|
Güneydoğu dertle dolu
Güneydoğu Anadolu Bölgesi, son
15 yıldır adı dilimizden düşmeyen, sürekli gündemde kalan
bir bölge. Terör, uyuşturucu, silah kaçakçılığı ve
çetelerle anılmasının yanı sıra işsizliğin kol gezdiği,
yatırımların bir türlü tamamlanamadığı, terörden dolayı
binlerce insanın köyünü, mezrasını terk ettiği ve kendi
haline bırakıldığı talihi makus bir bölgedir Güneydoğu.
1993 yılından bugüne kadar 10 defa paket açıklanmış; ancak
hiçbiri hayata geçirilmemiş. Bu kadar söz verip sonra yapmadıktan
sonra artık Güneydoğu'daki herkes bu vaatlere gülüyor yalnızca.
Balzac'ın Goriot Babası'nda geçen "Burada en gamsız insan
bile hüzünlü ve rahatsız, gelip geçenler tasalı, evler
kasvetlidir. Bir araba sesi olay olur." sözü sanki buraları
görerek yazılmış.
Sancılı
Doğu'm Güneydoğu'm
Bölücü
terör, nereleri ve kimleri vurmadı ki şimdiye kadar? Ama en
çok da dertli Doğu'yu Güneydoğu'yu vurdu. Güneydoğu insanı
çok sevdiği köyünden, mezrasından, bağından bahçesinden sırf
beş kelimeli bir harf yüzünden ayrıldı: "Terör."
15 yıl önce bir ağustos ayında başladı çilesi Güneydoğulu’nun.
PKK adlı bölücü terör
örgütü, sanki bölgede işsizliğin, açlığın, yoksulluğun,
sefaletin, eğitimsizliğin devam etmesi için uğraştı 15 yıl.
Güneydoğu'da
yaşamak
Güneydoğulu'nun
hayatını anlamak için onun gibi yaşamak gerek belki de. 4 yıl
önce çıkmıştım bir geziye, alışkanlık olunca da
bırakamazsınız tabii ki Güneydoğu'yu. Bir yerde çevresine
umut dağıtan, yoklukta bile sevinebilen, göç etmek zorunda
kaldığında "Tüm zorluklara katlanırım." diyebilen
bir kişi görürseniz sorun mutlaka "Diyarbakırlıyım,
Batmanlıyım, Mardinliyim, Şanlıurfalıyım, Şırnaklıyım, Güneydoğuluyum"
dediğini duyacaksınız. İşsizliği kaderi saymıştır Güneydoğu
insanı. Çünkü "terör başladığı günden beri umutlarını
suya düşürmüş, devlet ona hep yabancı kalmıştır."
kendi ifadeleriyle.
Bir bahar gününün gece geç
saatlerinde ayrılıyorum Adana'dan. Hava alabildiğine
bunaltıcı, yanıma aldığım ceketi saklıyorum adeta. Otobüsümüz
hareket ediyor nihayet, sonra koltuğa gömülüyorum. Gözlerimi
saat 5.45 sıralarında yeni aydınlanmaya başlayan gün ve
Candan Erçetin'in "Bir avuç toprak için yor kendini"
şarkısıyla açıyorum. Fakat, işsizliği, terörü, yarım
kalmış yatırımları, GAP'ı, Hasankeyf'in sular altında
kalacak olmasını, boşaltılan köyleri ve "canlı koyun
ambarı" diye adlandırılan Güneydoğu'da hayvancılığın
nasıl öldüğünü düşünüyorum gözlerim kapalı. Siverek'e
24, Diyarbakır'a 110 kilometre yolumuz var. Siverek'e kadar bir
elin parmakları kadar koyun, ancak 7 tane de ağaç sayıyorum.
Diyarbakır'a 43 kilometre mesafedeki Demirli köyünün
ışıkları uzaktan fark edilebiliyor. Demek ki elektrik buralara
kadar gelebilmiş.
En büyük
karpuzun vatanı
Diyarbakır'a
girişte bir karakolda dalgalanan bayrağımız kontrol
noktasını haber veriyor. Diğer gezilerden biliyorum.
Diyarbakır ve sonrası için yolculuk yapacaksanız, bir de
gazeteci iseniz yandınız demektir. Her vatandaşa
"Kimsin?" denir, o da kimliğini gösterince iş biter.
Ama gazeteci öyle mi? Bir yerine çok soruyla karşılaşırsınız.
"Nereye, niye geldin, yine ne olay var?" O yüzden alışkanlık
haline geldi bende. Kimlik istenince nüfus cüzdanımı gösteriyorum,
"Ne iş yapıyorsunuz?" deyince ise "Serbest
meslek." diyorum. Böyle çok daha rahat oluyor.
İlk kontrol Pirinçlik üssü
yol ayrımı sola çekiyor kaptanımız, bagajlar kontrol
ediliyor, kimlik kontrolü ise yok. Allah razı olsun. Yaklaşık
7 saatlik bir yolculuğun ardından karpuzuyla ünlü Diyarbakır'a
iniyoruz. Karpuz denince, rekor 75 kiloluk bir karpuzda. Güvercin
gübresi ve Dicle kenarında büyütülmesi bu kadar kilolanmasını
sağlıyor karpuzun. Otogarda yaşları küçük; fakat omuzlarındaki
yük büyük çocuklar ilişiyor gözüme.
"Boyayalım abi.", "Taze simit var.",
Midem ezilir gibi oluyor
bir simite de yok demeyecek kadar hani. O da ne? Simitçi geliyor
karşıdan. "Yaklaş bakalım.", "Buyur abi.",
"Nasıl taşıyorsun
bu kadar simidi?", "O da birşey mi? 100
tane gene taşirim.", "Kaç para ?" (50 bin
lira veriyorum.) "35 bin lira. Abi be bozuk
yok.", "Tamam üstü kalsın."
"Vay uyanık vay, akşama
kadar köşe oluyordur." diyorum içimden. Sonra ise adının
Ahmet (Ateş), yaşının 11 olduğunu ve okumadığını öğrenince
üzülüyorum.
Kalkınma Bankası'nın
hazırladığı raporda Diyarbakır'daki en büyük problemin işsizlik
ve göç olduğu belirtiliyor. Önerilen yatırım konularının
tutarı ise 212 milyon ABD Doları, bu da yaklaşık 85 trilyonu
buluyor. Bu sayede ise 7 bin 300 kişiye iş imkanı sağlanması
planlanıyor.
Güneydoğu'da yatırım
yapılmak istenirse yapılıyor aslında. En güzel örnek ise
Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde kurduğu bisiklet fabrikası ile
Batı illerine bisiklet satan Ramazan Koç. Terörden çok çektiğini
anlatıyor; fakat "Yılmadım, çalıştım, bölgedeki iş
adamlarının lokomotife ihtiyacı var. İşsizlik önlenirse her
konu çözülür." diyor. Şimdiki hedefi ise, Bismil'de
ürettiği bisikletleri dış pazarlarda satabilmek Güneydoğulu
iş adamının. Kendi işini kuranlar da yok değil burada. 21
yaşındaki Bismilli Habib Avşar, bu yaşta pastane sahibi olmuş
ve "Kendi işimi yapmanın mutluluğunu yaşıyorum. İş
sahibi olmak bizim için en büyük problem. İşsizliğin
önlenmesi halinde her şeyin düzeleceğine inanıyorum."
diyor.
Ambargonun
faturası 40 milyar dolar
Güneydoğu
Sanayi ve İş Adamları Derneği (GÜNSİAD) Başkanı Vasfi
Akyıl'ın teklifi ise Güneydoğu için Stratejik Araştırma
Merkezi kurulması: "Bu sayede bölgedeki kaynakların israf
edilmesi önlenir ve gerçek problemler tespit edilerek
çözülür. Bölgedeki işsizliğin önüne geçilmek isteniyorsa
BM'in Irak'a uyguladığı ambargonun kaldırılması gerekli.
Ambargonun ülkeye zararı 40 milyar doları aştı."
Bölgedeki sanayicilerin en
büyük problemlerinin ise işletme kredisi yetersizliği olduğunun
altını çiziyor Akyıl, "681 tesis için devletten 32,5
trilyon lira civarinda teşvik isteği var. Ancak 117'sine 4,1
trilyon lira uygun görüldü. 1983 yılından 1997 yılı sonuna
kadar Diyarbakır'a 4,5 trilyon lira teşvik pirimi verilmiş. Bölgede
teşviklerle kurtarılabilecek yüzde 40'i tamamlanmış tesislerin
ekonomiye kazandırılmaları şart. Burada faal haldeki tesislerin
birçoğu işletme kredisi yetersizliğinden tam kapasite ile çalışamıyor.
Elektrik kesintileri de bölgedeki işletmelerin tam kapasite
çalışmasının önünde büyük bir engel. İstikrarlı bir
hükümet Güneydoğu'da 1999 yılının daha iyi geçmesini
saglayabilir."
GÜNSİAD'ın teklifleri
bunlarla sınırlı değil şüphesiz. Demir yollarının ıslah
edilmesi, vergi indirimi uygulanması, enerjide indirim, vergi
muafiyeti getirilmesi, bölgede işsizlik sigortasının
uygulanması. GAP'ın serbest ticaret bölgesi haline getirilmesi
gibi çözümlenmesi gerekli konulardan sadece bazıları.
Diyarbakırlı iş adamı
İlhami Ceylan ise, 40,5 trilyonluk paketten Diyarbakır'ın
payına 2,2 trilyon düştüğünü hatırlatarak, bunun da
sorunların çözümüne yeterli desteği sağlamayacağını söylüyor.
Köye dönüş projesinin uygulanmasını isteyen Ceylan devamla,
"Topraksız köylüye devletin mülkiyetindeki Hazine
arazilerinin reformla bedelsiz olarak verilmesi şart. Bu
arazilerin işletilmesi için de devletin ucuz ve uzun vadeye
dayalı geri dönüşümlü kredi uygulaması gerekir. Köye
dönüş sağlanırsa ekonomik alanda büyük canlılık yaşanacağı
kesin." diyor.
Devlet
zarar ediyor, yine "ek" diyor
Diyarbakır'dan
yüzümü hafif yalayan sıcağın altında ayrılıyorum. Koltuk
sayısı ilavelerle artırılmış araçta büyük bir sessizlik
var bir saat boyunca. Batman, Diyarbakır'a 100 kilometre
mesafede. Bu yol üzerinde özellikle Bismil'le Diyarbakır
arasında atıl tesisler dikkatimi çekiyor. Yanımdaki 19
yaşındaki gencin suskunluğunu bozamıyorum. Gayet ciddi,
yabancı olduğumu anlar gibi. Elimdeki karalama kağıdına bir
şeyler yazdığımı görünce bakıyor göz ucuyla. Bir ara
gülüyor, sonra aynı ciddiyet. Ne de olsa yabancı. Sessizliği
bir trafik kazası görüntüsü bozuyor. Bismil'e bağlı
Üçtepe köyüne 3-5 km. kala bir minibüs takla atmış.
"Arabaya bak, hurdaya
dönmüş." Şoförümüz kenara çekiyor
minibüsü.
"Bizim durağın arabası." İniyoruz, takla
atan minibüsün şoförü aracın başında hafif yaralı.
"N'oldu hoca?"
"Yok bişey. Ölü yok
yok, hepsi yaralı, hastanedeler."
"Ölü yok ya Allah'a şükür."
diyor ve seviniyorum herkes gibi.
Göz alabildiğine yeşil
ve bereketli Güneydoğu. İlkbahar ayının temiz ve güzel havası,
toprağın kokusuyla birleşiyor bu yolda. Bir saat 15 dakika süren
yolculuğun nasıl bittiğini anlamıyorum.
Batman'ın nüfusu 5 ilçe,
271 köy ve 310 mezrasıyla 405 bini buluyor. İlçe merkezinde
ise 213 bin kişi yaşıyormuş nüfus sayımını göre.
Otogar'dan şehir merkezine giderken, elimdeki çantayı görüp
üç tekerlekli bisikletiyle 13-14 yaşlarında bir çocuk yaklaşıyor.
Soruyorum:
"Kaça taşıyorsun?"
"400 bin."
"Niye böyle pahalı?"
"Niye sordun,
taşıtacan mı?"
"Yok, öylesine işte."
"Adama bağ ya, hem
taşıtmayacağ hem gaça diyo."
Sonradan adının Kudbettin Önal
olduğunu öğreniyorum. 7. sınıfa gidiyor. Okumak için çalışmak
zorunda olduğunu söylüyor. Batman'da Kudbettin gibi çocuk
çok. Çoğunun işi ise, ya ayakkabı boyacılığı, ya sakız
satmak veya üç tekerlekli bisikletle eşya taşımak.
Şehirdeki kahvehanelerin fazlalığı gözüme ilişiyor. Bir çay
molası veriyorum bu arada.
Kurban olduğumun 'tavşan kanı' geliyor. Kahveciye sordum.
"Ya ben önceden gelirdim,
buralar dolu olurdu? Nerde bu vatandaş?"
"Abi tütün ya...
İşe gittiler, akşama gene damlarlar buraya."
Batman'da arkadaşımız
Mustafa Eranil'la bir mahalleye uğruyoruz. Adı: Çamlıca. Şüphesiz
Çamlıca tek değil, Yeşilevler, İpragaz, GAP, Hürriyet, İluh ve
diğerleri. Çoğu köy ve mezralardan gelmiş vatandaşların
oluşturdugu bir mahalle. Batı illerinde köylerde bulamayacağınız
manzaralar var buralarda. Koyunlarını otlatanlar, barakada yaşamak
zorunda kalanlar, kısacası köyü kente taşıyanlar. Yanımıza
yaklaşan çocuklara, "Ne istiyorsunuz?" diye soruyoruz.
Yarı utangaç bir yüz ifadesiyle, "Siz mi alacaksınız?"
diyorlar. "Hayır devlet." deyince, "Ayakkabı,
pantolon bir de futbol topu." istiyorlar.
Mahalle muhtarı 37 yaşındaki
Selahattin Yıldız, "Burada 7 bin 500'e yakın
vatandaşımız yaşıyor. Batman'ın köylerinden gelenler
büyük çoğunlukta. İşsizliğin haddi hesabı yok, bugünlerde
tütün var. Biraz mutlular." diyor hüzünlenerek.
Ah
tütün, vah tütün
Tütün,
çiftçinin göz ağrısı burada. Bu yıl kilosu 1 milyon 250 bin
liradan açılan tütün piyasasında kırgınlık yaşanıyor.
Kozluk'a bağlı Kavakdibi Köyü Muhtarı Ahmet Sarınç,
köylülerle birlikte 170 koçan tütün verdiğini söylüyor ve
"Eksperin belirlediği fiyat düşük, su çürüğü oranı
fazla çıktı. Bu para sermayesini kurtarmaz." diye dert
yanıyor.
Ziraat Odası Başkanı
Nizamettin Aydiş, ilin tütünde sorunlar yumağı olduğunu
hatırlatıyor: "9 bin hektarlık alanda tütün ekimi yapılıyor;
ancak kaliteli tütün için 3 bin hektar yeterli. Ülkenin tarım
politikası olmadığından çok sıkıntı yaşanıyor. Tekel'in
depoları 3-4 yıllık tütünle dolu. Her gelen bakan kendine
göre bir politika uyguluyor, bu da çiftçiyi etkiliyor."
Kalitesiz tütün yetiştirilen
yerlerde çiftçiyi alternatif ürünlere yönlendirmek gerektiğini belirtiyor dertli Ziraat Odasi Başkanı Nizamettin
Aydiş ve ekliyor: "Tütün her arazide yetişir; ancak
kalitesiz olursa yetiştirici perişan olur. Siyasiler oy alma
bahanesiyle ‘tütün alanlarını genişleteceğim, kotayı kaldıracağım’
dediği müddetçe tütünde sorunlar bitmez,
çiftçi perişan olur. Bugün burada yakılan tütün aslında
tütüncüye verilmesi gereken paradır. Devlet tütüne
trilyonlarca para veriyor, sonra tutuyor yakıyor. Anlamak mümkün
değil. Çözüm ise gayet basit, iyi tütünü olan çiftçilere
kotayı uygula. Yani tütün işini gerçek tütüncüye ver. Diğer
tütüncülerin ise kalitesiz tütünleri al bir defaya mahsus.
‘Bundan sonra ekmeyin’ de, başka ürünlere yönlendir.
Tütünde zarar ediyor devlet, ambar parası, işçi parası,
yakma parası bunlar hep çiftçinin cebinden gidiyor aslında."
İlk
teklif: Köye dönün
Batman
Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Teymur, aşırı göçün
işsizliği de beraberinde getirdiğinden dert yanıyor. Terörün
yaralarının sarılması için Güneydoğu'daki bazı illerin
acil destek kapsamına alınmasının altını çiziyor.
Paketlerden usandığı belli 31 yıllık başkanın.
"İcraat yapılacaksa
yapılsın" diyor. Teymur'un anlattıkları ise ibretle
dinlenecek cinsten: "İşsizlik en büyük sorun burada.
Devletin bu sorunu çözmesi için hiçbir fedakârlıktan kaçınmaması
gerekiyor.
İşi olan, evinde aşı
pişen insan dağa çıkar mı hiç? Bana kalsa, şu anda ilk
etapta can güvenliğinin sağlandığı köyler için ‘dönüş
projesi’ uygularım. Fabrika açıp trilyonlarca lira
harcıyorsunuz, 100 kişiyi istihdam ediyorsunuz. Fakat bu
şekilde binlerce insanı üretime kazandirip ekonomiyi canlandırabilirsiniz. Bugüne kadar verilen vaadler icraata dönüşseydi
istihdam sorunu olmazdi. Batman'da birçok işyeri işletme
kredisi yetersizliğinden çürümeye terk edilmiştir. Burada yatırım yapacaklara gönlümüzü açtık onları bekliyoruz. Ne
istiyorlarsa yapacağız. Batman'a bir çivi çaksınlar da bu
çiviyi avucumun içine çaksınlar. Bu milleti 'Yatırım
yapacağız' diye oyalamasınlar."
Tarım İl Müdürlüğü
verilerine göre, ildeki hayvan varlığı da son 5 yılda önemli
azalma göstermiş. 1993 yılında 690 bin olan küçükbaş
hayvan sayısı 427 bine kadar gerilemiş. Tüm yetkililerin ağzından
çıkan çözüm tek burada. Ekonominin, hayvancılığın,
işsizliğin en büyük çözümü köye dönüş projesinin çok
acil olarak uygulanmasi.
Bacasız
şehir: Şırnak
Diyarbakır'dan saat 12.15 sıralarında ayrılıyoruz. Şırnak'a
gitmek için arkadaşımız Soner Güneş ile birlikte. Yolda 45
dakika kontrole takılıyoruz. Sokağa çıkma yasağı ilan
edilen ve ANAP ile Faziletli adayların yarıştığı Cizre'ye
16.00 sıralarında ulaşıyoruz. Cizre sıcak mı sıcak...
Adana'yı aratmıyor. At arabacıları, sokak satıcıları,
kahvehaneler Güneydoğu'nun küçük bir kopyası. Yollar tozlu,
otogar kendi haline terkedilmiş. Dağ elmalarına gözümüz takılıyor,
alıyoruz.
"Bunun tadı bayağı güzelmiş."
Telefon ediyoruz.
Şırnak'taki arkadaşımız Hacı Bayram Baran'a.
"Hoca borcumuz."
(Kontüre bakıyor.)
"20 bin... Kalsın
kalsın..."
"Olmaz." (Zoraki
verdiğim parayı almıyor.)
"Bizden olsun."
"Hadi Şırnak'a boş
araba."
44 kilometrelik Şırnak'a özel
otomobiller çalışıyor Cizre'den. Bizden başka iki kişi daha
biniyor, hareket ediyoruz. Cep telefonları da burada bayağı
yaygın. "Bayağı zengin Güneydogu!" diyorum. Sonra
küçük yaşta hayatın yükünü taşımak zorunda kalan simitçi
Ahmet, boyacı Hüseyin ve üç tekerlekle eşya taşıyan Kudbettin
geliyor aklima.
Su içmek için duruyoruz...
Şırnak'a giderken Nerdüş deresinde yüzen çocukları
görüyoruz. Bir sera görünce ise mutluluğum artıyor. 1995 yılında gelmiştim en son Şırnak'a; gece vakti duydugum silah
sesleri hâlâ kulağımda. Şimdiyse her şey kontrol altında.
Şehre girişte soldaki boş konutlar dikkatimi çekiyor. Küçük
sanayi sitesi inşaatı devam ediyor.
"Havası ne kadar güzel
buranın!"
"Tabii güzel olur hoca,
bacası tütmeyen tek şehir çünkü."
Nihayet kartal yuvasına
ulaşıyoruz. Arkadaşımız Bayram karşılıyor bizi.
"Belediye çay bahçesinde çay içireyim size" diyor.
Soner'le "Okey" diyoruz. Şehre kuşbakışı bakmak
isterseniz burası tam yeri. Mezarlık ayaklarınızın altında
kalıyor. Gün batıyor Uludere Caddesi'nden askeri araçlar
geçiyor. Geylani Camii'nden yükselen ezan sesi kaplıyor şehri.
Sabahın bir vakti 29
yaşındaki Hasan Görel'le tanışıyoruz. Köylerin terör
yüzünden boşaltılmasından nasibini almış bir köyden, Çakırsöğüt'ten
Hasan. "9 tarlamız vardı, ekerdik, biçerdik, günlük
nasibimizi ordan alırdık abi" diyor hüzünlü gözlerle.
Güneydoğu'da birisine dokunsanız bin ah işitirsiniz Hasan
gibiler çok burada. Kimileri Hasan gibi değil, iş bulmak için
şehir merkezini değil de büyük illeri tercih ediyorlar, İstanbul'u,
Ankara'yı, Adana'yı, Mersin'i, İzmir'i... Zaten nüfus
hareketlerinde, son 7 yıldaki göçlerle Adana ve Mersin'in
demografik yapısının değiştiği belirtiliyor. Güneydoğu ve
Doğu Anadolu'dan en çok göç alan iller ise İstanbul, İzmir,
Ankara, Adana ve Mersin.
Bir örnek olması için
anlatmak gerekirse, göç en küçük bir ilçeyi bile büyük
ölçüde etkileyebiliyor. Mardin'in Dargeçit ilçesinde
güvenlik olayları dolayısıyla ilçeye bağlı 40 köy boşaltılmış,
birçoğu evsiz ve işsiz bu insanlara ise belediye sahip çıkmış.
Neyse Hasan anlatmaya devam ediyor: "Köyümüz 100
haneliydi. Şimdi ise Allah'in bir kulu yok. Havası başkaydı,
suyu bambaşka. Terör kötü, iki çocuğum var şimdilik...
Yeter, ancak ikisine bakarım. Köyümü düşününce ciğerim
yanıyor. Köy daha güzel. Ekinimizi eker, hayvanımızı
beslerdik. Bugün şehirde ise bir gün çalışmazsan aç kalırsın.
Bize sebep olan dağlarda ölsün. Köye dönüş olsa koşarak
giderim."
İşler niye uzuyor?
Vali Halil Ulusoy, işleri zamanında tamamlamayan müteahhitlerden
dertli Şirnak'ta: "1992'de Silopi ve 1993'te Şenoba'da
yapimina başlanan YIBO'lar tamamlanamadi. Silopi Devlet
Hastanesi, Şırnak Hükümet Konağı ve Kültür Sitesi hâlâ
duruyor. İşleri uzatan müteahhit daha çok para kazanıyor. Bir
örnek vermek gerekirse, Uludere'de afetten zarar görenler için
yaptırılan afet konutları 6 yılda tamamlanamadı. Bir konutun
devlete maliyeti 2,5 milyarı buluyor. Şırnak İli ve İlçelerini
Geliştirme Vakfı (ŞIRGEV) tarafından onarım projesini
yaptığımız Taşdelen Köyü'nde bir evi 240 milyona mal ettik
ve konutları 4-5 ay içinde sahiplerine teslim ettik."
Bölge için yapılacak
yatırımlarda devletin, valilerin de fikrini almasını isteyen
Ulusoy, şunları söylüyor: "Şırnak'ta kurulan vakıfla il
ve ilçelerimizde birçok yeniliğe imza attik. Bu sayede gelir
olması halinde neler yapılabileceğini göstermiş olduk.
Cizre'de 250 milyara kurduğumuz tuğla fabrikasında 80 işçi
istihdam ediliyor."
Vali Ulusoy da
güvenlikleri sağlanan köylere dönüşün başlatılmasını
istiyor. 100'den fazla köyün güvenlik gerekçesiyle boş olduğunu hatirlatarak, "Kaynak
aktarılsın, güvenliğin sağlandığı köylerde onarım projesini başlatıp dönüşü başlatalım.
Şu anda Güneyçam, Başağaç ve Kaymakam Çeşmesi köylerine
dönüşün başlatılması için çalışmalar yapıyoruz."
diyor. Vali Ulusoy, bölge için Habur Sınır Kapısı'nın büyük
önemi olduğunu vurgulayarak, şunları kaydediyor: "Kuzey
Irak'la Irak hükümeti arasındaki anlaşmazlıktan dolayı bölgeden
mazot getiren araçların giriş çıkışında azalma oldu. 3
aydan beri önceden 25-30 günde gelen sıra şimdi 60-70 günde
geliyor. Bu da bölge ekonomisini etkiliyor, ancak sorunun aşılacağını
sanıyorum."
Şırnak'ta en çok istihdam
kömür ocağında. Burada yaklaşık bin - bin 500 dolayında işçi
çalışıyor. Modernize edilmesi halinde rezervi 100 milyon ton
olan kömür ocağının bölge ekonomisine canlılık
getirebileceğini söyleyen Şırnak Ticaret ve Sanayi Odası
Başkanı Mehmet Yarka, "Fakat şu anda kükürt oranının
fazlalığı dolayısıyla ancak kırsaldaki askeri tesisler bu
kömürü kullanıyor." diyor. Şırnak kömürlerinin Çevre
İl Komisyonu tarafından alınan karar gereğince kullanımının
yasaklanması buradaki istihdamın azalmasına yol açmış. Bu kömürler
için yapılacak en iyi yatırım Yüksek Planlama'dan geçen
Silopi Termik Santralı. Santralın kurulmasıyla asfaltit oranı
fazla Şırnak kömürleri enerji üretiminde kilit rolü
oynayabilecek. Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Yarka,
ilde yüzde 40 dolaylarında işsizlik olduğunu hatırlatarak
şunları kaydediyor: "Köye dönüş projesi bölge için en
büyük yatırım. Kaynağı olmayan vaat yerine getirilemez.
1984'ten beri terör bahane edilerek yatırımlar yerine
getirilmemiş. Şırnak'ta terör yok. Bazı yatırımların devlet
öncülüğünde yapılması şart buralarda."
ŞIRGEV nasil işliyor?
Şırnak İli ve İlçeleri Geliştirme Vakfi (ŞIRGEV) Habur Sınır
Kapısı'ndan giriş çıkış yapan kamyonlardan alınan bağışlarla
yürüyor. Vakıf elde ettiği gelirlerle, gayrimenkuller almış
ve çeşitli yatırımlar yapmış. Vali Ulusoy'un verdiği bilgiye göre,
geçen yıl eğitim öğretime açılan okullar vakıf tarafından
yapıldı. Şırnak, İdil, Silopi, Uludere'de belediye çalışmaları
için vakıf tarafından 300 milyar harcanmış. Vali Ulusoy,
"Kaynak olması halinde problemler yerinde ve çok kolay
çözülür." diyor.
Yatırımcı dertli
Şırnak'taki tek yeni özel yatirim Sema Küçüksöz'ün halı
atölyesinden başka bir tavuk çiftliği. Bayram ve Kamil İlhan
kardeşler Şırnak'a tavuk çiftliği kurarak yumurta üretimi
yapmaya başlamışlar Ocak ayından itibaren. "Devletten bir
tek kuruş yardım almadan kurduk" çiftliği diyorlar. 140
milyar lira harcamışlar.
İlhan kardeşler şunları söylüyor:
"Devletten tek isteğimiz var. O da bölgeye ekonomik canlılık
gelene kadar enerji ve vergi indirimi uygulasınlar. Devlet yatana
değil üretene destek olmalı. Hükümet paket açıklıyor,
yatırımcıya destek vereceğiz diyor. Tavukçuluğa teşvik
verilmiyor bu da hayvancılık değil mi?"
SİİRT
Kök boya kilimin (Jirkan) doğduğu yer dense doğrudur Siirt için.
Jirkan kilimleri Siirt'in adını dışarılara taşıyor. Hatta
Amerika'ya bile. En iyi Jirkanlar ise Tillo'ya bağlı Çınarlısu
Köyü'nde el eğirme ile yapılıyor. Bu kilimlerin en büyük
özelliği ise buruşmaması, çekmemesi ve solmaması. Siirt'te
ticaretin kalbi ise helvacılar, sobacılar, marangozlar, kebapçılar,
kasaplar, dabaklar, kuyumcular, battaniyecilerin bulunduğu çarşıda
atıyor. Arkadaşımız Ali Çelik ile birlikte turluyoruz çarşıyı...
El tezgahlarında yapılan battaniyeler görücüye çıkarken, ilin
ekonomisinin dayandığı en büyük gelir kaynağı kilimcilik ve
battaniyecilik pazar sıkıntısı çekiyor.
25 yaşındaki Abdurrakib
Çetin 10 yıldan bu yana zor bela baba mesleğini sürdürmeye çalıştığını
belirtiyor. İşlerin yokluğundan dert yanıyor. "Ah
battaniyeleri satacak bir pazar bulabilsek." diyor.
Battaniyeciliğin yanı sıra siparişe göre üretilen, seccade,
heybe, yelek ve çanta ise ile dışarıdan gelenlerin beğenisine
sunuluyor.
23 yaşindaki Suat Eroğlu
ise üretilen Jirkan kilimlerini pazarlamak için İç Anadolu,
Marmara ve Akdeniz bölgelerini tercih ettiklerini belirterek,
kilimlere en büyük ilgiyi yabancı turistlerin gösterdiklerini
söylüyor. Jirkan, zahmetli yapıldığı için metre fiyatı da
pahalı; 4 metre kare Jirkan kilimi 40 milyon liradan satılıyor
burada. Siirt Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Nevzat Gürel,
battaniyecilerin dertlerinin yalnızca pazar sıkıntısı
olmadığını belirtiyor. İlde hayvancılığın gerilemesinin
en büyük faturasını battaniyecilerin ödediğini vurgulayan Gürel
şunları anlatıyor: "Tiftiği eskiden Siirt, Eruh, Midyat,
Mardin ve çevresinden alır, yıkamasını evde, taramasını ise
fabrikada yaptırırdık. Bugün ise Ankara, Sincan, Kastamonu,
Eskişehir'den getirtiyoruz. Uşak'ta taranıyor, yıkanıyor, bükülüyor.
Bugün bir kilogram kaliteli yünün kilosu bize 950 bin ile 1
milyon 50 bin liraya geliyor. Bu da fiyatlara yansıyor. Devletin
battaniyecilik ve kilimciliğe destek vermesini bekliyoruz."
Siirt'i vuran en büyük sorunun da aşırı göç ve işsizlik
olduğunu kaydediyor Gürel, tüm Güneydoğu illerinde oldugu gibi.
Kredi değil,
işkence
Güneydoğu'da yatırım yapacak güvenilir iş adamlarına
devletin sahip çıkmadığını söylüyor doğrama imalatçısı
48 yaşındaki M. Nihat Demir. "Ticari hayatımda devletten
hiçbir kredi talebim olmadı, ancak ilimizdeki istihdam
alanlarının kısıtlı olduğunu gördüm. Belki 20 kişiye iş
imkanı sağlarsam onların aileleriyle daha iyi yaşamalarına
katkım olur diye düşünüp KOBİ kredisi almak istedim. Fakat gördüm
ki devlet bir sürü formalite öne sürüyor. 16 aşamalı
maratonu tamamladıktan sonra Halk Bankası'na müracaat
ediyorsunuz. Talepler Ankara'ya gidiyor, eksik varsa geri
dönüyor. Bu işlemlerin ne kadar sürecegi belli değil. Zaten
benim adım belli adresim belli. Formaliteyi kaldırsın ipotek
koysun mallarıma, şayet krediyi zamanında ödemezsem 5 kat da
ceza versin." diyor dertli iş adamı.
Siirt Valisi Osman Acar da
Güneydoğu'ya verilecek kredilerden valilerin haberdar olmasını
istiyor. Yapılan yatırımların denetlenmesini sağlayacak bir
komisyon oluşturularak, kaynak aktarımıyla problemlerin
yerinden çözümlenmesinin en büyük temennisi olduğunun
altını çiziyor Vali Acar: "Ülkemizde afetlere maruz kalan
bölgeler afet bölgesi ilan edilir ve oralara devlet ödenekleri
3 kat artırılarak gönderilir. Olağanüstü Hal Bölgesi 15 yıldır
büyük bir felaket yaşıyor, bölücü terör. Bunun getirdiği
felaket hiçbir doğal afetle kıyaslanmayacak ölçüdedir.
Terörün sonuna geldiğimiz dönemde yaraların sarılması için
buralarda ekonomik olağanüstü hal ilan edilmeli. Vali ve
kaymakamlara da yaraların sarılması için ekonomik yetkiler
verilmeli. 40,5 trilyonluk paket bölgedeki yaraları sarmada çok
hafif kalır. Bölgede olağanüstü kalkınmayı sağlayacak çalışmalar
yapılmalı."
TOKAP model olmalı
Vali Acar, bölgede en büyük yatırımın eğitime yapılması
gerektiğini söylüyor. Güneydoğu'da terör ve çeşitli
nedenlerle şehir merkezlerine göç etmek zorunda kalan ailelerin
çocuklarının okutulmamasından yakınan Vali Acar, Siirt'te model
olarak uygulanan Toplumsal Kalkınma Projeleri'nin (TOKAP) bölge
genelinde uygulanması gerektiğini anlatıyor. Vali Acar,
"TOKAP ile bayanların eğitim, sağlık ve sosyal statülerini
geliştirme, okul öncesi eğitim, gençlere meslek edindirme,
seracılık, arıcılık, tekstil ve dokuma projelerini hayata geçiriyoruz.
Bunun için açtığımız okuma, el becerisi geliştirme ve çeşitli
projelerle vatandaşlarimizin egitimine büyük önem
veriyoruz." diyor.
Ankara'dan ne bekleniyor?
Terör örgütü başının yakalanmasıyla birlikte Ecevit hükümetinin
vaat ettigi 40,5 trilyonluk yatırım Güneydoğu için bir umut
olacak mı bilinmez, ancak bu yaranın sarılması pek kolay görünmüyor.
Bölgeki vatandaşlarin
istekleri ise şöyle:
Şehmuz
Soyvural (44): En büyük sorun işsizlik burada. İşsizlik
çözülsün başka bir şey istemiyoruz.
Remzi Astsan (46):
Fabrikalar açılmalı, günü birlik kazançla ne olur ki, sigorta
yok, derdimiz çok ancak anlayan yok.
Adem Tekin (43): Bizim tek
derdimiz köyünden gelmiş insanlara iş alanları kurulması. Ya
da herkesin köyüne dönmesinin sağlanması.
Halil Alp (55): Köyü
şehre taşımışız. Fakirlik çok. Burada herkes her
milletvekiline şunu söyler: Benim oğluma iş vermeyene oy yok.
Osman Gönül (60- Muhtar):
Mahallemde kanalizasyon dışarıdan akıyor, tifo gibi salgın
hastalıklar baş gösterse n'olacak. Köyden göç eden vatandaşın
sığındığı mahalleme gerekli hizmetlerin yapılmamasından
şikâyetçiyim.
Konuşuyoruz; ama nece?
Rakamsal olarak ifade etmek
gerekirse 1993 yılından bugüne kadar Güneydoğu'ya küçük
büyük demeden verilen vaatlerin tutarı 600 trilyonu geçiyor.
Güneydoğu için söz verilen konular arasında kamu
yatırımları ön planda gelirken, özel sektöre teşvik,
işletme kredisi, köye dönüş, köy-kent projesi, konut
probleminin çözümlenmesi, hayvancılığın geliştirilmesi,
enerji sorununun çözümü için gerekli girişimlerin yapilmasi
gibi konular yer aliyor.
Hep lafta kaldı
Devlet Bakanı Ekrem Ceyhun, Güneydoğu'nun kalkınması için
ilk startı verenlerden. Nisan 1993'te 234 trilyonluk yatırım
yapılacağını müjdeleyen Ceyhun'un verdiği sözün üzerinden
tam 6 yıl geçti. İşte Güneydoğu için söz verenler ve yapılacak
yatırımların miktarları:
Nisan 1993- Devlet Bakanı Ekrem
Ceyhun, Güneydoğu'ya 234 trilyonluk yatırım yapılacağı söyledi.
191 trilyonu kamu, 93 trilyonu ise özel sektör yatırımı.
Mayıs 1993- Başbakan Süleyman
Demirel, Hakkari ve Şırnak için 15 günde 2,7 trilyon ödeme
yapılacağını müjdeledi.
Ağustos 1993- Başbakan Çiller,
Van, Bitlis, Siirt ve Muş'a 5,5 trilyonluk yatırım
yapılacağını kaydetti.
Devlet Bakanı Ali Şevki Erek,
1994 yılı içinde bölgeye 16 trilyon dolayında yatırım
yapacağını söyledi.
Temmuz 1994- Bölge için 403,5
milyar lira acil gönderilmesi istendi. Eylül 1994- Acil Destek
Programı ve köy kentler kurulması için bölgeye 7 ile 4,5
trilyon lira yatırım yapılacak.
Eylül 1994- Devlet
Planlama Teşkilati, Güneydogu'daki 7 ilde 127 projenin
desteklenmesi amacıyla 1,2 trilyon ödeme yapılacağını
bildirdi.
Temmuz 1995- Başbakan
Tansu Çiller ve Başbakan Yardimcisi Hikmet Çetin, Güneydoğu'ya
25 trilyonluk yatırım yapılacağını söyledi. Bölgeye 4 bin
yeni konut yapılacak.
Mart 1997- Başbakan
Necmettin Erbakan, Dogu ve Güneydogu Anadolu'yu Kalkındırma
Hamlesi Projesi çerçevesinde Milli Güvenlik Kurulu'na sunduğu
raporda 293 kamu yatırımına 119 trilyon lira kaynak
aktarılmasını planlandı. Raporda, Doğu'ya tesis taşımak
isteyen firmalara yüzde
50 faizli fon kaynaklı kredi
verilmesi de yer aldı.
İşsizlik nasıl önlenecek?
İşsizlik şüphesiz bölgenin en büyük sorunu. Bölücü başının
yakalanmasıyla başlayan süreçte bölgede işsizligin en kısa
zamanda çözülmesi gerekiyor. Çünkü, siyasîlerin dediği
gibi, "İşi olmayan insanın terör olaylarına karışması
işten bile değil." Ancak bu sorunun çözülmesi çok kolay
görünmüyor. Bölgede istihdam alanları oluşturmak için çeşitli
çalışmalar yapılıyor; fakat bunların yeterli olduğu söylenemez.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları, Halk Eğitim
Merkezleri, İş ve İşçi Bulma Kurumlarının istihdam
alanları oluşturmak için yaptığı çalışmaların aktif hale
getirilmesi, özel sektörün işletme kredisi ile desteklenmesi,
fakat en önemlisi Irak'a uygulanan ambargonun kaldırılması
şart. Bölgenin en önemli gelir kaynaklarından biri de
hayvancılık; ancak terörden dolayı tükenen hayvan varlığının
artırılması için göze çarpan bir yatırım yok.
"Habur paketten
önemli"
Başbakan Ecevit'in Güneydoğu için açıkladığı paketi iş
adamları ve yatırımcılar olumlu; fakat yetersiz bulurken, esnaf
paketten daha çok Habur Sınır Kapısı'nın açılmasının bölge
için daha faydalı olacağı konusunda birleşiyor. Mardin
Sanayici ve İş Adamları Derneği Başkanı Şehmus Duyan, Güneydoğu
için açılan paketin diğerlerinden farkı olmadığını
belirterek, "Daha önceki hükümetler tarafından da benzer
paketler açıklandı, son ekonomik paketten de bir şey çıkmayacak.
Daha kalıcı olacağına inandığımız Habur Sınır
Kapısı'nın açılması bizce daha önemli." diyor. Mardin
Sanayi ve Ticaret Odası Genel Sekreteri Zekiya Alacahan, Güneydoğu'nun
kalkınması için herkesin "Ben ne verebilirim?" diye
düşünüp seferber olması gerektiğini kaydediyor: "Yeter
ki bölge için verilen sözlerde samimi olunsun ve ciddi
politikalar üretilerek uygulansın. Ambargonun kaldırılması için
herkesi göreve çağrıyorum. İşsizlik ancak böyle
çözülür." Bölgede 45 bin dolayında kamyon ve TIR
bulunduğunu hatırlatan Mardin Şoförler ve Otomobilciler Odası
Başkanı İhsan Semen, bu araçlardan 25 bininin Mardin ve
ilçelerine ait olduğunu söylüyor. Bölge ekonomisinin Habur Sınır
Kapısı'na endeksli olduğunu kaydeden Semen, "Bölgenin
ekonomisi, yaşantisi, egitimi ve sanayi ve yatirimlari Habur'a
endekslidir. Ekinler Habur'a göre ekiliyor, yatırımlar Habur'a
göre ve esnaf Habur'a göre işini yapıyor. Paket yerine Habur açılmalıdır."
diyor.
Ne diyorlar?
Bölgedeki sanayici ve iş adamlarının en çok şikâyetçi
oldukları konuların başında reçetelerin çok olması geliyor.
Her yeni hükümetin Güneydoğu'yu düşündüğünü; ancak
sürekli ve yeterli desteği veremediklerinden yakınıyorlar.
İş adamı ve sanayici
Alaattin Ökmen, Güneydoğu için söz verilen 40.5 trilyon liranın
acilen verilmediği takdirde işe yaramayacağını ifade ediyor.
Bölgede sanayicinin desteklenmesi için enerji indiriminin acilen
devreye konulmasını isteyen Ökmen, "Krediler karşısında
iki kat teminat istiyorlar. Serbest bölgelerde ise KOBİ
kredileri verilmeyecek. Bu, bölge sanayicisine darbedir."
şeklinde konuşuyor.
Sanayici ve iş adami
Bedrettin Cicim ise teşviklerin bürokrasiye takılmadan, kısa
sürede verilmesi gerektiğini vurguladı. Cicim, istihdam
alanları oluşturarak işsizliği asgari seviyeye indirmek için
bölgedeki sanayicilerin seferber olacağını anlatıyor.
İstihdam alanları
Güneydoğu'da görev yapan bir uzmanın anlattıkları dikkat
çekici: "Bölgede 80 bini aşkın korucu mevcut. Bu
korucuların devlete maliyeti yıllık 50 trilyonu buluyor.
Devlet, hayvancılığın geliştirilmesi için bazı güvenlikli
yerlerde koruculara bir imkan verse, hem bölgedeki hayvancılık
canlanır, hem de korucular da üretimle ekonomiye katkıda
bulunurlar."
Terör engelliyor
Terör olaylarının istihdamı kısıtladığına dönük en
güzel örnek ise şüphesiz Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı.
1990 yılında 3 bin 97 işçiyle çalışırken 1994 yılında bu
rakam bin 947'ye kadar düşmüş. Bunda şüphesiz terör olaylarının da büyük etkisi inkâr edilemez. Zira TPAO'nun 1990
yılında Batman, Diyarbakır ve Nusaybin petrol sahalarında elde
ettiği ham petrol üretimi 984 bin 22 varilken, bu rakam 1994 yılında 438 bin 252'ye kadar gerilemiş.
|