
EGE'NİN YAĞ DEVİ
İSO 500 arasında yer alan Ege Bölgesi'nin önde gelen gıda firmalarından Küçükbay AŞ, bitkisel sıvı yağ üretiminde oldukça iddialı. 1979 yılında kurulan şirketin sahibi Ahmet Küçükbay, 30 trilyona ulaşan iç pazar hacmi ile sıvı yağ üretiminde pazarın yüzde 15'ine sahip olduklarını söylüyor.
Orkide markası ile hem sıvı yağ, hem de deterjan üreten Küçükbay AŞ şu anda 5 kıtada 30 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Firmanın 2000 yılı ihracat hedefi ise 20 milyon dolar. Ahmet Küçükbay, ISO belgesi için çalışmaların sürdüğünü, iki yıl içinde ise şirketi Borsa'da halka açmayı hedeflediklerini söyledi.
Ahmet Küçükbay - Orkide Yağları
1958 Manisa doğumlu. İlkokul eğitiminin ardından babası ile birlikte ticarete atıldı. 1978 yılında İzmir'e göçtükten sonra burada ayçiçeği yağı üretimi ile sanayie girdi. Bugün İSO 500 içinde yer alan Küçükbay Yağ ve Deterjan Sanayii AŞ'nin yönetim kurulu başkanlığını yürütüyor. Evli ve 3 çocuk sahibi.
Onun işi yağcılık
Küçükbay Yağ ve Deterjan Sanayi AŞ'nin sahibi Ahmet Küçükbay ile şirketin İzmir Bornova'daki üretim tesislerinde görüştük. Küçükbay adeta küçük bir yağ laboratuvarını andıran odasında, sektörün durumu ve sorunları hakkında sorularımızı cevaplandırdı. Ahmet Bey'in şimdiki hedefi ise ISO kalite belgesi ve Borsa'da halka arz.
Ahmet Bey, öncelikle sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Biz aslen Manisa Kırkağaçlıyız. Babam Akif Küçükbay, 70'li yıllarda Kırkağaç'ta toptan gıda üzerine ticaret yapardı. Aile olarak zirai ilaç satımı, nakliye vb. işleri de yürütüyorduk. Daha sonra yatırım araştırmasına giriştik. Ve sanayi ile 1978 yılında İzmir'e göç ettikten sonra tanıştık. Ticaret ile uğraşırken de okumaya pek vakit bulamadık. Ben ilkokul mezunuyum. Babam bana adam lazım diyerek beni küçük yaşta ticarete alıştırdı. Bazen keşke bir fakülte bitirebilseydim diyorum. Ama nasip olmadı, yine de Allah'a şükür kendimizi yetiştirmeye çalışıyoruz.
Bu dev üretim tesisleri ne zaman kuruldu?
Biz 1978'de amcamlarla beraber Bornova'da 28 bin metrekarelik bu fabrikayı devraldık. O zamanlar bu tesis oldukça küçük ebattaydı, günlük üretim kapasitesi 15 ton civarındaydı. Üretim ise maalesef yapılmıyordu. Biz devraldıktan sonra yaptığımız yeni yatırımlarla şu anda günlük 600 ton üretim kapasitesine ulaştık. Önce ayçiçeği rafinerisi üreterek işe giriştik, daha sonra diğer yağları da üretmeye başladık. Amcamlar ise sonradan şirketten ayrıldılar. Şu anda babam ve kardeşimle birlikte işleri yürütüyoruz. Kardeşim Halil, işletmede üretim işleri ile ilgileniyor. Ben ise diğer ticari işlere bakıyorum.
Deterjan üretimi ne zaman başladı?
Deterjan ve sabun üretimi de yağ ile birlikte 1978'de üretime başladı. Yağın rafine edilmesi sırasında artan malzemeden sabun üretiliyor. Deterjanı ise aynı pazara hitap ettiği için üretiyoruz; ancak bu alana çok fazla yatırım yapmadık. Kremden sonra şimdi de sıvı deterjan üretmeye başladık. Ayrıca cam temizleyici vb. farklı ürünleri de üretiyoruz.
Yağ, üretim sırasında hangi aşamalardan geçiyor? Bu konuda hangi teknolojileri kullanıyorsunuz?
Ham yağ, üretim esnasında 3 aşamadan geçer. Önce nötralize denilen yağın asitlerinden arındırılması, vinterize diye isimlendirilen donan asitlerin yağın içinden ayrılması ve yağın belli bir hararette kaynatılarak uçan yağların alınması. Biz bu üç aşamada da Avrupa'da kullanılan en son teknolojiyi, Alman ve Amerikan makinelerini kullanıyoruz. Bu yüzden bizim ürünlerimizin gerçek raf ömrü 2 yıldır.
Yağ üretiminde pazar payınız ne kadar?
Türkiye genelinde tüketime göre sıvı yağlarda bizim pazar payımız yüzde 15'ler civarında. Ancak bizim hedefimiz çok daha yüksek. Zira bizim kurulu kapasitemiz Türkiye'nin yıllık sıvı yağ ihtiyacının yüzde 30'una cevap verebilecek durumda. Bu amaçla biz Orkide'nin yanında alternatif olarak "Vera" markasıyla da piyasaya ürünlerimizi sürüyoruz. Ayrıca Tansaş'ın sıvı yağ ihtiyacını önemli ölçüde biz karşılıyoruz. Ülkemizde Unpaş marketlerinin yanı sıra, yurtdışında da çeşitli market zincirlerine ürün satıyoruz.
Sanayi kuruluşları arasında 462. sırada yer aldınız, oldukça büyük bir kapasiteniz var. Ancak kamuoyunda başka markalar kadar tanınmıyorsunuz. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Biz yıllardır oldukça yüksek kapasite ile üretim yapıyoruz. Reklamın, markanın tanıtıma katkısı olduğuna inanıyoruz; ancak reklam konusunda makul bütçeler ayırıyoruz. Bütün televizyonlarda 10-20 defa insanları uçurmanın çok da bir faydası yok. Biz bu maliyetleri aşağıya çekmeye çalışıyoruz. Bu yüzden ürünlerimiz başka markalara göre hem daha kaliteli, hem de daha ucuz. Hammadde alımlarımızı peşin yaptığımız ve kredi kullanmadığımız için malın maliyeti bizde daha aşağıya iniyor. Bizim 600 bin liraya litresini sattığımız bir ayçiçeği yağını başka markalar 1 milyon liraya satabiliyor.
Reklamlar insanları etkiliyor; ama vatandaş biraz seçici olmalı. Bizim hedefimiz daha yukarılarda, çünkü biz geçmiş senelerde daha üst sıralardaydık, 200 küsurlardaydık. Ancak yeni ürünler ve yeni yatırımlarla daha yukarılara çıkmayı hedefliyoruz. Bunun için yurtdışındaki fabrikaları gezip inceledik, yeni makineler aldık. Son dönemde ayçiçeği ve zeytinyağına alternatif olarak farklı ürünler ürettik.
Son dönemde bir de karışım bitkisel yağ ürettiniz. Bu fikir nereden aklınıza geldi?
Karışım bitkisel yağın içinde soya, ayçiçeği, fındık ve mısırözü yağları var. Bu ürünün fiyatı da halkımızın alım gücüne uygun. Hatta ayçiçeği yağından bile ucuz. Bize göre bu karışım vitaminler ve besin değeri açısından ideal bir ürün. Halkımızın damak tadına da uyduğu için oldukça büyük ilgi görüyor. Ayrıca özellikle fast-food üretiminde kullanılmak üzere dayanıklı kızartmalık yağ üretiyoruz. Tabldot ve catering firmaları patates ve sebze kızartmalarında, hazır hamburger gibi üretimlerde bu yağı tercih ediyorlar.
Sizin yemek türlerine göre ev hanımlarına ve aşçılara farklı yağ tavsiyeleriniz oluyor mu?
Elbette, yapacağınız yemeğe göre kullanılacak yağ değişiyor. Bana göre; her evde 3-4 çeşit yağ bulunmalı. Örneğin; zeytinyağı her yemekte kullanılabilir. Ancak hamur işlerinde ayçiçeği yağı daha iyi netice veriyor. Pilav ve makarna gibi yemeklerde mısırözü tercih edilmeli. Özellikle kek ve tatlılar için fındık yağını tavsiye ediyoruz. Aslında fındık yağı, zeytinyağı gibi her türlü yemekte kullanılabilir. İçinde E vitamini bulunan fındık yağı, kansızlığa da iyi gelir. Ancak tabii ki herkesin damak tadı ve alışkanlıkları farklı olabilir. Mesela; soya ve kanona yağları Türk damak tadına sanki pek uymadı, kokusu insanlara biraz farklı geliyor.
Tüm Türkiye çapında dağıtım ağınız var mı?
Biz şu anda Sinop'tan Erzurum'a ve Urfa'ya kadar Türkiye'nin dört bir tarafına mal gönderiyoruz. Türkiye genelinde 60 ilde bayilerimiz var.
Yurtdışında hangi ülkelere ihracatınız var?
Bugün 5 kıtada 30 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Avrupa piyasalarını zorluyoruz ve büyük market zincirlerine mal vermeyi hedefliyoruz. Ancak bizim asıl pazarımız Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika. Buralarda talebe göre mısır, ayçiçeği ve soya yağı ihraç ediyoruz. Yıllık üretim kapasitemiz 227 bin ton, firmamızın 2000 yılında dış pazarlardan hedeflediği ihracat cirosu ise 20 milyon dolar civarında.
Neden Orkide markasını seçtiniz? Bunun size özel bir anlamı var mı?
Biz bu ismi 1978 yılından beri severek kullanıyoruz. Çünkü orkide nadide bir çiçeğin ismi, güzel ve hoş kokulu. Biz de bitkisel yağ markası olarak tercih ettik. Şimdi yeni marka olarak da yükselen anlamına gelen Vera ismini koyduk.
Sektörünüzde pek çok şirket Altınyağ, Lio halka açıldı. Siz de şirketinizi Borsa'da halka açmayı düşünüyor musunuz?
İki yıl içinde biz de şirketimizin yüzde 25'ini halka açmayı düşünüyoruz. Bunun için şimdiden ISO belgesi için çalışmalara başladık.
Bir de kalitesiz üretim yapan merdiven altı firmalar var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Bir zamanlar doğal kaynak, maden ve içme sularında yaşanan başıbozukluk şimdi de bitkisel yağ üretiminde kendini göstermekte. Bir kısım yağ üreticilerinden gayri sıhhi şartlarda satın alınan bitkisel yağ hijyen koşullarından tamamen uzak bir şekilde tankerlere yüklenmekte ve içi görünmeyen malzemelerle ambalajlanmaktadır. Denetimsiz olan bu tür üretimlerde ayçiçeği yağının içine daha ucuz olan başkaca yağlar karıştırılmakta. Bu tür ucuz ve kalitesiz üretimlere karşı tüketiciler dikkatli olmalı.
Ham madde açısından bir sıkıntınız var mı? Türkiye'nin yıllık ayçiçeği ve zeytin üretim miktarı ne durumda?
Türkiye'de mutfaklarda en çok ayçiçeği yağı tüketiliyor. Ancak ne yazık ki ülkemizdeki mevcut üretim, tüketimin ancak yüzde 50'sini karşılayabiliyor. Rakam vermek gerekirse 600 bin tonluk bir tüketimin, 300 bin ton ham maddesi ülkemizde üretiliyor, geriye kalanı ise ithal ediliyor. Son yıllarda ithalat genelde Karadeniz ülkeleri Ukrayna, Rusya, Bulgaristan ve Romanya'dan gerçekleştiriliyor. Bu ülkelere alternatif ise Güney Amerika pazarı. Karadeniz'de eylül ayında hasat olurken Güney Amerika'da ise mart ayında oluyor. Mısır yağının ham maddesini ise Amerika'dan ithal ediyoruz.
Herhalde ham maddenin önemli bir kısmı yurtdışından geliyor?
Evet, hatta ithalatımız, ihracatımızdan fazla. Tarım Bakanlığı ayçiçeği üretimini desteklemek için çeşitli çalışmalar yapıyorsa da sonuç alınamıyor. İki yıldır uygulanan prim sistemi ise bence çok doğru bir sistem. Böylece üretici, çiftçi direkt olarak desteklenmiş ve yönlendirilmiş oluyor. Ayrıca üretilen malın miktarı da net olarak tespit edilebiliyor. Ürünler kayıt altına alınarak haksız rekabet de önlenmiş oluyor. Trakya Birlik tarafından fiyat artırılmasına da gerek kalmıyor. Üretici ise daha çok kâr edeceğini düşündüğü ürünü üretebiliyor. Ülkemizde 30 bin ton kutulu zeytinyağı tüketilirken, 30 bin ton yağ ise insanların kendi evlerinde ve akrabalarında kullanılıyor. Bu yılki üretim ise tahminen 170 bin ton. Demek ki 100 bin ton malın ihraç edilmesi lazım.
Bu konuda en büyük rakibimiz hangi ülkeler?
Zeytinyağında İtalya ve İspanya yıllardır dünya pazarlarına hakim olmuşlar. Türkiye, rahmetli Özal'ın teşvikleri ile 1984 yılından beri zeytinyağı ihracatına ağırlık verdi. Marka yapmak ve dünyaya kendi ürününüzü tanıtmak kolay şeyler değil. Bu yüzden Türkiye'nin zeytinyağı ihracatının büyük kısmı rafine edilmiş, dökme yağ olarak satılıyor.
Türkiye'nin Uluslararası Zeytinyağı Konseyi'nden ayrılması, Türk üreticilerini dış pazarlarda olumsuz etkilemiyor mu?
Türkiye bu konseyden çok fazla istifade edemedi ve geri çekildi. Ancak bu konseye üye olunmalı, dünyadan kopmamalı. Dünyada son yıllarda yağ konusunda bir arz fazlalığı var. Özellikle palm yağları, soya yağları ve mısır yağlarında fiyatlar en düşük seviyelerinde. Bu da tüketicinin lehine tabii ki.
2000'li yıllardaki hedefleriniz ve projeleriniz nelerdir?
Bizim hedefimiz pazar payımızı artırmak ve çeşidimizi zenginleştirmek. Bu amaçla belki gelecekte kendi ihtiyacımız olan ambalaj sektörüne yönelik bir yatırım yapabiliriz. Ayrıca eğer zeytin üretim miktarı her yıl belli bir seviyede olursa Kemalpaşa'da yeni bir zeytinyağı tesisi kurmayı planlıyoruz.
Son olarak iş hayatında sizi başarıya götüren prensipleri öğrenebilir miyiz?
Bir kere mal alımına kalite yönünden çok dikkat ediyoruz. Ödemelerimizi de tam olarak ve zamanında yapıyoruz. Bunun da uzun vadede çok avantajlarını görüyoruz. Bir de müşterimize sahip çıkıyoruz. Başta kalite olmak üzere en güzel ürünü en ucuz fiyata sunmaya çalışıyoruz. Bunu da başardığımıza inanıyorum.
|