GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

13/12/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



MEDYA ANALİZ 


Af, ölüm ve kriz

Türkiye'de gündem iki konuda tıkalı kaldı: Ölüm orucu ve af. Bir de bu iki konu arasında sıkışan bir üçüncü konu daha var; Başbakan Ecevit AB'nin Nice Zirvesi'nde iken Genelkurmay tarafından yapılan açıklama. Başbakan Bülent Ecevit ile Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu dün bir görüşme yaptılar. Köşe yazarları da geçen haftaki tartışmaya bu vesile ile tekrar değinerek bazı ilginç tespitlerde bulundular. Bu konuyla ilgili yazılanlar şöyle:

Sözlü bir muhtıra mı? (Güngör Mengi / Sabah)

MİT, Kürtçe Tv'nin yararlı olacağı kanaatini açıkladı. İki hafta aradan sonra Genelkurmay, bunun ülke bütünlüğüne zarar verecek bir gelişme olacağı ve PKK'nın emellerine hizmet edeceği değerlendirmesini yaptı.

Askerin samimi endişeleri var. Ve bu endişelerin enine boyuna irdelenmesi lâzım. Bunun zemini, gazete manşetleri üstünden yürüyecek atışmalar değil, devletin güvenlik siyasetinin konuşulduğu Milli Güvenlik Kurulu'dur.

Halbuki önce MİT, ardından Genelkurmay karşıt görüşleri kamuoyuna açıkladı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın dediği gibi ortaya iyi bir devlet görüntüsü çıkmadı.

Dün Genelkurmay Başkanı'nın Başbakan'ı ziyareti Ankara'da heyecan yarattı. Ziyaretin amacı, sözlü bir muhtıranın hükümete sunulması mıydı?

Doğrular ve yanlışlar (Oktay Ekşi / Hürriyet)

Biz hemen pırpırlanırız ya... Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu'nun dün Başbakan Ecevit'e yaptığı ziyaret, dikkatimizin derhal oraya toplanmasına ve ''Ne oluyor?'' dememize yol açtı. Neyse ki arkadaşlarımızın Ankara'dan verdikleri bilgiler o tedirginliğin artmasına değil, tam tersine bir ölçüde de olsa, ortadan kalkmasına sebep oldu. Sayın Kıvrıkoğlu önce, Genelkurmay'ın geçen hafta yaptığı ve Başbakan Ecevit'in tam da Avrupa Birliği Zirve Toplantısı'na katılmak üzere Nice şehrine gittiği tarihe rastlayan açıklamanın ''Ecevit'i sıkıntıya sokma amacını taşımadığı'' güvencesini vermiş. Yıllardır söyler dururuz: Bu konular eğer görüşülecekse Milli Güvenlik Kurulu'na getirilmeli, orada alınan tavsiye kararı hükümet tarafından uygun görülürse uygulanmalı. Anayasa'ya da, hukuka da uygun olan yol budur. Ne var ki biz söyler, biz dinleriz.

İstişare mi, muhtıra mı? (Fatih Altaylı / Hürriyet)

Genelkurmay Başkanı dün Başbakan'dan randevu talep etti ve görüştüler. Aslında gereksiz bir görüşmeydi. Çünkü Başbakan, Genelkurmay Başkanı'na söyleyeceklerini birkaç hafta önce MİT Müsteşarı'nın basına yaptığı açıklama ile söylemişti. Genelkurmay Başkanı da Başbakan'a söyleceklerini geçen hafta içinde basına açıklamıştı.

Diyelim ki, bu görüşmede Genelkurmay Başkanı, Başbakan'ı Kürtçe Tv yayınının yanlış olduğu konusunda ikna etti. Başbakan ne yapacak? Kürtçe Tv için 'vakit erken' dese, ''Genelkurmay'dan muhtırayı yedi çark etti.'' denilecek. Tersi olsa, Başbakan Genelkurmay'ı ikna etse bu kez tam tersi olacak. Genelkurmay siyasi otoriteye karşı çıktığı zaman ülke menfaatlerine aykırı hareket eden bir organmış gibi duracak. Halbuki kamuoyu önünde tartışmadan önce baş başa görüşselerdi, ikisi de sıkıntıya düşmeyecekti.

Ecevit-Kıvrıkoğlu ilişkisi (Sedat Ergin / Hürriyet)

Ecevit ile Orgeneral Kıvrıkoğlu arasında çok yakın bir çalışma ilişkisinin yürüdüğü söylenemez. Ordu ile Ecevit arasındaki diyalogsuzluğun rejim açısından ne gibi sıkıntılar yaratabileceği son Nice Zirvesi sırasında görülmüştür. Bu nedenle, devlet kurumları arasında tam bir dağınıklık ve çoksesliliğin yaşandığı bir dönemde, Başbakan ile Genelkurmay Başkanı'nın daha yakın bir çalışma ilişkisine girmeleri sistemi rahatlatacaktır.

Editörün mühim notu

Bu tür konuların MGK'da kamuoyuna yansıtılmadan tartışılmasını savunan Oktay Ekşi, Fatih Altaylı, Güngör Mengi, Sedat Sertoğlu haklı ancak MGK'daki münazaraları ne yazık ki aynı sertlikte kamuoyuna yansıtanlar da kendi gazeteleri. Çok gerilere gitmeye gerek yok 28 Şubat sürecindeki bu gazetelerin manşetlerine bakıldığında görüntünün bugünkü durumdan farklı olmadığı görülecektir. Bu arada MİT müsteşarı Şengal Atasagun'un Apo ve PKK ile ilgili sözlerinin yeni olmadığını basına bahsettiğimiz yöntemle yansıdığını aktaralım. İşte 12 Ocak 2000 tarihli Sabah'ın manşetindeki Yavuz Donat imzalı haber: MİT'in Çankaya'ya, Genelkurmay'a ve MGK'ya gönderdiği raporunda 'PKK'yı çökertmek için Apo önemli bir koz. SURİYE, Rusya, Yunanistan, İtalya, Apo'yu niye yıllarca koruyup kolladılar, kucak açtılar? Neden bu kozu ellerinde tutmak istediler? Kullanmak için. Apo şimdi bizim elimizde. Bu kozu iyi kullanalım...' deniliyor."




Günün 'yalnız adam'ı

Meclis'teki af yasası görüşmesinde Başbakan Ecevit'i "katilleri affetmekle" eleştirince kendisinin de Ecevit tarafından affedildiği medyada yazılan MHP'li Ali Güngör önceki akşam CNN Türk'ün canlı yayınında Sabah Gazetesi Yayın Yönetmeni Zafer Mutlu'ya hakaret etmişti. Güngör'ün canlı yayındaki ifadelerine basının büyük bölümü dün tepki gösterdi.




Ölüme çare arayışı

Cezaevlerindeki ölüm orucunda kritik eşiğe gelindi. Medya da bu kritik eşikte devreye girmeye başladı. Arabulucu olan gazetecilerin yanı sıra birçok köşe yazarı da köşesinde bir yandan olayın çözümü için öneriler getirirken, bir yandan da farklı boyutlara işaret ediyorlar. Konuyla ilgili dünkü gazetelerde yapılan yorumlar ise şöyle:

Ölümleri önlemenin iki yolu (Ahmet Taşgetiren / Yeni Şafak)

"Ölüm orucu" uygulayanlar, Adalet Bakanı'nın "F tipi uygulamasını erteledik. Bu konuda kamuoyunda bir uzlaşma sağlanıncaya kadar F tipine geçilmeyecek." tarzındaki yaklaşımını kabul etmediğine göre, ölümleri önlemenin iki yolunun kaldığı görülüyor. Biri ölüm orucu yapanların öne sürdüğü şartları yerine getirmek. (...) İkinci yolu, F tipi konusunda kamuoyunda yeterli hassasiyetin oluştuğuna, Adalet Bakanı'nın da süresiz erteleme sözü verdiğine bakarak "örgüt"ün yeni bir tavır belirlemesidir. Ölüm orucunu bitirme kararını da tek tek kişilerin veremeyeceği, daha doğrusu örgütün vereceği de çok net görülüyor.

O zaman ölümü önlemenin ikinci yolu, "örgüt"ün yeni bir değerlendirme yapması ve "Ölümden önce yapılabilecek daha pek çok şey vardır, Adalet Bakanı'nın sözünü ve iyi niyetini önemsemeliyiz, şartların tümünü birden istemek gerçekçi değil" kanaatine ulaşmasıdır.

Devlet ortada yok (Can Ataklı / Sabah)

Devlet yok, bir grup terörist esir aldığı 200 kişiyi ölüme götürüyor. Ölüm orucu tutanların hali bir drama dönüşüyor. Her an bir ya da birkaç ölümle karşı karşıya kalabiliriz. Cezaevlerine heyetler girip çıkıyor; ama ölüm orucu tutanlar hiçbir şeyi dinlemiyor, direnişlerini sürdürüyor. Üstüne üstlük başka taleplerde de bulunuyorlar.

Peki bu kararları gerçekten ölüm orucu tutanlar mı veriyor? Hayır, zaten ölüm orucu tutanların karar verecek halleri yok. Onları bu ölüm orucuna itenler hiçbir şeyden çekinmeden devletle pazarlık ediyorlar. Adeta ellerinde tuttukları esirleri canlı kalkan gibi yapmışlar, istediklerini elde etmek istiyorlar. Devlet de bu pazarlıkta ne yazık ki çaresiz ve sürekli tavizler veriyor.

Son ölüm orucu eylemleri devletin cezaevleri konusunda nasıl bir acz içinde olduğunun en somut göstergesidir. Cezaevleri tamamen teröristlerin, çetecilerin, mafyacıların kontrolünde.

Yapmayın lütfen! (Umur Talu/Milliyet)

Gerekçesi ne olursa olsun ve siz bunları ne kadar "akıl dışı" bulursanız bulun, "kendi ölümünün kararı"nı vermiş 250 insan, evet insan, "emriniz olur" diye aşağılanır mı? Elbette kimse sonuna kadar o taleplerle hemfikir olmak zorunda değil, elbette pekala hükümet gibi bu "F tipi" düzenlemesini gerekli bulanlar da olabilir. Ama "ölüm sınırı" denilen 60 güne birkaç günü kalmış onca insan, kendileri "ölümü fetişleştirmiş" olsa dahi, dışarıdaki karnı tok ve sırtı pekler tarafından "Ne haliniz varsa görün." alargasına nasıl alınır?

16 resim altına (Güneri Civaoğlu/Milliyet)

Kimse ölüme terk edilemez. Ölüm oruçlarının yapıldığı mekanlarda, artık egemenlik direnişçilerde. Adalet Bakanlığı'na gelen bilgilerden ve Bayrampaşa görüşmelerine katılan aydınlardan edindiğim izlenime göre; eğer müdahale olursa, çok kan akabilir. İçerdekilerin nabzı iyi tutulmalı. Duygusal görüntüler, direnişçilerde safları sıklaştırıyor. Devlet, bazı hapishanelerde her zaman müdahale edip ölüm oruçlarını kırabilecek durumda. Ama... Böyle bir hareket, diğer hapishanelerde "rehin almaları" ve "başka olayları" tetikleyebilir.




Basın Konseyi'nden Demirkent'e cevap

Basın Konseyi Genel Sekreteri Vedat Demir, Dünya Gazetesi sahibi ve Gazete Sahipleri Birliği Başkanı Nezih Demirkent'in, Yeni Şafak'ta yayınlanan iddialarına cevap verdi. Nezih Demirkent'in, "Düşünün, Oktay Ekşi Basın Konseyi Başkanı, ama Konsey'e ekonomik destek veren Doğan Grubu. Şimdi ondan bir şeyler yapması beklenebilir mi?" ifadesinin gerçeği uymadığını belirten Demir, "Daha açık söylemek gerekirse, Ocak–Aralık 2000 arasında Konsey'in basın organlarından, basın kuruluşlarından ve bireysel üyelerden sağladığı katılım paylarının toplamı, 36 milyar 477 milyon 328 bin TL'dir. Bunun yaklaşık üçte biri Doğan Medya Grubu'ndan (13 milyar 650 milyon 123 bin TL), üçte ikisi (21 milyar 627 milyon 205 bin TL) diğer basın organlarından, 1 milyar 200 milyon TL'si de bireysel üyelerden sağlanmıştır. Toplam gelir, Aralık başına kadar 36 milyar 477 milyon 328 bin TL'dir." dedi.

Açıklamanın nedeninin Demirkent'in, Konsey'in ekonomik kaynaklarına ilişkin yanlışı olduğunu vurgulayan Demir, "Asıl yanlışı, 'Konsey'in sadece Doğan Grubu'ndan gelir sağladığı için, bu grup hakkında gelen herhangi bir şikayeti tarafsız bir biçimde ele alıp değerlendiremeyeceği' anlamına gelen sözleridir." görüşünü savundu.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.