Poli-Fıkra: Suç ve ceza
Genç yeni evli bir çift, bahçe katı bir eve taşınırlar. Bu çiftin bir de köpeği vardır. Onlar taşındıktan birkaç gün sonra karşı komşuları olan adam omzunda beyaz sevimli bir tavşanla kapılarını çalar.
– Merhaba, der. Umarım sık sık görüşürüz; ancak sizden bir ricam olacak, lütfen köpeğinize dikkat edin de tavşanıma zarar vermesin. Tavşanıma bir şey olursa ben yaşayamam.
Evli çift de köpeklerinin üzerinden gözlerini ayırmamaya çalışırlar ve tavşan ile köpeği ayrı tutmak şartıyla komşularıyla sık sık görüşürler.
Derken bir akşam evli çift bahçede yemek yerken köpeğin ağzında bir karartıyla geldiğini görürler. Hemen yerlerinden fırlayıp bakarlar ki, ne görsünler, köpeğin ağzında komşunun tavşanı. Tavşan çamura bulanmış ve ölü.
Beyinlerinden vurulmuşa dönen çift, "Ne yapsak acaba?" diye düşünüp sonunda şu çareyi bulurlar:
Tavşanı şampuanlarla bir güzel yıkayıp çamurlarından temizlerler. Sonra tüylerini saç kurutma makinesiyle kurutup, parlatıp kabartmışlar. Ardında hiçbir şey olmamış gibi tavşanı adamın bahçe kapısına yerleştirirler.
Aradan bir kaç gün geçmiş ve bir gün yolda komşularıyla karşılaşırlar. Adam siyahlar içinde ve çok mutsuz olduğu her halinden belli.
Bizimkiler sebebini sorunca adam anlatır:
– Hiç sormayın, tavşanım öldü.
Bizimkiler, "Vah vah!" derlerken adam devam eder:
– Yalnız beni son derece etkileyen bir olay oldu. Öldüğünde onu ön bahçeye gömmüştük. 2 gün sonra tertemiz, mis kokular içinde bahçe kapısında duruyordu!!!???
Onlar ne sanmış
Bizde cezaevi operasyonları olurken, bütün dünyanın gözü de üzerimizde. Olaylar yakından takip ediliyor(!). Dışarıdan nasıl mı görünüyoruz? Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Türk Grubu Başkanı Uluç Gürkan konuya açıklık getiriyor ve Türkiye hakkında rapor hazırlayan parlamenterlerin bu konudaki fikirlerinin şöyle olduğunu söylüyor:
"Bu parlamenterler, Türkiye'deki cezaevlerinde özel yaşamı yok eden, çağdaş olmayan koğuş sistemi uygulandığını, mahkumların F tipine geçmek için eylem yaptıklarını söylediler.
Bir kısmı da, ölüm orucundakilerin sadece Kürt kökenli mahkumlar olduğunu ve cezaevlerinde etnik ayrım yapıldığını iddia ettiler."
Pekala, Gürkan onlara gerçeği anlatınca ne olmuş? Ne olacak oldukça şaşırmışlar ve Türkiye hakkında yanlış bilgilendirme olduğu sonucuna varıp raporun görüşülmesini nisan ayına ertelemişler.
Poli-Alkış: Bir taşla bir kaç kuş
Geçen haftanın neredeyse tamamı cezaevleri baskınlarını izleyerek geçti. Tabir–i caizse devlet bu operasyon ile birkaç kuş birden vurdu. Her şeyden önce operasyonun amacı olan ölüm oruçlarına son verildi. İkincisi suçluların cezalandırılması için var; olan ama yaklaşık 10 yıldır yine suçluların kontrolünde bulunan 20 cezaevinde devletin otoritesi sağlandı. Üçüncüsü de, operasyon sırasında cezaevleri o kadar çok hasar gördü ki, hükümlüler mecburiyetten(!) F tipi cezaevlerine nakledilmek zorunda kaldılar.
Bunlar tablonun güzel ve alkışa değer yanı. Ama sanmayın ki her şey güllük gülistanlık. Bir de madalyonun arka yüzü var. Memurunun evindeki eşinin başörtülü olup olmadığını bilen, onun parti verip vermediğiyle ilgilenen devletin cezaevlerinde Kalaşnikoflarla, bombalarla karşılaşması, askerimizi şehit eden ve elindeki silahla tehdit eden teröriste gösterilen müsamahanın, okumak için üniversiteye girmeye çalışan başörtülü kızlara gösterilmemesi de işin acı yanı.
Poli-Gaf: Sürünmek bile yasak
Bu hafta ekonomik alanda çalışan için tam bir hayal kırıklığı oldu. Önce Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplanarak önümüzdeki yıl için asgari ücretin ne olacağını açıkladı. İşin tuhafı bu rakam açıklanırken, DİE'nin rakamları bile dikkate alınmadı. DİE 80 ilde araştırma yaparak işçi başına günlük gıda harcamasının 2 milyon liraya yakın olduğunu belirlemiş ve asgari ücretin 150 milyon küsur olmasını önermişti. Ama yetkililer işçiye minimum besin değerini bile çok görüp net 102 milyon lirayı uygun buldular.
Gözler bu defa hafta sonunda toplanan Bakanlar Kurulu'ndaydı. Toplantıda memura enflasyon farkı olarak ne verileceği tartışıldı ve yaklaşık 3 saat sürdü. Sonunda çıka çıka yüzde 5'lik bir sadaka çıktı. Ama sanmayın ki, bu yüzde 5'lik fazlalık direkt memurun cebine gitti. Daha cebine koyamadan elinden alındı. Nasıl mı? Aynı gün belirlenen elektrik ve telefona yapılan zamlarla. Telefona yüzde 30, elektriğe de yüzde 8 zam gelmişti çünkü.
Bu haftanın gafı çay kaşığı ile verdiğini kepçeyle alan hükümete ait.
Af buyur
Cumhurbaşkanı tarafından veto edilen Af Yasası bir zamanların meşhur komikleri "Nokta ile Virgül"ün bir parodisi gibi, virgülüne dokunulmadan yeniden oylandı ve Köşk'e geri gönderildi. Geriye seçeneği kalmayan Cumhurbaşkanı'nın yasayı onaylaması ise çok kısa sürdü. Şimdi içeridekiler dışarı çıkma, dışarıdakiler de saklanma hazırlığında.
Bu süreçte parlayan isim ise DSP İstanbul Milletvekili Mustafa Düz oldu. Adalet Komisyonu üyesi olan Düz, tasarı tekrar önlerine geldiğinde duyduğu 'vicdani rahatsızlığı' dile getirdi ve ilk oylamada 'evet' demesinin bir hata olduğunu söyleyip aynı hatayı yapmayacağını bildirdi.
Şimdilerde DSP'den ihraç edileceği söylenen Düz'ün af için düşünceleri bir hayli ilginç. Diyor ki:
"Af, anası babası belli olmayan çocuk gibi!"
|