Sıfıra sıfır
Hatırlıyor musunuz, bir ara paradan sıfır atılmasını tartışmıştık. Paradan kaç sıfır atalım diye birbirimize soruyorduk. Aradan fazla geçmeden, bizim atmayı planladığımız sıfırlar kadarı paraya dahil oldu neredeyse. Geçenlerde kitapları karıştırırken birisinin fiyatı dikkat çekiciydi. Üzerinde fiyat etiketi filan yoktu. Bu kitaplara fiyat etiketi yapıştırma modası enflasyonun hızlanmasıyla ortaya çıktı. Daha da hızlanınca etiketten de vazgeçildi. Kitap kaçaydı biliyor musunuz? 10 lira. Sonunda bin filan yok. Çıplak 10 lira. Şimdi hiçbir anlamı yok bu 10 liranın. Bırakın 10 lirayı, 10 bin liranın da kıymeti kalmadı. Diğerlerini (yani 50 bin, 100 bin, 250 bin, 500 bin) kaybetmek için ne kadar süre geçmesi gerekiyor bilmiyoruz. Farkında bile olmayız. Elimizden uçar gider. Geride acı tatlı bir hatıra bile bırakmaz. Bir ara Yugoslav paraları vardı. Şu bir deste verilip de karşılığında bir kutu kibrit alınan paralardan. Sonra hiçbir değeri kalmadı. Artık bir kibrit bile alınamaz hale geldi. Bir arkadaşımızın eline bunlardan geçmiş. Oynasınlar diye çocuklarına vermiş. Onlar da, değerinin olmadığını anlayınca bir kenara koymuşlar. Bir gün evlerine hırsız girmiş. Paranın ne kadar değersiz olduğunu anlamamış olmalı ki, kaptığı gibi tüymüş. Öğrenince kim bilir cahilliğine ne kadar üzülmüştür. Ne yazık ki, aynı akibet bizim paranın başına da gelmek üzere. Bu gidişle hırsızlar bile çalmaya tenezzül etmeyecek. Sormayı unuttuk; paradan sıfırı ne zaman atacağız? Nasıl olsa hemen geri geliyorlar diye atmaktan vaz mı geçildi yoksa?
Duvar yazısı
Memurlar ağlıyor ama yetmez anaları da ağlamalı
İrtica mı?
Japonya'da banliyö trenlerinde kadınları sarhoşlardan korumak için özel bir vagon tahsis edilmiş. Bu vagona kadınlardan başkası binemiyor. Resmen haremlik selamlık yani. Şimdi biz Japonya'da hükümet destekli irtica desek haklı olur muyuz olmaz mıyız?
Sınıfta kaldık
Belki çocukların daha karne almasına epeyce var ama Türkiye yine karnesindeki insan hakları dersinde kırık getirdi. Amerikan merkezli Human Rights Watch'un raporunda, Türkiye'nin insan hakları ihlalleri konusunda hiçbir gelişme gösteremediğinin altı çizildi ve ülke yönetiminin derin devlet ve ordunun kıskacında olduğuna dikkat çekildi. Türkiye, insan haklarında sürekli sınıfta kalıyor. Aslında bu kötü bir şey değil(!) Çift dikiş gider, dersimizi daha bir iyi öğreniriz, fena mı?
Öksüz Prens
Prens Charles, büyük oğlu Prens William'ı hayatı öğrenmesi için Şili'ye göndermiş. Annesi öldüğü için, üvey anne göndermiş değil yani. Türkiye'deki gazeteler de, Prens'in icraatlarını yakından takip ediyorlar. Delikanlı tuvalet temizliyor, inşaat işleriyle uğraşıyor ve bilumum ağır işleri yapıyor. Selahattin Çam diyor ki: "Ne gerek vardı o kadar uzağa gitmeye Türkiye'ye gönderseydi master yapardı."
Sıradaki
Türkiye'yi 'temizleyenler'e yönelik temizlik harekatlarının ilginç isimleri var. Kasırga, Paraşüt, Buffola... Derken, yeni bir operasyon daha çıktı ortaya. Trilyonlarca liralık hayali şeker ihracatı yapan iki büyük holdingin sahiplerinden 10'u gözaltına alındı. Bu operasyonun ismine ise, Ankara'yı günlerdir etkisi altına alan sis yüzünden, 'Sis Operasyonu' kondu. Malum önümüz kış, bu işin karı var çamuru var tipisi var. Operasyonlar devam ederse, halimiz harap ki ne harap!
Bu gidişat tehlikeli
Türkiye'de ipler yeniden gerilmeye çalışılıyor. Polislerin eylem yaptığını görünce gözlerimize inanamadık. İster istemez göstericileri coplayan polis görüntüleri gözümüzün önüne geldi. Polis, zaten bunalımlı. Bir de silahlı saldırıda arkadaşlarını kaybetmeleri bardağı taşıran damla oldu. Ancak, bu gösterinin kendilerine ne kazandıracağını hesap ettiler mi? Birileri bu görüntüleri mutlaka kullanmak isteyeceklerdir. Bize sorulursa fırsat vermesinler deriz.
Herkese yasak da
Trafikte araçların renkli cam kullanmaları yasak. Bu malum, ama bakıyoruz resmi dairelerin son model makam otolarının neredeyse tamamı renkli cam kullanıyor. Örneğin bunlardan birine dışarıda rastladınız. İçinde kim var, neyin nesidir, bir türlü anlayamıyorsunuz. Bu araçların dokunulmazlıkları mı var, yoksa gerçekten gizlilik teşkil eden işlerinden dolayı mı daire müdürleri renkli cam yaptırıyorlar, anlamak bir hayli zor.
Bir de
Teravih namazını hızlı kıldırdığı için adı İmam Ferrari'ye çıkan Diyarbakır'daki Hazreti Ömer Camii'nin imamı Abdullah Orhan Bir, vatandaşların tepkisi ile karşılaşmış. Aldığı tepkiler Ferrari'nin hızını keser mi bilmiyoruz. Ancak gelen tepkiler üzerine karşı gazetecilere kızmışlar. İmamın korumaları teravih namazını görüntülemek isteyen gazetecileri tartaklamış, hakaret etmiş ve küfür yağdırmışlar... Mustafa Özke: "Demek ki, onlar da koruma bulundurma modasına uymuşlar." diyor.
Yamukyan
MHP'li Ali Güngör'ün, dili yüzünden başı belada. Zafer Mutlu, kendisi hakkında "Babasını bilmem ama, annesi Manukyan'ın kız kardeşiymiş!" dediği için 50 milyar liralık tazminat davası açtı. Şimdi var mısınız Matild Manukyan da "Beni Zafer Mutlu ile aynı kefeye koydu. Ben banka mı soydum?" diye Güngör'ü mahkemeye versin.
|