GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

28/01/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



 


Gaffar'ın ardından sevgi seli

Meğer vatandaşlarımız ve medyamız rahmetli Ali Gaffar Okkan'ı ne kadar da çok severmiş. Niye şimdiye kadar bundan haberimiz olmadı? Sevdiğimizi anlamak için şehit olması mı gerekiyordu?

Bundan sonra yapılması gereken, bu sevginin temelinde yatan sebep neydi? Onu araştırmak gerekiyor. Bu sebeplere tahammül edebilir mi bazı aklı havada kodamanlar?

İmkanı olanlar, cenazesinde son görevlerini yapmanın huzurunu buldular. Bunlardan biri de gazeteci Yavuz Donat idi. Bakın cenaze namazını nasıl anlatıyor:

“Hendek– Osmanlı döneminden kalma Merkez Büyük Camii'nde, şehidimizin tabutunun başında, sıra sıra dizildik.

'Gaffar Okkan için cenaze namazı kılmaya' niyet ettik.

Sonra 'Allahuekber.'

Sonra 'Sübhaneke.'

Yine 'Allahuekber.'

Sonra 'Ettehiyyatü.'

Sonra...

'Şehit Gaffar Okkan'ın aziz ruhuna Elfatiha.'

Ardından al bayrağa sarılı tabutu omuzladık. Mezarlığa taşıdık.”




Gerçek Fakirlik

Günlerden bir gün zengin bir baba ailesi ve oğlunu köye götürdü. Bu yolculuğun tek bir amacı vardı: İnsanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek.

Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gece ve gün geçirdiler. Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu:

– İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?

– Evet!

– Ne öğrendin peki?

Oğul cevap verdi:

– Şunu gördüm: Bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar. Oğlu sözlerini bitirdiğinde, babası söyleyecek bir şey bulamadı. Oğlu ekledi:

– Teşekkürler baba, ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için.




Fedakârlığın böylesi

Belediyelerin mali açıdan hallerinin nasıl içler acısı olduğunu duyuruyoruz size zaman zaman. Bu ay Çorum Belediyesi'nde ilginç bir uygulama oldu. İller Bankası'ndan gelen ödenek personel maaşlarını ödemeye yetmedi. Sendika ile belediye arasında yapılan görüşmelerde şöyle bir karara varıldı:

Şube müdürlerinin maaşları geciktirilerek, çalışanların ücretlerinin tamamının bir defada ödenmesi kararlaştırıldı. Topu topu 260 milyar lira. Bankalardan hortumlanan paraları bir düşününce, gerçekten komik bir rakam.

Milletvekillerimiz, kasırga ile beyaz ile uğraşsınlar uğraşmalarına da, bir de şu yılan hikayesine dönen yerel yönetimler ile ilgili yasaya da bir el atsalar. Hiç fena olmaz yani.




Okuma-yazma

Başbakanlık Türkiye Aile Araştırma Kurumu tarafından yapılan çalışmaların sonuçlarına göre, Türkiye'de insanlarımızın halen yüzde 14.2'si okuma yazma bilmiyor.

“Oku–ma ve yaz–ma!” projesi son derece etkili olmuş, desenize.




Güvensizlik

Türk Metal Sendikası'nın sendikacılar arasında yaptığı ankette, hükümet icraatları yüzde 96b42 ile başarız bulundu. Yani sendikacılar, hükümete pek güvenmiyor. Bu konuda onlarla hemfikiriz de, bir başka konu var: sendikalar ne kadar güven veriyor? sendika başkanı bir dostumuz, “Önce iğneyi kendimize batıralım.” diye söze başlayıp devam etmişti: “Bir ara 5'li sivil inisiyatif, gücünü gösterip hükümet bile devirebilirken, bugün 6'lı sivil inisiyatif bir varlık gösteremiyorsa, ortada bir sorun var demektir. Sendikalar belki tek tek bir şeyler yapmaya çalışıyor; ama konfederasyonlar bazında bir işe yaradıkları söylenemez.”

Ne diyelim sendikacılık onların işi. O işi bizden daha iyi bilirler ve sözlerinin üzerine söz söylememize de

gerek yok.




Deli Dana

Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp, “Türkiye'de deli dana hastalığı yoktur.” diyor. Biz de ilave ediyoruz: “Hükümetimiz, bütün deli danaları kliniklere yatırarak, tedavilerini yaptırtmış ve taburcu etmiştir.”




Boru mu?

Beyaz Enerji'yi gündemde tutmaya çalışan DYP, şimdi de 'Mavi Akım' projesi kapsamında Samsun'a döşenecek doğalgaz boru hattı konusunu araştırmaya başlamış.

Genel Başkan Çiller'in isteği üzerine partide, bölgede incelemelerde bulunacak bir ekip oluşturuldu. Vekiller, Samsun'a gidip boru arayacaklar.

Sahi boru dedik de bizim lavaboların borularında da bir sorun var sanırım. Su kaçırıyor. Hazır elleri değmişken, şu bizim su borularına da bir el atsalar. Tabii ki hemen arkasından da soba borularına.




Bir bardak soğuk su

İngiltere'nin Bristol Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma yarışma öncesi içilen soğuk suyun başarıyı olumlu etkilediğini ortaya koydu. Oysa yarışma sırasında içilen soğuk su, beyine kan akışını etkiliyor ve başarı yüzde 15 oranında düşüyormuş. Yarışmayı kaybedenler ise üzerine bir bardak soğuk su içiyormuş ve her şey dengeleniyormuş.



s.karakis@zaman.com.tr         h.sutay@zaman.com.tr
 

| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.