Uzun olaydı bu günler
Bayılıyorum şu bayram günlerine... Ve bu yüzden, hangi konuyu tasarladıysam, ne yazmayı düşündüysem erteleniyor o. Kalem üstüne gitmiyor. Bayram günlerinde başka konuları yazmak hiç çekici gelmiyor bana.
Hazır, bulmuşuz bu âsude günleri, yaşamın bütün dağdağası sinmiş, bir dinginlik, bir gönül hoşluğu kendiliğinden gelip egemen olmuş, daha ne istiyoruz? Bırakalım sürsün; kaldırmayalım başka konuların kapağını, başka sorunlardan bugünlerde olsun söz açmayalım. Nasıl olsa birkaç gün sonra döneceğiz onlara. Döneceğiz ve hiç bugünleri yaşamamış gibi adamakıllı dünyevîleşeceğiz. Savaşacağız kendimizle ve birbirimizle. Kalpler kıracağız, büyük küçük cinayetler (!) işleyeceğiz. Hırsımızın, öfkemizin, bencilliğimizin kölesi olacağız. Kalplerimiz yine kaskatı kesilecek. İşte şimdi, bunlardan eser yokken; gönül huzurumuz, iç temizliğimiz yerindeyken tadını çıkaralım bu günlerin.
Bayram tatillerinin uzun oluşundan yakınanlar oluyor. Katılmıyorum bunlara. Sahip olduğumuz ve olacağımız büyük nimetlerden biri görüyorum bu günleri. Kayıp değil, kazanç günleri... Çoğu insanın mutluluğu tadabildiği yegane zamanlar. Fakirin, garibin, kimsesizin de mutlu olabildiği günler... Herkes kendi elinin uzanabildiği kadar, kendine yetecek kadar mutluluk çıkarabiliyor bayramlardan. Bugünlerde devşirilen iç huzuru, sevinçler gelecek günlere ne kadar taşınabilirse, yaşam o kadar katlanılabilir, o kadar verimli olacak.
Bir düşünsenize, bayram günlerinin getirdiği "şetâretli" zamanları, toplumsal dinginliği, barışı, sokaklara taşan sevgiyi başka hangi güç, hangi uygulama ve hangi "toplum projesi" sağlayabilir? Yoksulları, yoksullukları içinde; hastaları acıları, ihtiyarları güçsüzlükleri içinde başka ne avutabilir, ne gülümsetebilir?
Bayram öncesi alelacele çıkarılan ve kimilerini sevindirirken kimilerinin acısını tazeleyen affı düşünüyorum. Bir de o büyük affı... Mü'minlerin oruç, ibadet, dua ve tevbe kapısından geçerek mazhar oldukları İlâhî affı... Bayram sabahına yıkanmış ve arınmış olarak çıkmalarını... Bayram günlerinin bu denli tatlı ve huzurlu geçişi, olsa olsa bu büyük affın, bağışlanmış ve arınmış olmanın eseridir. Bunu gözardı etmenin imkânı var mıdır? Böyle olmasa, insanlar yılda bir kez olsun, bir aylığına arınma, incelme ikliminden geçmese; ruhlarını evrensel bir olgunluk eğitiminden ve temizlenme süzgecinden geçirmeseler, dünya ne çekilmez olurdu!.. Ne kaba, ne katı; duyarsız, merhametsiz, hoşgörüsüz olurduk... Yeryüzü ne kolay cehenneme dönerdi... Ramazan'da ve ardından gelecek Kurban Bayramı'nda bir parça cennet yansıması günler yaşıyorsak, bunu bağışlanmış, arınmış bayram günlerine borçlu olmalıyız.
Bırakalım dünyalık işlerimizi biraz ertelensin... Planlarımız sonraya kalsın. Şimdi bu asude günlerin tadına varmaya bakalım. Kendimize ve başkalarına bir yıl yetecek kadar sevgi, iç huzuru, anlayış ve direnç biriktirelim. Gönüller yapalım, tebessümler çoğaltalım. Sonraki günlerde çokça ihtiyacımız olacak...
Okurlarımın ve bütün inananların geçmiş bayramını kutluyorum. Bayram duygularının sönmemesini diliyorum.
a.colak@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
21/
10/
2000...
Hapis mi saadet mi?
28/
10/
2000...
Ağacın şiiri, şiirin ağacı
04/
11/
2000...
Saltanatın halleri
11/
11/
2000...
Çok satmak mı, Allah korusun!
18/
11/
2000...
Güzel şeyler söyleyen bir dergi
25/
11/
2000...
Öğretmen iyi bir temizleyici midir?
02/
12/
2000...
Sözden ziyâde, ışığa yakın
09/
12/
2000...
Çek elini günlerimizin içinden!
16/
12/
2000...
"Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün"
23/
12/
2000...
İçe dönüş
|