Namazı hakkıyla kılmayanları Kur'an uyarıyor
Kur'an'da "Namazda yanılmak" diye geçen şey nedir? Tefsirciler bunu namaz vaktine dikkat etmemek, terk ettiği zaman üzülmemek, dünyaya ait beklentilerle namaz kılmak olarak açıklar.
Vay haline o namaz kılanların ki, kıldıkları namazın değerine aldırış etmezler." (Maun 5-6) Yani vay hallerine, yazıklar olsun o cehennemin veyl denilen ve kan, irin akan deresine düşecek olan namaz kılanlara, daha doğrusu namaz kılıyor gibi görünen mü'minlere. "Ki onlar namazlarında sehiv etmişlerdir, yanılmışlardır."
Dinin direği ve kulların derli toplu kalb ile Hakk'ın huzuruna durarak bir yükselişi, Allah'a kavuşmaya bir çeşit vasıl oluşu demek olan ve hidayet olarak O'nun rızasına, doğru yoldan yaklaşmak üzere emrine göre kulluk vazifelerini ihlas ile yapmak için şevk ve uyanık olmaları gereken namazlarında gaflet ile yanılmaktadırlar. Dikkat edilecek husus sehiv ile azarlama yapılmış olmasıdır.
Namazda yanılmak ne demektir?
Namazda yanılmanın manasında da tefsirciler bir hayli açıklama yapmıştır:
Başta namazın öneminde gaflet edip onu gereği gibi ciddi bir vazife olarak yapmamaktır ki; kılınıp kılınmadığına aldırmamak, vaktine dikkat etmemek, geçip geçmediğine aldırış etmeyip vaktinden geri bırakmak, terk etmekten üzülmemek, kıldığı vakit de Allah için halis niyyet ile kılmayıp, dünyaya ait birtakım maksatlar, gayeler için münafıkça bir şekilde kılmak, açıkta, el yanında kılarsa gizlide kılmamak, kıldıklarını da Hakk'ın huzurunda hayatın ruhani ve cismani bütün değişimlerini temessül ettirecek bir kulluk ve tazim olarak değil de Hz. Mevlana'nın dediği gibi "baş yerde kuyruk havada" veyahut Türkçe tabirle "iki yatış, bir kıntış bakış"tan ibaret bir gösteriş veya bir eğlenti halinde yapmak şekillerini şamil olur. Büsbütün namazı terk etmek ise bu denilenlerin haricinde bir olaydır.
Sadece namazı kılınca kendini dindar zannedenler!
Sözün gelişine göre kıldıkları birkaç vakit namazdan dolayı gururlanıp, yanılıp da dini ondan ibaretmiş gibi diğer ibadet ve kulluk vazifelerini yapmayanlar olur. Halbuki dinin ruhu Allah'ın emrine ihlas ile tazim ve bütün hareket ve kuvveti, ceza ve mükafatı ondan bilerek onun adına yarattıklarına şefkat esasında toplanır. Onun için Kur'an'da imandan sonra salih amellerin esası olmak üzere namaz ve zekat beraber zikrolunmuştur. Böyle iken dindar geçinen birtakım kimseler vardır ki; namaz kılar görünürler de sadece onunla bütün dinî vazifelerini ifa edivermişler gibi farz ederek yanılırlar. Zekât gibi diğer vazifelere önem vermekten kaçınırlar.
Allah için istemekten hoşlanırlar da, Allah için ufak bir şey vermekten, Allah'ın kullarına yardım etmekten ve Allah'ın emirleri için lazım gelen masraflara güçleri yettiği kadar iştirak etmekten çekinirler. Çünkü Allah Kur'an'da, "Allah'ın mescitlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah'tan başka kimseden korkmayan kimseler onarırlar." (Tevbe 18) ve yine "Muhakkak namaz kötü ve iğrenç şeylerden vazgeçirir. Allah'ı anmak, elbette en büyük ibadettir." (Ankebut 45) buyurmaktadır.
Namaz kılıp da en ufak bir yardımdan sakınırlar
Yine Maun suresinde "Onlar ki mürailik ederler, gösteriş yaparlar." denilir. Her ne amel yapsalar Allah için yapmazlar da halka gösteriş için ve herkesin göreceği yerde yaparlar. "Ve maunu men ederler." Zekatı vermezler, yahut kimsenin esirgemeyeceği ödünç gibi cüz'i bir yardımlığı bile sakınır, kimseye bir damla bir şey vermek istemezler. Öyle cimri, öyle pinti olurlar. Dindar görünüp de namazlarından yanılan, mürailik, gösteriş yapıp da ufak bir yardımdan bile kaçınan kimselerin bu halleri, dinsizin dini yalanlamasından değil ise de yetimi kakıştırmasından, fakirlere yardım etmemesinden daha çok şaşmaya değer, yazıklar olsun onlara!
NAZAR nedir?
Nazardan nasıl korunulur? Nazar hak mıdır? Kimlerin nazarı değer? Nazar değenler hangi duaları okur?
Nazar haktır: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Göz değmesi haktır. Eğer kaderi (delip) geçecek bir şey olsaydı, bu, göz değmesi olurdu."
Kem gözler: Kem göz sahibi yüreğinde biriktirdiği bütün olumsuz duyguları negatif enerji olarak gözlerine taşımışsa gördüğü paratonersiz ilk istasyonda onu boşaltacak demektir.
Sûreler..: Sahih hadis kitaplarında nazara karşı Fatiha, İhlas, Felak ve Nas sûreleriyle bazı duaların okunduğu rivayet edilmektedir.
Şifa Allah'tan: Okuma ile tedavinin caiz olabilmesi için okunan şeyin ayet, hadis veya manası anlaşılan bir dua olması, şifa verenin yalnız Allah olduğunun bilinmesi, gayri meşru bir maksada hizmet etmemesi, tıbbî tedavinin de önünü kapatmaması gerekir.
Nazar ya da göz değmesi. Nazarı değen insanlar zihinlerinde biriktirdikleri olumsuz bir enerjiyi belli bir frekanstan yayarak özellikle korumasız insanları bir anda perişan edebilirler. Bazen annenin babanın nazarı da kendi çocuklarına değebilmektedir. Çocuğunun güzelliği karşısında aşırı bir sevgi nazarıyla bakan anne 'Hele bakın yavruma benim ne de güzel yavrum var.' derken onun bir anda hastalanmasına sebebiyet verebilir.
Nazarla ilgili Hz. Peygamber kendisine müracaat eden sahabelerine Hz. Enes (ra) vasıtasıyla "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize, zehire karşı, göz değmesine karşı, nemle kurduna karşı rukye yapmamıza (okuma) ruhsat tanıdı." şeklinde cevap veriyor. Bir başka hadiste de İbnu Abbas (ra) anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Göz değmesi haktır. Eğer kaderi (delip) geçecek bir şey olsaydı, bu, göz değmesi olurdu. Yıkanmanız talep edilirse yıkanıverin."
Nazar değmesi bir nevi hastalıktır. Hastalıkların ise maddî olduğu kadar manevî sebeplerinin olduğu bilinmektedir. Bu konuda Hz. Peygamber "Göz değmesi (nazar) gerçektir." (Buhari, Tıbb, 36.) buyurarak böylece hastalığın manevî bir sebebine işaret etmiştir. Onun için günümüzde hastalar tedavi edilmeye çalışılırken bu durum mutlaka göz önüne alınarak tedavi edilmeli. İnsanın Allah'a bağlılığı, gerçek şifayı yalnızca O'nun vereceğine olan güveni, ruh sağlığının yanında moralinin de yerinde oluşu maddî manevî her türlü hastalıkların tedavisinde çok önemlidir.
Nazar hangi durumlarda değer?
Genelde kendisinde bulunan nimetlerle o nimetin kendilerinde olmayan insanların arasına böbürlenerek, gururlanarak ve korumasız olarak çıktığı durumlarda değer. Tabii bundan mutlaka böyle olursa nazar değer bunun dışında asla bir şey olmaz manası çıkarılmamalı. Kem göz sahibi yüreğinde biriktirdiği bütün olumsuz duyguları negatif enerji olarak gözlerine taşımışsa gördüğü paratonersiz ilk istasyonda onu boşaltacak demektir. Bundan korunmanın yolu da insanların takdir hislerini galeyana getirmeden, onların gıpta damarlarını fazla tahrik etmeden hareket etmek ve sürekli okunması istenen duaları okumaktır.
Sahih hadis kitaplarında bu nevi tedavide daha ziyade Fatiha, İhlas, Felak ve Nas sûreleriyle bazı duaların okunduğu rivayet edilmektedir. Sihir karışmayan, yani şer ve şeytanlık için olmayıp da ondan korunmak ve bir hastalık veya âfete Allah'tan şifa niyazı için kendine veya diğerine hulus-u kalp ve salih niyet ile bir dua ve ayet okuyup üflemek türünden olan okumaların olabilirliği doğaldır. Bu tür okumalardan sonra hastaların Allah'ın izniyle iyileşerek ayağa kalktıkları da artık inkâr edilemez bir gerçektir. Okunan sûrelerde, ayet veya dualarda emrolunduğu üzere herkesin Allah'a sığınarak kendisi ve diğerleri için dua etmesi, okuması meşru değil, dince emredilmiştir. Bu sûre ve duaların, nazar değmesi gibi manevî sebeplere dayalı hastalıklara da, belli durumlarda yılan ve akrep sokması gibi maddî sebepli hastalıklara da okunduğu ve netice alındığı da bilinmektedir. Yalnız okuma ile tedavinin caiz olabilmesi için oldukça önemli bir konu vardır ki o da; okunan şeyin ayet, hadis veya manası anlaşılan bir dua olması, şifa verenin yalnız Allah olduğunun bilinmesi, gayri meşru bir maksada hizmet etmemesi, tıbbî tedavinin önünü kapatmaması gibi şartlar ileri sürülür.
Bunu insan kendisi yapabildiği gibi, bu işi iyi bilen ve iyi niyetli olduğu bilinen güvenilir birine de yaptırabilir. Tıbben tedavi imkânının bulunmadığı durumlarda veya ona yardımcı bir unsur olarak moral'in insan psikolojisi üzerindeki etkisi sebebiyle insanlar dinin üstün yapıcı etkisini kullanarak, dinî metinler ve dualarla tedavi edilmeye çalışılmıştır. (A.Kadir SÜPHANDAĞI)
Yarın:
Bi'datlar ve Efendimiz(sas)'ın okuduğu dualar
Kırılan kalbin faturası ağır olur
Sevabı en çabuk gelen hayırlı amel mahlukâta iyilik ve sıla-i rahimdir. Cezası en çabuk gelen kötü amel de bağy (mahlukata kötü muamele, zulüm) ve sıla-i rahm'i kesmektir. (Hadis-i Şerif)
Güleryüzün bir sadaka olduğunu biliriz ve Peygamber Efendimiz (sas)'in bu konuda onlarca sözünü de çoğumuz duymuşuzdur; ama bu tavsiyeler hiç yüzümüze, gözlerimize ve dilimize yansımaz. Neden insanlar hep gönül kırıcı olurlar? Neden hep somurtup, öfke nöbetlerini bekleriz? Dert, tasa, geçim sıkıntısı, stres buna bahane olamaz. Olmamalı. Ve hayatımızda bazen öyle şeyler yaşarız ki; o zaman deriz; "Allah adildir. Allah büyüktür. Allah'ım sen nelere kadirsin."
Mazlumun bir ahının Allah (cc) katında makbul dualar arasında olduğunu biliyordum ve ben buna bereket ayının ilk günü şahit de oldum. Çapa'dan Taksim-Avcılar hattında çalışan bir özel halk otobüsüne bindiğimde sıradan bir otobüs yolculuğuydu. Ta ki Merter'e gelinceye kadar.
Otobüs kalabalık olduğu için arka kapıdan inemeyeceğini anlayan iki büklüm bir nine ön kapıya yanaşmıştı. İşte tam o sırada şoför ani bir fren yaptı ve zaten zor ayakta duran yaşlı nine savrularak arabanın ön camına çarptı.
Ninenin otobüsün camını kırmasından endişelenen şoför açtı ağzını yumdu gözünü. Ne kadar ağır laf varsa söyledi mahcup ihtiyarın yüzüne.
O an dikkatimi çekti yaşlı ninenin ne kadar saf ve temiz yüzünün olduğu. Kadıncağız çok mahcuptu, özürler diliyordu; ama şoför ne özür dinliyor, ne ihtiyar diyor, ne Ramazan, oruç diye bir şey düşünüyordu.
İhtiyar ninenin adını bilmiyorum. Çünkü o özürler içinde iniverdi otobüsten. Şoför sinirle kapadı kapıları ve geçmemiş öfkesiyle bastı gaza.
Ve otobüs sadece 20 metre gitti. Nine daha duraktan 2-3 metre; ancak yürümüştü. Otobüsün motorundan gürültüler geldi.
Şoför, arızayı söylediğinde herkes çok şaşırdı. Otobüsün şanzımanının dağıldığını duyduk şoförün ağzından. Şoför şoktaydı, tıpkı yolcular gibi. Yolcular Ramazan'ın ilk günü yaşadıkları bu olayın taşlarını yerine koymaya çalışırken, geç kalmış bir tepkiyle, şoförün ihtiyar kadının kalbini kırmasının faturasını ödediğini söylüyorlardı. Şoförün yüzü bembeyaz ve artık söyleyecek sözü yoktu. Kırdığı kalbin faturası ona yüz milyonlarca liralık bir faturayla geri gelmişti. Zeliş Yıldıral
Dualarımız: Allah'ım SANA sığınırım!
Efendimiz (sas) bizlere yapabileceğimiz duaların güzel örneklerini sunar. İşte onlardan birkaçı...
Dua etmenin ne derece önemli olduğunu Kur'an'dan şu ayetle öğreniyoruz: "De ki: Eğer duanız olmasa Rabbim katında ne ehemmiyetiniz var." (Furkan/77) Bu ayet, dua ile ilgili ayetlerin sadece birisi.. Efendimiz (sas)'in hayatına baktığımızda, sanki duasız bir ânının bile geçmediğini müşahede ederiz. "Mecmûatu'lEd'iyyeti'l-Me'sûre" ve "Ezkâr" gibi Peygamberimizin yaptığı duaları toplayan veya "Mecmûatu'l-Ahzâb" gibi İslâm büyüklerinin yaptığı seçkin duaları cem eden kitaplar, bize bu konuda yeteri derecede bilgi vermektedir.
Sizlere bu eserlerden seçtiğimiz bazı duaları hatırlatacağız. İçinde bulunduğumuz günler de Ramazan ayı olunca, bu günlerde bu ve buna benzer duaları ne kadar fazla yapmamız gerektiği ortaya çıkacaktır.
***
Allahım! Sen beni benden daha iyi biliyorsun. Ben de kendimi diğer insanlardan daha iyi biliyorum. Allahım! Beni insanların zannettiklerinden daha iyi bir kul yap, insanların bilmediği hususlarda beni mağfiret et. Onların dediği şeylerden dolayı da beni muâheze etme!. (Hz. Ebu Bekir (ra)
Allahım! Sen'den muzır bir şeye ve saptırıcı bir fitneye uğramaksızın, kazaya rızâ, ölümden sonra rahat bir hayat, cemaline bakma lezzeti ve Sana kavuşma şevki istiyorum.
Allah'ım! Zulmetmekten ya da zulme uğramaktan, düşmanlık etmekten veya düşmanlığa maruz kalmaktan, hata işlemekten veya bağışlanmayacak bir günaha girmekten Sana sığınırım.
Allah'ım! Sen'den imanda sıhhat, güzel ahlâkla bezenmiş iman, arkasından felâh gelecek bir başarı, katından rahmet ve âfiyet, nezdinden de mağfiret ve rıza istiyorum.
Ali Budak
İdarecilerinizde M harfi çok mu?
Ahmet Vefik Paşa, Bursa valiliği sırasında kendisine, hangi özelliklere sahip maliyeci ve kaymakamların devleti tam anlamıyla temsil edebilecekleriyle ilgili bir soru sorulduğunda, "M harfi birçok meziyeti olması gereken kişilerdir" cevabını vermiştir.
Açıklanan özelliklerin hepsinin aşağıda görülebileceği gibi "M" harfi ile başlaması nedeniyle bu görüşe "M Özellikler Yaklaşımı" demeyi uygun bulduk.
Söz konusu özellikleri ve anlamları şu şekilde açıklanabilir:
Mûteber (itibar edilen kişi),
Mûteni (özen gösteren),
Mûtedîl (aşırı olmayan, ılımlı, ölçülü olabilin kişi),
Mu'tezim (azimli, hırslı),
Multûf (bağışlayan, lutfedici),
Muvakkit (zamanını iyi ayarlayabilen, dakik),
Muvaffak (başarılı),
Muzaffer (başarılı),
Müceddid (yenilikçi),
Müdebbir (tedbirli, işin sonunu düşünebilen, ileriyi görebilen, planlamacı),
Müeyyid (kuvvetlendiren, disiplinli, kural ve yönetmelikleri uygulayan),
Mütefekkir (düşünen, fikir üreten),
Müferrih (ferahlık veren, sıkıntı gideren, güler yüzlü kişi),
Mehib (heybetli),
Mükrim (misafirperver),
Mültefit (Nazik, kibar),
Mümeyyiz (iyiyi kötüden ayıran), Münevver (aydın, kültürlü),
Mübeşşir (sevindirici haber veren),
Mübeccel (yüceltilmiş),
Muvahhit (tek Allah'a inanan),
Mücerreb (tecrübeli, deneyimli9,
Müheyya (hazır olan),
Mufarık (ayırabilen, ayırt edici, incelikleri fark eden).
Geniş biyografya
http://members.tripod.com/~hocam
Miçonun biyografya sayfası adlı bu sitede başta Peygambberimiz (sas) olmak üzere sahabe efendilerimizden tutun da çağımızda yaşamış ve İslam'a büyük hizmetleri geçmiş yurtiçi ve dışından yüzlerce İslam büyüğünün hayat hikayeleri ve eserleri ile çeşitli resimlerle zenginleştirilmiş bilgiye ulaşabiliyorsunuz.
Sitede biyografik hayat hikayeleri verilen İslam büyüklerinin eserleri mücadele ve çilelerinin yanı sıra yer yer eserleri de sunuluyor. Sitede yer alan biyografyalardan bazıları şunlar: Hz. Muhammed Mustafa (sas) Peygamber Efendimiz'in kısa bir biyografisi. Peygamberlerin Hayatı Kur'an'da adı geçen peygamberlerin hayatları. Sahabe-i Kiram'ın Hayatları Alvarlı Efe son dönemin büyük mutasavvıflarından. Bediüzzaman Said Nursi son devrin pek çok konularda eser vermiş aksiyoner büyük bir alimi.. Mahmud Sami Ramazanoğlu son devrin Nakşibendi şeyhlerinden. Mümtaz bir şahsiyet.. Mehmet Zahid Kotku son devrin Nakşibendi şeyhlerinden... Mevlana Celaleddin-i Rumi mutasavvıf, Mevlevi tarikatının kurucusu, Mesnevi yazarı. Necip Fazıl Kısakürek resimleri, eserleri, son devir Türk şairlerinden.. Seyyid Kutub Mısırlı çağdaş edebiyatçı, İslami siyaset kavramının yerleşiminde büyük hizmeti geçmiş aksiyoner şehit. Seyyid Muhammed Raşid son devrin Nakşibendi mutasavvıflarından. Süleyman H.Tunahan son devrin Nakşibendi şeyhlerinden...
Işığınıza muhtaç olan insanlar var
www.denizfeneri.org.tr
Işığınıza muhtaç nice insan var." Yoksullara, kimsesizlere, mazlum ve mağdurlara doğrudan ulaşıp, ilk elden onlara yardım ve destek ulaştıran Deniz Feneri ekibi, maddi imkanları olan yardımsever insanlara işte böyle sesleniyor: "Siz de bir deniz feneri olmak istemez misiniz?"
Derneğin yardım çalışmaları Kanal 7'de yayınlanan 'Deniz Feneri' programıyla gözler önüne seriliyor; ama yardım bekleyenler ile yardım edebileceklerin buluşmasında internetteki www.denizfeneri.org.tr adresinin rolü büyük. İç huzurunu yakalamanın binbir türlü yolu var; biri de muhtaç insanlara yardım etmek... Yardım çalışmalarında gönüllü olarak hizmet etmek, maddi yardımda bulunmak ya da ihtiyaç sahibi olduğunuzu bildirmek için siteyi ziyaret edebilirsiniz...
Şehitlerden ayrı düşmedi; o şimdi şehitlikte
Şair, düşünür ve halk adamı Akif... Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı'mızı yazdığı ve ömrünün son günlerini geçirdiği Taceddin Dergâhı'nda çekilmiş bir fotoğrafıyla canlı durur zihnimde.
Üzerinde beyaz bir entari, solgun bir yüz, düşünceli gözler ve adeta onunla özdeşleşen, işaret parmağını şakağında diğer parmaklarını bükülmüş şekilde çenesinde tuttuğu mütefekkir duruşu... Mehmet Akif hakkında öğrendiklerim, oldukça küçük yaşlarda tanıştığım bu fotoğraftaki duruşuyla çelişmedi hiçbir zaman... Hep düşünceli, hep mahzun bir şair ve düşünür...
İstanbul'da doğup yine bu kentte vefat eden Akif, ilk dinî bilgilerini bir medrese hocası olan babasından alır. Lise yıllarında şiirle ilgilenmeye başlar ve ilk şiirlerini Resimli Gazete'de yayımlar. Baytarlık yaptığı yıllarda Anadolu'yu gezerek halkla iç içe olması Burdur Mebusu sıfatıyla TBMM'ye seçilmesine sebep olur. Meclis'in bir İstiklâl Marşı güftesi için açtığı yarışmaya katılan 724 şiirin hiçbiri beklenilen başarıya ulaşamayınca Maarif Vekili'nin isteği üzerine 17 Şubat 1921'de yazdığı İstiklal Marşı, 12 Mart'ta birinci TBMM tarafından kabul edilir. Milli Şair sıfatıyla anılan Akif'in şiirleri hem yaşadığı dönemde hem de günümüzde 'gerçekçi' olma özelliğiyle ön plana çıkar. Çanakkale Şehitleri gibi bir şiirin şairi Mehmet Akif, Edirnekapı Şehitliği'ndeki ebedi istirahatgâhında da şehitlerden ayrı düşmedi. Toplumda gördüğü aksaklıkları ince bir espriyle şiirlerine konu edinen Mehmed Âkif gibi çağlar aşan ve her çağda binlerce sevgili bulan kaç şair daha var ki?..
PEYGAMBER (sas) nasıl bir insandı?
Hz Aişe validemizin anlattığına göre, eşleri bir gün yanında toplanmışlardı. Sordular: -Ya Resulallah! Senin vefatından sonra, en önce hangimiz sana kavuşacağız?
Hz. Peygamber: -Eli uzun olanınız buyurdu. Hz. Aişe söze devamla diyor ki: Elimize bir kamış çubuk aldık; kollarımızı ölçmeye başladık. İçimizde en uzun kollu olanın Sevde binti Zem'a olduğunu gördük. Sonra öğrendik ki, uzun kollu demek, bol sadaka veren, eli açık kimseymiş. Bununla beraber Peygamber'in vefatından sonra içimizde O'na en önce kavuşan yine de Sevde oldu. Çünkü Sevde, sadaka vermeyi çok severdi.
Size bir ÖNERİMİZ var...
Akrabalarınızı, komşularınızı ve çevrenizdeki dostlarınızı eliniz darda da olsa bir kerecik Allah ne verdiyse iftara çağırabilirsiniz.
İnkâr edenlere az bir süre verilmiştir
(Ey Muhammed) İnkar edenin inkarcılığı seni üzmesin; onların dönüşü Bize'dir. O zaman, yaptıklarını kendilerine haber vereceğiz... Onları az bir süre geçindiririz, sonra da ağır bir azaba sürükleriz. (Lokman / 23-24)
Ticarette yalan, gerçekte kazancı giderir
Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i işittim, diyordu ki: "(Ticarette yalan) yemin, (tüccarın zannınca) mala rağbeti artırır. (Halbuki gerçekte) kazancı giderir." (Hadis-i Şerif)
Bu dünya bir dağdır, yaptıklarımızsa ses; ses yankılanır, gene bize döner gelir.
|