GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

10/12/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye



 


Şart mıdır?

Geçen hafta size Dünya Özürlüler Günü'nde bir grup milletvekilinin özürlüymüş gibi davranacaklarını yazmıştım. Katılım o kadar fazla olmadı. Bazıları işi çıkınca başka milletvekillerine vekalet verdi, bazıları da, ya 'henüz sağlam insanların problemlerinin bile çözülemediği' gerekçesiyle ya da 'gazetecilerin arayıp da bulamadıkları bir mizah konusu olmak istemedikleri' gerekçesiyle, bir günlük özürlü olmayı reddettiler.

Sonuçta 4 milyon nüfusu olan ve 500 bin özürlü bulunan Ankara'da bütün yapılan 28. özürlü okulunun açılmasıyla sınırlı kaldı. Okurlarımızdan Talha Aslan ise konuya başka bir açıdan yaklaşmış. Diyor ki: "Özürlülerin yaşayışlarını anlama adına vekillerimiz kendilerini bir günlük de olsa özürlü yaptılar. Peki ya asgari ücretle geçinmek zorunda kalan işçi ve memurların hallerini anlamaları için vekillerimizin maaşlarını mutlaka asgari ücret üzerinden mi vermek gerekir?"




Poli Dia

– F tipi hiç de korkulacak bir yer değil. Bakın nasıl gülümseyerek girebiliyorum.




Kararlılık sonuç getirdi

Türkiye'nin AB üyeliği yolundaki geleceğini belirleyecek, Katılım Ortaklığı Belgesi'nin son şeklini alması, hepimize gergin saatler yaşattı. 8 Kasım'da açıklanan belgede Kıbrıs ve Ege meselesinin 'ön şart' olarak yer alması, Türkiye'nin sert tepkilerine sebep olmuştu. Aradan geçen bir ay boyunca, yetkililerimiz bu konudaki kararlılıklarını çok net bir şekilde sergilediler.

Sonuçta ABD'nin de devreye girip AB başkentlerini, "Türkiye blöf yapmıyor!" şeklinde uyarmasının da etkisiyle, Kıbrıs ve Ege meselesi belgenin nihai şeklinde 'ön şart' olmaktan çıkarıldı ve 'güçlendirilmiş siyasi diyalog ve siyasi kriterler' başlıklarının altına yerleştirildi.

Böylece Türk heyeti Nice'de yapılacak olan zirvede, "AB ülkelerinin aile fotoğrafında yer almak için" rahat gitti. Bu konuda gösterilen tutum ve kararlılık bence haftanın ve ayın alkışı olmaya aday.




Maksadını aşan söz

Ölüm oruçlarını anlamak zor. İnsanların seslerini duyurabilmek, isteklerine ulaşabilmek için böylesine çetin bir yolu, adeta 'intihar'ı tercih etmeleri, çok acı. Şu anda cezaevlerinde de böylesine bir dram yaşanıyor. Bu haftaki gafımız da bu dram ile ilgili.

Konu TBMM İnsan Hakları Komisyonu'nda da ele alındı. Ölüm oruçlarının sona erdirilmesi için bir alt komisyon kurulmasına karar verildi. Bu arada komisyon üyelerinden MHP'li Mehmet Arslan'ın sözleri herkesi şoke etti. Arslan, cezaevinde ölüm orucu tutanlar için, "Gebersinler, ne yapalım, kendileri istedi." demişti.

Daha sonra bu sözler, yine kendisi tarafından, "maksadını aşan laf" olarak değerlendirilse de ve onun gibi ben de, "F" tipini savunsam da yine de bu sözler söylenmemeliydi. İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalıydı.




Hortum muhabbeti

Bankalar operasyonu ile adı gündeme gelen dünün bakanı bugünün Bankacılık Üst Kurulu Başkanı Zekeriya Temizel, geçtiğimiz hafta Ankara Üniversitesi'ndeydi. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde törene katılan Temizel'i çıkışta bir sürpriz bekliyordu.

Bir grup öğrenci dışarıda gösteri yapıyordu. Konu ise ekonominin dışa bağımlılığıydı. Gösterinin lehte olduğunu düşünen Temizel gülümserken, bir öğrenci yanına yaklaşıp bir hortum parçası uzattı ve Türkiye'nin IMF'nin güdümünde olduğu için yolsuzlukla mücadele edemeyeceğini söyleyip, şunları deyiverdi:

– Bu hortumu size, bankaları hortumlayamayanların, hortumlamaya devam edebilmesi için veriyoruz.

Temizel'in gülümsemesi yüzünde dondu ve ancak şunları söyleyebildi:

– İşte ona kimsenin gücü yetmez.




Poli-biyor musunuz?

Meclis Genel Kurulu'nun çarşamba günü Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde maçı olması sebebiyle, çoğunluk sağlanamadığı için gece mesaisi yapmadığını...

Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesinin 66. yıldönümünün kutlandığı gün Cumhurbaşkanı Sezer'in Danıştay'daki boş üyeliklere kadın adayları seçtiğini...

Ankara'da ulaşıma zam yapmayacağını açıklayan Belediye Başkanı Gökçek'ten sonra, özel halk otobüsçülerinin de zam istemediklerini açıkladıklarını...

Kürtçe Tv'nin tartışıldığı günlerde RTÜK Başkanı Nuri Kayış'ın, "Yayın kuruluşları Kürtçe yayından önce Türkçe yayın yapmayı öğrensin." dediğini...

Geçen haftadan bu yana Türk ekonomisinde yaşanan kriz havasının önde gelen haber ajansları ve gazetelerin de gündemine yerleştiğini...

Başbakan Ecevit'in, "Lütfen IMF gittikten sonra görüşelim!" demesine rağmen FP tarafından batık bankalar hakkında verilen gensoru önergesinin reddedildiğini...




Böyle basın böyle vekil

Bir haftadır bir grup milletvekilinin Küba şovları ile vakit geçiriyoruz. Bir haftalık gezi, hemen hemen her gün gazetelerde kendine yer buldu. Yok kim hangi şapkayı giydi, plajda hangi muhabbetler yapıldı, puro sarmada en başarılı vekil kim oldu, sonracığıma Kübalı kızı kim öptü?

Vekiller oradayken her şey güzeldi; ama Türkiye'ye dönünce ortalık karıştı. Bu sefer ne gezinin soytarılığı kaldı ne de vekillerin kendilerinin ve Türkiye'nin itibarını iki paralık ettikleri.

Sonuçta gezide can ciğer kuzu sarması gazeteci ve vekiller bir kapıştı ki sormayın gitsin. Gazetecilere göre, gerçek yansıtılmıştı, vekillere göre çok önemli gezi basının isteğiyle 'tele–vole'leştirilmişti. Ama sonuçta Küba ile dostluk heyeti görevini hakkıyla yerine getirmiş oldu. Milletçe Küba'yı iyice bir tanımış olduk.

Konu FP Milletvekili Osman Pepe'nin soru önergesi ile Meclis gündemine de taşındı. Tarafların bir araya geldiği bir basın toplantısı düzenlendi ve karşılıklı suçlamalar tekrarlandı. Bir milletvekili vardığı kanaati şöyle açıkladı:

– Medya ile su içmeye bile gidilmez.

Bir gazeteci ise ona soruyla cevap verdi:

– Milletvekilleri ile gidilir mi?




Maksat ticaret olsun

Cezaevlerinde cep telefonu furyasını biliyorsunuz. Herhalde GSM şirketleri buradan oldukça ciddi kârlar elde ediyorlardır. Önüne geçmek de her ne hikmetse bir türlü mümkün olmadı. Şimdilerde Adalet Bakanlığı tüzük değiştirerek durumu lehlerine çevirmeye çalışıyor. Değişiklik gerçekleşirse bundan sonra her hükümlü ve tutuklu, idarenin kontrolündeki telefonlarla haftada bir, yakınlarıyla görüşebilecek. Telefonlar, kartlı telefon olacak ve kartlar da, cezaevi kantininde satılacak. Uygulama gerçekleştirilirse, cep telefonu sayısında düşüş olur mu bilinmez; ama bu işten cezaevlerinin kârlı çıkacağı aşikâr.



s.karakis@zaman.com.tr
 

| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.