|

Ne bebek dedi
ne de arkadaş
Bölücü teröristlerin başı Abdullah Öcalan’ın acımasız kişiliğini görmek için yakın arkadaşlarını ve kundaktaki bebekleri kurşunlatmasına bakmak
yeterli.
27 Kasım 1978 günü Diyarbakır’ın Lice İlçesi Fis Köyü’nde toplanan Abdullah Öcalan ve birkaç arkadaşı PKK’yı kurdular. Daha sonraki tarihlerde bu toplantıyı PKK’nın birinci konferansı olarak kabul ettiler. Ancak aradan geçen 20 yıl içerisinde Abdullah Öcalan, neredeyse birlikte yola çıktığı bütün arkadaşlarının ölüm emrini verdi. Öcalan’ın acımasız katliamcı kişiliğini görmek için onun yıllarca birlikte hareket ettiğini yakın arkadaşlarının ölüm emirlerini nasıl kolaylıkla verdiğine ve kundaktaki çocukları hunharca öldürttüğüne bakmak gerekiyor.
Birinci kongresini 1981’de yapan PKK, ikinci kongresini dört yıl sonra Suriye’nin Ürdün sınırı yakınındaki bir kampta yaptı. Altı gün süren bu toplantıda Öcalan örgütün Avrupa sorumlusu ve Merkez Komite üyesi Resul Altınok’u “MİT ajanı” ilan etti. Öcalan daha sonraları yakın arkadaşlarını tasfiye ederken onlara hep bu ajanlık kulpunu taktı ve örgüt tabanının da bu şekilde gözünü boyadı. Öcalan, 1980’de PKK’nın Merkez Komite üyesi ve Urfa bölge sorumlusu Abdullah Kumlu’yu hapsetti. Hapisten kaçan Kumlu, Suriye Gizli Servisi’nin yardımıyla yakalanarak PKK’ya teslim edildi ve öldürüldü. Öcalan bu sıralarda PKK’nın çekirdeğini oluşturan Kürdistan Devrimcileri grubundan Mehmet Uzun, Ali Yaylacık ve Ahmet Ballı’yı da MİT ajanı oldukları gerekçesiyle öldürttü.
Hep Hezeyan
Öcalan’ın bu kişiliğinin oluşmasında ilginç gelişmeler rol oynadı. 1970’li yıllarda Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarını protesto için Ankara Üniversitesi Siyasal bilgiler Fakültesi’nde yapılan “boykot eylemleri”nin öncülerinden biri olması sebebiyle güvenlik birimlerinin yakın takibindeydi. Bu eylemler üzerine kısa süreli olarak gözaltına da alınan Öcalan, Güneydoğu kökenli bir isim olması ve sivrilmesi sebebiyle, sürekli olarak MİT tarafından kontrol altına alınmak istendiği hezeyanı ile yaşadı. Uğur Mumcu’nun Kürt Dosyası kitabında ayrıntılı olarak işlediği, Öcalan’ın da Mahir Sayın ile yaptığı konuşmaları içeren Erkeği Öldürmek kitabında anlattığı Kesire Öcalan ve Pilot Necati (Necati Kaya) olayları bu hezeyanın başlangıcını oluşturuyor. Öcalan’a göre CHP geleneğinden gelen ve Kürt kökenli olan bir ailenin çocuğu olarak Kesire Öcalan kendisi ile bilerek tanıştırıldı. Yine Pilot Necati de, Kürt kökenli olması sebebiyle pilotluktan atıldığını ileri sürerek kendisine yanaştı; ama o da MİT’in bir tuzağıydı. Öcalan, Pilot Necati’nin Sabiha Gökçen’i öldürme teklifinde bulunması, bazen örgüte yüklü miktarda paralar sağlamasını, “Örtülü ödenekten bunun için paralar sonuna kadar gözden çıkarılır. Bize de biraz neması kaldı” iddiasını ileri sürerek açıklıyor. Öcalan’a göre, Ankara’da görünüşte kontrol altındaydı, Urfa ve Diyarbakır’a geçtiğinde ise bu kontrol güçleşti. Nihayet Urfa’da çemberin daraldığını ve öldürüleceğini hissedince de sınırı geçerek Suriye’ye gitti.
İşte Öcalan’ı, PKK Merkez Komitesi üyesi yakın arkadaşları için ölüm tuzakları kurmaya iten psikopat ruh hali bu yıllarda şekillendi, 1979’da Suriye’ye geçti. Gencecik çocukları dağlara sevk eden Öcalan, Ankara’dan ayrıldıktan sonra Diyarbakır ve Urfa’da yalnızca dokuz ay kalabildi, çareyi kaçmakta buldu. Öcalan’ın tasfiye ettiği isimlerden Mehmet Şener, kendisi gibi örgütün önde gelen isimlerinden olan Mustafa Karasu’ya 28 Haziran 1991 günü Zaho’dan gönderdiği mektupta Öcalan’ın bu çelişkisini şöyle anlatıyor:
“Ne yazık ki Karasu, Ortadoğu’nun labirentlerinde siyaset üretiyor diye övündüğümüz Apo, Ortadoğu’nun labirentlerinde can telaşına düşmüş. Bizler ağaçtan ormanı görmeyecek körler olamayız...
Apo bizi kaçmakla suçluyor. Önderimiz, çok tatlı konuşuyor. Bizi savaş siperlerinden alıp tutuklayacak ve her türlü zoru da öngören bir planla, bize ajanlık dayatacaksın ve biz de öyle duracağız, sana boyun eğeceğiz.
Biliyor musun Karasu, sevgili önderimiz diyor ki, ‘Siz Kürdistan dağlarının kıymetini bilmiyorsunuz, insan orada bir ordu saklar, bir ordu kurar.’ Çok doğru söylüyor tabii. Ama şehitlerimize küfredecek kadar saygısızlaşan sevgili önderimiz bir türlü lütfedip dağlarımıza gelip orduyu kurmuyor. Her nedense kardeşini de göndermiyor. Fidel ve Raul Kastro’ların kulakları çınlasın, bizimkiler uzaktan kumandalı çalışmanın rahatlığını keşfetmişler.
Sevgili önderimiz diyor ki, “Benim ülkeye gelmem provokasyon olur, çünkü düşman bütün gücüyle beni yok etmek için size yüklenir.” İnan Karasu, onun ülkeye gelmesini isteyen yok, kendi pisliğini bize bulaştırmasın yeter. Bizi savaştan kaçmakla suçlayanlar, savaşa lütfetsinler. Mao’nun silahı sırtından düşmedi. Fidel en önde savaştı. Ho Şi Minh, Vietnam dağlarını ana karargâhı yaptı, önderlik
budur.”
1978’deki toplantıdan sonra 1990’da Bekaa Vadisi’nde ikinci konferansını yapan PKK’nın bu toplantısının genel sekreterliğini Mehmet Şener yaptı. Kongrede PKK’nın demokratikleşmesinden söz eden Merkez Komite üyesi Mehmet Şener, Baran kod adıyla bilinen Cihangir Hazır ile birlikte tutuklandı. Ancak Şener ve Baran, arkadaşları tarafından kurtarıldılar. (Bu isimler daha sonra PKK–Vejin hareketini kurdular). Ancak Mehmet Şener kısa bir süre sonra Kamışlı’da Öcalan’ın emriyle öldürüldü. Şener ve karısı Peşmergelerin arasından alınıp infaz edildiler. Şener’i destekleyen Mustafa Puşa da karısı ile birlikte öldürüldü.
Önce Ajanlıkla Suçluyor Sonra Öldürtüyor
PKK’nın üçüncü kongresinde Öcalan’ın bütün yetkilerini aldığı Abdullah Ekinci intihar etti. Kesire Öcalan ve Ali Çetiner örgütten kaçtılar. Üçüncü kongrede 10 militan daha MİT ajanı oldukları gerekçeleriyle öldürüldüler. Öcalan’a kadın temin etmekle yükümlü militan olduğu ileri sürülen (PKK; Emin Demirel, GHMD yayını) Hasan Bindal, Öcalan’ın yakın arkadaşı Şahin Bilgiç tarafından kazaen öldürülünce, Bilgiç’in kaderi de kurşuna dizilmek oldu. Örgütün Botan bölgesi sorumlusu Kör Cemal kod adlı Halil Kaya 1987’de kurşuna dizildi. Öcalan 1991’de Botan’ın yeni bölge sorumlusu Nizamettin Taş’ı üç ay hapsetti. Parmaksız Zeki kodlu Şemdin Sakık, Botan bölgesi sorumlusu oldu. Ancak Şemdin Sakık’ın da daha sonra Apo ile arası açıldı ve örgütten koptu. Sakık çareyi Türk güvenlik birimlerine sığınmakta buldu. Eğer Sakık, Genelkurmay’a bağlı özel kuvvetlerin operasyonuyla Kuzey Irak’tan getirilmeseydi muhakkak ki o da MİT ajanı suçlamasıyla Apo’nun ölüm tuzağına
girecekti.
PKK’nın İstanbul ve Marmara Bölge Sorumlusu Osman Tim de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanırken 1992’de Sağmalcılar Cezaevi’nde boğularak öldürüldü. Gerekçe yine aynıydı, işbirlikçi olmak ve örgüte ihanet etmek. İsmi Susurluk olayları ile de gündeme gelen General Zinnar kod adlı Alaattin Kanat da Öcalan ile yollarını ayırdı ve itirafçı oldu. PKK’nın üst düzey sorumlularından olan Kemal Burkay 1981’de örgütten ayrılırken Atina temsilcisi Avukat Hüseyin Yıldırım da Öcalan’dan ayrıldı. Avukat Yıldırım, Öcalan’ın ölüm tuzağından yaralı olarak
kurtuldu.
Bu
tablo, yüzlerce kanlı eylemin emrini veren, 30 bin insanın katili, bu sayının çok üstünde PKK militanının da ölümüne sebep olan katliamcı bir kişinin psikopat ruhunu sergiliyor. Mehmet Ali Birand ile yaptığı konuşmada, “Kabaca söylemek gerekirse PKK kadrolarının dörtte biri tasfiye edildi. TC’nin bize verdirdiği kayıplardan daha fazla kayıp verdik.” sözleri de canını kurtarmak için köşe bucak kaçan, kafası hezeyanlarla dolu bir kişiliğin yansımaları.
Tam Bir Egoist
Bu kirli ruhun ölüm tuzağından kurtulamayan PKK Merkez Komite üyesi Mehmet Şener, Mustafa Karasu’ya gönderdiği mektubunda bu kişinin gerçek yüzünü şöyle sergiledi:
“Bizi dışlamanın ilk adımlarını Apo attı. Dördüncü kongrenin üstünden 20 gün geçmeden ben ve Baran arkadaşın görevleri 25 kişilik Merkez Komite’nin beş üyesinin katılmış olduğu toplantıyla Apo’nun talimatı üzerine donduruldu ve soruşturmaya alındık. İlginç bir tesadüf olup olmadığına sen karar ver
Karasu...
Apo’nun planına göre bana bir itiraf yazdırılacak ve bu itirafta ajan olduğumu, ajanlığımın cezaevine girişle başladığını, cezaevinde gizli şahin rolü üstlendiğimi, direnişleri kırdığımı, direnenleri kendi erkimin altına aldığımı, cezaevinde direnişleri liberalizme çektiğimi söyleyeceğim. Dışarıdaki görevimin de Apo’yu temizlemek, tasfiye etmek olduğunu açıklayacağım ve af dileyeceğim. Yüce Apo da insafa gelip beni kazanma adına ya af edecek veya ben mazlumlara ihanet eden birini affetmem kahramanlığı taslayıp bir ajanın işini bitirecek. İş bununla bitmiyor tabii, ben ajanlığı kabul ettikten sonra cezaevindeki tüm kadrolar özeleştiriye çekilecek. Çünkü hepsi ajan Şener’in etkisinde kalmışlar. Tabii, ajan Şener’in en fazla etkisinde kalan da Mustafa Karasu ve Sakine Cansız arkadaşlardır. Bunu her gün Apo vaaz ediyor. Tabii sebepsiz değil, Karasu da Sakine de Apo’nun popülaritesini rahatsız edecek kadar saygın arkadaşlar oldular. Oysa Apo kendi dışında bir kişilik kabul
etmiyor.”
Operasyonlar başarısız kaldı
Öcalan, çok korktuğu ölümden her defasında kurtuldu. Belki onun için de yakın arkadaşlarına kullandığına benzer bir yöntem kullanılmalıydı.
En yakın arkadaşlarını kurduğu ölüm tuzaklarıyla birer birer ortadan kaldıran Öcalan gibi acımasız bir katliamcının bir an önce etkisiz hale getirilmesi için plan yapılması doğaldı. Bir terör şebekesini yöneten bu kişinin ortadan kaldırılması için ilk çalışmalar 1990’lı yıllarda başladı; ancak çeşitli sebeplerle yürürlüğe konulamadı.
1993 yılında Başbakanlık koltuğuna oturan Tansu Çiller, özellikle 1995 genel seçimleri öncesinde Öcalan’ı etkisiz hale getirmek için somut adımlar atmak istedi. Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve MİT’e yeniden aldığı Mehmet Eymür üçlüsünden oluşan ekiple bu adımların atılması için şartlar müsaitti. Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın Susurluk Raporu’ndaki açıklamalarına göre, bu amaçla örtülü ödenekten bir fon ayrıldı. MİT kendi kaynaklarından 12,5 milyon doları defaten Emniyet Genel Müdürlüğü’ne nakit olarak aktardı. Bu miktar daha sonra yine örtülü ödenek imkanlarıyla artırıldı. 70 milyon dolarlık bir fon oluşturulduğunun ileri sürüldüğünü belirten Savaş, bu miktarın 40–50 milyon dolar civarında olabileceği kanaatini belirtiyor.
Savaş: Operasyondan Sağ Kurtuldu
Bu operasyon planında MİT’in devreden çıkarılmış olmasını eleştiren Savaş şöyle devam ediyor: “Kaldı ki MİT de bu yönde operasyon hazırlığı içindedir ve hazırlıklar uzun bir zaman almış, ancak Öcalan yapılan operasyondan sağ olarak kurtulmuştur. Suriye’deki tesis havaya uçurulmuş o sırada telefonla konuşan Öcalan’ın konuşması yarım kalmışsa da 20 dakika sonra telsizle konuştuğu tespit edilince kurtulduğu ortaya çıkmıştır. Suriye askerî birlikleri operasyon mahallini ablukaya almış, bu operasyon Suriyeli ilgililer tarafından CIA veya MOSSAD’a mal edilmiştir.”
Öcalan operasyonlarının perde arkası ile ilgili en ilginç ayrıntılar CHP Milletvekili Fikri Sağlar ve gazeteci Emin Özgönül’ün yazdıkları Kod Adı Susurluk kitabında yer aldı. MİT yöneticisi Mehmet Eymür, Washington’dan aradığı Fikri Sağlar’a şunları söylüyor:
“Apo’ya yapılacak suikast tam bir komedidir. Apo’nun yerini dahi bilmeden harekete geçen bu ekip PKK’nın Lübnan’daki eski kampına operasyon düzenledi ve tabii hiç kimseyi bulamadan başarısızca geri döndü. Rivayete göre de bu operasyon için örtülü ödenekten alınan 20 milyon dolar da kayıp. Bu Meral Akşener’in iddiası. Emniyet bizden kopuk birtakım işler yaptı. Daha önce de, Apo’nun eski karısı Kesire Öcalan’a da bir suikast hazırlığı içindeydiler. Hemen müdahale ettik. Çünkü Apo da Kesire Öcalan’ı öldürmek istiyordu. Böylece Apo’nun ekmeğine yağ süreceklerini anlattık. Vazgeçtiler.”
Mehmet Eymür, Meclis Susurluk Komisyonu’ndaki ifadesinde ise, Kesire Öcalan’a operasyon yapmak isteyen birimi Jandarma istihbaratı olarak belirtiyor. Aynı şekilde, “Anlattık, vazgeçirdik...” sözleriyle...
Mersedes
operasyonu...
1996 yılında Anayol Hükümeti döneminde Mesut Yılmaz Başbakan iken yapılan operasyonun kod adı Mersedes. Başlangıçta Emniyet ve MİT’in ortaklaşa yapması planlanan bu operasyon, daha sonra Emniyet’in devreden çıkarılması ile MİT tarafından yürütüldü. Operasyon şöyle gerçekleştirildi:
Apo’nun Şam’daki Mahsun Korkmaz Akademisi’ne sık sık gelerek burada bulunan bir uydu telefonu ile Türkiye’deki militanlar ile bağlantı kurduğu tespit edilmişti. Bu konuşmalar Ankara’dan dinleniyordu. Apo, uydu telefonu ile konuştuğunda yeri
belliydi.
C-4 Yüklü Minübüsler Suriye’de
Plakaları aynı olan iki adet Mazda marka minibüs hazırlandı. Biri sınırdan boş olarak geçirildi, diğerinin zeminine ise tam bir ton C–4 plastik patlayıcı yerleştirildi. Patlayıcı dolu minibüs kaçak olarak Suriye’ye sokuldu, diğer minibüs ise sınır kapısından normal yollarla bu ülkeye girdi. Birinde üç diğerinde iki kişi vardı. C–4 yüklü minibüste şoförün yanında oturan kişi ise ünlü Yeşil yani Mahmut Yıldırım idi. Minibüs Suriye’ye girdikten sonra da ülke içinde gizlenip evrakları patlayıcı yüklü minibüse aktarıldı.
İki ayrı minibüs ile Suriye’ye giren ve içlerinde ünlü Yeşil’in yanı sıra bu ülkeyi çok iyi bilen bir uyuşturucu kaçakçısı ve bir belediye başkanının da bulunduğu beş kişi Suriye uyruklu ajanın yardımı ile Mahsun Korkmaz Akademisi’nin hemen yanında kiralanan eve yerleşti. Son hazırlıklar gözden geçirildi. Apo kampa geldiğinde uydu telefonu ile konuşmaya başlayacak ve konuşma Ankara’dan tespit edildiğinde daha önceden kampın hemen yakınına park edilecek olan minibüsteki bomba mekanizmasının kilidi de Suriyeli ajan tarafından açılıp patlatılacaktı. Bir ton C–4 kalıbı, kampı yerle bir edecekti. Suriyeli ajana minibüsün park edeceği yer gösterildi. Diğer beş kişi sınırdan legal olarak geçen minibüsü gizledikleri yerden alıp yine sınır kapısından döndüler.
Apo bir gece akademiye geldi. Uydu telefonu ile konuşmaya başladığında Suriyeli ajana minibüsü park etmesi ve kilidi açması talimatı verildi. Ajan bu talimatı yerine getirdi. Kilidi açtı taksi ile uzaklaşırken büyük bir patlama oldu. Ama bir eksik vardı. Ajan minibüsü belirlenen yerden yüz metre ileriye park etmiş, hedef menzilden çıkmıştı. Apo yüz metre sayesinde kurtuldu. Ajan sonradan gerekçesini, belirlenen yerde park yeri olmaması olarak gösterdi.
Bu operasyonun tüm detaylarını bilen ve hazırlıkları koordine eden görevli bombanın patladığı geceyi şöyle anlatıyor: “Apo’nun sesi uydu telefonda belirlenince talimatı verdik. Kısa süre sonra telefondaki ses kesildi. Bomba patlamıştı. Bu operasyonu yürütenlerle birlikte birbirimize sarılıp öpüştük. Bir süre sonra ise Apo’nun sesi yeniden belirdi. Mersedes operasyonu 100 metre fark ile başarısızlığa uğradı.”
C-4’leri Yeşil taşıdı...
Yeşil’in bu operasyonda kullanılması, operasyonu yöneten kişi tarafından şöyle anlatılıyor: “Bir ton C–4 patlayıcı yüklü minibüs ile binlerce kilometre yol kat edecek bir kişi aradık. Yeşil’i bulduk. Yeşil’i bu iş için kullandık. Kullanmamızın hesabını da verdik. Yeşil öyle söyledikleri gibi yurtdışında marifetleri olan bir kişi değildir. Yeşil’in Binbaşı Cem Ersever’i de öldürdüğü tahmin ediliyor. Ama yalnız değildi. Bir yerlerden talimat almadan o işleri yapması mümkün değil. Emniyet ile de Jandarma ile de çalıştı. Yeşil’in bir arkadaşımızla birlikte Budapeşte’ye gitti dedikleri güne iyi bakın, o günler PKK’nın kuruluş yıldönümü. O gerekçe ile görevli olarak başka bir yere yolladık. Daha sonra hiç haber alamadık. Ailesi de bulamadı. Yeşil ile Tarık Ümit’i öldüren aynı ekip. Yeşil öldü; ama güzel bir taktikle Susurluk olayına katılanlar Yeşil ismini hayali bir şekilde ortada dolaştırarak çıkan olayların üzerlerine gelmesini engelliyorlar. Yeşil’in yurtdışında görevlendirilmesine ilişkin yazıda eski müsteşarın imzası vardır ve haftada 500 dolar harcırah takdir edilmiştir.”
Sonuçta hangi sebeple olursa olsun Öcalan operasyonları başarısız kaldı. Belki de bu acımasız teröristin yakın arkadaşlarını ortadan kaldırmak için kullandığına benzer bir yöntem kullanılmalıydı. Öcalan gibi psikopat bir ruhun ölüm tuzakları için başvurduğu yöntemlere modern çağın bir istihbarat teşkilatının bile erişememesi şaşırtıcıydı.
Çelişkili Tarihler
Bu operasyonların tarihleri ile ilgili olarak da çok çelişkili tarihler dile getiriliyor. Bu operasyonları yakından bilen bir isme göre tarihler 1996 yılının Mart ve Mayıs ayları. Ancak, son dönemde Suriye ile yaşanan ve Öcalan’ın Roma’ya gitmesi ile sonuçlanan kriz sürecinde basına yansıyan bilgilerde tarihler 6 Mayıs 1996 ve 27 Kasım 1996 olarak gösterildi. Kasım 1996’nın bir başka önemi daha var. Çünkü Başbakan Mesut Yılmaz, anamuhalefet lideri iken bu tarihte Budapeşte’de yumruklu saldırıya uğradı. Yeşil’in Metin Atmaca kimliği ve pasaportu kullandığını ortaya çıkaran gazeteci Necdet Açan’ın araştırmasına göre, Yeşil, 23 Kasım 1998 günü Macar Hava Yolları’na ait bir uçakla İstanbul’dan Budapeşte’ye uçtu. 28 Kasım 1998 günü ise Ankara Esenboğa Havalimanı’na indi. Fakat aynı gün yine İstanbul’a geçti ve tekrar Budapeşte’ye uçtu. Bu bilgilere karşılık Yeşil’i yöneten MİT görevlileri, onun bu tarihte Beyrut’a uçtuğunu ve Öcalan’a yönelik ikinci bir operasyon yapıldığını belirtiyorlar.
|