 Ara
rejim bunalımları
Güçsüz reform hükümetleri
12 Mart Muhtirasi'nda, "Mevcut
anarsik durumu giderecek ve Anayasa'nin ongordugu reformlari
Ataturkcu bir gorusle ele alacak kuvvetli ve inandirici bir
hukumetin demokratik kurallar icinde teskili zaruridir."
deniliyordu. Demokrasinin kesintiye ugradigi uc onemli tarihten
biri olan 12 Mart 1971 Muhtirasi'nin yildonumunde CHP lideri Deniz
Baykal'in, bazi cevrelerin ara rejim ozlemi iciresinde olduklarini
aciklamasi buyuk yanki uyandirdi. CHP lideri, boylesi dusunceleri,
"Ataturk'un kurdugu Cumhuriyet'e saygisizlik" olarak
gostererek, tek cikis yolunun demokrasi oldugunu vurguladi ve
bulundugu safi gosterdi.
Turkiye'yi zaman zaman askeri
mudahalelerle yuz yuze getiren surec, 1960 oncesinde basladi. 27
Mayis 1960 darbesi ile Demokrat Parti'nin iktidardan
dusurulmesinden sonra baslayan "ara rejim" donemleri,
daha sonra her kriz donemi icin ordunun onculugunde bir formul
olarak gundeme getirildi. 1960 mudahalesinden sonra Harp Okulu
Komutani Kurmay Albay Talat Aydemir ve arkadaslarinin onculuk
ettigi "cunta" girisimlerinin benzerleri, Turkiye
1970'li yillara girerken yeniden turemeye basladi.
CHP lideri Baykal'in sozunu
ettigi "ara rejim ozlemcilerini", 12 Mart doneminin Hava
Kuvvetleri Komutani Orgeneral Muhsin Batur, 32. Gun ekibinin
hazirladigi "12 Mart Belgeseli"nde soyle anlatmisti:
"Bize muhtelif partilerden hic tanimadigimiz senatorler,
milletvekilleri geliyordu. Kendi liderlerini sikayet ediyorlardi.
'Ne duruyorsunuz? bunlarin boyle boyle hatalari var.' diyorlardi.
Sasirip dinliyorduk. Ve oyle bir intiba uyandi ki kafamizda, 'Turkiye'nin
neler yapmasi gerektigi belli; ama partiler arasi cekisme ve
bazilarinin parti programina uymamasi yuzunden bunlar
gerceklesmiyor. Ama partiler ustu bir hukumet kurulursa, Meclis de
teknik bir uzuv olarak calisip bu yasalari hazirlar Turkiye bir
duzluge cikar.' havasina kapildik biz..." Batur'un sozunu
ettigi bu isimlerin benzerleri 12 Eylul oncesinde de yeniden
sahneye cikmislardi. Kenan Evren, hem anilarinda hem de gectigimiz
yilin sonlarinda yayinlanan "12 Eylul'den once ve sonra, ne
demislerdi, ne dediler, ne diyorlar?" kitabinda bunlardan
uzun uzun soz ediyor.
12 Mart Muhtirasi oncesinde Dogan
Avcioglu'nun Devrim gazetesi etrafinda biraraya gelen ve
aralarinda 27 Mayis ihtilalcilerinden Cemal Madanoglu'nun da
bulundugu cunta MIT gorevlisi Mahir Kaynak tarafindan desifre
edilmisti. Ancak bu cevreleri destekleyen bazi subaylar icin henuz
her sey bitmemisti. Hava ve Kara Kuvvetleri'nde orgutlenen bu
subaylar yapilacak bir askeri mudahalede devletin alacagi bicimi
ve yeni Bakanlar Kurulu listesini bile hazirlamislardi. Dogal
olarak ilk destek arayisi Hava Kuvvetleri Komutani Muhsin Batur ve
Kara Kuvvetleri Komutani Faruk Gurler'e yonelikti. Hazirlanan
plana gore, "Selim Bey" kod adli Orgeneral Faruk Gurler,
devlet baskani, "Yavuz Bey" kod adli Muhsin Batur ise
basbakan olacakti. Bahri Savci Adalet Bakani, Osman Olcay
Disisleri Bakani, Nusret Fisek Saglik Bakani, Altan Oymen de Basin
Yayin Bakani olacakti. Bu plandan Batur ve Gurler de haberdar
edildi, askeri mudahalenin tarihi de "9 Mart" olarak
belirlendi. Ancak Faruk Gurler'in bu tabloda yer almakta isteksiz
davranmasi ve 9 Mart aksami yapilan toplantida, "Emrediyorum,
bu hareketleri durduracaksiniz. Cunku yarin Genisletilmis Komuta
Konseyi toplantisi var." demesi uzerine Muhsin Batur yalniz
kaldi. Boylece 9 Mart hareketi basarisizlikla sonuclandi. Ancak 10
Mart gunu donemin Genelkurmay Baskani Memduh Tagmac baskanliginda
yapilan Komuta Konseyi toplantilari, 12 Mart gunu Demirel
Hukumeti'ne verilen muhtira ile noktalandi.
MUHTIRA METNI
12 Mart gunu TRT radyolarindan
okunan muhtira metni soyleydi:
"1. Parlamento ve hukumet suregelen tutum, gorus ve icraati
ile yurdumuzu, anarsi, kardes kavgasi, sosyal ve ekonomik
huzursuzluklar icine sokmus, Ataturk'un bize hedef verdigi cagdas
uygarlik seviyesine ulasmak umidini kamuoyunda yitirmis ve
Anayasa'nin ongordugu reformlari tahakkuk ettirememis olup,
Turkiye Cumhuriyeti'nin gelecegi agir bir tehlike icine
dusurulmustur.
2. Turk milletinin ve sinesinden
cikan Turk Silahli Kuvvetleri'nin bu vahim ortam hakkinda duydugu
uzuntu ve umitsizligi giderecek carelerin partilerustu bir
anlayisla meclislerimizce degerlendirilerek mevcut anarsik durumu
giderecek ve Anayasa'nin ongordugu reformlari Ataturkcu bir
gorusle ele alacak ve inkilap kanunlarini uygulayacak, kuvvetli ve
inandirici bir hukumetin demokratik kurallar icinde teskili
zaruridir.
3. Bu husus suratle tahakkuk
ettirilmedigi takdirde, Turk Silahli Kuvvetleri, kanunlarin
kendisine vermis oldugu Turkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamak
gorevini yerine getirerek idareyi dogrudan dogruya uzerine almaya
kararlidir."
Bu muhtira 12 Mart gunu saat
15'te acilan Turkiye Buyuk Millet Meclisi'nde oturumu yoneten
Meclis Baskan Vekili Fikret Turhangil tarafindan da okutuldu. Tek
itiraz sesi Demokratik Parti Milletvekili Hasan Korkmazcan'dan
geldi. Korkmazcan yerinden kalkarak, "Meclis'te ya
Cumhurbaskanligi tezkeresi ya da Basbakanlik tezkeresi okunur,
ordu tezkeresi okunmaz." dedi. Turkiye'nin cift Meclis'le
yonetildigi bu donemde Cumhuriyet Senatosu Baskani AP'li Tekin
Ariburun, muhtira metnini kendisine getiren subayi geri cevirdi;
ancak bu metin uc gun sonra Senato'da da okundu. Ariburun, Senato
Genel Kurulu'nda yuksek sesle su elestiriyi yapti: "Bir
Meclis'e askeri kita gibi 'sunu soyle, bunu boyle yapacaksin'
demeye imkan yoktur. Icranin emri altinda bulunan kumandanlarin
takdir edecegi ve tenkit edecegi olcuye gore hukumetler kalacak
veya kalmayacak. Boyle bir duzen demokratik duzen degildir. Biz
demokratik rejim disinda bir rejim kabul etmeyecegiz."
Bu gelismelerden birkac saat
sonra da Basbakan Suleyman Demirel, hukumetin istifasini acikladi.
Muhtiranin hedefi "reformlari gerceklestirecek" guclu
bir hukumet kurulmasiydi. Genelkurmay Baskani Memduh Tagmac'in
basbakan adayi CHP'li senotar Nihat Erim'di. Erim CHP'den istifa
ederek hukumeti kurmakla gorevlendirildi. Ancak Erim'in bir yil
icinde kurdugu iki hukumete Adalet Partisi ve CHP de bakanlar
vermesine karsilik Cumhuriyet tarihinin en zayif ve kisa omurlu
hukumetleri arasindaki yerlerini aldi. Tabani olmayan hukumetlerin
guclu olamayacaklari ve reform yapamayacaklari anlasilmisti.
Muhtirayla ayrilmak zorunda kalan Suleyman Demirel, bunu soyle
acikliyordu: "Benim yapamadigimi o neyle yapacak? Arkamda su
kadar milletvekili bu kadar halk var. Ve Turkiye'yi ben o gun
onlarin hepsinden daha iyi biliyorum. Yapilacak bir sey varsa ben
hepsini yaptim, geliyorum zaten. Bunlar hizimi kesti. Ben
yapamayacagim da onlar mi yapacakti?."
Ara rejim, 26 Mart 1971'de
kurulan Nihat Erim Hukumeti ile baslamisti. "Teknokratlar"
agirlikli bu hukumet ancak yedi ay, 2. Erim Hukumeti de ancak dort
ay ayakta kalabildi. 22 Mayis 1972'de Cumhuriyet Senatosu uyesi
olan Ferit Melen baskanliginda kurulan hukumet 11 ay, 15 Nisan
1973'te yine bir senator olan Naim Talu'nun kurdugu hukumet ise 10
ay is basinda kaldi. Ara rejimlerle gecen bu bunalimli doneme
Aralik 1973 secimleri kismen nokta koyabildi. CHP, secimi AP'nin
onunde tamamlamasina karsilik Meclis'te cogunlugu alamamisti,
Ecevit'in 26 Ocak 1974'te kurdugu hukumet 10 ay sonra dagildi.
Ardindan senator Sadi Irmak'in kurdugu hukumet bes ay, Demirel'in
kurdugu hukumet ise iki yil uc ay gorev yapti. 1977 secimlerinde,
CHP yuzde 41, AP yuzde 36.9 oy aldi. Yine istikrarli hukumetler
kurulamadi. Turkiye uzerine siyasal arastirmalari ile taninan
Feroz Ahmet'in "1973'ten sonraki yillar Turkiye'nin, yonunu
bulamayan zayif ve kararsiz hukumetler tarafindan yonetildigi en
kotu donemdi. Bu donemde ekonomi sadece 1973 petrol sokuyla
ugrasmak zorunda kalmadi. Avrupa'nin Turk iscisi talebinin sona
ermesine yol acan ekonomik krizinin darbelerine de katlanmak
zorunda kaldi." sozleriyle tanimladigi bu en kotu donemin
ardindan Turkiye 12 Eylul 1980'e dayandi.
Turan Güneş konuşuyor :
Partilerüstü hükümet olmaz
Herkesin, ismini Kibris Baris
Harekati sirasinda Disisleri Bakanligi koltugunda oturmasindan
hatirladigi Turan Gunes, ara donemlerde kurulan hukumetlerin
basarisiz olmasini gercekci olarak analiz eden isimlerin basinda
geliyor.
Mudahalelerle hep ayni sey
hedefleniyor: Istikrari yeniden saglamak ve yillardir yapilmayan
reformlari hayata gecirmek... 27 Mayis'tan sonra Milli Birlik
Komitesi uyeleri de ayni seyi soyluyordu. 27 Mayiscilar bir de
"Reform Komitesi" kurmuslardi. Ihtilalin onderlerinden
Kadri Kaplan, Sefik Soyuyuce, Orhan Kabibay, Sami Kucuk ve Suphi
Karaman bu komiteye secilmislerdi. Ama Turkiye'nin gercekleri ile
yuz yuze kaldiklarinda "reform yapmak" denilen seyin hic
de kolay olmadigini gorduler. Milli Birlik Komitesi'nin guclu
isimlerinden Orhan Erkanli, bunu soyle anlatacakti: "Yahu
ihtilal yapmak cok kolay; ama devlet yonetmek cok zor..."
TURAN GUNES'IN 'ARA REJIM'
DEGERLENDIRMESI
Herkesin ismini Kibris Baris
Harekati sirasinda Disisleri Bakanligi koltugunda oturmasindan
hatirladigi Turan Gunes, ara donemlerde kurulan hukumetlerin
basarisiz olmasini gercekci olarak analiz eden isimlerin basinda
geliyor. 1954'te Demokrat Parti'den milletvekili secilmesine
ragmen daha sonra Menderes'le yollari ayrilan ve politika hayatina
CHP'de devam eden Turan Gunes, Turkiye'nin "partilerustu
hukumetler"le ara donemlerde yasadigi celiski ve sikintilari
soyle anlatiyor:
"12 Mart'tan bu yana meydana
cikan 'Partilerustu Hukumetleri' parlamenter rejimin temel
kurallari ile karsilastirabilmek icin bu kavrami ortaya atanlarin
ileri surdukleri nitelikleri gozden gecirmek gerek. Onlarin
anlayisina gore, bu bir koalisyon degildir. Yani, partiler
arasinda bir anlasma urunu olarak ortaya cikmamistir. Icraatindan
partiler sorumlu degildir, bakanlar da partileri temsil etmezler.
Gerek Erim gerek Melen hukumetleri zamaninda Meclis'te programlar
okunup gorusuldugu zaman parti sozculeri de bu nitelikleri
belirtmis ve hukumetin sevk edecegi kanun tasarilari hakkinda da
serbest bulunduklarini belirtmislerdir. Son olarak CHP'nin
bakanlarinin kabineden cekilmesinden sonra AP bu hukumetten
sorumlu olmadigini gene de ilan etmistir. Simdi su gariplik icinde
bulunuyoruz. Hukumet, parlamenter rejimde oldugumuza gore, Meclis
cogunluguna dayaniyor. O halde cogunlugun gorusunun hukumet
politikasi olmasi, yahut baska bir deyimle hukumet politikasi ile
cogunluk politikasinin esanlam tasimasi, ayni dogrultuda olmasi
gerekli. Oysa partiler daha baslangicta, 'Bu hukumetten biz
sorumlu degiliz, getirecegi kanunlari serbestce inceleyecegiz.'
diyorlar. Boyle olunca da parlamenter rejimde hukumetle Meclis'i
baglayan zincir kopmus oluyor. Birinci ve en buyuk celiski
buradadir.
5 YILLIK PLAN VE AP...
Bakanlar Kurulu'nun guvenoyundan
gecmekle beraber, partileri baglamayan bir programi var. Bu
programin gerektirdigi birtakim kanunlar da olacak. Partiler bu
kanunlari kabul edeceklerine soz vermemislerdir. O halde
guvenoyunun anlami nedir? Meclis cogunlugunun istemedigi kanunlar
reddedilecek ya da cogunlugun istemine uygun bir bicime girecektir.
Boyle olunca da gene partilerustu hukumet programi kalmayacaktir.
Gercek de boyle olmaktadir. Bes yillik plan sonucta AP'nin
istedigi bicime girmistir. Girmesi de gereklidir. Meclis'te
cogunluk onundur. Mantiksiz olan, hayal urunu olan, parlamento
cogunlugu disinda bir politika yuruten hukumet iddiasidir. Bu
iddiayi daha da garip hale getiren, parlamento karsisinda
bagimsizligi bulunmayan ve istese de istemese de cogunlugun
dogrultusunda yurumek zorunda bulunan bir hukumetin "reformculuk"
temasi ile ortaya cikmasidir. Parlamento cogunlugunun istemedigi
bir reform nasil yapilabilecek? Hukumet bunu Meclis'ten hangi
gucune dayanarak gecirebilecek? Boyle iddialari ileri surenler
kendilerini aldatiyorlar. Ya da kamuoyunu veya diger ilgilileri
oyaliyorlar.
PARTILERUSTU HUKUMET MUMKUN DEGIL
Hukumetler eylemlerinden
parlamento onunde sorumludur. Parlamento da secmen onunde
sorumludur... Ozet olarak sunu soyleyeyim: Parlamento cogunlugunun
siyasal dogrultusu disinda partilerustu bir hukumet parlamenter
rejimde mumkun degildir. Olsa olsa bir slogandan ibarettir..."
Turk domokrasisini analiz ederken
"Bizde sivil toplum ve bu sivil toplumun olusturdugu bir
devlet yapisi hicbir zaman olmamistir. Bireylerin birer atom gibi
oldugu, aralarinda organik baglar bulunmayan birer numara neferi
gibi sayildigi bir toplum yapisindan, demokrasiyi olusturan bir
cogulcu toplum cikarmanin zorlugu ortadadir." sozlerini
kullanan Turan Gunes, Deniz Baykal'in sozunu ettigi "ara
rejim ozlemcileri" ile ilgili olarak da su gozlemleri yapiyor:
"Turkiye'de yaygin kani, 'aydinlarin
ilerici olduklari' seklindedir. Bence Turkiye'de aydin denen
insanlari simdilik gerici gucler arasinda saymak daha dogru olur.
Bu gerilik baslica iki bicimde kendini gosterir. Bir defa okumus
personeli cok kit olan Turkiye'de aydin denen kitlenin cok buyuk
bir kismini memurlar olusturuyor. Memurlar ilerici bir unsur
sayilabilir mi? Aydinlarda gorulen gericiligin ikinci nedeni de
onlarin toplumsal kokeni ile ilgili. Memurlar disinda bunlarin
buyuk bir kismini da buyuk veya kucuk tuccar, gazeteciler, serbest
meslek sahipleri olusturuyor. Bunlarin ilericiligi de Ataturk
devrimlerine bagliliktan oteye gecmiyor. Ataturk devrimlerini de
burjuva sinifinin rahat yasamasina, modern yasantinin
nimetlerinden yararlanmasina olanak verdigi icin tutuyorlar. Bu
sinif ornegin gelirin asagi siniflara da dagilmasina yol acacak
derecede koklu bir devrime taraftar degildir. Cunku oyle bir
atilim kendilerine de birtakim yukumlulukler yukleyecek,
rahatlarini kaciracaktir... Ataturk devrimleri de, Ataturk
ihtilalinin felsefesi de bir mutlu azinligin huzur icinde yasamasi
demek degildir. Ataturk rejiminin temelinde halkcilik vardir,
toplumculuk vardir. Kitlelere hukmetmek isteyenler degil, onlari
ikna ederek ileriye goturenler Ataturkcudur, ilericidir..."
IHTILALCILERE SESLENIS!..
Mechul Ihtilalcilere Acik Mektup
basligi altinda, 'Sayin Ihtilalciler' girisi ile baslayan
yazisinda Turan Gunes sunlari yaziyor: "Sizin yolunuz, sizin
kafanizdan gecen usuller topyekun butun filizleri kavuracaktir
diye korkarim. Biz simdi bir zirai mucadele yapar gibi bir siyasi
mucadele yapacagiz. Tarlamizdaki bu yaban otlarini elbet koparip
atacagiz. Emin olunuz ne Turk toplumunun sagduyusunda bir eksiklik
vardir, ne de mucadele silahlarimiz yetersizdir. Elverir ki,
calismayi bilelim ve ufak tefek hadiseler karsisinda inancimizi
yitirmeyelim... Simdi eger cikarmissaniz tabancalarinizi
kiliflarina sokunuz. Turk vataninda ahlak, fazilet ve bilgi savasi
veren demokratik guclere katiliniz..."
12 Eylul sabahi Kenan Evren'in
radyolardan yayinlanan konusmasinda yer alan, "Devlet baslica
organlariyla islemez duruma getirilmis, anayasal kuruluslar tezat
veya suskunluga burunmus, siyasi partiler kisir cekismeler ve
uzlasmaz tutumlariyla devleti kurtaracak birlik ve beraberligi
saglayamamislar ve luzumlu tedbirleri alamamislardir..."
sozlerini hatirlatan Turan Gunes, "Yine bundan 20 yil once
bir 27 Mayis gecesinde uyandigimiz zaman duyduklarimiz gibi!"
diyor. Evren'in konusmasinin devaminin, anayasanin baslangic kismi
ile neredeyse kelime kelime ayni oldugunu vurgulayan Gunes,
sozlerini soyle noktaliyor: "O halde amacimiz ayni!
Demokratik duzen istiyoruz, huzur istiyoruz. 1924 Anayasasi'ni
denedik, 27 Mayis'i denedik. Gene kargasa, gene kardes kavgasi,
neden? Nicin? Kimdir sorumlusu? 27 Mayis'tan bizi 12 Eylul'e
getiren nedenler nelerdir?.."
Yararlanilan kaynaklar:
-12 Mart, Ihtilalin Pencesinde Demokrasi, Mehmet Ali Birand,
Can Dundar, Bulent Capli, Imge Yayinevi, 1994
-27 Mayis'tan 12 Mart'a, Kurtul Altug, Koza Yayinlari, 1976.
-Turan Gunes, Turk Demokrasi'sinin Analizi, Hazirlayan: Hurssit
Gunes, Umit Yayincilik, 1996.
-Turkiye'nin Hukumetleri, Turker Sanal, Sim Matbaacilik, 1997.
-Rejim ve Asker, Hikmet Ozdemir, Afa Yayinlari, 1989
-Ordu Siyaset Iliskisi, Dr. Umit Ozdag, Gundogan Yayinlari, 1991.
-Ziverbey Kosku, Ilhan Selcuk, Cagdas Yayinlari, 1989
-12 Mart muhtirasi, Feroz Ahmad, Zaman Gazetesi, 12 Mart 1998.
9 Martçılar oyuna geldi
Mahir Kaynak, 1966'da Istanbul
Universitesi Iktisat Fakultesi'nde asistan iken Milli Istihbarat
Teskilati'ndaki gorevine basladi. Ayni yil, Turkiye'yi 12 Mart'in
o karanlik gunlerine surukleyen hareketler de filizlenmeye basladi.
Iste Kaynak, daha sonra tarihe 9 Mart Cuntasi olarak gecen bu
hareketi basindan itibaren MIT adina adim adim izledi ve rapor
etti. Daha sonra da bu isimlerin Askeri Mahkeme'de yargilanmasi
sirasinda taniklik yapti. Prof. Kaynak, o gunlerde yasananlari
anlatirken gunumuze de de isik tutacak aciklamalar yapti.
- 12 Mart'la nasil yuz yuze
geldiniz?
- Milli Istihbarat Teskilati
benden hizmet talep ettikten kisa bir sure sonra cuntacilarla
tanistim, yani cuntacilar beni iclerine almak istediler. Ben de
teskilata haber verdim ve ondan sonra cuntacilarla birlikte ilk
gunden itibaren calismaya basladik.
- Ne zaman basladi bu?
- Bu, 1966 yilinin Kasim ayinda
basladi, bu tarihten itibaren cunta izlenmeye baslandi, 1971
Hazirani'na kadar surdu. Dort seneyi asan bir sure takip edildi
bunlar. Yani cuntanin butun faaliyetleri biliniyordu, kontrol
altindaydi. Bu esnada tabii su da yapildi. Zaman zaman cuntanin
faaliyetlerini engelleyecek birtakim operasyonlar yapildi, yani
burada gorev alan subaylar tayin edildi ve organizasyonlari da
zaman zaman bozuldu.
- Kontrol altindaydi derken bunu
kastediyorsunuz.
- Evet, daha once hareket etme
imkanlari pek fazla kalmamisti. 9 Mart'a gelindiginde butun
bunlara ragmen, takip edilmesine ragmen bu grup darbe yapmaya
karar vermisti. Bunlari sadece Dogan Avcioglu'nun etrafindaki
grupla sinirlamak dogru degil, cunku bilindigi gibi 12 Mart
Muhtirasi'nda komuta kademesindeki kisiler rol aldilar. Yani iki
taraf da rol aldi. Bir tarafta Batur ve Gurler (Hava Kuvvetleri
Komutani Muhsin Batur ve Kara Kuvvetleri Komutani Faruk Gurler),
obur tarafta Tagmac (Genelkurmay Baskani Memduh Tagmac) ve 1. Ordu
Komutani Faik Turun vardi. Boylece ordu icinde bir farklilasma
oldu. Bunlar 9 Mart'taki darbenin onlenmesi icin mudahaleyi
birlikte yapmaya karar verdiler. Bu aslinda 9 Mart'a karsi
olanlarin onlara oynadigi bir oyundan ibaretti. Yani onlarin butun
faaliyetlerini biliyorlardi, darbe heveslerini de biliyorlardi.
Ama onlari engelleyemeyeceklerini anlayinca dediler ki, mudahaleyi
birlikte yapalim. Birlikte 12 Mart mudahalesi olduktan sonra bu
iki grup ayristi. Nihat Erim kabinesinin bir kismi 9 Martcilari
destekliyordu, 11'ler dedigimiz kisiler. Onun disinda da diger
grubu destekleyenler vardi. Bir sure sonra 11'ler tasfiye edildi.
- 1965'te secimler yapilmis
Adalet Partisi buyuk bir oyla iktidara gelmis ve hemen bir yil
sonra 1966'da darbe hazirligi basliyor. Bu 9 Mart olusumu nasil
baslamis?..
- Aslinda bu darbenin bir
tarafinda Cumhuriyet Halk Partisi'ni gormek lazim. Dogan Avcioglu
mesela CHP'nin Arastirma grubunun basindaydi ve onun
faaliyetlerini parti yonetiminin bilmemesi mumkun degildi. Aslinda
boyle bir darbeye tesebbus, Turkiye'deki birtakim sikintilarin
bertaraf edilmesi amacini da tasimiyordu. Yani boyle bir iktidarin
mevcudiyeti, devrilmesini gerektiriyordu. O zaman su soru
sorulabilir: Turkiye'de secimler yapilmis, bir parti iktidara
gelmis, Turkiye'de islerin kotuye gitmedigi de goruluyor, buna
ragmen bir darbe tesebbusunun anlami nedir?.. Bu soruya benim
eskiden beri verdigim bir cevap vardir. Ben sunu goruyordum.
Turkiye o tarihte ABD ile Avrupa arasinda bir cekisme konusuydu.
Yani taraflar Turkiye'yi kontrol etmek icin birbirlerinden
farklilasmislardi. Tarihlere bakildiginda ozellikle ekonomik
konularda Avrupa ile ABD arasinda buyuk bir rekabet var. Ben sol
denilen cuntanin aslinda Marksist kokenli ve Rusya tarafindan
yonlendirilen bir darbe olmadigi kanaatini tasiyordum. Bunun daha
ziyade Avrupa tarafindan desteklendigini ve Turkiye'yi de
"Baas tipi" Anti Amerikan ve Anti Rus bir cizgiye
oturtmak istediklerini dusunuyordum. Buna karsilik Amerikalilar
boyle bir darbeyi engellemek istediler ve aralarinda bir catisma
cikti. Sonuc olarak 12 Mart herhangi bir tarafin kesin olarak
basari kazanamadigi bir operasyon olarak tarihe gecti.
- MIT ne zaman dugmeye basti bu
grubu desifre etmek icin?..
- Haziran ayinda, muhtiradan cok
sonra. Hatta 12 Mart Muhtirasi'ndan sonra bu grup basari
kazandigini, hukumeti devirdiklerini dusunuyorlardi. Belirli bir
sure sol cuntada sevinc vardi, amaclarina ulastiklarini
dusunuyorlardi. Ama sonra, oyunun icerisinde oyun cikti. Yani
karsi taraf, 9 Mart cuntasinin icinde yer alanlari tevkif etmeye
basladi. 1971'in haziran ayina rastlar bu... O tarihte de MIT beni
desifre etti. Yani dedi ki, biz bu grubun icerisine bir
elemanimizi soktuk, surekli olarak takip etti. Onun verdigi
raporlar var. Bu raporlari da mahkemeye ibraz ettiler. Benim ilk
ortaya cikisim Osman Koksal'in dokunulmazliginin Meclis'te
kaldirilmasi olayinda oldu ve raporlar MIT tarafindan TBMM'ye
verildi.
- Osman Koksal, 27 Mayiscilardan
biri degil miydi?
- Evet, ayni zamanda 9 Mart
cuntasinin elemanlarindan biriydi, tabii senator olmustu. Daha
sonra da 9 Martcilari tutuklamaya basladilar.
- Bir liste de hazirlamislar,
cumhurbaskani, basbakan kim olacak, bakanlar kurulu kimlerden
olusacak diye... Kim hazirlamisti bu listeyi?
- Bunlari kendi aralarinda
hazirliyorlardi, 9 Mart'in sivil kanadi bu olusuma kamuoyu destegi
yaratmaya calisiyordu. Tabii, darbede de onemli rolleri olacakti.
Cunku Turkiye'deki kamuoyu o tarihlerde bu sivil kanattan cok
etkileniyordu. Dogan Avcioglu, Ilhan Selcuk, Ilhami Soysal gibi
isimler Turk kamuoyunun gercek yonlendiricisi durumundaydilar.
Halkin bir kismi ozellikle entelektuellerin ordu mensuplarinin
buyuk bir kismi onlarin fikirleri etrafinda hareket ediyorlardi.
- 1966'dan 71'e kadar butun
bunlar olurken hukumet neredeydi?
- Hukumet surekli olarak bu
olaylari takip ediyordu. Elde edilen butun bilgiler Basbakan'a ve
Cumhurbaskani'na veriliyordu. Hatta Milli Guvenlik Kurulu'na da
veriliyordu. MGK'nin icinde, darbeci dedigimiz Gurler ve Batur da
vardi. Tabii Gurler ve Batur, cuntanin surekli olarak takip
edildigini biliyorlardi. Takip edildigini bildikleri icin de bu
iliskilerini uzak tuttular. Onlar raporlari aliyorlar ve MIT'in
cuntanin icine sizdigini da goruyorlar. Fakat sizanin kim oldugunu
tespit edemediler. Ve biz cunta icerisinde her zaman konusurduk,
MIT'in cuntaya sizdigini, toplantilari banda aldigini bilirdik.
Arada bazi insanlardan suphe edilirdi, onlara karsi tedbirler de
alinirdi.
- Ama sizden hic suphelenen
olmadi...
- Benden hic suphe etmediler. Ama
riskli bir oyundu. Cunku verilen raporlardaki ortak noktayi teskil
eden kisi aransaydi, ben oldugum bulunurdu. Bir toplantida 10 kisi
var, bir toplantida sekiz kisi, bir toplantida bes kisi var. Ve
butun bu toplantilar MGK'ya gidiyorsa...
- Siz gorunuste cuntanin icinde
nasil bir rol ustlenmistiniz?
- Ben gorunuste Madanoglu'nun en
yakiniydim. Ikinci, ucuncu adam konumunda bir yerde.
- Size nasil bir gorev verilmisti?
- Cok oyle belirlenmis
gorevlerimiz yoktu. Ama yonetim kademesinde ve ust duzeyde
olacagim cok belliydi.
- Peki, 12 Mart Muhtirasi olmadan
bu faaliyet onlenemez miydi?
- Bence onlenebilirdi. Cok ilginc
bir sey, dunyada en iyi takip edilen darbedir. Her hareketleri
biliniyordu. Tamamen yonetimle ilgili bir sorun. Suleyman Bey
diyor ki, bana son anda darbenin yapilacagini haber vermediler.
Bunun tarihini ogrenmek zaten Milli Istihbarat Teskilati'nin gucu
icinde degil, hicbir istihbarat teskilati da ogrenemez. Hem niye
ogrensin, ne yapacaksin tarihini?.. Butun safahatiyla gun gun kim
ne yapmis biliniyordu. Mesela Suleyman Bey'in en cok merak ettigi
sey, darbe hareketine kimin komuta edecegiydi. Onu ogrenmistim ben,
Korgeneral Atif Ercikan'di.
- Cuntanin icinde gorevli olarak
bir tek siz mi vardiniz?
- Bir ben vardim; ama sunu
soyleyeyim. Elemansiz da takip edildiler. Yani gittikleri yerler
tesbit edildi. Buralara dinleme cihazlari konuldu, fotograflar
cekildi, temaslari tespit edildi. Ankara'da bircok yerler arada
bir araci olmadan kontrol altinda tutuldu. Mesela, Sevket Sureyya
Aydemir'in evi dinleniyordu. Ruslar da bunu tespit etmisler. Bir
gun Rus basin atasesi Dogan Avcioglu'nun burosuna geliyor ve
konusurken, "Bahcelievler'deki toplantilariniz takip ediliyor"
diye kagida not birakip cikiyor.
- Cuntanin beyni
Avcioglu-Madanoglu ikilisi mi, yoksa Gurler ve Batur ikilisi miydi?
- Gucu ellerinde bulunduracak
olanlar esas itibariyle Gurler ve Batur ikilisiydi; ama bunlar bu
sivil kesimin destegi olmadan ayakta kalamazlardi. Cunku kamuoyunu
olusturanlar da bunlardi. Yani birisinde silah gucu var, birisinde
fikir gucu var. Ikisi yan yana geldigi zaman bir anlam ifade
ediyor. Tek basina hicbirisi basarili olamazdi.
- Sonucta 12 Mart'tan sonra cunta
desifre oldu ve siz 1. Ordu Sikiyonetim Komutanligi Askeri
Mahkemesi'nde taniklik yaptiniz... Mahkemedeki durumunuz nasildi?
- Soyle oldu: Raporlarim
okunuyordu. Hatta soyle oldu; raporlar okunmadan once falan falan
tarihli bir raporunuz var onu anlatin, diyordu. Ben de, o
tarihteki raporu hatirlamiyorum okursaniz benim olup olmadigini
bilebilirim. Okuyorlardi ve evet benim raporumdur diyordum.
Yargilamalar sonunda mahkeme saniklarin bu sucu islemediklerine
kanaat getirdi, beraat etti. Hukuken 9 Mart darbesi yoktur; ama
tarihi olarak vardir. Bu kesim 12 Mart'tan sonra giderek
Turkiye'nin onemli kilit noktalarini isgal ettiler. Ve tabii beni
de cezalandirdilar. Nasil cezalandirdilar?.. Bugun ben hicbir
yerde herhangi bir gorevi olmayan bir adamim. Bunu hak edecek
kadar da beceriksiz oldugumu zannetmiyorum.
- Ama MIT'te Daire Baskanligi
gorevine kadar yukseldiniz...
- Ama orada onemsiz bir
gorevdeydim. Rutbem yuksekti; ama gorevim anlamsizdi.
- MIT'ten ne zaman ayrildiniz?
- 1980'de mudahaleden sonra.
Zaten orada bos oturuyordum, ortam da musait olunca ayrildim.
Ondan sonra MIT de dahil bircok kurumu benim mucadele ettigim grup
ele gecirdi.
|