Medya global krizde
Ragıp Duran: Medya konusundaki tartışma bitmeyecek ama vahim olan bizim medya tartışmalarımızın çerçevesini öldürülen, hapse giren gazeteci arkadaşlarımızın oluşturması. Bunlar Batı'da 18. ve 19. yüzyılda örneklerine rastladığımız türden şeyler.
Ragıp Duran yıllardır evinin önünü süpürme uğraşı veren gazetecilerden. 'Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar' sözünü doğrulatırcasına, pekçok farklı yayın organında çalıştı, fikirlerini açıkladığı için hapis yattı, son olarak Harvard Üniversitesi'nde bir gazetecilik programı için bulunduktan sonra tekrar Türkiye'ye döndü. Ayağının tozuyla da Avesta Yayınları'ndan Medyamorfoz isimli kitabını çıkarttı. Medyamorfoz, Türk medyasında son yıllarda yaşanan 'metamorfoz' ve çürümeye işaret ediyor.
Ragıp Duran, çalışmasına gazeteler ve insanlar arasındaki benzerliğe dikkat çekerek başlıyor. Yani insanlar gibi gazetelerin de sarışını, esmeri, asık suratlısı, kravatlısı, şalvarlısı hatta zencisi bile var. Ragıp Duran, hayatın en önemli unsuru insan olduğu için hayatın içinde var olan diğer ögelerin de insana benzetilebileceğinin altını çizerek, şu çarpıcı tespiti yapıyor: Tıpkı insanlar gibi gazeteler de değişebiliyor. Küçükken haylaz, isyankar, tembel bir çocuk büyüdüğünde aklı başında ve düzen yanlısı haline gelebiliyor. Gazetelerin tarihine baktığınızda da bu tür gelişmeler görebiliyoruz.
Gazeteler topluma benzer
Ragıp Duran her ülkenin gazetelerinin içinden çıktığı topluma benzediği görüşünde. Peki bu düşünce, 'gazeteleri etik yanlışlar konusunda suçlamak anlamsız, bu topluma bu medya' sorusunu gündeme getirmiyor mu?
Duran'a göre gazete toplumsal bir ürün olduğu için kaçınılmaz olarak, içinden çıktığı toplumun geleneklerinden ve tarihinden etkileniyor. Mesela CNN, ancak ABD gibi bir dünya devi tarafından ortaya çıkarılabilecek ulusötesi bir televizyon şebekesi. Le Monde ya da Liberation ancak Fransız kültüründe olabilir. Türkiye'deki durum ise bundan biraz farklı. Duran'ın tespitlerine göre, Türk medyası, Türk toplumundan çok daha fazla yozlaşmış durumda. Özellikle de mevcut düzene daha fazla uyum sağlamış olan egemen medyada bir çürümüşlük hakim. Ragıp Duran, "Çok temiz bir toplumumuz yok belki ama bugün toplumla birebir düzeyde bir medya olacaksa, o medya bugünkünden daha iyi olacaktır. Yapılan araştırmalar, halkın medyaya güvenmediği ve medyadan daha fazlasını beklediği yönünde" diyor.
Medya krizi Dünya'nın sorunu
Medyadaki sorunların Türkiye'ye özgü olmadığı da Ragıp Duran'ın tespitleri arasında. Duran'a göre medya global bir krizde. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde yapılan anket sonuçlarına bakıldığında da insanlar medya organlarına yeteri kadar güven duymuyor.
Türkiye'de son zamanlarda eskiden hiç olmadığı kadar medya eleştirisi yapılıyor. Bu konuda internet ortamının katkısı da önemli ölçüde. Ancak Ragıp Duran'ın bu konuda da kuşkuları var:
"Keşke herkesin katıldığı özgür bir medya tartışma ortamı yaşasak. Askerin birisi bir belge sızdırıp, bu belgeyi gazetelerde yayınlatıyor. Onun üzerine bir insan vuruluyor. Bazı gazeteci arkadaşlarımız işlerinden oluyor. Batı'daki tartışma bu değil. Medya konusundaki tartışma bitmeyecek ama vahim olan bizim medya tartışmalarımızın çerçevesini öldürülen, hapse giren gazeteci arkadaşlarımız oluşturuyor. Bunlar Batı'da 18. ve 19. yüzyılda örneklerine rastladığımız türden şeyler."
Basının medyaya dönüşmesi
Ragıp Duran'ın Türk medyasını incelerken işaret ettiği önemli hususlardan birisi de, Türkiye'de basının 'medya' ya dönüşmesi. Duran'a göre hiçbir isim nötr değil. Her ismin ideolojik bir altyapısı var. O bakımdan dilimize 1980'li yıllardan sonra giren 'medya' sözcüğü anlamlı. Eskiden zanaat kurallarına göre yapılan bir meslek olan gazetecilik şimdi sanayi sektörü oldu ve sanayinin kuralları işlemeye başladı. Bozulmaya giden bir süreç izliyor gazetecilik. Bozulmaya giden sürecin önemli işaretlerinden birisi de, temel işlevi haber vermek olan basın organlarının, fikirlere daha fazla ağırlık vermeleri. Ragıp Duran Türk medyasının günümüzde tüketicisini tam anlamıyla bir bilgi bombardımanına tuttuğu tespitini yapıyor. Bunun sonucunda da muhabirin kıymeti azalıyor, yazarlar öne çıkıyor.
Ragıp Duran'ın medya ile ilgili tespitlerinde medyadaki sanal – gerçek ilişkisi de güncelle paralel. Duran'a göre medyada gerçekten ziyade artık sanal ve imaja dönük olan önem kazanıyor. İçerik önemsiz hale geldi ve herkes vitrine bakıyor. Arkası çürük olmasına karşın vitrin çok güzel. Görünenle içerik arasındaki ilişkide bir terslik var.
Gazeteci olmak için...
Türkiye'de en kolay edinilen mesleklerden birisi gazetecilik. İlgili ilgisiz herkesin cebinde basın kartı var. Medyamorfoz'da verilen örnek ise bu işin bizde ne kadar ucuzlatıldığını net olarak açıklıyor.
Fransa ve İngiltere'de gazetecilik yapabilmek için gerekli şartlar:
Öncelikle bir yüksekokul ya da gazetecilik okulundan mezun olmak.
Daha sonra sendikanın düzenlediği 6 aylık temel gazetecilik kurslarına katılmak.
Sonra bir taşra gazetesinde 3 yıl çalışmak.
Daha sonra merkeze gelip yine sendikanın 6 aylık yetkinleşme kursunu tamamlamak.
Bundan sonra doğruluk ve dakiklik kazanmak için 3 yıllığına bir uzman yayına gitmek.
Sonra yine 6 aylık bir staj döneminden sonra ulusal bir gazetede muhabir yardımcısı olarak işe başlayabilirsiniz. (Zafer ÖZCAN)
Medya ne sunuyor?
Günümüzde insan hayatını tamamen güdümü altına alan medya, kendi çeşitliliği içerisinde özgürlüğün temsilcisi gibi görünürken, kendi başına bir hegemonyanın da uygulayıcısı olmaktan kurtulamıyor. Televizyon, sinema, internet, gazete, dergi gibi iletişim araçlarıyla insanı hegemonyasına alan medya, serbest zamanda tercih hakkı tanımasına rağmen güdümünden çıkmaya müsaade etmiyor.
Filiz Aydoğan'ın Om Yayınları arasından çıkan kitabı 'Medya ve Serbest Zaman' çağlar boyu insanın gündelik iş telaşından arta kalan serbest zamanının kullanımını irdelerken, günümüzde bu alanın medyanın da etkisiyle gitgide daraltıldığını savunuyor. Aydoğan'a göre çadaş kapitalizm; gerek büroda, gerek fabrikada olsun çalışan kitlelere serbest zaman sağlamaktaydı. Ama bu serbest zaman; kapitalizmin sıkıcı çalışma şartlarını yasallaştıran, sistemin etkinliğini sürdürebilmesi için çalışanların sisteme uysalca entegre olmalarını sağlayan "tüketici kültürü" biçiminde verilmekte, böylece serbest zamanda yapılan etkinlikler de kapitalist pazarın kucağına doğru kaymaktaydı. Günümüzde ise maddî ve manevî değerlerin üretimi, aile, din kurumları, çalışma yaşamı gibi alanla da medya yönlendirmektedir. Bu durumda, modern dönemde serbest zaman deneyimi, insanı kendisi olmaktan çıkarak paketlenmiş deneyimlerin tüketimine dönüştürmektedir. Aydoğan, serbest zamanı tarif ederken; "Çalışmak, yemek, barınmak gibi yaşamın zorunlu gereksinmelerini karşıladığımız zaman dışındaki alandır" diyor. Aydoğan'a göre serbest zaman, bireyin dış gerçekliğin ona yüklediği rollerden sıyrılıp, kendini özgür olarak tanımlayabildiği ve hissedebildiği, kendisini ve toplumsal gerçekliği eleştirel bir biçimde sorgulayabildiği alandır. Bu nedenle serbest zaman aslında bir yaşam dilimini oluşturmaktadır. Oysa ki günümüzde medyanın paketlenmiş programının esiri olan insan, normal şartlarda kendisine serbest alan bulmak gibi bir düşünce içine girmemektedir.
Bugün pek çok kişi, zamanını bu araçların belirlediği prime–timelara göre düzenliyor. Bu anlamda 'Medya ve Serbest Zaman', 'izleyici' konumuna indirgenmiş 'insan'ı dikkatli olmaya davet ediyor. (Ahmet GEZER)
Çocuk Kalbi
Kalbinde hiçbir kötülük bulunmayan herkesin iyiliğini düşünen insanlar için "Çocuk gibi kalbi var." deriz. Çünkü çocuk kalbinde kötülük barınamaz.
Orası insanı insan yapan tüm duyguların henüz ilk haliyle bulunduğu yerdir. İtalyan yazar Edmondo De Amicis, soyadının anlamı gibi dostluğa, sevgi ve kardeşliğe önem veren ve bu güzel duyguları eserlerinde ön plana çıkaran bir yazar. Çocuk Kalbi de bu duyguların zirveleştiği bir eser.
Edmonda De Amicis, Çocuk Kalbi, Nil Yayınları
Siyaset Arayışı
Dünyada neler oluyor, biz bu gidişe seyirci kalmak zorunda mıyız, yapabileceğmiz hiçbir şey yok mu? Bugün muhalefetin imkanları nerede yatıyor?
Bireysel özgürlüğe kolektif bir çalışmayla ulaşabileceğimizi, oysa günümüzde bunun araçlarının elimizden alındığını söyleyen Zygmunt Bauman, 'Siyaset Arayışı' adlı kitabında bu soruların cevabını arıyor.
Zygmunt Bauman, Siyaset Arayışı, Metis Yayınları
Geçmişten Günümüze Boşnaklar
Aydın Babuna'nın 'Bir Ulusun Doğuşu, Geçmişten Günümüze Boşnaklar' kitabı, Bosna–Hersekli Müslümanların tarihine yönelik oryantalist bir eleştiri niteliği taşıyor.
Yazar, kitabında önce Osmanlı Bosna'sını inceledikten sonra, Avusturya–Macaristan egemenliği dönemini eksen alıyor ve ardından da son yıllarda yaşanan trajedik gelişmelere ışık tutuyor. Bosna halkının 'Boşnak' ya da 'Bosnalı' kabul edilmesinden sonra gelişen olaylar bunlar.
Aydın Babuna, Geçmişten Günümüze Boşnaklar, Tarih Vakfı-Yurt Yayınları
Son Yeniçeri
İsmail, Değişen Koşullarda Alevilik, 'Tarih, Heterodoksi ve Babailer', 'Dönüyordu', ve 'Sabah Rüzgarı' romanlarıyla tarihe göndermeler yapan Reha Çamuroğlu'nun son romanının adı 'Son Yeniçeri' adını taşıyor.
Osmanlı'nın son döneminde İstanbul, Anadolu ve Balkanlar'daki
yaşayış ve inanç biçimleri ile kültürel olaylar bir yeniçerinin gözünden kitaba yansımış.
Reha Çamuroğlu, Son Yeniçeri, Doğan Kitap
Bir Yolculuk Ne Zaman Biter
'Yazmak bir yolculuktu benim için, hedefsiz bir yolculuk.' diyor Aslı Erdoğan. Ve, 'Bir yolculuk ne zaman biter' adlı kitabıyla, okuru farklı bir yolculuğa çıkarıyor.
Yazının ortaklığıyla başlayan bu yolculukta, yaşadığımız ülke, sokağımız, caddemiz ve insanlar (hatta biz bile) hep birlikte vitrindeyiz. Aslında vitrine yansıyan,
çoğunluk aksayan ve kangren yanlarımız. Bir o kadar da tedavi bekleyen...
Aslı Erdoğan, Bir Yolculuk Ne Zaman Biter, Can Yayınları
A. Hamid Tiyatroları
Abdülhak Hamid Tarhan şöhretini şair olarak yapmış olmakla birlikte çok sayıda tiyatro eseri de yazmış bir edebiyatçımız.
Dergah Yayınları, Abdülhak Hamid Tarhan'ın tiyatro oyunlarını yayınlamaya devam ediyor. Eşber ve Sardanapal bu serinin son kitabında okura ulaşan oyunlar. Konularını eski tarihten alıyorlar ve cihangir, vatanperver, müstebit ve ihtilalcileri anlatıyorlar.
A. Hamid Tarhan, Abdülhak Hamid Tarhan Tiyatroları 4, Dergah Yayınları
Bir Uygarlık Siyaseti
'Yüzyılın sonunun çöküşünün geçici gölgelerinin örttüğü bir aydınlanma çağında mıyız? Yeni bir dünyanın doğuşunu gizleyen bir dünyanın ölümünü mü yaşıyoruz?
Yoksa bunun tersine, genelleşmiş gerilemelerin ve barbarlıklar çağı çizgilerinin belirlendiği, belki de binlerce yıllık bir kültür varlığı kalıntılarını koruyan yalnızca birkaç adanın kurtulacağı bir karanlık çağda mıyız? Sinam Köm tarafından Türkçeye çevrilen Edgar Morin–Sami Nair'in 'Bir Uygarlık Siyaseti' kitabı, bu sorularla başlıyor.
Edgar Morin-Sami Nair, Bir Uygarlık Siyaseti, Om Yayınları
20. Yüzyılın Yalnızı
20. yüzyıl Portekiz edebiyatının en büyük ismi olarak anılan Fernando Pessoa'nın hayatı ile ilgili ayrıntılı bir kronolojinin yanı sıra, düşüncelerini de okurla paylaşan kitap '20. Yüzyılın Yalnızı' adıyla Everest Yayınları arasında çıktı.
Kitap aynı zamanda, 'Huzursuzluk Kitabı'nda 'bir yabancı gibi kaybolacağım sislerde...' diyen Pessoa'yı anlama denemesi de...
Adnan Özer-Rüstem Aslan, 20. Yüzyılın Yalnızı, Everest Yayınları
Ramazan Medeniyeti
Ramazan ayı bir ritüeller toplamıydı, yaşayanlar için. Günümüzde özellikle büyük şehirlerde Ramazan ayına özgü adetlerin bir bir hayatımızdan çekilip gittiğini görmek ise üzücü.
Eğer neleri kaybettiğimizi merak ediyorsanız İbrahim Refik'in Ramazan Medeniyeti adlı derlemesini okumanız kafi.
Kitap, 10 başlık altında Ramazan yazılarını bir araya getiriyor.
İbrahim Refik, Ramazan Medeniyeti, Albatros Kitapları
Mevlana'da insan
Önsözünde Erich Fromm'un 'Mevlana Rönesans hümanizminin fikirlerini 200 yıl önce tahmin etmiştir.'
sözleriyle andığı Mevlana'nın fikirleri ışığında bir kişilik çözümlemesine giren İranlı sosyolog A. Reza Aresteh, Mevlana'nın fikirlerini hümanizmin sıkça konuşulduğu bir çağla paylaşıyor. Mevlana'nın çağdaş insanın durumuna katkısı irdeleniyor.
A. Reza Arasteh, Mevlana'da Kişilik Çözümlemesi, Kitabiyat
Kuzuların sessizliği...
Anthony Hopkins'in canlandırdığı Hannibal Lecter karakteriyle ünlenen 'Kuzuların Sessizliği' filminin yazarı Thomas Harris, hikayeyi sürdürüyor.
Yani Kuzuların Sessizliği sürüyor. İnkılap Yayınları arasından çıkan 'Hannibal'de hikaye, Lecter'in hücresinden kaçışından yedi yıl sonrasından başlıyor. Ve seri cinayetler işleyen bir katilin, sinsice gelişen kötülüklerin ve psikolojik belirsizliklerin dehlizlerinde gelişiyor.
Thomas Harris, Hannibal, İnkılap
|