GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

01/12/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye



Kadir DİKBAŞ

Ekovizyon

Kısaca YVTV

Artık çuvala sığmayan ve çorap söküğü gibi gelmeye başlayan katrilyonluk yolsuzluk dosyaları, bütçeyi kemiren görünmez en büyük kalemin ne olduğunu ayan beyan ortaya çıkardı.

Ve şimdi bir yanda vurgun, hırsızlık diğer yanda yeni vergiler ve zamlar... Bir yanda vurguncular ve haksız varlık sahipleri, diğer yanda insanca yaşayabilmek için yollara dökülenler...

Vurgun bankacılık ya da hayali ihracatla sınırlı değil, binbir çeşidi var. Sonuçta boşaltılan devletin kasası, giden senin benim param. Görünürde hiçbir şey yok; ama gerçekte dev bir gider kalemi.

Ve bunun telafisi için hükümetler, personelinden kısıyor, yatırımlardan kısıyor, eğitimden kısıyor, sağlıktan kısıyor... Yetmedi yeni vergiler ihdas ediyor, verimsiz KİT'lerin ürettiği ürünlere, verdiği hizmetlere haddi aşan zamlar yapıyor.

Niyet ne olursa olsun, görüntü şu: Hedeflenen ek gelirle ya yolsuzluklar telafi ediliyor ya da verimsizliğin getirdiği kayıplar gideriliyor.

Bakın Hazine Müsteşarlığı, Uluslararası Para Fonu'nun (UPF) elektrik ve akaryakıta zam isteğini Enerji Bakanlığı'na bir kez daha iletmiş. Zamma şu ana kadar karşı duran Bakan Cumhur Ersümer, ikna olur veya ikna edilirse hem elektriğe hem de akaryakıta önemli oranda zam gelecek.

Aslında son iki yıldır elektriğe yapılan yüksek oranlı zamlara bakılacak olursa elektriğe yapılacak ek zammın insafla bağdaşmayacağı kolayca görülür. Yeni başlayan "güç bedeli" adındaki "hava parası" ve 150 kilovat saatin üzerindeki tüketime yüzde 50 zam uygulaması, tüketicinin sabrını zorlayan ekstralar.

Türk tüketicisi, mevcut fiyatlarda bile dünyanın en pahalı elektriğini kullananlardan. Eğer hesaba alım gücünü de katarsanız, fiyatın savunulacak hiçbir tarafı kalmıyor. Elektriği Avrupa ya da ABD'de üretmiyoruz. Maliyetlerin büyük kısmı yerli kalemlerden oluşuyor. Çalışana AB ya da ABD gibi 3 bin dolar seviyesinde maaş ödemiyoruz. Yani Türkiye şartlarında üretilen ve tüketilen ürüne dünya fiyatı uygulamak pek mantıklı gelmiyor. Hele hele tüketicinin sorumlu olmadığı verimsizliklerin ekonomiye, konutlarımıza ve sanayiye fatura edilmek istenmesini hiç anlayamıyorum.

Hazine, zam talebini iletirken Dünya Bankası ile varılan mutabakat çerçevesinde TEAŞ'ın fiyatlarını 4,5 cent olarak belirlediği, dolayısıyla TEDAŞ'ın da aynı oranda zam yapmasının, enflasyonla mücadele programının gereği olduğunu belirtmiş. Müsteşarlık, Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararı verdiği 500 bin TL'lik "güç bedeli" uygulamasını da savunmuş. 500 bin TL deyip geçmeyin buradan beklenen rakam 270 trilyon. Hazine, Bakan Ersümer'e Danıştay'dan dönen bu kanunsuz uygulamanın 2001 yılı bütçe kanununda yapılacak değişiklikle kanunileştirileceği "müjdesi"ni de veriyor.

Benim görebildiğim, TEAŞ'ta ve TEDAŞ'ta yapılmak istenen, temelde verimsizliğin faturasını sıradakine kesme mantığı... Yani yanlışı yanlışla düzeltme, ortaya çıkan yeni yanlışları da başka bir yanlışla giderme gayreti...

Akaryakıta gelince, petrol ithalatçısı olduğumuz için dünya pazarlarını gözardı etmek mümkün değil; fakat Akaryakıt Tüketim Vergisi'nin (ATV) fiyat içindeki aslan payını unutmayalım. Hakkını teslim etmek lazım, yılbaşından bu yana hükümet ATV'den fedakârlık etti. Ama vurgunlarla sarsılan gelir gider dengesinin bir türlü düzelmemesi, tahsilatı kolay vergilerden yapılacak fedakârlığı zorlaştırıyor. UPF de bu yüzden bastırıyor. Ancak söz konusu temel girdilere yapılacak zamların, Hazine'nin bile beklemediği sonuçlar doğurma ihtimali var.

Yeri gelmişken belirtmekte fayda var. İki zamda ısrar eden Hazine ve onun bağlı olduğu Bakanlık, banka hortumlayanlara engel olabilseydi, şimdi Bakan Ersümer'e "Yap şu zammı artık" anlamına gelen yazılar göndermesine gerek kalır mıydı?

Yolsuzluklar, usulsüzlükler, ihmaller, banka boşaltmalar, hayali ihracatlar ve daha nice formüllerle kamu kaynaklarının hortumlanması sürdüğü müddetçe gelir gider dengesini kurmak hayalden, enflasyondaki düşüş de sanal olmaktan öteye geçemez. Enflasyon stoklamaya devam ederiz. Ve bu uğurda yapılanların, "Yolsuzluk ve Verimsizliği Telafi Vergisi" olarak algılanmasını da engelleyemeyiz.


k.dikbas@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

27/ 10/ 2000... Doğru oturup doğru konuşmak
31/ 10/ 2000... Hazar kıyısında bir üniversite
03/ 11/ 2000... Batıran batırana
07/ 11/ 2000... Yürüyen adam ve hortumlanan bankalar
10/ 11/ 2000... Dedikodu ekonomisi
14/ 11/ 2000... TPAO’nun dolarları geri dönüyor
17/ 11/ 2000... Türk işi değil, Çin işi...
21/ 11/ 2000... Ticari bağımlılık ve AB
24/ 11/ 2000... Yakından uzak olmak
28/ 11/ 2000... II. zirve ve üstümüze vazife konular


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.