukuken yanlıştır, olayın aydınlığa kavuşmasını bekleyelim" demediniz?

— Gazetecilik kendi kurallarını, hukuk kendi kurallarını işletir. Ben masaya gelmiş bir haber için "Gazete yayımlamasın" demem. Yazıişleri onun faturasını üstlenir. Devletin resmi makamları kendi yetkilerini kötüye kullanırsa, insanların haysiyetiyle oynamak için yasaların çiğnenmesini teşvik ederse, belge verirse, kim, nasıl karşı çıkabilir?

lSomut olan şu galiba: Demokrat gazetecileri susturmak için bir şeyler yapılıyor ve PKK ile özdeş hale getiriliyor.

— Aksini iddia etmiyorum. Zaten ortada olanlar da böyle düşündürüyor. Ama demokratlığı bu kardeşlerimize özgü bir sıfat olarak alırsanız, söylenecek çok başka şeyler çıkar ortaya.

Yayın toplantılarına katılmanız açısından soruyorum. Bu tür başka belgeler gelir, tartışılır, konuşulur mu? Çünkü daha önce de istihbarat örgütlerinden gelen ve PKK fotoğrafı diye Hürriyet'te yayımlanan fotoğrafların, önceden başka bir gazetede yayımlandığı çıkmıştı ortaya. Etik açıdan, gazetecinin haber kaynağına bu kadar çok güvenmesi bir problem teşkil etmez mi?

— Ben, gazeteci devletten gelen belgeye güvensin demedim. Gerçeği bulma amacına dönük oldum. Kendim habercilik, büro şefliği yaptım, o günlerde birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan sadece gerçeği istedim. Yedi sene, başyazarlıkla birlikte Hürriyet Haber Ajansı'nın genel müdürlüğünü yaptım. En küçük yalana, en büyük tepkiyi gösterdim. Belge şuradan, buradan gelmiş, beni ilgilendirmez.

Genelkurmay'ın açıklamasında yine bazı gazeteciler isim vermeden suçlandı. Siz de 'Gazetecilerin kimlerle röportaj yapacağına ancak gazeteciler karar verir.' dediniz. Bu sözünüzden dolayı bir tepki aldınız mı?

— Hayır, hayır.

"Biz sizi yanılttık, o zaman yanlış ifadeler gönderdik" diyen oldu mu?

— O kadar ince bir devlet görmedim henüz ben Türkiye'de. Yazı yazdım, tepki gösterdim. Siz ne yapardınız?

Nazlı Ilıcak'a teşekkür ederdim, konuyu Meclis ve kamuoyu gündemine getirdiği için.

— Nazlı Ilıcak'a gerçekten teşekkür borcumuz var. Birincisi, andıç belgesini ortaya çıkarması gazetecilik açısından doğru bir olaydır. İkincisi, Ilıcak'ın dava dilekçesini de okudum: Bir milyon liralık tazminat talebiyle dava açmış. Dava dilekçesinde bir tek husus hariç, tamamının altına imza atarım. Ilıcak bütün gazetecilik yaşamı boyunca hep taraf tutarak görev yaptı. Onun dışında, dilekçedeki bütün söylediklerine katılıyorum. (Tuncay Opçin / Aktüel)




Soygun düzeni ve beş maymun

Kafese konulan beş maymun benzetmesiyle Türkiye'deki soygun düzenini ele alan Tuncay Özkan, "bazılarının 'talan düzeni'nin sürmesini istediğini" yazdı. Özkan'a göre "bu işler Tantan'ı aşar."

'Kafese beş maymunu koyarlar, ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar. Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar. Her bir maymun aynı denemeye giriştiğinde çok soğuk suyla ıslatılır, bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır. Su kapatılıp, maymunlardan biri dışarı alınıp ve yerine yeni bir maymun konulur, ilk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler. Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir ve merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer, bu ikinci yeni maymunu en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur. Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. En yeni gelen maymun da ilk atağında cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin, en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiçbir fikirleri yoktur. Son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiçbiri merdivene yaklaşmamaktadır. Neden mi? Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gider...'

Öyküyü internet yoluyla edindim. Temiz toplum amaçlı kavgaların örgütsüzlük ve ortak bilinç geliştirilememesi nedeniyle sonuçta geldiği nokta bu beş maymunun dramatik öyküsüne çok benziyordu. Bugün ise bir başka şeyi gerçekleştirmek için elimizde büyük bir şans var. O da temiz yönetimin sağlanabileceği büyük bir harekâtın başlatılabilmesidir. Yani böyle gelmiş böyle gitmez diyebileceğimiz noktadayız şu an. Muzları yememizin önündeki tek engel, biziz çünkü.

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ı herkes göklere çıkartırken, aman dikkat diye uyarmamızın nedeni, bugünleri görmemizdi. Sorunların çözümünde polisiye yöntemlerle, biraz da sansasyonel olarak ve siyasi ranta dönük yapılanması, bugünkü 'açmaz' gibi gözüken tabloyu da beraberinde getirdi.

Şimdi polisi bekleyen büyük tehlike geri adım atmasıdır. İçişleri Bakanı yasaları uygulamaktan dolayı pişman olmamalıdır. Kaygıya kapılmamalıdır. Polis olduğu yerde durmalı; ama sistemin diğer enstrümanları olan maliyeciler ve savcılar ileri atılmalıdır. Bunlara destek Meclis'ten gelmelidir. Sendikalar, dernekler de hareketlendi mi, işte o zaman temiz eller harekâtı başlar ve toplum temiz yönetim idealine ulaşmada yol alır. Yoksa beş banka soyulduğu için yapılan tutuklamalarla yargılamalar temiz toplumu yaratmaz. (Tuncay Özkan / Radikal)



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.