Ölüm kalkanları
Dağılma sürecine girerek demoralize olan terör örgütleri, psikolojik bir eğitimle çaresizlik ve umutsuzluk duyguları yaşattığı kadın militanları, uyuşturucu bağımlısı yaparak, onları ölüme gönderiyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele ve Harekat Daire Başkanlığı, terör örgütlerinin intihar olaylarında kadınları ön plana çıkarma sebeplerinin incelendiği bir rapor hazırladı.
Araştırmaya göre, intihar saldırılarında bombaların hamilelik süsü verilerek kadınlar üzerinde daha kolay kamufle edilebiliyor olması örgütler için yeterli bir sebep olarak görülüyor. Örgüt içinde "işe yaramazlık" psikolojisine itilen kadınlar, bu durumu, intihar eylemleriyle, örgüt nezninde bir kahraman olarak telafi etmeye çalışıyorlar. Örgüte katılan kadınların, kendilerini ispat etmek istemeleri, telkine daha yatkın olmaları ve örgüt literatüründe isimlerini kalıcı kılmak istemeleri, onları bu tip eylemleri kabule zorluyor. Kadınlara çaresizlik ve umutsuzluk duyguları yaşatarak, bilinçli depresyon oluşturan örgütler; uyuşturucu bağımlılığını yayarak, kadınları zamanla ideal bir canlı bomba haline getiriyor. Tükenme noktasına gelen terör örgütleri, son çare olarak kadın militanlarını canlı canlı ölüme gönderiyor. Terör örgütü PKK, canlı bomba yaparak; DHKP–C ise çıra gibi yakarak çok sayıda kadın militanını yok etti.
Elebaşıların keyfi yerinde
Emniyet kayıtlarına göre, kanlı örgüt PKK'nın elebaşısı Abdullah Öcalan "Yakılacak bir şey varsa o kutsal canınız değil, yakılması gereken kişilerdir, kurumlardır ve onlar da gözünüzün önündedir." diyerek örgüt mensuplarına kendilerini yakma yerine intihar saldırılarına yönelmeleri talimatını verdikten sonra 24 Aralık 1998'de Hamdiye Kapan simli PKK militanı Van'da askerî servis aracına yönelik intihar saldırısı gerçekleştirdi. Aynı dönemde Hakkari Yüksekova, Diyarbakır Lice ve Van'da benzer üç saldırı daha yaşandı. Bu saldırılardaki ortak nokta ise eylemler için kullanılan militanların hep kadınlardan seçilmesiydi. Ölüm oruçlarında da kadınlar öne sürüldü. Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde ölüm orucu tutan 10 kişinin tamamını kadınlar oluşturuyordu. Elebaşıların keyfi ise bugün yerinde. Öcalan şimdi İmralı'da hayatının en güzel günlerini geçirirken, DHKP—C elebaşıları Şadi Özpolat ve Ercan Kartal da güvenlik güçlerine tıpış tıpış teslim olduktan sonra Edirne F Tipi Cezaevi'ndeki dubleks odalarına yerleştirildiler.
Neden intihar?
PKK'nın intihar olaylarını "fedailik eylemleri" olarak nitelendirdiğine dikkat çekilen raporda, örgütlerin intihar olaylarına yönelmesi başlıklar altında şöyle sıralanıyor: "Örgütün küçülme ve dağılma psikolojisine girmesi, taban desteğini kaybetmesi, legal ve illegal yürüttüğü faaliyet kanallarında istediği sonuçlara ulaşamaması, demoralize olması."
Kadın militanların kullanıldığı beli başlı kanlı eylemler şunlar:
l30 Haziran 1996'da PKK militanı Zeynep Kınacı Tunceli'nde bayrak merasiminde hamile kadın kılığında askerlerin arasına girdi. 8 er şehit oldu, 29 er
yaralandı.
l25 Ekim 1996'da Leyla Kaplan Adana Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü hizmet binasının nizamiye kapısında üzerindeki bombayı patlattı. 3 polis şehit oldu.
l29 Ekim 1996'da Erzincan'da durumundan şüphe edilen Zeynep Karcı sahte kimlikli Güler Otaş üzerindeki bombayı patlattı. 3 polis şehit oldu.
l27 Temmuz 1997'de Dibistan Perişan Muğla'nın Bodrum ilçesindeki bir bayanlar tuvaletinde üzerindeki bombayı patlattı.
l17 Kasım 1998'de Fatma Özen Hakkari Yüksekova'daki İlçe Jandarma Komutanlığı'na gelerek üzerindeki bombayı patlattı. 3 er şehit oldu bir vatandaş yaralandı.
l1 Aralık 1998'de Hüsniye Oruç Diyarbakır Lice'de Can Market'te üzerindeki bombayı patlattı. Bir er şehit oldu.
l27 Mart 1999'da Meral Mamyak İstanbul'da Taksim Meydanı'nda Çevik Kuvvet aracının yanında üzerindeki bombayı patlattı. 3 polis şehit oldu.
l3 Nisan 1999'da Canan Akgün Tunceli'nde üzerindeki bombayı patlattı.
l19 Aralık 2000 DHKP—C lideri Şadi Özpolat cezaevilerinde kadınların battaniyelere sarılıp yakılması emrini verdi. 7 kadın militan diri diri yandı. Örgüt, yaklaşık 50 kadınını yakarak cezaevlerine karşı yapılan operasyonu püskürtmeyi planladı.
Bakan Türk'ün sitemi
Memleketi Trabzon'da konuşan Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, bazı sivil toplum örgütlerinin ölüm oruçlarını desteklemelerinin yanlış olduğunu söyledi.
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, bazı sivil toplum örgütlerinin, ölüm oruçlarını desteklediklerini bildirdi. Bakan Türk, Ramazan Bayramı nedeniyle geldiği memleketi Trabzon'da, Çaykara ve Dernekpazarı ilçelerinde vatandaşlarla bayramlaştı. Dernekpazarı Öğretmenevi'nde vatandaşlarla bayramlaştıktan sonra, basın mensuplarının, ölüm oruçlarıyla ilgili çeşitli gazetelerde çıkan haberlere ilişkin görüşlerini sormaları üzerine, Bakan Türk şunları söyledi: "Ölüm oruçlarına destek vermeyi sona erdirsinler. Herkesin bu eylem karşısında son bir sorumluluk içinde hareket etmesi gerekir. Oysa bazı sivil toplum örgütleri bu eylemleri desteklemektedir. Bu çok yanlıştır. İntihara teşvik demektir. Hiçbir insanımızın bu eylemlerde hayatını kaybetmemesi için, bunların yakınlarının ve bütün sivil toplum örgütlerinin bu çeşit eylemlerden vazgeçilmesi konusunda birlikte hareket etmesi gerekir. Terör örgütlerinin baskısından, ölüm orucunda bulunan ya da açlık grevi yapanlar kurtarılmıştır. Ama bazıları, anlamsız bir şekilde direnişlerini sürdürmektedir. Bazı çevreler de dışarıdan onlara destek vermektedir."
Eylemlerden vazgeçiliyor
Bugün itibariyle 3 F tipi cezaevinde bulunan hükümlü ve tutuklu sayısının 1029 olduğunu bildiren Bakan Türk, "Açlık grevini sürdürenlerin sayısı 496, ölüm orucunda bulunanların sayısı ise 220'dir. Ölüm orucu nedeniyle 6 kişi hastaneye kaldırılmış durumdadır. Dün Kocaeli'nde ölüm orucunda bulunan 16 kişi ve açlık grevinde bulunan 9 kişi, eylemlerine son verdiler." dedi. Türk, bir takım insanların, F tipi cezaevlerini karalamak için daha ilk günden asılsız propagandaya başladıklarını sözlerine ekledi.
Kocaeli F tipinde kapalı görüş
Kocaeli F Tipi Cezaevi’nde kalan terör suçlusu tutuklu ve hükümlüler, aileleri ve yakınlarıyla, bayramın son gününde de kapalı görüş yaptı.
Anadolu Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği (TAYAD) Başkanı İsmail Kara, Ümraniye E Tipi Cezaevi’nden Kandıra’daki Kocaeli F Tipi Cezaevi’ne gönderilen oğlu Fikret (21) ile görüştükten sonra yaptığı açıklamada, tutuklu ve hükümlü ailelerine her türlü zorluğun çıkarıldığını iddia etti. Oğlunu görebilmek için 2 gün çaba harcadığını ifade eden Kara, “Oğlumla görüştüm, sağlığı iyi değil. Yüzünde morluklar, darp izleri ve ayağında kurşun yarası var. Tabipler Odası ve Baro’dan yardım bekliyoruz.” dedi.
Adli polis kurulmalı
Merkez Valisi Recep Yazıcıoğlu, polisin adli ve idari polis olarak yeniden örgütlenmediği müddetçe bankalar ve kaçakçılık operasyonlarında sonuca ulaşmasının mümkün olmadığını söyledi.
Savcılara emniyet tarafından yeterli bilgi aktarılmadığı görüşünün bazı doğrular içerdiğini anlatan Yazıcıoğlu, adli polisin kurulması halinde bu tür sorunların yaşanmayacağını kaydetti. ABD ve Avrupa'da polisin adli ve mülki polis olmak üzere ikiye bölündüğünü anlatan Yazıcıoğlu, ancak bu şekilde suçla mücadelede etkin mücadelenin yürütülebileceğini ifade etti. Emniyet müdürlerinin ve valilerin Batı'da olduğu gibi halk tarafından seçilmesi gerektiğini ileri süren Yazıcıoğlu şunları söyledi: "ABD'de şerifler seçimle gelen kişilerdir, yardımcıları ise profesyonel polislerdir. Almanya'da da bu şekilde halk tarafından seçilmiş polis müdürleri vardır. Çünkü o seçilmiş yöneticinin amacı halkı polise karşı korumaktır. Ancak bizde biliyorsunuz, polisin de müdürün de esas vazifesi devleti korumaktır. Peki polise karşı vatandaşı kim koruyacaktır? Bizde vatandaşı ve bireyi korumayı amaçlamayan bu sistem polis devleti anlaşıyına zemin hazırlar. Bugün ABD'de de polis teşkilatı üçe bölünmüştür. Şehir polisi, federe polis ve federal polis olmak üzere üç tane polis teşkilatı vardır. Bunun nedenini Amerikalılara sorduğumuz zaman bize 'bunu polis devleti olmamak' için yaptıklarını söylediler. Yani büyük bir gücü bölmek gerekir; yoksa o gücün altında ezilirsiniz."
Zor Baba kritiği
Her hafta bir yazarla söyleşinin yapıldığı programın bu haftaki konuğu Ali Ural. 7 Gün 7 Satır STV 08.30
Sunuculuğunu Nuran Kutlubay'ın yaptığı '7 Gün 7 Satır', 'Gazetelerden haberler... Yabancı Basın özetleri... Okuma ve Gezi Notları... Yeni Çıkan Kitaplar' gibi bölümler içeriyor.
Her cumartesi günü bir yazarla söyleşinin yapıldığı programın bu haftaki konuğu Ali Ural.
"Rasih Yılmaz'la Sinema" bölümünde, sinema dünyasından haberler ve özel dosya konularının yanısıra, vizyona yeni giren, yönetmenliğini Jay Roach'un yaptığı, Robert De Niro, Ben Stiller, Teri Polo ve Nicole De Huff'ın rol aldığı "Meet The Perents / Zor Baba" isimli filmin kritiği yapılacak.
'7 Gün 7 Satır', zengin içeriğiyle hafta sonunu güzelleştiren bir program...
Kitap dünyasına yolculuk
Dokunuşlar Tv 8 21.00
Dokunuşlar'a konuk olan ünlüler, kültüre, sanata, günlük hayata nasıl 'dokunduklarını' anlatıyorlar. Yazarlar, tiyatro, sinema, müzik sanatçıları, çizerler, bilim adamları programda Nejat Çetinok'un konuğu oluyorlar. Programda şiirler okunuyor, şarkılar söyleniyor ve günlük hayata dair keyifli sohbetler yapılıyor.
Dokunuşlar'da her hafta ünlü aranjör ve besteci Oğuz Abadan izleyenlere canlı müzikle sesleniyor.
Nejat Çetinok, 2000 yılının bu son prgoramında, müzik, sinema ve kitap dünyasının deneyimli isimleriyle genel bir değerlendirme yapılacak. Gazeteci Tolga Akyıldız, 'müzik', gazeteci eleştirmen Sevin Okyay 'sinema', yazar eleştirmen Feridun Andaç da 'kitap' dünyasıyla ilgili görüşlerini ve geçtiğimiz yılda yaşanan olayları Nejat Çetinok'a değerlendirecekler.
Şiir, müzik, şarkı, renkli konular ve günlük hayata 'dokundurmaların' yapılacağı programda, Nejat Çetinok'la konuklarının keyifli sohbetini de ilgiyle izleyeceksiniz.
Tahliye zamanı
Yeniden Başlamak TRT 2 16.05
Jack, mahkeme sonucu serbest kalır. Laura büyük şehire geri dönüp dönmeme konusunda kararsızdır. Özellikle eski iş ortağının teklifi onu düşündürmektedir. Kevin'ın karısı Lucy'de hapisten çıkar.
Güneydoğu’daki intiharlar
Konuştukça Kanal 7 11.45
PKK, Hizbullah gibi olaylarla haberlerin ilk sırasında yer alan Güneydoğu, son dönemlerde yaşanan intihar olaylarıyla da tekrar gündeme geldi.
Güneydoğu intihar mı ediyor? Diyarbakır, Batman ve Muş'ta son aylarda 250 intihar gerçekleşti. Bu ürkütücü rakamların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. İntihar eden bu kadınlar, olağanüstü hal ile doğuyorlar, olağanüstü halle ölüyorlar.
Ayşe Böhürler, Konuştukça'da bu hafta sosyolog Ali Bulaç, psikiyatrist Rukiye Hayran ve Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Rıdvan Çakır'la Batman'daki kadın intiharlarını konuşuyor.
Kadınların kendilerini tarım ilacıyla, av tüfeğiyle ya da yakarak öldürüyorlar. Onları hayatlarının en coşkulu döneminde hayattan bıktıran gelenekler, yoksulluk, aile baskısı, ölüm sebepleri oluyor.
Ayşe Böhürler, yoksulluk ve eğitimsizliğin vurduğu kadınları, onları bu acı sona sürükleyen nedenleri tüm boyutlarıyla Konuştukça'da ele alıyor.
Bir sınır filmi daha
Suriye sınırındaki bayramlaşma medeni ölçülerde gerçekleşti. Bayramlaşma sırasında 'Sınır iki' filminin çekimleri de başladı.
Şanlıurfa'nın Ceylanpınar ilçesinde bayram sınır tanımadı. Şanlıurfa Valiliği ile Suriye'nin Haseki Valiliği arasında imzalanan protokol gereği iki ülkenin akrabaları sınırı geçerek evlerinde yüz yüze bayramlaştı. Bayramın ikinci günü başlayan ziyaretler dün akşam saatlerine kadar devam etti. Bin 388 aileye mensup 3 bin 432 Suriye vatandaşı, Ceylanpınar'a gelerek akrabaları ile hasret giderdi.
Ceylanpınar Kaymakamı Ahmet Ümit, Suriye'den Türkiye'ye 2 gün içinde toplam 3102 kişinin giriş yaptığını söyledi.
Ayıp sona erdi
Bu arada, Sınır filminin Şanlıurfalı yönetmeni ve başrol oyuncusu Gani Rüzgar Şavata, sınırdaki yüz yüze bayramlaşmayla birlikte 'Sınır iki' filmine start verdi. Ekibi ile birlikte Ceylanpınar'a gelen Şavata, sınırdan geçişleri görüntüledi, filmin bazı sahnelerini çekti. Söz konusu bayramlaşmanın filmde büyük yankı uyandıracağını vurgulayan Şavata, Urfalı olarak yüz yüze bayramlaşmadan çok memnun olduğunu ve geçmişte tel örgülerin gerisinde yaşan bayramlaşma ayıbının ortadan kalkmasının memnuniyet verici olduğunu kaydetti.
Reklam askerleri de ağlattı
Kimsesiz iki kişiyi anlatan şeker reklamı, evlatlarını bekleyen anne— babaların yanı sıra evinden, ailesinden, sevdiklerinden ayrı bayram geçiren evlatları da hüzne boğdu.
İstanbul Eminönü'nde karşılaştığımız Ahmet Mert, gazinoda şeker reklamını izlerken birçok asker arkadaşının ağladığını söyledi. Erzurum'lu olduğunu belirten Mert, ilk kez ailesinden ayrı bir bayram geçirdiğini vurgulayarak, "Bir haftalıkken bıraktığım kızım burnunda tütüyor." diye konuştu.
"Bayramlarımı özellikle annemin yanında geçirmeye çalışırım diyen polis memuru M.K. buna rağmen işlerinin yoğunluğu nedeniyle bunun çok az gerçekleştiğini söyledi. M.K. "O reklam çıktıkça kanal değiştiriyorum. İlk başlarda çok hoşuma gidiyordu, bayram yaklaştıkça bana ağır gelmeye başladı." dedi.
İki yıllık öğretmen olduğunu belirten İ. Konukman ise çok istemesine rağmen ekonomik nedenlerle bayramda ailesinin yanında olamadığını kaydetti.
Darülaceze kıpır kıpır
Darülaceze mutlu günlerini yaşıyor. Etrafta şen şakrak bir manzara hakim. Yaşlıların, kendilerini ziyarete gelen kişiler etrafından yüzleri bir nebze de olsa tebessüm gamzediyor. Kimisine çikolata ikram edilirken kimisine de şekerler sunuluyor. Banklar, yaşlılar ve onları ziyarete gelen insanlar tarafından doldurulmuş durumda. Hemen her yüzde bir tebessüm hakim.
Fatma Girik'i bekliyor
Fakat Bilge Özsu ile dolaşırken bulduğumuz Yaşar Güzelgöz'ün, yalnızlığı iliklerine kadar çekmiş gibi bir hali var. Ayağının kesildiğini, bu yüzden tekerlekli sandalyeye mahkum olduğunu söyleyen Yaşar Güzelöz, iki evli olduğunu, ilk eşinin öldüğünü, ikinci eşinin ise kendisini terk ettiğini ifade etti. Güzelöz, "Aklım hâlâ ilk eşimde evlat, hem bir eş hem de bir arkadaş gibiydi." dedi. Buraya nasıl geldiğini sorduğumuzda ise bir vesileyle Fatma Girik'le tanıştığını ve 15 sene boyunca bir dostluk kurduklarını belirtti. Fatma Girik'in kendisiyle çok ilgilendiğini söyleyen Yaşar amca, dört gözle onu beklediğini belirtti. Manken olduğunu kaydeden Bilge Özsu ise burada Yaşar Güzelgöz ile tanıştığını belirterek şunları söyledi: "Burada tahmin etmediğim bir sıcaklıkla karşılaştım. Bizler manken olarak şen şakrak bir hayatımız olduğunu düşünsek de buraya gelince sonumuzun böyle olacağını anlıyor ve hayatı daha ciddiye almaya başlıyoruz. Öncelerde bu insanların yalnız olduklarını düşünüyordum; fakat yanılmışım. Asıl dört duvar arasında yalnızlık içerisinde yaşayan bizlermişiz."
Bayramı 2 ay önce yapmışlar
Ekonomik durumu iyi olan vatandaşlar bayram tatillerini yurt dışında ve kayak merkezlerinde geçirirken, İstanbul'un kenar mahallelerinden Altınşehir'de yaşayan vatandaşlar, bayramı iki ay önce sularının bağlanması ile yaptıklarını söylediler.
Altınşehirli çocuklar, havaların iyi gitmesi ve su taşıma olayları yaşanmadığı için ilk kez çamursuz sokaklarda karşıladılar bayramı. Torunlarıyla birlikte bizi kapıda karşılayan Bilali Habeşi Camii imamı Lütfi Yıldırım, gecekondularda sorunlar bitse de eski bayramları yaşayamamaktan yakındı. Rengarenk elbiseleri, ellerinde şeker torbalarıyla büyüklerine neşe saçan çocuklar ise tam tersini düşünüyor. İlkokul 4'üncü sınıfa giden Betül, sokaklarındaki bütün büyüklerinin elini öptüğünü anlattı övgüyle. Evlerinde telefon olmadığı için ankesörlü telefonda kuyruğa giren gençler de, memleketlerindeki anne–baba ve akrabalarının bayramını kutladılar.
Ayva Konya tekelinde
İstanbul'un seyyar ayvacılık sektörü, Konya'nın Bozkır ilçesine bağlı Yazdamı köylülerinin tekelinde. Son zamanlarda başgösteren toplumsal hareketlere de nazire edercesine, "Bizde grev filan olmaz. Ekmek paramızı kazanana kadar sırtımızda sepet, ayvamızı satarız." diyor seyyar ayvacı Hasan Turgut.
Ailesini, çoluğunu çocuğunu bırakıp ekmek parası için İstanbul'un yolunu tutan Konya'nın Bozkır ilçesi, Yazdamı köylüleri seyyar ayva satışı sektörünü tekellerine almışlar. Köyden gelen yaklaşık 30 civarında Yazdamılı, bekar odalarında bir arada yaşıyorlar. Çoğunlukla ayva satıyorlar fakat mevsimine göre erik, kiraz, çilek de sattıkları oluyor.
Adapazarı ayvası sattıklarını söyleyen Hasan Turgut, kilosunu 800 bin ile bir milyon lira arasında sattığı ayvaları kalitesine göre 200 bin ile 450 bin liradan satın aldığını söyledi. Ayvanın tanesini ise tutturduğuna satıyor: 250, 350... "Biz köyde yetiştik. İşimiz toprakla. Başka işlerden anlamayız. O yüzden burada ayva, erik, kiraz satıyoruz." diyen Hasan Turgut, "Hangi ayvacıya sorarsan sor bizim köydendir." diyor övünerek.
İntiharlara akademik inceleme
Diyarbakır ve Batman Valiliği ile Dicle Üniversitesi (DÜ) tarafından Diyarbakır ve Batman'daki intihar olaylarının araştırılması amacıyla bir komisyon kuruldu.
Komisyonda yer alan Doç. Dr. Mazhar Bağlı, araştırmayla, Diyarbakır ve Batman'da son 1 yılda meydana gelen intihar olaylarındaki anormal artışın sosyo—psikololojik nedenlerini ortaya koymayı amaçladıklarını belirterek,"İntiharları, sansasyondan uzak durarak bütün yönleriyle inceleyeceğiz." dedi.
Her dört kişiden biri "CEP"lendi
Kasım ayı itibariyle, Turkcell ve Telsim'in kümülatif abone sayısı 15 milyon 750 bine ulaştı. Hazır kartlarda ise patlama yaşandı. Kimin kaç abonesi var? Telsim faturalı abone 3 milyon 190 bin Turkcell faturalı abone 6 milyon 360 bin Telsim hazır kart 2 milyon 310 bin Turkcell hazır kart 3 milyon 890 bin
Türkiye'de GSM telefon hizmeti veren iki şirket olan Turkcell ve Telsim'in kasım ayı itibariyle kümülatif (faturalı ve faturasız ön ödemeli) abone sayısı 15 milyon 750 bine ulaştı. Telsim'in Türkiye'deki faturalı abone sayısı 1994 yılında 16 bin 500 iken, bu rakam 1995'te 97 bin 200, 1996'da 136 bin, 1997'de 345 bin, 1998'de bir milyon 50 bin ve 1999'da da 2 milyon 250 bine ulaştı. Bu yılın ilk 11 ayında ise 3 milyon 190 bin olarak gerçekleşti.
Turkcell'in ise 1995 yılındaki abone sayısı 220 bin olarak belirlenirken, 1996'da bu rakam 550 bin, 1997'de 1 milyon 130, 1998'de 2 milyon 340, 1999'da 4 milyon 980 bin oldu. Turkcell'in 2000 yılı Kasım ayı itibariyle sabit ödemeli abone miktarı ise 6 milyon 360 bine ulaştı. Kümülatif olarak bakıldığında her iki operatörün toplam kullanıcı sayısı ise 15 milyon 750 bin olarak gerçekleşti.
Ön ödemeliye ilgi arttı
2000 yılında bir başka çarpıcı gelişme ise hazır kartlar gibi ön ödemeli sistemlere olan ilginin artışında görüldü. Aylık sabit ücretten kurtulmak, konuşmalarını kontrol altında tutarak bütçesine göre görüşme yapmak ve fatura ödemeleri ile uğraşmak istemeyenler, ön ödemeli sistemlere yöneldi. Bu alanda Türkiye'deki abone sayısı geçen yıl 730 binken, 2000 yılının ilk 11 ayında rakam yaklaşık 8,5 kat artarak 6 milyon 200 bine ulaştı. Telsim'de 1999'da 250 bin olan ön ödemeli sistem, Kasım 2000 itibariyle 2 milyon 310 bin, Turkcell'de ise 480 bin olan rakam, bu yılın ilk 11 ayında 3 milyon 890 bin olarak gerçekleşti.
Sanalda hak var, ya gerçekte?
Emniyet, Pınar Selek'le gündeme gelen kişisel haklara internetteki sitesinde geniş yer ayırdı.
Cezaevinde 2 buçuk yıl kaldıktan sonra suçsuz olduğu anlaşılarak serbest bırakılan Sosyolog Pınar Selek, Türk polisinin kişisel haklara bakışını tekrar gündeme getirdi. İnternetteki sitesinde, vatandaşların temel haklarını 10 başlık altında toplayan Emniyet Genel Müdürlüğü'nün gerçek hayatta bunu ne kadar yerine getirdiği tartışma konusu oldu.
Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan www.egm.gov.tr adresli sitede Haklar ve Yasal Dayanakları konusunda şu bilgiler yer alıyor:
İnsanca yaşama hakkı
İnsanca yaşama, maddî ve manevî varlığınızı koruma ve geliştirme hakkına sahipsiniz. Size hiç kimse işkence ve eziyet yapamaz; insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamazsınız. ( Anayasa: Md. 17)
Hürriyet
Kişi hürriyeti ve güvenliğine sahipsiniz. Bu hürriyet ve güvenliğiniz, kanunlarla belirlenen tutuklama, göz altına alma, ıslah evine gönderme ve resmî müessesede gözlem altına alınma hallerinin dışında hiçbir kişi veya kurum tarafından ihlal edilemez, kesintiye uğratılamaz. (Anayasa: Md. 19)
Özel hayatın gizliliği
Özel hayatınızın ve aile hayatınızın gizliliğine dokunulamaz. Kanunlarla belirlenen esaslar doğrultusunda verilen arama kararları bu konuda bir istisnadır. (Anayasa: Md. 20)
Konut dokunulmazlığı
Konut dokunulmazlığı en tabii hakkınızdır. Cumhuriyet savcıları ve onların yardımcıları sıfatıyla emirlerini yerine getirmeye memur olan güvenlik güçleri dışında hiç kimse konutunuza giremez, arama yapamaz ve buralardaki eşyanıza el koyamaz. (Anayasa: Md: 21)
Avukat isteme hakkı
Herhangi bir suçlamayla yakalanmanız veya göz altına alınmanız durumunda; soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla avukatın hukuki yardımından faydalanma hakkına sahipsiniz. Avukat seçebilecek durumda olmamanız halinde ise baro tarafından görevlendirilecek bir avukatın hukukî yardımından ücretsiz faydalanabilirsiniz. (CMUK Md. 135—136)
Geçersiz ifade
Yapılan sorgu sonucu alınan beyanınızın özgür iradenize dayanması zorunludur. Bu iradenizi baskı altına alarak bedenî veya ruhî müdahale yapılamaz. Kanuna aykırı menfaat vaat edilemez. (CMUK Md. 135)
Susma hakkı
Zabıta amir ve memurları ile cumhuriyet savcısı tarafından ifade ve hakim tarafından sorguya çekilmede; ne ile suçlandığınızın açıkça belirtilmesi, isnat edilen suçlamayla ilgili olarak açıklamada bulunmamanızın (yani susmanızın) kanunî haklarınızdan olduğunun hatırlatılması da zorunludur. (CMUK Md. 135)
Ödevlerimiz
"Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder." (Anayasa: Md. 12/2)
Okumaları yok mu acaba?
Pek çok insan yaşadıkları bölgelere geçitler yapılması için eylem yaparken, bazıları da burnunun dibindeki alt geçitten geçmeyip canlarını tehlikeye atıyor. Bu manzaralardan biri de Eminönü'ndeki Yeni Cami'nin karşısında yaşanıyor. Yaşlı, genç, çocuk demeden birçok insan aynı yanlışı yapıyor. Hemen yanlarında alt geçit ve geçit olduğunu belirten iki tane büyük uyarı levhası olmasına rağmen, insanlar hâlâ demirlerden atlayıp karşıya geçmeye çalışıyor. Öyle ki, atladıkları yer uyarı levhasının tam dibi. BİROL AYDIN / İSTANBUL (cha)
Süt dişinin düşmesini beklemek çok yanlış
Çürüyen veya sallanmaya başlayan süt dişlerini hemen çektirin. 7 yaşından küçüklere diş macunu kullandırmayın.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Gökhan Açıkgöz, diş ve ağız sağlığı eğitiminin çocuğa küçük yaşta verilmesi gerektiğini söyledi.
Bu eğitimin ileride doğacak sorunların çözümünde kolaylık sağlayacağını ve olası diş hastalıklarını büyük ölçüde önleyeceğini belirten Açıkgöz, şunları kaydetti: "Çocuklar dişlerini bir yaşından itibaren fırçalamalıdır. Ancak, bu fırçalama sadece fırça ile olmalı, diş macunu kullanılmamalıdır. Çünkü, o yaştaki çocuğun ağız mukozası kolay tahrip olur. Diş macunu 7 yaşından sonra çok az miktarda kullanılmalıdır. Bir de çocukların süt dişlerinin zamanında çekimi önemlidir. Aileler bu dişlerin düşmesini beklemekteler. Bu yanlıştır. Eğer bir çürüme veya sallanma varsa hemen çektirilmelidir. Ancak, erken ve hatalı çekimler çene yapısında bozukluklara neden olabilir. Bunun için bir hekime muayene ettirilmelidir."
Türkiye'de halkın yaklaşık yüzde 96'sının ağız ve diş sağlığı konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığına dikkati çeken Açıkgöz, "İnsan organizmasında meydana gelen hastalıkların yarısına yakın kısmı, diş hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Özellikle kalp, böbrek ve eklem hastalıklarının kaynağını diş hastalıkları oluşturur. Vatandaşlarımız bu konuda yeterli bilgiye sahip değil." diye konuştu.
Asker AB'ye karşı değil
Genelkurmay Başkanlığı yaptığı açıklamada belli çevrelerin TSK'yı AB karşıtı gibi göstermeye çalıştığını belirterek, askerin Türkiye'nin Avrup Birliği'ne girişine karşı olmadığını tekrarladı.
T ürk Silahlı Kuvvetleri (TSK)'nin Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişine karşı olmadığı; belli bazı çevrelerin TSK'yı, Türkiye'nin AB'ye girişine karşıymış gibi göstermelerinin hiçbir şekilde gerçeği yansıtmadığı bildirildi.
Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği'nden yapılan açıklamada, 25 Aralık 2000 tarihinde bir gazetede Fransız Milli Güvenlik Akademisi'nin Türkiye'yi ziyareti esnasında verilen bir brifingde TSK'ya atfen, "Asker 2010 dedi" başlığıyla bir haber yayınlandığı kaydedilerek, bu haberin müteakip günlerde diğer bazı yayın organlarındaki köşe yazarlarının da benzer şekilde kamuoyunu yanıltıcı yorumlarına sebep olduğu belirtildi.
TSK'yı asla bağlamaz
"Konuyla ilgili olarak yapılan incelemede, Fransız Milli Güvenlik Akademisi'nden bir heyetin, Milli Güvenlik Akademimizi ziyareti esnasında da benzer uygulamanın yapıldığı, misafir heyete resmi brifing verilerek sorularının cevaplandırıldığı, ancak bu faaliyetler esnasında Avrupa Birliği'ne 2010'dan önce girilemeyeceğine ilişkin bir ifadenin kullanılmadığı tespit edilmiştir.
Haberi yapan ve 'Asker 2010 dedi' başlığını atan gazetecinin, heyetin diğer görüşmeleri ve sosyal faaliyetleri esnasında edindikleri izlenimlerden yola çıkarak söz konusu ifadeyi kullandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, bahse konu heyetin ülkemizi ziyareti esnasında Genelkurmay Karargahı'na herhangi bir ziyaretleri de olmamıştır. Daha önce de defalarca kamuoyuna açıklandığı üzere, TSK, her konuda olduğu gibi AB konusunda da resmi görüşlerini yasal platformlarda dile getirmektedir. Bu nedenle, özel sohbetlerde, kokteyllerde veya medyada görüş beyan edenlerin şahsi düşünceleri, TSK'yı asla bağlamaz."
TSK'nın, Türkiye'nin, AB'ye girişine karşı olmadığını en yetkili ağızlardan pek çok kere tekrarladığı kaydedilen açıklamada, "Hal böyleyken, belli bazı çevrelerin TSK'yı, Türkiye'nin AB'ye girişine karşıymış gibi göstermeleri hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamaktadır." denildi.
Kaçak işçi çalıştırana ceza
Hazırlanan yasa taslağına göre kaçak işçi çalıştıran işverenler işçi başına 2 milyar 500 milyon para cezası uygulanacak
Yabancı kaçak işçilerin çalışma şartlarının denetlenmesi ve izne bağlanması amacıyla hazırlanan yasa taslağı ile izinsiz yabancı işçi çalıştıran işverenlere, çalıştırdıkları işçi başına 2 milyar 500 milyon lira idari para cezası verilecek.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nca hazırlanan yabancı kaçak işçilerin çalışma şartlarının denetim altına alınması ve izne bağlanmasını öngören yasa taslağı, Bakanlar Kurulu'na sunuldu.
Taslağa göre, izinsiz yabancı işçi çalıştıran işverenlere, çalıştırdıkları işçi başına 2 milyar 500 milyon lira idari para cezası verilecek. Türkiye'de bağımlı (bir işverenin yanında) izinsiz çalışan yabancı işçilere ise 500 milyon lira, bağımsız çalışan yabancı işçilere ise 1 milyar lira idari para cezası uygulanacak. Bu işlemlerin tekrarı halinde ise gerek işveren, gerekse işçilere uygulanan para cezaları bir kat artırılacak. Kaçak yabancı işçi çalıştırdığı belirlenen işveren, yabancı işçi ile varsa eşi ve çocuğunun Türkiye'deki konaklama ve ülkelerine dönme masraflarını üstlenecek.
Türkiye'de çalışmak isteyen yabancı işçiler, çalışmaya başlamadan önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'ndan çalışma izni alacaklar. Yabancı işçilerin çalışma süreleri 1 yıl olurken, bu süre aynı işyerinde ve meslekte çalışmak koşuluyla uzatılabilecek.
Türkiye'de 5 yıldan fazla süre kesintisiz ikamet eden yabancı işçi ile birlikte beraberinde Türkiye'ye getirdiği eş ve çocuklarına da genel çalışma izni verilecek.
Kanayan yara
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, Türkiye'de şu anda yaklaşık 1 milyon dolayında yabancı kaçak işçi bulunduğunu ve bu işçilerin ağırlıklı olarak Romanya, Moldova, Rusya, İran ve Uzakdoğu ülkelerinden Türkiye'ye geldiğini bildirdi.
Türkiye'de 1 milyon kaçak yabancı işçi bulunmasının, aynı sayıdaki Türk gencinin iş bulmasına engel olduğuna dikkati çeken Okuyan, kaçak yabancı işçilerin denetim altına alınmasına ilişkin hazırladıkları yasa taslağını Bakanlar Kurulu'na sunduklarını söyledi.
Van’da 3,4 şiddetinde deprem
Van'da meydana gelen 3,4 hafif büyüklüğündeki depremde can ve mal kaybı olmadı.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi'nden alınan bilgilere göre perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısı saat 02.35'te Van merkezde meydana gelen 3,4 büyüklüğündeki hafif şiddetteki depremin merkez üssünün Van Gölü'nün güneydoğusu olduğu bildirildi. Yetkililer gece yarısı meydana gelen depremin Van ve çevresinde hissedildiğini; ancak ölen ve yaralanan olmadığını bildirdiler.
SSK Düzeliyor
Prim ödemeyen kurumlara haciz işlemi başlatan SSK'da darboğaz aşılıyor. Prim tahsilatını yüzde 85 artıran kurum, altı aydır Hazine'den yardım almıyor.
Türkiye'de darboğazdaki kurumların başında gelen Sosyal Sigortalar Kurumu'nda (SSK) primleri toplamak için alınan tedbirler etkisini göstermeye başladı. SSK'nın bu yılki prim tahsilatında, geçen yıla göre yüzde 85 oranında artış oldu. Kurum, bu yılın Haziran ayından itibaren ise Hazine'den finansman yardımı almıyor.
Kurum yetkilileri, 4447 sayılı Sosyal Güvenlik Yasası'nın yürürlüğe girmesi, işyeri denetimlerinin yoğunlaşması ve alınan idari tedbirler sonucunda, bu yılki prim tahsilatında geçen yıla göre yüzde 85 oranında artış kaydedildiğini bildirdiler. Yetkililerin verdiği bilgiye göre, kurum tarafından 1999 yılının Ocak ayında 125 trilyon 246 milyar lira, Şubat ayında 151 trilyon 587 milyar lira, Mart ayında 169 trilyon 870 milyar lira, Nisan ayında 174 trilyon 467 milyar lira, Mayıs ayında 178 trilyon 474 milyar lira, Haziran ayında 175 trilyon 830 milyar lira, Temmuz ayında 182 trilyon 205 milyar lira, Ağustos ayında 189 trilyon 500 milyar lira ve Eylül ayında 217 trilyon 394 milyar lira tutarında prim tahsil edildi.
Olumlu gelişmeler
Bu yılın Ocak ayında 233 trilyon 668 milyar lira, Şubat ayında 239 trilyon 763 milyar lira, Mart ayında 283 trilyon 550 milyar lira, Nisan ayında 304 trilyon 514 milyar lira, Mayıs ayında 335 trilyon 222 milyar lira, Haziran ayında 416 trilyon 751 milyar lira, Temmuz ayında 405 trilyon 431 milyar lira, Ağustos ayında 426 trilyon 575 milyar lira ve Eylül ayında 420 trilyon 731 milyar lira tutarında prim tahsilatı yapıldı. SSK yetkilileri, alınan idari önlemler sonucunda da kurumun bu yılın Haziran ayından itibaren Hazine'den finansman yardımı almadığını bildirdiler. Yetkililer, SSK'nın 1999 yılında Hazine'den toplam 2 milyar 666 milyon dolar tutarında finansman yardımı aldığına dikkati çekerek, bu yılın ilk 5 ayında ise Hazine'den toplam 656 milyon dolar finansman yardımı alındığını kaydettiler.
Bursa'nın umut yolcuları
Türk televizyonlarının fiziksel engellilerle ilgili ve engellilerin hazırladığı tek programı ‘Umuda Yolculuk' Bursa'da kablolu yayın yapan Olay Tv'de yayınlanıyor.
Yine engellilerle ilgili konuların yer aldığı STV'de yayınlanan Ümide Yolculuk, TRT 1'deki Her Şeye Rağmen programları uzun zaman önce yayından kaldırıldı; ama Olay Tv'deki bu program 'Her Şeye Rağmen' yayınını sürdürüyor. Program çeşitli yerel radyolardaki yayınıyla birlikte on yaşında. Televizyona ise, 1997'de aktarılmış. Her hafta, dernekler, sivil toplum örgütleri, özürlülerle ilgili hukuk gibi çeşitli konuların işlendiği programda ayrıca ‘İçimizden Biri' ve ‘Akının Haberleri' bölümleri yer alıyor. Programın en büyük özelliği ise, tamamen engelliler tarafından hazırlanması. Programın yapımcısı Akın Karakız, 1976 doğumlu ve lise mezunu. Doğuştan konuşma problemi var; ama çok güzel edebî cümleler kurarak konuşuyor. Programın özürlülere yönelik olmadığını, umuda yolculuk yapan tüm insanlara hitap ettiklerini özellikle vurgulayan Karakız'ın en büyük şikâyeti alternatiflerinin olmaması: “Diğer kurum ve kuruluşları özürlülerle bir arada olmaya çağırıyoruz. Olumlu tepkiler alıyoruz; ama keşke diğer kanallar da böyle bir program yapsa da eksiklerimizi görsek.”
‘Ben' yerine ‘biz'
Sunuculardan Ayhan Zembilci ise, bir yaşında iken geçirdiği çocuk felci sonucu sakat kalmış. Ortaokul mezunu, Telekom'da çalışıyor. Aynı zamanda Yıldırım Engelliler Köyü Yönetim Kurulu Üyesi. Hayatını özürlü olarak yaşadığı için kendi kendini idare edecek hale geldiğini ve kişisel hiçbir sorunu olmadığını belirtiyor. “Hiçbir zaman kendimi toplumdan ayrı düşünmedim.” diyen Zembilci için önemli olan engelli olarak yaşamak ya da kendi sorunlarını atlatmak değil, ‘ben' yerine ‘biz' anlayışını yerleştirmek. Kendilerinden sonra gelecek çocukların daha rahat bir ortamda yaşamasını sağlamak istediklerini ifade eden Zembilci “Onlara acımalarını değil, insan olarak bir arada yaşamayı kabul etmelerini sağlamak istiyoruz. Hedefimiz kaynaştırma. Türkiye'de bugün 7,5 milyon engelli var, aileleriyle birlikte 20 milyon yapıyor. Bir araya gelemediğimiz için sorunlarımızı da aktaramıyoruz.” diye konuşuyor. Televizyondaki programın haricinde, yerel radyolarda da şiir ve müzik programı yapan Sebattin Abi de, “Sosyal haklarda herkesin eşit olduğunu, aynı ortamda yaşayabileceklerini, aynı işi biraz zor da olsa yapabileceklerini, engellilerin de tek başına birey olduklarını bilinç altında ana mesaj olarak vermeye çalışıyoruz.” diyor. Bursa'da bulunabilecekleri en iyi noktaya geldiklerini söyleyen programcıların bundan sonraki isteği ulusal bir kanalda, kendileri olmasa da başka bir ekibin böyle bir program yapması.
Hindistan Çin'i sollayacak
BM'ye göre 2050 yılında Hindistan 1,529 milyar nüfusla dünyanın en kalabalık ülkesi olacak. Zengin ülkelerin nüfusu azalacak. Türkiye'nin nüfus tahmini ise 101 milyon.
Birleşmiş Milletler verilerinden derlenen bilgilere göre, 2050 yılında dünya nüfusu ortalama tahminlere göre 8,9 milyara ulaşacak. Hindistan en kalabalık ülke olma unvanını eline geçirecek. Hindistan, 1,529 milyar nüfusla, 1,478 milyarlık Çin'in önüne geçecek. Hindistan'da yılda 16 milyon kişi dünyaya gelirken, Çin'de ise 11 milyon 400 bin kişi hayata ‘merhaba' diyor. Türkiye de, nüfusu 100 milyonu aşan 18 ülkeden biri olarak toplam nüfusta önemli bir paya sahip olacak. 20'inci yüzyılın sonunda nüfusu 100 milyondan fazla olan ülke sayısı 10 iken, 2050 yılında aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 8 ülke daha 100 milyon sınırını aşacak.
Az gelişmiş ülkelerde nüfus artış oranı büyürken, Çin, Japonya ve tüm Avrupa ülkelerinde bu oran negatif değerlere düşecek. 1950'li yıllarda dünya nüfusunun yüzde 28,5'ini barındıran Avrupa ve Kuzey Amerika, 2050 yılında toplam nüfusun yüzde 11,5'ine sahip olacak. Afrika'da ise bu oran yüzde 19,8'e çıkacak. 2050 yılındaki nüfus öngörülerinde yer alan başka bir çarpıcı durum ise az gelişmiş ülkelerde yaşayacak nüfusla, gelişmiş ülkelerdeki nüfus farkı. Gelişmiş ülkelerde 1 milyar 155 milyon insanın yaşayacağı 2050 yılında, geri kalmış ülkelerde ise 7 milyar 754 milyon insan yaşamını sürdürecek. Asya, 5 milyar 268 milyonluk nüfusuyla en kalabalık kıta olacak. Okyanusya'da ise 46 milyon kişi yaşayacak. 2050 yılında, özellikle yaşam standartlarının yüksek olduğu yerlerde ömür uzarken, yaşlı insan sayısında da belirgin bir artış gözlenecek. 1998 yılında 66 milyon olan 80 yaş üstü insan sayısı, 2050 yılında 370 milyona yükselecek. 21. yüzyılın ortasında 2,2 milyon yüz yaşın üzerinde insan yaşayacak.
Görme özürlüye imamlık imkanı
Diyanet İşleri Başkanlığı, özürlülerle ilgili çeşitli projelerinden sonra şimdi de görme özürlü vatandaşlardan imam yetiştirme kararı aldı.
Buna göre ilk etapta, bu kişilerin eğitilmesi amacıyla görme özürlüler için bin adet Kur'an–ı Kerim basılacak.
Diyanet, özürlü vatandaşlardan kadrosuna aldığı bazı birimlerden sonra, imamlık için de görme özürlü vatandaşları kabul etme kararı aldı. Daha önce de görme özürlü vaiz ve müezzin istihdam eden Diyanet, az sayıda imam adayını alarak yetiştirecek. Bunun için Milli Eğitim Bakanlığı matbaası ile anlaşan Diyanet, burada görme özürlülerin okumasına uygun olan bin adet Kur'an–ı Kerim bastıracak. Görme özürlü vatandaşlar için bastırılan Kur'an–ı Kerimler, söz konusu teknik gereğince Latin alfabesi gibi soldan sağa okunacak. Diyanet'in, kısa vadede az sayıda tasarladığı, görme özürlü imam kadrosunu önümüzdeki dönemlerde artıracağı kaydedildi.
Türk hamamı Belçika'da
Ünü tüm dünyaya yayılan “Türk Hamamları”nda biri de geçtiğimiz günlerde Belçika'nın Gent şehrinde faaliyete geçti.
Belçikalılar, “Selami Türk Hamamı” adıyla açılan hamama büyük ilgi gösteriyorlar.Belçika'da Türk nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Gent'in en işlek caddelerinden olan Sleep'te açılan Türk hamamında müşterilere, saunadan masaja, sıcak havuzdan jaluziye kadar her türlü hizmet sunuluyor. Haftanın yedi günü açık olan hamam, bir gün de kadınlara hizmet veriyor.
Polisi vuranlar yakayı ele verdi
Çevik kuvvet otobüsüne ve devriye gezen trafik polisi aracına silahlı saldırı düzenleyen yasadışı TKPML/TİKKO örgütü militanlanı iki kişi yakalandı.
Saldırgan militanlara yardımcı olan çok sayıda insan da gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, yakalanan şahıslarla birlikte olaylarda kullanılan bir adet Kaleşnikof marka silah ile bir adet tabanca ele geçirdi. Sanıkların sorgusu devam ediyor. Konu ile ilgili geniş açıklamanın Pazartesi günü yapılacağı bildirildi.
Gaziosmanpaşa’da 11 Aralık 2000 nöbetten dönene çevik kuvvet personelini taşıyan otobüse iftar saatinde düzenlene silahlı saldırı sonucu, Mehmet Ali Acuz ve Tahir toka isimli polis memurları şehit olurken, 11 polis memuru da çeşitli yerlerinden yaralanmıştı. 12 Aralık 200 günü de çevik kuvvet şube Müdürlüğü’nden çıkan 4 bin polis, Bayrampaşa’dan İstanbul Valiliği’ne kadar yürümüştü. Bu olaydan yaklaşık bir hafta sonra E –5 Karayolu Örnektepe mevkiinde devriye gezen trafik polisi aracına yine iki kişi tarafından iftar saatinde silahlı saldırı düzenlenmiş, bu saldırıda iki trafik polisi çeşitli yerlerinden yaralanmıştı.
7 DHKP-C'li yakalandı
İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abanoz, Tunceli kırsalından eylem için gelen 7 DHKP-C militanının 5 Kalaşnikof marka uzun namlulu silah, 11 adet el bombası, 1 adet tabanca ile birlikte yakalandığını söyledi.
Abanoz, huzur ortamını kana bulamak isteyen bu örgüt mensuplarının yakalanmasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat ve Terörle Mücadele birimlerinin büyük gayreti olduğunu söyledi. Abanoz, cezaevlerinde devam eden ölüm oruçlarının tartışmasının yoğunlaştığı bir dönemde Çevik Kuvvet otobüsüne gerçekleştirilen ve 2 polisin şehit olduğu saldırı konusunda DHKP-C ile TİKKO'nun fikir ayrılığına düştüğünü söyledi. Abanoz, TİKKO’nun eylemin erken yapıldığı gerekçesiyle DHKP-C’yi eleştirdiği, bu eleştirinin de örgütler arasında fikir ayrılığını doğurduğunu kaydetti. Abanoz, ayrıca, DHKP-C militanlarının polise saldırı gerçekleşmeseydi daha sansasyonel eylemleri gerçekleştirmeyi planladıklarını ortaya çıkarıldığını anlattı.
İnadına fotoğrafçı oldu
Gençti. Fotoğrafa meraklıydı. Çıraklık için ünlü fotoğraf sanatçısı Ara Güler'in yanına gitti. Güler'in tepkisi "Fotoğrafları yak, makineni sat, üstüne de bir aspirin iç yat." oldu. Ama ne aspirin içti ne de fotoğraf makinesini sattı..
Haluk Özözlü. Foto muhabiri. 1980 yılında Hollanda'da düzenlenen "Worl Press Photo" yarışmasında "yılın foto muhabiri" seçildi. 1988–90 yıllarında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nce ödüllendirildi. Tüm Türkiye ve dünya, imza attığı fotoğraflarla onu tanıdı. Üstad fotoğrafçı Aral Güler'in çıraklık için yanına gelen ancak çektiği fotoğrafları ve makinesini beğenmeyip, "Fotoğrafları yak, makineni sat, üstüne de bir aspirin iç yat." diyerek geri gönderdiği Haluk Özözlü, bu sözleri hiç unutmadı ve Güler'e inat çok iyi bir haber fotoğrafçısı oldu.
Yılın foto muhabiri
Haluk Özözlü, 1976 yılında Hürriyet Gazetesi'nde işe başladı ve aralıksız 25 yıl çalıştı. Bu süre zarfında kamuoyunun zihinlerine kazınan çok önemli olaylara fotoğraflarıyla imza atmayı başardı. Özözlü, İstanbul Boğazı'nda patlayarak yanan Romen bandıralı Independenta tankeri fotoğrafları ile 1980'de Hollanda'da düzenlenen ve dünyanın en büyük fotoğraf yarışmalarından biri olan "Worl Press Photo" yarışmasında "yılın foto muhabiri" seçildi. 1988–90 yıllarında da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin fotoğraf yarışmalarında da "yılın foto muhabiri" ve "yılın başarılı foto muhabiri" ödüllerini aldı. Taksim'de 1979 yılındaki kanlı 1 Mayıs olayları ve Ataköy'deki tüpgaz faciası fotoğrafları, o dönemde de çok ses getirdi.
'Senden fotoğrafçı olmaz'
Özözlü'yü fotoğrafçı yapan ise Ara Güler'in kendisine söylediği "Senden fotoğrafçı olmaz." sözleri. Özözlü, Ara Güler ile tanışma hikayesini ve Güler'in kendisiyle nasıl alay ettiğini şöyle anlattı: "1960'lı yıllardı. Nikon F 2 makineyi yeni almış Ergun Çağatay ile birlikte çalışıyordum. Ergün, bir gün "Seni Ara Güler ile tanıştırayım." dedi. Galatasaray'daki Gülay Apartmanı'na gittik. Hayranlık duyduğum Ara Güler ile tanışacağım için çok heyecanlıyım. Ergün, beni tanıştırdıktan sonra 'Arkadaşım fotoğraf meraklısıdır.' dedi. Ara Güler, bir süre bana baktı, elimdeki Nikon F 2'ye bakıp 'Ne o dikiş makinesi mi?' dedi. Sonra da 'Sen bugüne kadar çektiğin bütün fotoğrafları yak, makineni sat, üstüne de bir aspirin iç yat.' dedi. Bunları duyunca adeta yıkıldım. Ara Güler'in yanından ayrıldıktan sonra yolda gözyaşlarımı tutamadım. Ergün, 'Ağlama, Ara megolamanın tekidir, kimseyi beğenmez.' diyerek beni teselli etmeye çalıştı."
Ara Güler fotoğraf istedi
Yıllar sonra Taksim'deki kanlı 1 Mayıs olaylarında Ara Güler'in kendisinden gelip fotoğraf istediğini söyleyen Özözlü, şöyle devam etti: "Beni aşağılayan Ara Güler gelip benden fotoğraf isteyince kırgınlığım biraz da olsa geçti. 1979 yılında açtığım fotoğraf sergisine yine Ara Güler herkesten önce gelmiş fotoğraflara baktıktan sonra da "Bu adamdan herhalde fotoğrafçı olacak.'' demiş. Seneler sonra iyi arkadaş olduk, şimdi benim komşum. Genç meslektaşlara tavsiyem, ne kadar büyük darbe yerlerse yesinler, yılmamayı öğrensinler." (Fatih Yılmaz / İSTANBUL (Cha)
Sobadan zehirlendiler
Bursa'da, aynı aileden 3 kişi, sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlenerek öldü.
Olayda hayatını kaybeden genç annenin, 8 aylık hamile olduğu bildirildi. Tayfun Kıran, ablası Nurcan Topkaya'dan 26 Aralık'tan bu yana haber alamayınca, dün öğleden sonra Millet Mahallesi'ndeki evlerine gitti. Kapıyı kırıp içeri giren Tayfun Kıran, evde eniştesi Fuat Topkaya (28), 8 aylık hamile eşi Nurcan (19) ve kızları Rabia'nın (3) cesedi ile karşılaştı. Topkaya ailesinin, lodos nedeniyle sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlendiği belirlendi.
Güneydoğu'da kayak keyfi
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan Hazar Baba Dağı ile Karacadağ'daki kayak merkezlerine, vatandaşlar yoğun ilgi gösteriyor.
Elazığ'ın Sivrice ilçesi yakınındaki Hazar Baba Dağı ile Diyarbakır–Şanlıurfa arasında yer alan Karacadağ'da, geçen yıl kaymakamlıklarca yaptırılan ve daha sonra işletilmek üzere özel sektöre kiraya verilen kayak merkezlerinde sezon açıldı. 2 bin 600 rakımlı Hazar Baba Dağı'ndaki kayak merkezine, daha çok Elazığ, Malatya ve Adıyaman'da oturan vatandaşlar, Siverek yakınlarındaki 2 bin rakımlı Karacadağ kayak merkezine ise başta Diyarbakır ve Şanlıurfa olmak üzere çevre il ve ilçelerde oturanlar ilgi gösteriyor. Bölgedeki kayak merkezlerinin en büyük avantajı ise kaymanın, diğer merkezlere göre ucuz olması. Uludağ'da, 1 saat kaymak için vatandaşlar 20–30 milyon lira arasında ödeme yaparken, Karacadağ ve Hazar Baba kayak merkezlerinde bu miktar sadece 2 milyon 500 bin lira... Kayak merkezlerine, erkeklerin yanı sıra kadınlar da geliyor. Yakın köylerden gelen vatandaşların yöresel kıyafetleri ilginç görüntüler oluşturuyor.
Hekim hatalarına yakın takip
Hekimler hakkında şikayetlerle ilgili bin 344 dosya sonuçlandırıldı. 60 doktora çeşitli sürelerle meslekten men, 47 hekime para, 86 doktora da uyarı cezası verildi.
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu'nca 1982 yılından bugüne kadar hekimler hakkında yapılan şikayetlerle ilgili toplam bin 344 dosya sonuçlandırıldı. 60 doktor hakkında çeşitli sürelerde meslekten men, 47 hekime para, 85 doktora da uyarı cezaları verildi. İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu, 1982 yılından bugüne kadar 1344 hekim hakkındaki dosyayı incelenerek sonuçlandırdı. Sonuçlandırılan dosyalar içinde 60 doktor hakkında 15 gün ile 6 ay arasında çeşitli sürelerde meslekten men cezası verildi.
Ceza verilmesine neden olan konular arasında ilk sırayı 24 vak'a ile tıbbi hata alıyor. Diğer konular ise şöyle: "Hekimliğe aykırı davranış 7, asgari ücret ihlali 5, reklam 5, gerçeğe aykırı rapor 3, birden fazla muayenehane açmak 3, usulsüz işyeri hekimliği 2, organ nakli 2, ruhsatsız ilaç kullanmak 2, 2,5 ayı geçmiş gebeliğe kürtaj 2, izinsiz bilimsel araştırma yapmak 2, hasta sırrı açıklamak 1, aracı olmak 1, hasta yönlendirmek 1." Ayrıca 18 yıl içinde 47 hekime para cezası, 85 doktora da uyarı cezası verildiği bildirildi.
Abant'ta tatil başka
Türkiye'nin doğal güzellikleriyle ünlü Abant Gölü, tatilcilerin yine ilgi odağı oldu.
Otellerde doluluk oranı yüzde 100'e ulaşırken, tatilciler, buz tutan Abant Gölü'nün çevresinde atlı kızaklarla tur atarak, saati 1 milyon liraya kiraladıkları kamyon lastikleriyle kayak keyfi yaptılar. Abant'taki otellerde bayram tatili ve yılbaşı için yüzde 100 doluluk oranına ulaşıldı. Abant'a bayram tatili için gelenler, karla kaplı alanlarda yürüyüş yaparken, birçok çift, buz tutmuş Abant Gölü'nün çevresinde, 2 milyon lira ödeyerek atlı kızaklarla tur atmayı tercih etti.
Gömleğine bile sır verme
Osmanlı İmparatorluğu'nun son devirlerinde, Sultan Mustafa ve Sultan 3. Ahmet dönemlerinde "defterdar" olarak görev yapan Sarı Mehmet Paşa'nın yazdığı "Nesayıh'ül Vüzera V'el–Ümera" veya "Kitab–ı Güldesta" (Devlet Adamlarına Öğütler) kitabında, günümüz devlet adamlarına da ışık tutacak öğütler bulunuyor.
18. yüzyılda Sarı Mehmet Paşa tarafından kaleme alınan kitap 6 bölümden oluşuyor ve devlet yönetiminde uyulması gereken çeşitli kurallar anlatılıyor. Sarı Mehmet Paşa'nın 200 yıllık öğütlerinden bazı dikkat çekici bölümler şöyle:
Yakınlarının sırrını mutlaka saklamak, güzel ahlak örneklerindendir ve kendi sırlarını bile kimseye açmamalı. Zira sırrını gömleğinden dahi sakla demişler. Kendilerine saygı gösterilmesinden gururlanıp, halka karşı büyüklük ve istiğna (nazlı davranma) göstermeyeler.
Kanaatkâr olup, aç gözlülükten ve ceza gününü düşünüp Tanrı'nın kahredici gazabından çekinmek gerektir.
Mesafesi uzak olan yerlerden olur olmaz dava ve anlaşmazlıklar bahanesiyle kimseyi ihzar için ferman verilirken iyi düşünülüp araştırılmalı ve çok gerekli olmadıkça ferman verilmemelidir.
Serhad ağalıkları, dizdarlıkları ve alay beylikleri hak edenlere verilmeli, ölüm yahut azil gerektiren bir durum olmadıkça, bu kimseler vazifeden uzaklaştırılmamalıdır. Taşraya gönderilen buyrukların yerine getirilmesinde dikkat gösterilmeli, açık memuriyet olmadıkça hazineden karşılık verilmek üzere adam görevlendirilmeyip, boş memurluklar öylece alıkonmalıdır.
Sadrazamlar, beş vakit namazı cemaatle evinde kılıp, kapısı açık olup kendisiyle buluşulması kolay olması gerekmektedir.
Yüksek meclislerinde asla maskaralığa, yersiz şakaya, kahkahalar attırılan mizaha, arabozuculuğa, başkalarının kusurlarını saymaya ve kötülüğe izin verilmemeli. Taklit, oyun ve eğlenceye dair anlamsız davranışlarda bulunulmamalıdır. Sohbetlerde daima din, devlet ve ülkeyi koruma tedbirlerine ilişkin konular üzerinde durmak gerektir.
Gerek şanlı padişah, gerek şanı yüksek vezir ve ülkenin valileri, halkın yargıç ve subayları, adalet üzere hareket etmeye gayret ve dikkat etmeleri gerektir.
Haftada bir gün tatil yapmakta ve her iş için mümkün olduğu kadar becerikli adam arayıp görevi ona vermekte büyük fayda vardır. Böylece devlet işlerinde düzen sağlanmış olur.
İster af, ister cezalandırma söz konusu olsun; nasıl bir işlem yapmak gerekiyorsa, onu iyice araştırarak uygulamak ve hiçbir zaman acelecilik tehlikesine düşmemek gerekli.
Kızlar daha dayanıklı
Bilim adamları, kız çocuklarının daha dayanıklı olduğunu açıkladı. Bilim adamları, erkek çocukların doğumun ilk 4–6 haftasında fiziksel ve psikolojik olarak kızkardeşten daha az gelişme gösterdiğini, bu yüzden erkek çocuklara daha fazla ilgi gösterilmesi gerektiğini kaydettiler.
Kan dolaşımı bozuklukları, şeker hastalığı, alkolizm ve akciğer kanseri vakalarının erkeklerde yaygın olduğu, erkeklerde intihar olaylarının kadınlardan daha fazla görüldüğü belirtiliyor.
Dünyanın hemen her ülkesinde, kadınların erkeklerden birkaç yıl daha fazla yaşadığı ve bu aranın giderek açıldığı bildirildi. Dr. Sebastian Kraemer, British Medical Journal adlı dergide yayınlanan araştırma raporunda, anne ve babaların erkek çocuklara karşı uyguladıkları geleneksel davranıştan kurtulmaları gerektiğini vurguladı. CHICAGO (aa)
|