Tepkiler
Bir yazar için tepki önemlidir. O zaman iki yazar için daha önemlidir. Bize gelen tepkileri iki ana başlıkta toplamak mümkün:
1— Gözden dolma bilgilerle tepki gösterenler: Bunlara 'okur tepkisi' diyebiliriz..
2— Kulaktan dolma bilgilerle tepki gösterenler: Maalesef bunlara da (genelde) 'okumaz tepkisi' demek durumundayız.
Birinci maddedeki tepkileri de yine ikiye ayırmak mümkün. Ancak şimdilik buna gerek yok.
Dolma sevdiğimiz bir yiyecek olmasına rağmen, kulaktan dolma bilgiler insanı sarmıyor. Bir de kulaktan kulağa dolaşan bilgilerden sonra meydana gelen tepkiler oluyor. Konusunu ve başlığını çoktan unuttuğumuz çok eski bir yazımız hakkında arıyor ve diyor ki: "Bugün şu konuda yazdığınız yazı için arıyorum. Sizin abonenizin (üyenizim diyenler de var) yazınızdan dolayı protesto ediyorum. Aboneliği de bırakıyorum."
Bir de isim, adres, telefon, faks veya e—posta adresi olmadığı halde, "Kolaysa buna cevap verin!" diyenler var. Nasıl cevap verebileceksek?
Tepkiler iyi güzel de, tepkilerin bazısına da bizim tepkimiz oluyor. Böylece etki— tepki içinde yaşayıp gidiyoruz.
Hakaret hariç, haklı veya haksız bütün tepkiler yol gösterici oluyor. Hakarete gelince, o düşüncesi olmayanların kullanacağı bir yol. Bumerang gibidir. Döner sahibini bulur.
Virüs belası
Ramazan'ın manevi iklimine doğru yaklaşmaya başlıyoruz. Sadece gazetelerin promosyon duyurularından değil. Yaklaşan bereket ayının vatandaş üzerindeki etkisinden. Dün bu duygularla bilgisayarımızı açtık, bir de mübarek cuma günü dedik. Bilgisayarı açıp gelen mesajları kontrol edeceğiz. Dosyalardan birine dokunur dokunmaz, hareketlilik başladı. Bizim arşiv dosyasında bekleyen mesajlar, bilmediğimiz adreslere doğru uçuyor. Belki dünden itibaren 'h.sutay' veya 'hodri meydan' adına ulaşan virüslü dosyalar varsa, bizim günümüzün yarısını berbat eden virüsler yüzünden olabilir.
Dün öğleye kadar, bilgi işlemdeki arkadaşların lojistik kuvvet desteğiyle virüs meydan muharebesi yaşadık. Antivirüs programına rağmen bulaşan bu meret yüzünden biraz da zayiat verdik. Mübarek gün hatırına kimseye beddua etmeyelim dedik yine de.
Memleket de böyle, dünya da. Bu virüs dedikleri de AIDS mikrobu gibi. Mesajla, fotoğrafla ve bilumum haberleşmelerle bulaşıyor. Birileri herkesin hayrına işler yapmayı düşünürken, diğerleri de ellerindeki zararlı programları üstümüze salıyorlar. Teknoloji işlerimizi kolaylaştırdığı kadar, karmaşık hale de getiriyor. Her şeye rağmen böyle çalışmaya mecburuz ve seviyoruz.
İşkencenin tipi
TBMM İnsan Hakları Komisyonu, bir ara karakol baskınları ve cezaevleri raporları ile gündemdeydi. Daha sonra eski başkan Sema Pişkinsüt'ün alaşağı edilmesiyle gündeme geldi. Şimdi ise orada başka bir gündem var.
Komisyonun yeni başkanı Hüseyin Akgül diyor ki: "İnsan hakları sadece işkence ve cezaevinden ibaret değildir." Akgül'e göre diğer insan hakkı nedir? Diyor ki: "Çevre kirliliği de insan hakları ihlallerine girer. Bunların da araştırılması lazım."
E güzel! Zaten Akgül'ün, "Anıt Ağaçlarımız!" diye bir kitabı olduğunu Parlamento büromuz söylememiş miydi, bize?..
Memur-name
Memurların durumu malum. Hükümet almış cendereye habire eziyor. Bir yandan yüzde 10 gibi komik bir zam, öte yandan Meclis'te başlarının tepesinde heyula gibi duran ve memura yargısız infaz yolunu açan eski 'karaname' yeni 'arayasa".
İlker Ceyhan bir kara tren türküsüne nazire yapıp memur–name karalamış. Bakalım sevecek misiniz?
Gözüm hükümette, gönlüm darda
Ya zam verin ya haber yolla
Greve gitmişim Kızılay Meydanı'nda
Memura zam gecikir belki de gelmez
Meclis'e takılır derdimi bilmez
Zam dolar yüreğime dertler dinmez
Ay başı zor gelir halimi hiç bilmez
Ocağımı savurur gözyaşımı silmez
Memura zam gecikir belki de gelmez
Meclis'e takılır derdimi bilmez
Maaş teklifi
DSP Ankara Milletvekili Zeki Sezer, 65 yaşını doldurmamış muhtaç ve güçsüz Türk vatandaşlarına aylık bağlanmasını isteyen bir kanun teklifi verdi. Sayın Sezer'in niyetinin halisane olduğuna eminiz. Başkalarının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek olanlara 'devlet baba'nın şefkatli ellerini açmasından daha normal bir şey olamaz. Gelin görün ki, öte yandan, emekli maaşlarının durumu da ortada. Yıllarını bu ülkeye vermiş olanların üç otuz paraya talim ettirildiği ülkemizde, muhtaç ve güçsüzlere yardım elinin uzatılacağını ummak, biraz hayalperestlik olmuyor mu?
Kutlu mutlu
Dün, Öğretmenler Günü'nü kutladık. Biz değil elbette öğrenciler ve öğretmenler kutladı. Öğrenci velileri de uzaktan takip etti. Öğretmenlerin durumunu göz önüne getirince kutlamaların anlamsızlığı, yersizliği iyice ortaya çıkıyor ve sırıtıyor. Limon satarak geçimini sağlayan öğretmenin bir gününü kutlasanız ne yazar, kutlamasanız ne yazar?
Onlar da yaşadıkları çaresizlikleri öğrencilerine yansıtıyor ne yazık ki? Kutlamayla günü kurtarıyoruz sadece!
Duvar yazısı
Bu senenin eğlencesi direklerarası değil bankalar arası!
|