GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

17/12/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Mahmut Nedim HAZAR

Gün Aşırı Notlar

Düğme

Bazen 'Bir ülke nasıl bu kadar iki zıt görüntüyü aynı anda verebilir?’ diye düşünmeden edemiyorum. Nasıl? Mesela değişim alanında.. Öyle anlar oluyor, değişime öyle direnenler oluyor ki, oturup başınızı ellerinizin arasına alıyor ve içinizden, 'bu ülke asla değişmeyecek’ diyorsunuz.

Ya da bir sabah gazeteleri elinize aldığınız anda, yıllardır değişmeyen bir şeyin bir gecede, hatta bir saatte değiştirildiğine şahit oluyorsunuz. Koca koca partiler, grup başkan vekilleri, MKYK (ne demekse?) üyeleri, parti başkanları, milletvekilleri, bürokratlar, teknokratlar ve bilumum yetkililer bir araya gelip de köhnemiş bazı yasaları milim yerinden oynatamazken üç tane genci 'Anayasa’yı değiştirip, ülkeyi yıkmak’ suçundan içeri atabiliyoruz.

Binler, onbinler, yüzbinler sokağa dökülüyor. Esnaf, memur, doktor, öğretmen.. Hepsi isyanını dile getiriyor, haykırıyor, bağırıyor, ağlıyor.. Hiçbir şey yokmuş gibi davranıyor hükümet.. 'Kriz’ demiyor bunun adına. Ama bir avuç şişman cüzdanlı adamın hayat kaynağı borsa aşağı doğru kımıldayınca yer yerinden oynuyor.

Bütçe görüşülürken kürsüye gelen Maliye Bakanı ekonomik tabloyu çizerken fırçadan pembe renk akıtıyor. Birkaç gün sonra işadamları öyle sert ve karamsar konuşuyorlar ki, bakanlar toplantıyı terk ediyor.. Esnaf maliye önünde kuyrukta. Herkes yılbaşından önce yazarkasasını mühürletmek istiyor. Para kazanmak çok zor.. Öte yandan çok da kolay.. Dükkan açmaya, ticaret yapmaya bile gerek yok. Yatırırsın repoya gecede yüzde bin bilmem kaç oranında gelir.. Ne gerek var yorulmaya, riske girmeye?

Toplumun kaynama noktası nerede kimse bilmiyor. Bazen ufacık bir kıvılcım tüm ülkeyi yakıyor, bazen memleket yangın yeri, kimsenin umursadığı yok..

Bazen umutsuzluğa düşüyoruz. Yaşanan olaylar karşısındaki dağınıklık, vurdumduymazlık, organizasyonsuzluk kırıyor ümitlerimizi. Bazen tersi bir manzara oluşuyor karşımızda. Bu kadar derinden organize olunması ürkütüyor bu sefer bizi..

İşte o zaman 'düğme’ geliyor aklımıza. Birileri basıyor kesin. Ama hangi olaylarda, hangi varyasyonlarda?

Onbinlerce polis sokağa dökülürken mi, yoksa 200 küsur militan ölüm orucuna başlarken mi düğmeye basılıyor acaba? Yüzbinlerce memur yürürken mi, yoksa borsa bir anda alaşağı olurken mi?

Nerede bu düğme?

Bürokratların siyah çantalarında mı, Başbakan’ın evinde mi, yoksa GSM kartlarında mı?

KÖRDÜĞÜM

Sokak çocuğu muamelesi gören Af Yasası Cumhurbaşkanı Sezer’in son derece mantıklı gerekçeleriyle Meclis’e geri gönderildi. Böylece fikri ortaya atanın, çıkaranların reddettiği, yararlanacakların dışında hemen herkesin tepki gösterdiği bir yasa kocaman kördüğüm halinde ülkenin kucağına atıldı. Galiba bu ülkenin kaderi çözümsüzlük. Siyasiler neye çözüm

bulmak için el atsalar sorun daha büyük ve karmaşık bir yumak halinde millete geri dönüyor. Yaşananlar

esnasında meydana gelen kavgalar, sürtüşmeler,

kayıplar da cabası.

Mı acaba?

Mevzu düğmeden açılmışken bir şey geldi aklıma. Hatırlarsınız bundan önceki 'düğme’ tartışmasını. Birileri 'basıldı’ demişti, diğeri 'ben bastım’ demişti, öteki 'ne münasebet asıl ben bastım’ diye çıkışmıştı. Rivayet edilir ki, bu düğmecilerden biri bir gün küçük bir kazaya maruz kalır. Dikkatsizlik sonucu asansör boşluğuna düşer. Düştükten sonra en çok hangi cümleyi kullanır biliyor musunuz? 'Kimse düğmeye basmasın. Sakın düğmeye basmayın!’ Zira düğmeye basılınca asansörün düşen kişiyi ezme ihtimali vardır!

Bu dist, şu dist, o dist!

Sanatçılar Budizm’e merak salmışlar.. Sanatçılar arasında Tibet’e gidip Budist öğreti dersleri almak 'in’miş! Televole medyası bu tür merakı olan sanatçılarımız için erinmemiş bir Budizm sözlüğü hazırlamış. Mantra nasıl yapılır, nirvana’ya nasıl ulaşılır vs.. Yaşadığımız kutsal Ramazan günlerinde bu tür bir muhabbet bana ilginç geldi. Nefsi açlıkla terbiye eden bir kültürün, kendi dininden bihaber insanlarının mutluluğu binlerce kilometre uzakta araması biraz trajik değil mi?

Alıntı:

Gerçek bizim için “Kanal D” ekranında seyrettiğimiz, duyduğumuz faciadır, skandaldır, acı gerçektir. Çevik Kuvvet polislerinin bulunduğu otobüs silahla taranıyor, iki polis ölüyor, ondan fazla yaralı var. Olay yerine savcı geliyor, otobüste 19 kurşun izi sayıyor, savcı üzgün, hayretler içinde polislere soruyor: “Oğlum sizin, kendinizi koruyacak silahınız yok muydu?””Yoktu savcı bey!””Ne demek yoktu, nasıl yoktu?” “Yoktu savcı bey yoktu!” Savcının yüzündeki ifadeyi anlatmak mümkün değil, adeta polisten özür diliyor: “Oğlum yanlış anlama, seni eleştirmek için söylemiyorum, öğrenmek için sordum!”

Hasan Pulur-MİLLİYET


n.hazar@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

29/ 11/ 2000... Vergiler geliyor allı yeşilli!
03/ 12/ 2000... Benim canım mesleğim(1)
06/ 12/ 2000... Vatana, özleme ve gurbete dair
07/ 12/ 2000... Genç silahşörler
08/ 12/ 2000... Noel Baba mı bekliyordunuz?
09/ 12/ 2000... Aftan sonra tufan!
10/ 12/ 2000... Aftan sonra tufan!
11/ 12/ 2000... Geleceğin istilacıları
13/ 12/ 2000... Kurbanlar, figüranlar ve gönüllü konuk oyuncular
15/ 12/ 2000... Siz ölün, gerisini biz yaparız!


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.