MİT açıklamaları, affı dikkatlerden kaçırmasın...
MİT Müsteşarı'nın, yardımcısıyla birlikte dört gazetenin Ankara temsilcilerini çağırarak yaptığı açıklamalar, acaba afla ilgili bir gündem saptırması mı?
Bu sorunun cevabını vermeden önce, açıklamalarla ilgili fikirlerimi belirtmek istiyorum.
İçeriği ne kadar doğru, yararlı, demokrasiyi ve AB üyeliğini savunanların işine de gelse, bir bürokratın siyasî iradeyi gölgeleyen bu tür açıklamalar yapması savunulamaz. Sayın Başbakan'ın, "yadırgamayalım, yararlanalım" yaklaşımı da mazeret olamaz. Elbette ki yararlanacaksınız; çünkü size bağlı bir bürokrat. Çağırır, yararlanırsınız. Zaten MGK'ya da sayın müsteşar katılıyor. Orada da her kurumun temsilcisi yararlanır. Nereden bakılırsa bakılsın, bu açıklamalar bir gizli servis başkanının stratejik konularda açıklama yapmasını mâzur gösteremez. Buna hoşgörüyle bakmak bir siyasî zaafiyet ilânıdır.
Zira Sayın Müsteşar, açıklamalarıyla; MHP'li bakanların tepkilerinden de görülüyor ki, hükümetin ikinci ortağını açıkça karşısına almaktan çekinmiyor.
Hele Sayın Müsteşar'ın, Genelkurmay'ı bağlayıcı bir üslûpla "askerle yüzde 100'e yakın aynı düşünüyoruz" demeye hiç yetkisi yok. Nitekim, kendileri uyarılmış olmalı ki, "hiçbir kurumun diğer kurum adına konuşma ve fikir beyan etme yetkisi olmadığını bilecek kadar tecrübeli bürokratlar olduklarını" belirtme ihtiyacı duydular.
MİT Müsteşarı ve yardımcısının sözlerinin doğruluğuna bakıp, demokrasi adına "oh be böyle bürokratlarımız da var, ne iyi" sevincini gösterip, böyle bir devlet anlayışına ve üslûbuna onay veren arkadaşlarımızı yadırgadığımı belirtmeliyim. O zaman Sayın Genelkurmay Başkanı'nın konuşmalarına neden tepki gösteriliyor? Yani hoşumuza giden şeyler söylemiş olsaydı tepki gösterilmeyecekti, öyle mi?
Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı konularında ilkeleri mi savunuyoruz, yoksa çok tenkit ettiğimiz Makyavelizm'i mi?
Sayın Müsteşar nasıl böyle konuşabildi? İzin aldı mı, almadı mı? Bu sorulara cevap ararken, Sayın Cemil Çiçek'le ilgili bir hatıram canlandı. Sayın Çiçek'le gençlik yıllarımızdan beri yakın dost ve arkadaşız. Kendisi 1987'de ilk defa bakan olunca, ziyaretine gittiğimde, devlet yönetiminin nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istedim. Cevabını hiç unutmuyorum: "Elimizde çocukların yap-boz dedikleri gibi bir karton resim var. Herkesin elinde birkaç parça var. Seçimle gelenler, ellerindeki parçaları yerleştirdiğinde maalesef resmin ne olduğu anlaşılamıyor. Belirleyici parçalar başkalarının elinde ve onların kim olduğunu biz bilmiyoruz..."
Gelelim yazımızın başlığına. MİT yöneticilerinin açıklamalarıyla acaba af konusu gündemin alt sıralarına mı itekleniyor?
Af konusunda gerçekten endişelerimiz var. Partiler konuyu nalıncı keseri gibi kendilerine doğru yontuyorlar.
Birincisi, herkes af konusu üzerinden siyaset yapıyor.
İkincisi, partiler kendi problemlerini çözmek için af konusunu kullanıyorlar.
En büyük endişemiz ise şudur. Bankaların içini boşaltanlar, kaçırdıkları paraları ödemeleri halinde af kapsamına alınacaklar. Bunun anlamı; devleti ve milleti zarara uğratmanın, bürokratik ve siyasî ayaklarını unutturmaktır. Dosyalar kapanacak, "harç bitti, yolsuzluklarla mücadeleye paydos denilecektir.
O zaman para, mücevher, araba çalanlar niye paralarını ödeyip hapislerden kurtulmuyorlar? Böyle adalet anlayışı olur mu? Sahi bir de şu var: Bankasının içini boşalttığı halde, karakola bir kahve içmeye bile davet edilmeyenler var. Onların ayrıcalığı nereden geliyor?
Bir soru daha. TCK'nın 504/7'si af kapsamına niye alınıyor? Yani dolandırıcılık suçunu düzenleyen bu maddedeki "kamu yararına çalışan hayır kurumları"nı dolandıranlar affın içine niye alınıyor? Zimmetine 1 milyon geçiren memuru, bankacıyı içeride bırak, hayır kurumlarını 100 milyarlarca dolandıranları kurtarmaya çalış.
Bu af konusunda var bir bit yeniği.
Af, aynı zamanda gerçek bir dürüstlük sınavı olacak.
h.gulerce@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
26/
10/
2000...
AB için dinimizi değiştirecek değiliz
31/
10/
2000...
Üç koldan...
02/
11/
2000...
MHP kongresi
07/
11/
2000...
Andıç denilen bumerang...
09/
11/
2000...
Bush mu acaba?
14/
11/
2000...
Evren'den icazet belgeleri
16/
11/
2000...
Kürtçe yayın
21/
11/
2000...
ANAP, ANAP olsaydı...
23/
11/
2000...
AB: Tamam mı, devam mı?
28/
11/
2000...
Malatya, Özal ve Yılmaz...
|