Yine "onlar" devreye girdi
Türkiye bu hafta iki defa derin bir oh çekti. Birincisi, hafta başında AB dışişleri bakanları, katılım ortaklığı belgesinde Kıbrıs'ı bir kriz sebebi olmaktan çıkardılar.
Böylece Başbakan Ecevit bugün Nice'te yapılacak zirveye katılarak, Türkiye'nin AB üyeliği sürecindeki kararlılığını devam ettirecek. (Bu sonucun alınmasında bizzat Clinton devreye girdi. ABD, Avrupa'ya ciddi baskı uyguladı.)
İkincisi de, dün IMF'nin 10 milyar doları aşan ek rezerv desteğinin açıklanmasıdır. Böylece, hükümetin ekonomik istikrar programı devam edecek, enflasyonu hızla aşağılara düşürme çabaları kesintiye uğramayacak.
Bazı arkadaşlar, "Türkiye; yönetimi, kendi yöneticilerine bırakılmayacak kadar önemli bir ülke" dedikçe biraz da millî onurumuza dokunduğu için kızanlar oluyordu.
İki-üç bankanın sebep olduğu söylenen bir kriz bakınız yine "onlar"ın müdahalesiyle atlatıldı. Borsa tavan yaptı, piyasalar rahatladı ve tedirginlik sona erdi.
İki-üç bankanın çaldırdığı eşeği, IMF ve Dünya Bankası (aslında Amerika) yularından tuttuğu gibi bize iade etti. Biz de şimdi kaybolan eşeğimizi bulduğumuz için seviniyoruz.
Dün bir arkadaşım, tam da bu yazıyı yazarken aradı. Söylenip duruyor: "Bizi kim idare ediyor? Hani bağımsızdık? Bu nasıl bağımsızlık? Gene onlar devreye girmese, batacak mıydık? Yazıklar olsun bize..."
Sahi ne oldu da böyle oldu?
Çok yazıp söylüyoruz:
1. Türkiye iyi yönetilmiyor.
2. Türkiye, global dünyanın evrensel kurallarına uymuyor, bildiğini okuyor.
Ekonomide böyle, siyasette böyle, demokraside böyle, insan haklarında böyle, ferdî ve sosyal ilişkilerde böyle.
Onun için de Türkiye güçlü olamıyor, dış baskılara boyun eğiyor.
Bakınız dün bir gazete sütununda Maliye Bakanı Sümer Oral ne diyor:
"Sorunun temel kaynağı, kamu finansmanındaki yapısal bozukluktur. Kamunun borçlanma ihtiyacının yüksek oluşu, bir borç-faiz-enflasyon sarmalına neden olmuştur.
"Faiz ödemelerinin bütçe içindeki payı 2000 yılında yüzde 45 iken 2001 yılı için yüzde 34 düzeyine çekilmiştir. Yine 2000 yılında toplanan her 100 lira verginin 88 lirası faiz ödemelerine giderken, bu rakam 2001 yılında 52 lirayı geçmeyecektir."
Sayın bakanın başarı olarak söylediği, önümüzdeki yıl vergilerin yarısının faiz ödemelerine gideceği. Böyle bir ülkenin beli kolay doğrulur mu?
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkanı eski Maliye Bakanı Zekeriya Temizel'in söyledikleri daha bir çarpıcı:
"Türkiye oturup da; yolsuzluk, hırsızlık, uğursuzluk batağı üzerinde yaşamayı kabul edecek bir ülke değildir.
"En önemli kirlenme ve yolsuzlukların ortaya çıktığı olaylar; kamu gücü ile özel sektör menfaatlerinin birbirinin içine geçmiş olduğu olaylardır."
Türkiye maalesef kötü yönetişim hastalığı ile pençeleşiyor.
Sayın Temizel'in dikkat çektiği nokta üzerinde, acaba yeterince neden durulmuyor?
Yolsuzlukların, hırsızlıkların, en büyük kirlenmenin bürokrasi ve siyasî sorumluları üzerine neden gidilmiyor?
Elleri kirli olanlar kelepçeleniyor, sorgulanıyor da, bu ellerin kirlenmesine göz yumanlar, alet olanlar serbest mi dolaşacak?
Onun için de mi ABD yardımı gerekiyor?
h.gulerce@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
02/
11/
2000...
MHP kongresi
07/
11/
2000...
Andıç denilen bumerang...
09/
11/
2000...
Bush mu acaba?
14/
11/
2000...
Evren'den icazet belgeleri
16/
11/
2000...
Kürtçe yayın
21/
11/
2000...
ANAP, ANAP olsaydı...
23/
11/
2000...
AB: Tamam mı, devam mı?
28/
11/
2000...
Malatya, Özal ve Yılmaz...
30/
11/
2000...
MİT açıklamaları, affı dikkatlerden kaçırmasın...
05/
12/
2000...
Başörtüsü yasağı bir demokrasi dâvâsıdır
|