GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

17/12/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Mustafa ÜNAL

Kırık parmakla af çıkarmak

Başbakan Bülent Ecevit polisin yürüyüşünü, ‘bir yerlerden basılan düğmeye’ bağladı. Yüzlerini görmediğimiz; ama az çok kimler olduğunu tahmin ettiğimiz düğmeciler kötü gidişin baş sorumlusu oluverdiler. Suçu düğmecilere yıkmak, gerçeği acaba ne derece yansıtıyor?

Sizi bilemem; ama ben açıkça söyleyeyim bu değerlendirmeyi biraz zorlama buluyorum. Bu izi sürersek af serüveninde de bir düğme aramak durumunda kalırız.

Bu tartışma benim aklıma, hastalık hastası olan bir adamın başından geçen şu fıkrayı getiriyor:

Adam ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyor. Parmağını vücudunun neresine bastırsa acılar fışkırıyor. Yüzü, karnı, bacakları parmağını dokunduğu her nokta acı veriyor. Paniğe kapılır. ‘Çabuk yetişin’ çığlıklarıyla doktora koşar.

Acıdan kelimeleri yuvarlayarak doktora bir çırpıda derdini anlatır: Bana bir haller oluyor. Hiç böyle olmamıştı. Her tarafım kırılmış gibi dokundukça acıyor. Yaşım da fazla. Doktor bey ne oluyor? Doğruyu söyleyin ben ölüyor muyum?

Hastasının panik haline inat doktor gayet sakin muayenesini yapar. Vücudunu şöyle bir inceledikten sonra der ki: Paniğe gerek yok. Korkmayın ölmüyorsunuz. Vücudunuz sapasağlam. Sadece parmağınızın ucu kırılmış. O kadar. Onu da kolaylıkla tedavi ederiz...

Başbakan Ecevit’in son açıklamasını zorlama buluyorum; ama sakın, düğmeyle gündem oluşturma olgusunu reddettiğim anlaşılmasın. Bu topraklarda yaşayan herkes bir yerlerden basılan düğmelerle ne büyük sonuçlar alındığını bilir. Sirenvari düğmelerin varlığına aşinadır.

Her şey yolunda giderken, herkes de bunu böyle bilirken, bir düğmeyle her şey değişir. Düzen altüst olur. Bir anda ayrı bir gezegene savrulmuş gibi yaşadığınız gerçeklere, bildiğiniz doğrulara yabancılaşıverirsiniz.

Düğmenin böyle bir gücü vardır. Sessiz yığınlar olup biteni anlamakta zorlansalar da kendilerini düğmenin estirdiği rüzgarın önüne koyuverirler. Bunun sonucunda da düğmeciler büyük sonuçlar devşirirler. Gerek siyasetin yönlendirilmesine dönük, gerekse bazı operasyonların zeminini oluşturmaya yönelik düğme stratejisinin yakın tarihe ilişkin örneklerini hatırlarsınız.

Ama bugün karşı karşıya bulunduğumuz tablo aşinası olduğumuz düğmecilerin işi değil. İşler yolunda giderken bir düğmenin sonucunda kötü gidiyor havası verilmiyor. İşler gerçekten kötü gidiyor. Bu kötü gidiş düğmeye basılma sonucunda değil. DSP–MHP ve ANAP’tan oluşan hükümetin hükümet etme yeteneğini yitirmesinden... Parti kayırma gözlüğü çıkarıldığında bu yalın gerçeği bütün çıplaklığıyla herkes görebilir.

İşte Af Yasası’nın macerası. Mundar olduktan sonra kimsenin sahiplenmediğine bakmayın... Rahşan Ecevit’in fikir analığını yaptığı Af Yasası, toplum vicdanından gelen sese kulaklarını tıkayan DSP, MHP ve ANAP’ın genel başkanları Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz ile onların atadıkları bakanlarının eseridir.

Hükümet partilerinin en üstten en alta kadar uzanan mensupları her ne kadar zevahiri kurtarmak için affa karşılar gibi açıklamalar yapmış olsalar da, tasarının yasalaşmaması için kıllarını kıpırdatmamışlardır.

Afta gelinen nokta, bir düğmenin oluşturamayacağı kadar negatiftir. Şimdi bugünkü tablonun sorumlusu olarak, Anayasa ve toplum vicdanından yükselen seslerin ışığında ucube Af Yasası’nı veto eden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i görebilir miyiz? Bazıları Cumhurbaşkanı Sezer’i de düğmeciler safında değerlendirebilir.

Bugünün sorumlusu, binlerce mahkumu beklentiye sokan, ‘Bayramda dışarıdasınız’ diyerek onlara bavullarını hazırlatan hükümettir. Şimdi sıkışıp kaldığı cezaevleriyle kamuoyunun cenderesinden çıkış arıyor. Sağlıklı çözüm bulabilmesi de kolay görünmüyor.

Sözün özü her tarafımızdan acı geliyor; ama bunun nedeni bastırdığımız yerlerin çürüklüğünden değil parmağımızın kırıklığından. Bilmem anlatabildim mi...


m.unal@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

29/ 11/ 2000... Siyaset yararlanmalı
01/ 12/ 2000... Ekonominin 28 Şubat'ı
03/ 12/ 2000... Çok konuşuyoruz ama bilgisiz
06/ 12/ 2000... Etik ve içerik açısından gensoru
08/ 12/ 2000... Af af... Ah ahh...
09/ 12/ 2000... Bir fuarın ölümü
10/ 12/ 2000... Bir fuarın ölümü
11/ 12/ 2000... Cumhurbaşkanı Sezer imzalamamalı
13/ 12/ 2000... Sokağın dili
15/ 12/ 2000... Siyasî iflasa doğru


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.