GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

01/12/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye



 


İftar vakti sendromu yakışmıyor

Özgür Yalçınkaya, sabır, hayır ve bereket ayında yapacaklarını şu şekilde dile getirmiş: "Söz verdim kendi kendime; Ramazan'ı bu sene adam gibi geçireceğim. Oruç tutuyorum diye akşama kadar suyu konmamış çiçek gibi olmayacağım. Boynu bükük, pısırık durmak hele Ramazan'da bana hiç yakışmıyor. Yapılacak bir sürü iş, su verilecek bir dünya çiçek varken ben nasıl uyuşuk durayım?

Sahurdan sonra uykuyu yasakladım kendime. Kur'an okumak için bundan daha güzel hangi vakit var? Azimliyim; bu Ramazan'da bir defa bitireceğim Kutsal Kitap'ı. Elim dilim, bütün bedenim farklı olacak bu sefer. Bunun son Ramazan'ım olmadığını kim bilebilir?

Aktif, çalışkan pırıl pırıl, neşe dolu olarak teravihlerde en ön safta olacağım. Ramazan'da marketlere saldıran insanlardan olmayacak, onları horlamayacağım. Ama ben öyle olmayacağım. Dedim ya;söz verdim kendi kendime. Bu Ramazan farklı olacağım."

Özgür Yalçınkaya'nın bu duygulu ve içten yazısını okurken teravih vakti insanların paniklemeleri gözümün önünde şerit gibi geçiyor ve irkiliyorum. Trafik kaidelerini ihlal eden, klaksonlarla kulakları sağırlaştıran, ve kilitledikleri trafikle beraber insan, sinirlerini de felç eden iftar vakti sendromunu acaba hiç düşündük mü, İslam'la, insanlıkla bağdaşıyor mu?

Her uzvun oruç tutması gereken bir ayda beş dakika önce iftara ulaşayım diye bağırmaya, küfretmeye hatta tekme tokat kavgaya yer verenler acaba ne orucu tuttuklarını zannediyorlar?

'Kul hakkını affetmeyeceğim' diyen bir Yaratıcı'nın kulları, döverek, söverek, çarparak, yaralayarak, üzerek O'nun rızasını kazanacaklarını mı sanıyor?

Bir kazaya karışmak, can ve mal kaybının yanında en az bir saat de zaman kaybına sebep oluyor. Bu durumda en kötü ihtimalle beş-on dakika geç kalmayı göze almak ve gerekiyorsa yanına iftarlık bir iki hurma alarak iftarını arabada açarak tamiri ve dönüşü imkansız maceralara atılmaktan daha mantıklı olmaz mı?

İftar zamanını gören bir gayrımüslim veya İslam'a sıcaklık duyan insan bu halimizi görse hakkımızda acaba ne düşünür?

Gelin biz de Yalçınkaya'nın yaptığı gibi farklı bir niyet ederek Ramazan'a layık bir oruç tutalım. Evet mübarek bir aydayız ve insan haklarına saygıya, hukukun üstünlüğüne daha fazla dikkat etmek zorundayız.

Aksi takdirde kazanan biz olmuyoruz..




Aktaş Elektrik sokak lambaları arızasını giderdi

Millet Kürsüsü'nün 23.10.2000 tarihinde gündeme getirdiği sokak lambalarının gündüz yanmasıyla ilgili şikayet konusunda Aktaş Elektrik Ticaret AŞ yetkilileri bir açıklama yaptı. Açıklama şöyle: "Faksınızda Üsküdar Örnek Mahallesi Merkez Camii civarında sokak lambalarının sürekli yandığını belirtmektesiniz. Söz konusu mahalleye, elektrik sağlayan trafo merkezi içinde bulunan sokak lambalarının hattı cihaz arızası nedeniyle gündüz yanmaya devam ettiği belirlenerek 22.10.2000 tarihinde arıza giderilmiştir."




Meslek liseliler hep mağdur

Meslek lisesi mezunlarının yüzü hiç gülmedi. Kısa yoldan mesleğe atılarak aile bütçelerine katkıda bulunmak isteyen çoğu dar gelirli, yani rahmetli Özal'ın deyimiyle 'orta direk' aile çocuğu olan bu gençlerin umduklarını bulduklarını hiç kimse iddia edemez. Kimisi okulunu bitirdikten sonra iş bulamadı, kimisi ise çok istemesine rağmen idealindeki bölüme alınmadı. Bazılarının ise başta puanları düşürülerek mağdur edildi.

İşte çarpıcı bir örnek: Ankara Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi Yüksekokulu öğrencileri de bu mağdur öğrencilerden bazıları. Meslek liselilere uygulanan yanlış uygulama yüzünden istedikleri bölümlere yerleşemediklerini ifade eden öğrencilerin görüşleri şöyle:

"Bizler de sağlık meslek lisesini bitirdikten sonra Öğrenci Seçme Sınavı'na girdik. YÖK'ün imam hatip liselerine yaptığı gibi bize de sadece bu bölüme girebilme hakkı tanındı. Tıp, eczacılık, mühendislik gibi bölümlere puanımız yettiği halde giremedik. 180 ham puan alan arkadaşlarımız var. Bu puanı bir düz lise mezunu olarak alsaydık söz konusu bölümlerde istediğimiz iyi bir üniversitede okuyabilirdik.

Aynı puanı hem meslek dersi hem de kültür dersi gören bir meslek liseli alabiliyorsa meslek liseliler, Kemal Gürüz Bey'in dediği gibi 2. sınıf insan değil orta halli ailelerin zeki çocuklarıdır."

Madem zeki ve dar gelirli aile çocukları ve hiçbir suç işlemiş de değiller. O zaman bu çifte standart niye? Bu insanlar bu mağduriyetle nasıl topluma faydalı olabilecekler?!..

Tarım meslek liseleri

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na bağlı yaklaşık yirmi tarım meslek lisesi bulunuyor. İlgili yönetmeliğe göre bu okullarda idareci olmak için veteriner hekim ya da ziraat mühendisi olma zorunluluğu bulunuyor. Bu okullarda zaman zaman mesleği eğitimcilik olan öğretmenler bile uygulanan yönetmeliklerden dolayı gerekli eğitimi veremiyor. Mezunlarının ise ne yaptıkları konusunda kimse bir şey bilmiyor. Eğitimden talebenin geleceğine, idari kadrodan ülkedeki ve kamu vicdanındaki yerine varıncaya kadar bütün parametrelerin gözden geçirilerek bu okullarımızda yeni bir eğitim-öğretim anlayışının verilmesi şart.

Yetkililerin bu konuya acilen eğilmesi mağdur sayısını da azaltacaktır.



n.bayhan@zaman.com.tr
 

| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.