TUTARLI OLUN!
Çocukların ruhunu, işlenmeyen bir tarla gibi kendi haline bırakırsanız, orada ısırganlar ve dikenler yetişir. Snellman
Söyleyip te yapmıyor, söz veripte tutmuyor, bir dediğiniz bir dediğinizi tutmuyorsa çocuğunuzun tutarsız olmaması anormaldir.
Anne-babalık BİR GÖREVDİR
Annelik ve babalık boş zamanınızda yaptığınız basit bir iş değildir. Ya da çocukları doyurup, giydirmek, okula göndermek de değildir. Ebeveynlik eğer çocuk sahibi olmayı nasıl istemişseniz, o kadar yapmanız gereken bir görevdir. Anne-baba olmak bir eylemi gerektirir. Çünkü üzerinize aldığınız bu görev yaşam, insan ilişkileri, dürüstlük, saygı, Allah'ı ve O'nun Nebi'sini anlatmak, İslam'ı tanıtmak gibi çocuğunuzun bilmesi gereken şeyleri de içerir. Anne-baba olmak, çocuğunuzu kişilikli ve sorumlu yetiştirme konusunda ciddi adımlar atmanızı da gerektirir.
TUTARSIZLIK hastalık gibidir
Tutarsızlık anne-babalar için genel bir hastalık gibidir. Genelde tutarsızlığımız için işlerimizi, stresimizi, yorgunluğumuzu gösteririz. Ama sebep ne olursa olsun tutarsızlık göstermek çocuklar üzerindeki hakimiyetinizi kaybetmenize sebep olur. Eğer bir kural koyduysanız ve bunun etkilerini görmek istiyorsanız, söylediklerinizi uygulayın. Eğer kararlar alıp uygulamada zaaf gösterirseniz çocukların da sınırları aştığını göreceksiniz. Yine anne-babaların verdikleri sözlerde durması çok önemlidir. Nitekim tutarlı davranışlar çocuğa emniyet,
güven ve kontrol hissi verecektir.
Dinî yaşayış taklitle başlar
Çocuk güvendiği bir model arar. Dedesi gibi namaz kılar, dua eder. Çocukların dini hayata alışmasında taklidin büyük önemi vardır. Dini hayata alışmasında, öğrenmesinde ve yaşamasında taklit önemli bir yer tutar.
Çocuk bu alanda güvendiği bir model bulursa onu taklit etmeye hazırdır. O dua ederken, ellerini yukarı kaldırır. Namaz kılarken eğilir. Çocuğun öğrenme işi sona erdikten sonra bu davranış artık alışkanlık devresine geçer. Taklit ile başlayan namaz kılmalar, dua etmeler çevrenin dini atmosferine, çocuktaki isteğe bağlı olarak zamanla ilerler ve dini yaşantıya dönüşür.
Bekârın iftar sofrası
Farklı iki iftara konuk oluyoruz. İlki bir öğrenci evi. Öğrencilerin fakirhanesinde iftar açıyoruz. Diğeri ise evli; ama yıllardır bekar hayatı yaşayan inşaat işçilerinin karavanasıydı. Kapı çalınıp da komşulardan birini elinde yemek tabağıyla görmeyeli epey oldu. Dört duvarın arasında sanki biziz Bayrampaşa Cezaevi'nde yatan. Ne arayan vardır, ne de soran. Genciz ve bekarız ya. Komşularımızın kaçtıkları bu özelliklerimiz mi bilmiyorum.
4—5 bekar arkadaşın bir evde kalması çevrede neden hep yadırganır. Bir kez de bize sorsalar da dertlerimizi anlatsak onlara. Hele memleketten annemiz—babamız geldiğinde sanki çevremizin bizi yadırgadığını hissediyorum. Bize insan olmanın ötesinde farklı bir mahlukat gözüyle mi bakılıyor diye sormadan edemiyorum kendime. Öğrenci olmak, çalışmak, hayat mücadelesi bizim ki de. Bu düşünceler altında çalışan ve okuyan bekar gençlerin fakirhanelerine konuk olduk bir akşam vakti.
Anne yemeğine özlem
İlk durağımız farklı şehirlerden gelerek tanışmış ve evde kalmak zorunda olan öğrencilerin evi. Evde bir görev bölümü yapmışlar. Hele Ramazan gelince daha zor olmuş ev işleri. Dışarıda yemek yemek mümkün olmadığı için evde pişirmeye karar vermişler ve yemekleri nöbete bindirmişler. Her gün birisi nöbetçi oluyor, ev işlerini ve yemeği yapıyormuş. "Sahuru nasıl yapıyorsunuz?" diye sorduğumuzda 'O günkü nöbetçi erken kalkarak kahvaltılık türü şeyler hazırlıyor ve arkadaşlarını kaldırıyor.' cevabını alıyoruz.
Okul çıkışında eve gelen nöbetçimiz iftarlık hazırlamayı da ihmal etmiyormuş. Bir de tabii bunun arkasında bulaşık yıkamak var. Yemek pişirmek zor geliyor; diyorlar ama bulaşık yıkamak daha zor geliyormuş. O gün iftar öncesinde vardığımız evde yemek yapalım telaşı vardı. O gün iftarda makarna, hazır çorba, salatadan oluşan mütevazı bir sofra hazırlandı.
İstanbul Üniversitesi öğrencisi olan Cemil, "Ramazan ayının en özlediğim yönü, bütün aile sofra başına toplanır, annemin yaptığı yemekleri, özellikle fırında yaptığı yemekleri çok özledim." derken, aynı evin sakini Gürdal ise annesinin tatlılarını çok özlediğini söylüyordu.
Ekmek parası oruç dinlemiyor
Bir sonraki iftarımızda inşaat işçilerine konuk olarak karavanada yemek yiyoruz. Kimi Antep, kimi Mardin, kimi Urfa gibi yurdun değişik yerlerinden gelmiş; ama ekmek parası için burada bulunuyor olmaları onların ortak özelliği, ekmek parası onları aynı sofrada buluşturuyor. Birçoğumuz daha uyurken onlar sabahın erken saatlerinde oruçlu bir şekilde çalışmaya başlıyorlar. Akşam ezan okununcaya kadar inşaat gibi çalışma imkanlarının zor olduğu bir sektörde oruçlu oruçlu çalışmalarına devam ediyorlar.
İftara on beş dakika kala işi bırakıp ellerini yıkadıktan sonra beraber şantiyeye geçerek karavanada yemeğimizi almak için sıraya geçiyoruz. Tabldot tepsisine konulan mercimek çorbası, pilav ve nohutla iftarımızı açıyoruz.
'Kaç yıldır ailenizden ayrı Ramazan geçiriyorsunuz?' sorusuna, Mehmet Taşlı 5 yıl, Fahretin Sarış 3 yıldır derken, evli ve beş çocuk babası Tahir Saçlı 'Tam yedi yıl oldu.' diyor. 'Çocuklarım gözlerimde tütüyor; ama onların geleceği için, onların da benim gibi buralarda yaşadıklarımı yaşamamaları için benim onlardan uzak olmam gerekir.' diyor. Çaylarımızı yudumlarken İbrahim Çelik sazı eline alarak yanık yanık söylemeye başlıyor. İnşaat ile şantiye arasında geçen küçük dünyalarından ayrılırken, İbrahim Çelik'in yanık sesi kulağımızda çınlıyor;
Gurbet garipleriyiz
Hep aynı kaderdeyiz
Ya bir yokluk belası
Ya da aşkın esiriyiz
Allah'a saygılı olanın işlerini kolaylaştırırız
(Elinde bulunandan) verenin, (Allah'a karşı) saygılı olanın ve en güzel sözü doğrulayanın işlerini kolaylaştırırız. Leyl / 5-7
İşler ehil olmayanlara verildiğinde kıyameti bekle
"Emanet kaybedilince kıyameti bekleyin.", "Emanet nasıl kaybolur?" diye sordular. "İşler ehil olmayanlara teslim edilince." diye cevapladı. Hadis-i Şerif
Şükrün ölçüsü kanaat ve iktisat
Şükrün ölçüsü kanaat, iktisat, rıza ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün ölçüsü hırs, israf, hürmetsizlik ve haram-helal demeyip rastgele yemektir.
Bizleri eğiten bir RESUL'dü
Genç ihtiyar, kadın erkek herkesin ama herkesin Peygamberi-miz'in hayatını örnek aılması gerekir Çünkü o hayatıyla bizi eğiten, öğreten bir insandı. Hz. Peygamber bir baba gibi ümmetine her konuyu öğretmiş, onların izzet ve şerefine yaraşır davranışları onlara göstermiştir.
Hz. Peygamber'in savaş, barış, ibadet, ticaret, hak ve adalet gibi konularda meşgul olması herkes tarafından tabii karşılanırken, günlük insan hareketlerinin biçim ve şekilleriyle de meşgul olması bazıları tarafından yadırganmaktaydı. Nitekim Selman-ı Farisi'ye bir müşrik biraz da alaylı bir şekilde şöyle demişti:
"Görüyorum ki dostunuz (Muhammed), size her şeyi ama her şeyi hatta helaya nasıl oturacağınızı bile öğretiyor!"
Selman gayet ciddi ve pek tabii olarak müşriki tasdik ederek:
Evet, dedi. Sonra da Hz. Peygamber'in tuvalet adabıyla ilgili tavsiyelerini sıraladı. (Müslim)
Her meslek ve meşrepten insan, Hz. Peygamber'in hayatından kendisi için örnek olabilecek birçok yön bulabilir. Çünkü bütün bu insanlığı bir şahsiyette toplayıp misallendirmek zor değildir. Hz. Peygamber'in sireti, hayatın her safhasını kapsayan bir bütünlük içindedir. O, Allah'ın kendisine verdiği yetki ile ülkelerinde devlet başkanlarına, valilere, idarecilere, okullarda öğretmenlere, sınıflarda öğrencilere, evlerde ana-babalara, güvenlik güçlerine, yolda yürüyenlere, alışveriş yapanlara, tarladaki çiftçiye, işçi çalıştıranlara, çalışanlara, emek sarf edenlere velhasıl herkese aynı çağrıyı yapmakta ve kendisinin izlenmesini istemektedir. Çünkü onun hayatı bütün insanlık için en güzel örnektir.
Abdullah b. Ömer (ra) kendisine gelerek, "Biz hazar namazı ile havf namazını Kur'an'da buluyoruz. Fakat sefer namazını Kur'an'da bulamıyoruz. Nasıl oluyor bu?" diyen Ümeyye b. Abdillah b. Halid'e "Bak yeğenim! Biz hiçbir şey bilmezken Allah bize Muhammed'i peygamber olarak gönderdi. Biz Muhammed'i neyi yaparken görmüşsek, onu öylece yaparız." (Nesei) diyordu.
Yine Hz. Aişe validemiz Efendimiz (sas)'in ölümünden sonra mescidlerde kadınların durumlarını eleştirmekte ve "Resulullah görseydi kadınları mescidlerden men ederdi." demektedir. Ama o bu sözü söylemesine rağmen ne bir yasak yoluna gidiyor ne de halifelerden yasak konulmasını istiyordu. Çünkü hem, "Allah'ın hanım kullarını, Allah'ın mescidlerinden men etmeyiniz." (Buhari) hadis-i şerifi vardı hem de bu peygamberi iznin ümmet çapında bir anlamı olabilirdi.
Hem kendinize hem çocuklarınıza sorun
lMüslüman mısın? Elhamdülillah Müslümanım. lMüslümanım demenin manası nedir? Allah'ı bir bilmek, Kur'an-ı Kerim'i ve Muhammed Aleyhisselam'ı tasdik etmektir. lNe zamandan beri Müslümansın? "Bela" dediğimiz zamandan beri Müslümanım.
"Bela" zamanı neye derler? Misak'a derler. Yani Cenab-ı Hakk ruhlarımızı yarattığı vakit bunlara hitaben: "Elestü birabbiküm" yani (Ben sizin rabbiniz değil miyim?) diye sordu. Onlar da: "Bela" (Evet Rabbimizsin) dediler. O zamandan beri Müslümanım demektir. lRabbin kimdir? Allah. lSeni kim yarattı? Allah. lSen kimin kulusun? Allah'ın kuluyum. lAllah kaçtır diyenlere ne dersin? Allah birdir derim. lAllah'ın bir olduğuna delilin nedir? Sure-i İhlas'ın ilk ayeti kerimesidir. lBunun manası nedir? Sen söyle ki ey Habibim Allah birdir.. lAllah'ın varlığına akli delilin nedir? Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve intizamın devamıdır.
Allah'ım
yine Senin güzel isimlerinle sonsuz rahmetine sığınıyor ve onları şefaatçi yaparak Sana yalvarıyorum.
1. Ey her şeyden ve insanın düşünebildiği bütün mertebelerden daha yüce olan Alî,
2. Ey bütün müjde ve tehditlerinde sâdık olan ve varlıkların arzularını işitip ehemmiyetle yerine getiren Vefî,
3. Ey bütün varlıkların ihtiyaçlarını karşılayan ve kendisine imanla bağlananların yegâne dostu ve koruyucusu olan Velî,
4. Ey hiçbir varlığa ve hiçbir şeye muhtaç olmayan ve servet ve zenginliğinin sınırı olmayan Ganî,
5. Ey her şeyin her türlü ihtiyacını karşılayacak sonsuz ve asla tükenmez hazineleri olan Melî,
6. Ey hiçbir kusur ve noksanı olmayan ve nefisler ancak O'nun temizlemesiyle mânevî kirlerden arınan Zekî,
7. Ey yarattığı mahlûkatını seven, nimetleriyle onlara Kendini sevdiren ve razı olduğu şeyleri bildiren Radî,
8. Ey yarattığı harikulâde eserlerinde varlık ve birliğinin delilleri, isim ve sıfatlarının mükemmelliği apaçık görünen Bedî,
9. Ey pek zâhir olduğundan gizlenmiş ve büyüklüğünün bir sınırı olmadığından perdelenmiş Hafî,
10. Ey kuvveti bütün kâinatı kaplamış ve bütün varlıkları zaptederek hükmü altına almış olan Kavî,
10. Sen her türlü noksan ve kusurdan münezzehsin. Senden başka İlâh yok ki bize imdad etsin. El–aman, el–aman! Bizi cehennem azabından muhafaza eyle.
Keyifli bir site
http://members.tripod.de/kuebra
Kuşlar tavşanlar, civcivlerle açılan bu oldukça güzel ve keyifli sitede dolaşırken çok şey öğreneceksiniz. Ana sayfanın ortalarını dua eden çok tatlı bir anne ve çocuğunun güzel resimleri süslüyor.
Siz bu güzelliklerle meşgul olurken bir yandan da Arapca ilahiler dinleyebiliyorsunuz. Çocuklarla ilgili birçok güzel oyun ve çalışmanın olduğu sitede
Ömer Seyfettin'den, Mevlana'dan çocukların büyük aşk ve merakla okuyup ders alacakları masallar, hikayeleri de görmek mümkün. Eleştirilecek tek yönü ise uzmanlar tarafından oldukça eleştirilen pokemon oyunlarına yer verilmesi.
Sitede var olan konulardan bazıları:
Çocuklar için Dini Sualler, Hacivat ile Karagöz, Konuşan Elifcüzü, Namaz Hocası, Kur'an okulu, Masal Tv, Çizgi Filmler, Boyama ve Bilmece, M a s a l l a r, İ l a h i l e r, Oyunlar.
Esma-i Hüsna Mâlikü'l - Mülk (Mülkün ebedî sahibi)
Allâhu Teâlâ mülkün hem sâhibi, hem hükümdârıdır. Mâlikiyetinde olsun, Melikiyeti'nde olsun (Melikiyet: Âmme menfaati için kanunlar ve nizamlarla hükümet yürütmek kuvveti.
Mâlikiyet: Emlâk ve arâzî üzerinde tasarruf etmek kuvveti). O'na bir ortak veya bir denk yoktur. Kullarından bazılarına muvakkaten mülk verir, hükümdar yapar, bâzılarına da arâzî ve emlâk verir, mülk sahibi yapar. Bu sûretle onlar Allâh'ın verdiği bu mal ve mülk üzerinde âriyet bir melikiyet hakkına mâlik olurlar. Allâhu Teâlâ verdiği bu hükümdarlık veya mal ve servet kuvvetini kullanma ve onlardan faydalanma yollarını da bildirmiştir. Allah ister ki, kullar nefs ü hevâya uyup da zarar ve ziyana uğramasınlar, bilâkis bu fânî kuvvetlerle daha büyük kârlar elde etsinler.
PEYGAMBER (sas) nasıl bir insandı?
Ashabının yüzüne en çok gülümseyen insandı. Gönüllerini hoş etmek için sözlerini hayranlıkla dinlerdi. İnci dişleri görülecek şekilde gülümserdi. Ashab-ı Kiram da kendisine uyarak sohbetinde yalnız tebessüm ile yetinirlerdi.
Size bir ÖNERİMİZ var...
Ramazan sevginin çağladığı bir an dilimidir. Bu ayın feyzini iyi kullanmak gerekir. Hele dargınlığınız ya da çevrenizde birbirine küs insanlar var ise şu mübarek günler sona ermeden barışmanın yollarını arayalım hep beraber.
|