Ceketin gücü
Meslektaşlarımıza çok söyledik, sıradan insanların, bazı şarkıcıların, siyasetçilerin arkasına takılıyor ve adım adım takip ediyorsunuz. Ancak kendi patronlarınızın özel hayatından zırnık koklatmıyorsunuz. Onlar da tenezzül edip kendilerini anlatmıyorlar. Halbuki takip etseniz ne hikayeler çıkar kim bilir! Eh yeni yeni bir şeyler öğrenme fırsatımız oluyor işte.
Bir medya imparatoru daha tahtına veda etti. Ceketini alıp çıktığını açıkladı. İstanbul'da kavgayla başlayan basın hayatı, iflasla sonuçlandı. Bundan üç yıl kadar önce, o şaşaalı döneminde bütün binaların ve teknik malzemelerin Dünya Bankası'na ipotekli olduğu söylendiğinde inandırıcı bulmamıştık. Önceki gün gelinen nokta bu oldu: Ceketini alıp çıkmak. İyi güzel de, hepsi bu kadar mı? Yaşandığı gibi basit mi bu işler?
Düşünün canı sıkıldığında iktidara çatıyor ve çattığı iktidarı sarsıyor. Muhalefeti yerinden oynatıyor. Kamu kurumlarını, işadamlarını; sanatçıları ve bilumum insanları manşetleri, köşe yazıları veya diğer haberleriyle yönlendiriyor. İhalelere müdahale ediyor. Böyle bir yayın kuruluşunun sahibi, gazetesinin birinci sayfasından yayınladığı bir mektupla veda ediyor ve ceketini alıp çıkıyor.
Demek keramet medya patronunda değil, ceketteymiş. Bu ne ceketmiş ki, sahibini krallar gibi yaşatıyor. 20 trilyonluk yat, yarım trilyonluk araba, uçak, bilmem kaç trilyonluk malikane, Amerika'nın zengin muhitlerindeki gökdelenlerde daire, çember, fırıldak... Geride şerefli bir unvan ve alınıp çıkılan ceket. Nasreddin Hoca'nın "Ye kürküm ye!" dediği kürkü bile bu kadar güçlü değildi.
Eğer bütün bunlar bir ceketle oluyorsa, bu süper ceketten Türkiye'de yaşayan herkesin bir tane edinmesinde fayda var. Bu sayede kimsenin karşısında ceketinizi iliklemek mecburiyetinde kalmazsınız. Tam tersine, herkes karşınızda ceketini ilikler.
Tasarıya ne oldu?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'ın kamuoyunun gündemine soktuğu İş Güvencesi Yasa Tasarısı'nın başına olumsuz birşeyler geldiği konusunda şüphelerimiz artmaya başladı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan konuyu Bakanlar Kurulu'nun gündemine soktu. Tasarı ittifakla kabul edilmesine rağmen bir bakan, yurtdışı gezilerini bahane ederek, uzun süre imzalamadı.
Okuyan'ın her toplantısında gazeteciler sordu:
- İş güvencesi nerede?
Okuyan, hep aynı cevabı verdi:
- Bir bakan arkadaşımızın imzasını bekliyoruz.
Gazetecilerin ısrarlı soruları devam etti. En sonunda Okuyan, "Bakan arkadaşımız imzayı attı. Tasarı Başbakanlık'ta; yakında Meclis'e gelecek." açıklamasında bulundu.
Gazeteciler şimdilerde her fırsatta,
- Tasarı Başbakanlık'tan Meclis'e sevkedildi mi? diye soruyorlar.
Okuyan'ın yeni cevabı ise hep aynı:
- Yakında sevk edilecek!
Ama bildiğimiz kadarıyla hala sevk edilmiş değil. Oysa Meclis ile Başbakanlık'ın arası da öyle fazla uzak filan da değil.
Çalışma hayatı yazarımız Şahin Ali Şen, "Yoksa hükümet tasarıyı kayıp mı etti?" diye soruyor ve ardından da devam ediyor:
- Daha da kötüsü, yoksa tasarıyı kendi başına Meclis'e gönderdiler de, yolda giderken birisi tarafından şeker vaadiyle kandırıldı mı? Ya da Başbakanlık'ta, Bakanlar Kurulu'ndan gelen tasarının içi tam boşaltılamadı mı?
İşçilerden iş güvencesi için eylem isteyen sayın Okuyan, siz bu işe ne dersiniz? Sizin de bir eylem planınız var mı?
Duvar yazısı
Borsa kararınca karaborsa olur mu?
Tehlike
Bugünlerde gazetede mailler konusunda sıkıntı yaşıyoruz. En samimi dostumuzdan gelen mailde bile saklanmış bir virüs çıkıyor karşımıza. Birini siliyoruz, ertesi günü yeni bir tanesi çıkıyor karşımıza.
Bu günlerde internette dolaşan en tehlikeli virüs ise 'TV Virüsü'ymüş. O da tıpkı bir kaç ay önce ortalığı kasıp kavuran "Aşk Virüsü" gibi mail yoluyla bulaşıyor. Başlığı ise, "Let's watch TV" yani "Haydi televizyon seyredelim." Virüs hard diske kalıcı zararlar verebiliyor hatta yardımcı yazılımlarla korunan bilgileri bile silebiliyormuş. Gerçek hayatta televizyonlar insanlarımızı esir alıyor, sanal alemde ise virüsü bilgilerimizi esir alıyor. Televizyondan kurtuluş yok, sanırım.
Gazete gaza geliyor
Bir gazeteyi en iyi gaza getirecek okurlarıdır. Ancak bu defa öyle değil. İGDAŞ sayesinde gazete gaza geliyor. Şöyle söylesek daha doğru olacak: Gazeteye gaz geliyor. Genel merkez binasında daha önce fuel oil kullanılıyordu. Temiz hava, temiz çevre meselesi yani. Bu elbette önemli. Fakat daha da önemlisi okur desteğiyle gazetenin gaza gelmesi.
FDT*
Zeta JONES-Michael DOUGLAS'ın çocukları erkek olursa sünnet ettirsinler... Fotoğraflarından iyi para kazanırlar...
Korsan otogaz dönüşümcülerinin dikkatine!.. Gelin, ortak olalım...
Cartbank'tan aylık 250 milyona kadar limitsiz kredi! (Nasıl yani?)
Günah keçisi oldum... Evrim diye bir şey gerçekten var herhalde...
Ak akçe kara gün içindir; ama kara günde ya o akçe tedavülden kalkarsa?..
"Mahsun KIRMIZIGÜL jazz söylesin ben de sakallarımı kesmezsem..."derseniz bu ülkede iki yıla kalmaz köse olursunuz...
*Fatih'in Dert Tankeri
|