GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

25/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye



Ali ÇOLAK

Gül Saati

Öğretmen iyi bir temizleyici midir?

Ne zaman öğretmenler üstüne bir yazı yazmaya niyetlensem bunun anlamsızlığına hükmeder, vazgeçerim. Bugün bu yazıya başlarken yine aynı şeyleri düşündüm.

Vazgeçtim birkaç kere, sonra kendimi kandırıp denemeye karar verdim. Niçin oluyor bu, neden kaçıyorum öğretmen ve öğretmenlik üstüne yazmaktan? Nedeni bence açık: Riyakârlığa düşmekten korkuyorum. Zaten 'özel günler'le ilgili bir şey yazmayı oldum olası sevmem. Beylik laflar etmekten, ayran kabartmaktan; durduk yere vatan, millet vs. üstüne konuşmaktan hiç hazzetmem. Böyle konuşanları, yazanları da doğrusu ciddiye almam.

Öğretmenlerle ilgili yapılan konuşmaların, yazılan yazıların neredeyse tamamı kocaman bir riyakârlıktan başka bir anlam taşımaz ne yazık ki... Eskimiş, aşınmış, içi boşalmış kalıp cümleler oluşturur bunların omurgasını. "Vatanın her köşesinde körpe beyinleri aydınlatmak, yüreklere ışık olmak, mum gibi eriyip çevresine ışık saçmak, yarınların garantisi genç nesilleri yetiştirmek..." Sanırım her öğretmenin artık bıkkınlık duyduğu sözlerdir bunlar ve bana öyle geliyor ki öğretmen olmayanların icât ettiği cümlelerdir. Söyleyenler, günah çıkarmak, kendilerini temizlemek için böyle yollara başvurmaktadır. Çünkü toplumun, yönetimlerin, devlet denen organizasyonun değerler sıralamasında; "öğretmen"in yeri diplerdedir. Hem bir "değer" olarak, hem de kendilerine biçilen yaşam biçimi olarak "dip"tedir öğretmen. Maddi ve manevi "yok"luğa; toplumsal yaşamda biçilen bu değersizliğe, silikliğe, unutuşa rağmen tutup öğretmenlerin sırtına kâinatın en ağır yükünü yüklemek, sonra onları çocukların bile kanmayacağı yüceltme cümleleriyle "onurlandırmak" riyakârlık konusunda iyisinden bir "tahsil" ile mümkündür.

Bakın, haklarını teslim edelim, bütün bu sözleri söyleyenler, öğretmenlerin çocuksu bir yüreğe sahip, kolay kandırılabilir insanlar olduğunu, büyük "açlıkları"nın ve beklentilerinin bulunmadığını çok iyi kavramışlardır. Bilirler ki ülke üstüne, gençlik üstüne, eğitim-öğretim üstüne vazgeçilmez tutkusu, hatta saplantısı vardır öğretmen milletinin. Karanlık işlerden, dalavereden, soygunculuktan, dönme dolaplardan anlamaz öğretmen. Yalın ve duru bir yaşamı vardır. Küçük şeylerle mutlu olmayı yaşam felsefesi haline getirmiştir. Bu özellikleri, onun her zaman "söz"le kandırılabilme, vaatlerle yüreklendirilebilme ihtimalini saklı tutmaktadır. Öyleyse onlara hem 'değersiz' bir yaşam biçmek hem de omuzlarına dağ gibi yükler sarmak mümkündür. Bunca ağır ve sorumluluğu yüksek bir görevi üstlenmiş; aynı zamanda da toplumun "değerler" kategorisinden böylesine dışlanmış, silinmiş başka hangi meslek sınıfı vardır?

Yaşamın muslukları çift, birinden nur akıyor biteviye, öbüründen kir... Öğretmenlere toplum nur akıtma görevini yüklemiş ve çekilmiş aradan. Öte yandan, bütün çarklar kir akıtanların lehine kurulmuş ve onlar durmadan semiriyor, güçleniyor. Toplumun "saygınlık" sıralamasında soyguncular, batık bankacılar, dolandırıcılar, gözbağcılık yapan iki yüzlü, omurgasız medya patronları ve yöneticileri hep bir numara... Devlet katında hepsi makbul ve dokunulmaz; "kusur" işlediklerinde "affedilebilecekler" sınıfındalar... Öğretmenler, bunların bankalarının, holdinglerinin, plazalarının gölgesinden bile geçemez... Öğretmen, en küçük kusurunda sokağa atılır ve aç kalır. Bu "saygın" meslek erbabının ve devletlilerin katında "öğretmen" sözcüğü olsa olsa bir aşağılama sıfatı olarak geçer.

Acı ve gülünç, eğlendirici ve öldürücü olana bakın ki ülkedeki tüm pislikleri temizleme görevi yine öğretmenin sırtına yükleniyor. "Temiz, faziletli, çalışkan, ahlaklı, uygar..." nesiller yetiştirmek...

Türkiye, bütün güzel sözlerin kaypaklaştığı, içinin boşaltıldığı, anlamının yittiği; bütün değerlerin ayrılmamacasına karıştığı, yaşamın doğal dengesinin alt üst olduğu bir ülke. Ve artık bu ülkenin insanları hiçbir vaat, hiçbir süslü söz duymak istemiyor. Türkiye, koşar adım faşizme doğru gidiyor. Yasaklar, işten atmalar, düşünce suçları, fişlemeler, soruşturmalar... Ne yazık ki faşizme aşık bir yönetim hüküm sürüyor ülkede. Memur, işçi, doktor, öğretmen yeri göğü inletiyor, kimse duymuyor. Mazlum öğrencilerin gözyaşları kuruyor kimse görmüyor. Düşünceler susturuluyor, dolandırıcılar affedilmeyi bekliyor. Düşünenin, üretenin, mazlumun sesi hiçbir yere ulaşamıyor. Ülkeyi sanki burada yaşayanlar değil, kör ve sağır uzaylı yaratıklar yönetiyor. Onlar da sıradan uzaylılar değil, sanki "uzaylı bir cunta." Olup biteni gördükçe aksini düşünemiyor insan...

Öğretmenler haftası mı, öğretmenler mi? Elbette öğretmenlerden temiz, ahlaklı; "aklı hür, vicdanı hür nesiller" yetiştirmesi isteniyor. Ve artık, insan bunlara gülmeyi bile yararsız görüyor.


a.colak@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

16/ 09/ 2000... Adın tereddüt olmalı
23/ 09/ 2000... Pavese'nin Yaşama Uğraşı
30/ 09/ 2000... Kitaptan korkmak
14/ 10/ 2000... 'Sevincin sesi çıkmıyor'
21/ 10/ 2000... Hapis mi saadet mi?
28/ 10/ 2000... Ağacın şiiri, şiirin ağacı
04/ 11/ 2000... Saltanatın halleri
11/ 11/ 2000... Çok satmak mı, Allah korusun!
18/ 11/ 2000... Güzel şeyler söyleyen bir dergi


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.