Yağmur duası
Türk aydını için yıllardır “kendi insanına yabancı” iddiası yaklaşık iki asırdır tekrarlanır durur. Medya için de aynı şey söylenir. Haberlere, yazılıp çizilenlere, tartışmalara bakılırsa hak vermemek mümkün değil.
Bazı gazeteler, Ankara'da yapılan “yağmur duası”yla dalga geçiyorlardı. Muhtemelen, yağmur duasının ne olduğunu, ne zaman ve neden yapıldığını bilmiyorlardı. Hele hele “Allah rızası” diye bir kavramdan haberdar olduklarını sanmıyoruz. Bizim söylediğimiz “Allah rızası”nın, dilencilerin diline pelesenk olmuş sözlerle alakası yok elbette.
Bediüzzaman Said Nursi, bu konuda enteresan bir açıklama yapıyor. Sözü uzatmadan oradan iktibas yapalım: “Yağmursuzluk, bu çeşit dua ve namazın vaktidir, illeti ve hikmeti değil. Nasıl ki Güneş ve Ayın tutulması zamanında küsuf ve husuf namazı kılınır ve güneşin gurubuyla akşam namazı kılınır; öyle de, yağmursuzluk, kuraklık, yağmur namazının ve duasının vaktidir. İbadet ve duanın sebebi ve neticesi emir ve rıza–i İlahidir, faydası uhrevidir. Eğer namazdan, ibadetten dünyevi maksatlar niyet edilse, yalnız onlar için yapılsa, o namaz battal olur. Mesela, akşam namazı güneşin batmaması için ve husuf namazı Ay'ın açılması için kılınmaz. Öyle de, bu nevi ibadet, yağmuru getirmek için kılınsa yanlış olur. Yağmuru vermek Cenab–ı Hak'kın vazifesidir. Biz vazifemizi yaptık; O'nun vazifesine karışmayız.”
Geliiir gideeer!
Erdem Yurtseven isminde bir okurumuzun kafasına takılmış. Diyor ki:
“Aklıma geldi de! Kişi başına düşen milli gelir düşük olduğundan kafamız halen sağlam. Allah'tan kişi başına düşen milli giderden filan söz etmiyorlar. Yoksa halimiz nice olurdu?”
Haklı mı haklı!
Tartışma üslubu
Dün, Ateş Hattı'na tartışmacı olarak katılan Emin Çölaşan'ın programdan çekilmesini tebrik etmiştik. Tartışma gazetelerde dün devam etti. Sabah gazetesi, Mehmet Barlas'tan intikam almak için olsa gerek “Gençler Barlas'ı ezdi geçti!” demeyi tercih etmişti.
Bizim takıldığımız nokta o değildi. Nihayetinde bir tartışmaydı. Beklenen kapışma Çölaşan'la Barlas arasında geçecekti. Çölaşan çekildiğine göre, “Yorgan gitti, kavga bitti!” demek mümkündü. Gençler de herhalde Çölaşan'ı temsil etmiyordu. Yani ona vekaleten tartışmaya girmediler.
Asıl diyeceğimiz şu: Madem Çölaşan kapışmak istemiyordu. O halde hiç kapışmaya fırsat vermeden, medeni bir üslupla fikir alışverişine girseydi. Tartışsaydı demek istemiyoruz; arkasından kapışma gelebilir. Ama belli bir konuda, kendisine en ters düşen insanla bile seviyeli bir müzakere yapmak mümkündür. Eğer kavga etmek gibi bir saplantısı yoksa, gerçekleşebilir. Bu seviyeli tartışma örneğini sergileseydi gerçekten sevinirdik. İşte o zaman, Çölaşan'a iki kere afferin diyebilirdik.
Niye demeyelim yani?
Maksat trafik olsun
Gaziantep'te Şartla Salıverilme ve Cezaların Ertelenmesi'ne İlişkin Yasa'dan faydalanarak tam 200 kişi tahliye olmuş. Ancak son bir ay içinde 230 kişi de çeşitli suçlardan tutuklanarak cezaevlerine konulmuş. Biraz tuhaf gelecek ama tutuklananlar arasında aftan yararlanıp çıkanlar da bulunmuyormuş.
Ne yani 230 kişi, cezaevlerinde yer yok diye mi bekliyordu. Baktılar, yer boşaldı, hemen bir suç işleyip, kapağı içeri mi attılar?
Gece ve gündüz
Bir bilge adam çölde öğrencileriyle otururken sormuş:
– Gece ile gündüzü nasıl ayırtedersiniz? Tam olarak ne zaman karanlık başlar, ne zaman ortalık aydınlanır?
Öğrencilerden biri, “Uzaktaki sürüye bakarım.” demiş. “Koyunu keçiden ayıramadığım zaman akşam olmuş demektir.”
Başka bir öğrenci söz almış ve “Hocam!” demiş. “İncir ağacını, zeytin ağacından ayırdığım zaman anlarım ki sabah başlamıştır.” Bilge adam uzun süre susmuş.
Öğrenciler meraklanmışlar ve “Siz ne düşünüyorsunuz hocam?” diye sormuşlar.
Bilge şöyle demiş:
– Yürürken karşıma bir kadın çıktığında, güzel mi çirkin mi, siyah mı beyaz mı diye ayırmadan ona bacım diyebildiğimde ve yine yürürken önüme çıkan her erkeği, zengin mi yoksul mu diye bakmadan, milletine ırkına, dinine aldırmadan, kardeşim sayabildiğimde anlarım ki sabah olmuştur, aydınlık başlamıştır.
Son verdim işine
Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel, FP Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz'un soru önergesine verdiği cevapta, üç yılda 786 memurun işine son verildiğini söyledi. Asıl siz, son üç yılda kaç kişinin işe girdiğini söyleyin de hesap ortaya çıksın.
Tec-50
“Türkiye'deki hukuk çalışanlarının cüzdanı ile vicdanı arasında sıkıştığı ve adaletin geç tecelli ettiği gibi söylentilere ben katılmıyorum.” diyor Mustafa Özke. Buna da canlı bağlantıyla bir örnek veriyor. Mesela, Şanlıurfa'da Murat Altunay'a ait işyerinden 63,2 kg ceviz ve 48,5 kg fıstık çalan 3 kişi çıkarıldıkları mahkeme tarafından hemen tutuklanmışlar. Görüyorsunuz değil mi, adalet ceviz ve fıstık çalanı bile anında yakalayıp cezaevine koyuyor...
Bakınız; Fevzi Şıhanlıoğlu'nun ölümü ile ilgili olarak MHP Osmaniye Milletvekili Mehmet Kundakçı ile MHP İçel Milletvekili Cahit Tekelioğlu, haklarında jet hızıyla hazırlanan 'kastı aşan adam öldürme' suçundan hakim karşısına çıktılar.
Ne oldu?... İfadeleri alındıktan sonra 'tutuksuz yargılanmak üzere' serbest bırakıldılar!.
Kim demiş, 'Türkiye'de adalet geç tecelli ediyor.” diye. İşte size adalet!.
|