Y. Erdoğan, 'sebep'?
Vizontele, Demet Akbağ ve Altan Erkekli'nin oyunculuğunu konuşturduğu, Yılmaz Erdoğan'ın Deli Emin tiplemesiyle Mükremin Abi karakteri dışında da başarılı bir oyunculuk sergileyebileceğini gösterdiği, Cem Yılmaz'ın herhangi bir replik söylemeden bile insanları güldürebileceğini ortaya koyduğu vasatın üstünde bir film.
Bir Vizontele gürültüsü aldı başını gidiyor. Herkes bir şeyler söyleme ihtiyacı hissediyor Yılmaz Erdoğan ve Ömer Faruk Sorak'ın filmi hakkında. Kim bilir belki reklam kampanyasına ayrılan 250 bin doların bilinçaltlarına yaptığı yüklemenin bir sonucu bu.
Öncelikle bir şeyin altını çizmekte fayda var. Yılmaz Erdoğan oyunu bütün kurallarına göre oynayarak en baştan itibaren ortaya çıkacak sansasyonu ve gişe başarısını garantiledi. 2,5 milyon dolar olduğu söylenen bütçenin ciddi bir kısmını reklama ayırarak tam bir pazarlama harikası gerçekleştirdi. 250 bin dolar reklam bütçesi göz önüne alındığında hemen aklımıza Zeki Demirkubuz'un uluslararası arenada bol ödüllü filmi Masumiyet'in bütçesi aklımaza geldi. Sanırız bu reklam bütçesine ödüllü yönetmen Demirkubuz birkaç film çeker ve yurtdışından ve içinden ödüllerle dönerdi. Ya Vizontele?
Yılmaz Erdoğan yurtdışı festivallerde yarışacak bir filmin altına imza attıklarını söylüyor; ancak uluslararası festivallerde Masumiyet gibi Mayıs Sıkıntısı gibi, az bütçeli yapımların kazandığı başarıları elde edebilecek mi ürünleri zaman gösterecek(!)
1974 yılında Kıbrıs Savaşı günlerinde Doğu'nun bir dağ kasabasına dikilecek bir verici ile televizyonun insan hayatına girişinin anlatıldığı Vizontele, komedi ile trajedinin aynı çatı altında buluşmak için çabaladığı bir film. Aslında bu durum Yılmaz Erdoğan'ın ortaya koyduğu bütün eserlerde göze çarpan en büyük özellik.
Hollywood yapımlarında eğer bir olay kasabada geçecekse öncelikle o mekanda yaşayan insanları öyküleriyle tanıtarak yola koyulur yönetmen. Erdoğan ve Sorak da bu tarz anlatımı seçerek başlamışlar Vizontele'ye. Fakat Amerikan filmlerinden alıştığımız bu tarz girişler sinemasal bir dille anlatıldığı için seyirciyi pek rahatsız etmez; ancak bu Vizontele'de teatral bir biçimde gelişince bir süre sonra akışta bir gırileşme ve hedeften kayboluş durumu söz konusu oluyur. Aslında Yılmaz Erdoğan'ın Bir Demet Tiyatro'dan alıştığımız her karaktere hakkını verdirme alışkanlığının beyazperdeye yansımasından başka bir şey değil bu durum.
Sıcak bir seneryo
Kuşkusuz teknolojinin en üst düzeyde kullanıldığı Vizontele görüntü olarak oldukça iyi enstanteneler sunuyor bize. Senaryodaki sıcaklık yakalanan renklerle de pekiştirilmiş. Ancak ilk kez bir Türk yapımında denenen uçan kamera olayı 'mal bulmuş mağribi' gibi suyu çıkarılana kadar kullanılmış. İlk başlarda göze hoş gelen bu kemara hareketleri bir süre sonra abartının getirdiği rahatsızlıkla sıkmaya başlıyor. Özellikle Kardeş Türküler imzası taşıyan müzikler filme ayrı bir hava katmış. Kostüm ve dekor ise oldukça başarılı.
Kekeme bakış açısı!
Fakat bir nokta var ki es geçilmesi mümkün değil. Dönem itibariyle 1970'ler ve 1980'lerde özellikle Yeşilçam filmlerinde kullanılan zayıf, çıkarcı, cahil imam tiplemesi tuzağına Yılmaz Erdoğan da düşmüş. Vizontele'deki kekeme olan imam tiplemesinin mantığını anlamak ve bir imamı teknoloji karşıtı konumunda sunmak inanç, dil ve ırk ayrımı konusunda hassaslığıyla kamuoyunda tanınan Erdoğan'ın samimiyeti konusunda şüphelerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bir harfi söylerken dakikalarca mücadele eden imamın bir yatsı namazı kıldırmasının mümkün olmadığını Erdoğan da sanırız biliyordur! Öyleyse böyle bir yaklaşım niye? Veya hem filme hem de sosyal hayata ne gibi bir faydası var.
Denge noktası kaçırılmış
Aslında Erdoğan'ı bu konuda eleştirirken bir noktanın da altını çizmekte fayda var. Erdoğan, Siti Ana'ya yıldızların altında ve beyazlar içerisinde tadil-i erkâna göre namaz kıldırarak denge noktasını bulmaya çalışmış; ancak bunda başarılı olduğunu söylemek pek mümkün değil... Kantarın kaçan topuzu Erdoğan'ın hem kendi düşünsel samimiyetine hem de Erkan Can'ın oyunculuğuna yazık etmiş. Bu noktadan hareketle biz de Demet Akbağ'ın kendisine televizyonun ne işe yaradığını anlatan kocasına "Sebep?" sorusunu sorması gibi Yılmaz Erdoğan'a kekeme imam konusunda "Sebep ne?" diye sormakta bir abes görmüyoruz.
Vizontele gerçeği...
Sonuç olarak Vizontele, Demet Akbağ ve Altan Erkekli'nin oyunculuğunu konuşturduğu, Yılmaz Erdoğan'ın Deli Emin tiplemesiyle Mükremin Abi karakteri dışında da başarılı bir oyunculuk sergileyebileceğini gösterdiği, Cem Yılmaz'ın herhangi bir replik söylemeden bile insanları güldürebileceğini ortaya koyduğu vasatın üstünde bir film. Vizontele bir süre daha konuşulacak gibi gözüküyor. Hedeflenen gişe başarısını yakalar mı bilmiyoruz; ancak Türk sinemasına iyi bir ivme kazandıracağı kesin... (Rasih Yılmaz)
Dördüncü Boyut'ta Sızıntı
Burç FM, haftanın 5 günü 21.00-22.30 saatleri arası Dördüncü Boyut programıyla dinleyicileriyle birlikte yeni ufuklara doğru yolculuğa çıkıyor.
Sızıntı dergisi... Altın bir neslin yetiştirilmesinde ilgiyi ve övgüyü hak eden kaynakların başında geliyor şüphesiz. Türkiye'nin en çok satılan ve en çok okunan dergisi olan Sızıntı, hayata bakan tüm yönleri ile okuyucularına yansıttığı ışığı Burç FM vesilesiyle tüm dünyaya yayıyor. Burç FM'de Sızıntı Dergisi'nin sponsorluğunda hazırlanan Dördüncü Boyut isimli program "Hayatınıza yeni bir boyut katın" sloganı ile Türkiye'nin bu en çok okunan dergisini ve içindeki ışık huzmelerini tüm dinleyicilerine aktarmaya çalışıyor. 100 ülkeye yayın yapan ve interneti olan herkesin internetten rahatlıkla dinleyebildiği Burç FM, haftanın 5 günü 21.00–22.30 saatleri arası Dördüncü Boyut programıyla dinleyicileriyle birlikte yeni ufaklara doğru yolculuğa çıkıyor.
"Sızıntı dergisi gibi kapsamlı ve kaliteli bir dergi içerisinde yer alan her bilgiyi dinleyicilerimizle paylaşmayı arzuladık. Bu yüzden böyle bir program hazırladık." diyen Radyo Genel Müdürü Selman Kuzu da programın hazırlayıcıları arasında yer alıyor. Selman Kuzu, Cemal Türk, Ergun Çapan ve Yrd. Doç. Dr. Muhittin Akgül'den oluşan 4 kişilik ilahiyatçı ekip Sızıntı dergisinin başyazısı ve orta sayfasında yayınlanan yazılarla ilgili, saatler süren hazırlık devresi sonrasında çıkıyorlar dinleyici karşısına.
Dördüncü Boyut programının; İlahiyat, Tarih, Edebiyat ve Tabiat ağırlıklı 4 ana başlıkta toplandığını belirten ve programın Tarih bölümünü hazırlayıp sunan Burç FM Program Müdürü Talha Uğurluel yaşadığımız 3 boyutlu dünyaya bilemediğimiz; fakat hissedebildiğimiz bir başka alemi dördüncü boyutu katmayı hedeflediklerini açıklıyor. Uğurluel, "Dergi içerisinde düz bir yazı olarak okuduğumuz herhangi bir yazı üzerinde saatlerce süren hazırlıklar yaparak çıkıyoruz dinleyici karşısına ve bu emeğin karşılığını da her kesimden dinleyici kitlesine ulaşarak alıyoruz." diye konuştu.
(Altan Cankut)
Kitap kurtları dikkat!
İstanbul'da 11 Şubat'ta düzenlenecek müzayedede, 15. yüzyılda Papa II. Pius'un, Fatih Sultan Mehmet'i Hıristiyan olmaya davet eden mektubu da satışa sunulacak.
Librairie de Pera Kitabevi'nin, çoğunluğu yüzlerce yıllık antika ve nadir kitaplar ile eski İstanbul gravürleri, renkli taşbaskılar ve tarihi belgelerin yer aldığı müzayedesi, 11 Şubat Pazar günü gerçekleştirilecek. Pera Palas Oteli'nde düzenlenecek müzayedede satışa çıkarılacak en ilginç belgelerden biri, Papa II. Pius'un, Fatih Sultan Mehmet'i Hıristiyan olmaya davet eden mektubu. 1458 yılında Papa II. Pius lakabıyla Hıristiyan dünyasının başına geçtiğinde, Osmanlılar Avrupa kapılarına dayandığında, "savaş yerine barışçıl bir çözüm getirmek için" Fatih Sultan Mehmet'e mektup göndererek Hıristiyan olmasını istemişti. Müzayedede, 1533 yılında basılmış, yine Fatih Sultan Mehmet'i Hıristiyan olmaya davet eden Latince bir metin satılacak. Müzayedenin eski belgelerinden biri de 1551 tarihli İbranice ve Latince bir İncil, diğeri ise 1590 tarihli ve Ptolemaus tarafından yapılmış bir Anadolu haritası. Ünlü yazar ve gazeteci Fikret Adil'in kitaplığından çıkan eserlerin ağırlıkta olduğu müzayedede, Adil'e ait, Türk yazarlarının imzalı kitapları ve mektuplarının yanı sıra çıkardığı dergilerde yayınlanmak üzere yapılan Abidin Dino, Nejad Devrim, Fikret Mualla gibi ünlü ressamların desenleri de yer alacak. Toplam 547 eser ve belgenin 447 başlık altında satışa sunulacağı müzayedede, kitabın dışında Melling, Preault, Allom imzalarını taşıyan eski İstanbul gravürleri, Ptolemaus ve Homann'ın antika haritaları da bulunacak.
Eğlenmek için alkol gerekmiyor
"Müzik iyi olduktan sonra, eğlenmek için içki içmek gerekmiyor" konsepti ile Beyoğlu'nda açılan Nestle–Mis Light Bar'ın geçtiğimiz akşamki konuğu New York Limelight'ın DJ'si Heaven idi.
Milk Music Club'daki bol müzik ve eğlenceli bu gecede sahne alan DJ Heaven gençlere farklı bir eğlence olanağı sundu. Türk dinleyicisine her ay değişik müzisyenler ve DJ'lerle buluşma imkanı sunan Milk Light geceleri,
önümüzdeki günlerde de The Milk Music Club'ta devam edecek.
Almanya'nın Oscar'ı
Almanya'nın "Oscar"ı olarak görülen "Altın Kamera" ödülleri, başkent Berlin'de düzenlenen törenle sahiplerini buldu.
Dünya çapında tanınan pop müzik şarkıcısı Ricky Martin'e ödülünü Barbara Becker verdi.
Toplam 13 dalda verilen "Altın Kamera" ödülünü, Ricky Martin'in yanı sıra "Titanic" filmiyle üne kavuşan Kate Winslet ve şarkıcı Sasha da aldı. Tanınmış sinema oyuncularından Peter Ustinov da "Altın Kamera" ödülüyle onurlandırıldı. Alman polisiye dizilerinde başarılı rollerinden dolayı Manfred Krug, Charles Brauer ve Götz George'ye, ayrıca bir televizyon dizisinde yargıç rolünde oynayan Christiane Hörbiger'e "Altın Kamera" ödülü verildi. "Eylül Ayındaydı" adlı belgeseli ile Oscar'ı alan İsviçreli yönetmen Arthur Cohn da ödüle layık görüldü.
|