Roth, kafamızı bozmasın!
Ömrünün yarısını Türkiye'de geçirdiği için senli benli olduğumuz Alman Yeşiller Partisi Milletvekili Claudia Roth'un çıkışları bizim yetkilileri kızdırıyor. O da biraz inadına yapıyor galiba. En son olarak azınlık haklarının verilmediğinden bahsetti. Hıristiyanların haklarını vermiyorsunuz falan dedi.
Ne var bunda kızacak? Haklarını veriyorsak, 'veriyoruz' diyelim. Vermiyorsak 'vermiyoruz' diyelim. Söke söke alacak halleri yok ya!
Kaldı ki aynı problem bizim de başımızda değil mi? Almanya'da 3 milyona yakın vatandaşımız yaşıyor. Onların hakkını biz neden aramıyoruz mesela? Yoksa onların bizim vatandaşlarımıza verdiği hakları, biz burada kendi vatandaşlarımıza ver(e)miyor muyuz?
O zaman yabancılara hiç vermeyiz kardeşim. Roth da gelip moralimizi bozmasın bizim. Eski köye yeni adet. Yok öyle.
Hak değirmende olur. Haydi yallah!
Erkek olsa şöyle bağırırdık mutlaka: "Haydi yüürrü de ense tıraşını görelim!"
Serbest
Sabah sabah kulağımıza çalınan bir şarkının sözleri dikkatimizi çekti: "İstersen sen bir suç işle/ Karışamaz buna kimse/ Yeter ki candan iste/ Olmaz deme sakın/ Olur olur bal gibi olur." Aklımızda böyle kalmış. Yanlış hatırladığımız satırlar olabilir. Neyse biz bu haliyle hatırladığımız için bizi hayal alemine aldı götürdü ve Türkiye'de yaşananlara uyarlamamızı sağladı. Eğer şarkının sözlerini yanlış anlamadıysak: günümüz gerçeklerinin üzerine tam olarak oturuyor.
Trafikomik
Meclis Trafik Araştırma Komisyonu çalışmalarını tamamladı ve kamuoyuna açıkladı. Komisyon Başkanı Ahmet Tan son 10 yılda 13 milletvekilinin trafik kazalarında öldüğünü söyledi ve sözlerine şunları ekledi: "Milletvekillerimiz millet adına yollarda ölüyor. Bu trajikomik bir olaydır." Aslında Sayın Tan haklı. Vekillerin millet adına ne yaptığına bir göz atarsak, onların yollarda millet adına öldüklerini söylemek, gerçekten trajikomik bir olay olur.
Hazır kartlılar seferî mi?
Telsim ve Turkcell'in Ramazan münasebetiyle başlatmış olduğu iftar saati bildirme mesaj servisi takdirle karşılandı. Ancak bu hizmetten yararlanmak isteyen 0535 hazır kart sahipleri bunun sadece 0532 ve 0533 aboneleri için olduğunu öğrenince şaşırdılar. Selahattin Çam soruyor: "Turkcell neden böyle bir uygulamayı uygun gördü dersiniz? Hazır kart sahiplerinin reklamdaki gibi özgürce dağ bayır dolaşan ve dolayısıyla seferi olabilecek olan kişiler olduklarını düşündükleri için mi?"
ilan
Bir refikimizde okuduk.
Dinç Bilgin gazete ilanı ile holdingini savunacak basın ve ticaret konularında uzmanlaşmış avukatlar arıyormuş.
Eski avukatlara ne oldu acaba?
FDT*
"YUH" dedim PEYGAMBER' demedim... Çünkü biliyorum "YUH" peygamber değil...
İstanbul'da metro var da biz mi bindik? Taşralılar
Bir köyde 100 tane ikiz varmış... Bunu hemen hesaba vurup Türkiye'deki binlerce köyde yüz binlerce ikiz olduğunu anlamayalım lütfen... Yapanlar var da... Ben gördüm; öyle öyle, ben gördüm...
(*) Fatihin Dert Tankeri
İstemez
ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın konuşmaları hep tartışılıyor. Yılmaz, Samsun'da konuşurken dinleyenlerden birisi "Demokrasi istiyoruz!" diye bağırınca, polis tarafından yaka paça götürülmüş.
Demek ki demokrasi istemek de suç haline gelmiş. Hasan Celal Güzel de o yüzden hapislerde süründürülmüyor mu?
Ödetme
Devlet Bakanı Recep Önal, dedikoduyla bankacılık sektörünü zedeleyenlere fena kızmış ve bunu yapanlara bedelini ağır ödeteceğim demiş. Önce dedikodusuz biçimde zarara sokanlar ödesin. Arkasından diğerleri.
Model
Kavgalarıyla, sansasyonel haberleriyle adından bahsettiren bir mankenin cipi yanmıştı. Bu arada magazin yönü ağır basan gazetelerde bu bayanın makyajsız fotoğrafı yayınlandı ve ne kadar 'çirkin' olduğu cümle aleme gösterildi. Aynı şey boyalı basın (dikkat edin renkli değil) için de geçerli değil mi? Yüzlerindeki makyaj hafiften akınca, gerçek yüzleri ortaya çıkmaya başlamadı mı?
Açık
İsrail askerleri tarafından öldürülen bir çocuk vardı ve sembol olmuştu. İsrailliler bir açıklama yapmışlar ve Muhammed Cemal'in Filistinliler tarafından öldürüldüğünü ileri sürmüşler! Sırf bu açıklama için günlerce beklemeye ne gerek vardı?
|