GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

08/02/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH


ÖZEL DOSYALAR/Mehmet Eymür         12 Nisan 2000

FARUK MERCAN

İstihbaratçının dava dosyası

1500 kişiyi izledi

Mehmet Eymür, onun adını artık herkes biliyor. Çünkü istihbarat tarihimizin en ilginç ismi haline geldi. Milli İstihbarat Teşkilatından çıkarıldıktan sonra Amerika'ya yerleşti, internette açtığı sitede her gün yeni açıklamalar yapıyor. Sözkonusu kişi 33 yıllık bir istihbaratçı olunca, buna gizli dünyanın insanı sürükleyen etkisi de eklenince, binlerce insan Eymür'ün sürekli yenilediği bu siteyi izlemeye başladı. Dün itibariyle sitesini 62,5 bin kişi ziyaret etmişti. 
Benim gibi istihbaratçı yok Babası da istihbaratçı olan Mehmet Eymür, Milli İstihbarat
Teşkilatı'na 1965'te girdi. Yıllar sonra MİT Müsteşarına hitaben yazacağı dilekçede şöyle diyecekti: "Meslek hayatı benim kadar dolu ve aktif geçmiş tecrübe ve deneyim kazanmış başka bir mensubumuz olduğunu sanmıyorum." O değişik bir istihbaratçıydı:
"Hep aktif görevlerde bulundum. Meslek hayatım, casusluk, organize suç ve terörizm konuları ile uğraşarak geçti. Sayısız önemli vakıa ve operasyonel çalışmada yer aldım ve bir çoğunu bizzat yürüttüm."

Yeraltının karanlık labirentlerinde dolaşan oydu:
"1965-1975 yılları arasında İstanbul'da çalıştım. Burada özellikle sıkıyönetimn sırasında ve bilahare 1983'den sonra müsteşarlık karargahında organize suçlar ve kaçakçılıkla ilgili bir çok görevler aldım. Bu soruşturmalar sırasında yeraltı dünyasının karanlık labirentlerinde dolaşmak ve bu dünyayı öğrenmek imkanım oldu." 1987'de yazdığı MİT raporuyla Türkiye'de fırtınalar estiren Eymür, Susurluk kazasından iki ay önce, 4 Eylül 1996 günü yeni bir rapor daha yazdı. Ancak iki rapor olayında da mesleğini kaybetti. 1988'de emekli edilen Eymür, 1994'te yeniden görevine dönmüştü. Ama, Susurluk tartışmaları sonrasında yeniden hedefteki isim oldu. Önce MİT'in Washington temsilciliğine atandı (Ağustos 1997), iki yıl sonra ise bir kere daha meslekten çıkarılma acısını yaşadı. (2 Ekim 1999). 

Ancak öylesine "direnişçi" bir kimliği var ki, bu kararı sessizlikle karşılayıp köşesine çekilmesi beklenemezdi. Önce, Türkiye'nin en ünlü idare hukukçusu Prof. Metin Günday'a vekalet vererek Başbakanlık ve MİT aleyhinde Danıştay'da dava açtı. MİT Müsteşarlığı'dan gelen cevap dilekçesini okuyunca sinirlendi ve tam 87 sayfalık bir karşı dilekçe yazdı. Bu dilekçede, iki yıllık Washington görevi boyunca Ankara'daki MİT merkezi ile yaşadığı "soğuk savaş"ın ayrıntılarını da anlattı. Yeraltının hizmetine giren görevliler Washington'a varır varmaz, Ankara'dan soruşturma yağmuruna tutulmaya başlandı. 8 Ekim 1997 günü MİT Müsteşarı Sönmez Köksal'a ABD'nin başkenti Washington'dan ilk savunma dilekçesini gönderdi. Epeyce geriden başladı, önce 1980'leri anlattı: "Yeraltı dünyasında, menfaat, para ve güç dışında hiçbir mefhum geçerli değildi. Terör uzmanı ve kahraman bir polis şefi silah kaçakçıları ile ortaktı. Cinayet masası amiri yeraltı dünyasınca işlenen cinayetleri örtbas etmekle görevliydi. Valiler babalara mektup yazıp, makam arabası hibe etmesi için ricada bulunuyorlardı. Emniyet Genel Müdürü, ünlü bir baba tarafından tayin ettirilmişti. Üst rütbeli bazı subaylar, tanınmış bir gazinoda bedava bir yemek veya çocuklarının düğününe sanatçı yollanmasına karşın babaların askerlik işlerini takib ediyorlardı. Devleti idare eden etkin kişilerin çocukları yeraltı dünyasının ünlüleri ile içiçe ticari işlere girmişlerdi. Polis şefleri, ünlü babaların silahlarını taşıyor, fedailiğini yapıyorlardı. Ülkenin kaderini değiştiren ihtilal lideri generallerden birine dünyaca ünlü bir uyuşturucu kaçakçısının İsviçre'de villa aldığı ve çantayla para verdiği söyleniyordu. Soruşturmalar önemli makamlara ulaşınca kestiriliyor veya ifadeler değiştiriliyordu...

MİT raporunun kaleme alınması zamanın müsteşarı Hayri Ündül'un bu konularda benden bilgi istemesi ile gündeme gelmiştir. O tarihlerde Banker Bako olayı aktüeldi. Kaynaklardan bu konu ile ilgili bir çok bilgi gelmişti. Bako ile ilgili bilgileri düzenlerken Müsteşarın talimatını da
dikkate alarak konuyu genişlettim. Raporu, Banker Bako olayı, yeraltı-polis-siyasetçi ilişkileri şeklinde hazırladım. (10 Kasım 1987).

Rapor olayından sonra emekli edilen Eymür, Dünya Bankası kredisiyle Antalya'da bir buz fabrikası kurup işletti. Beş yıl sonra, Şubat 1994'te Milli İstihbarat Teşkilatı'na yeniden döndü. İsmi, terörü bitirmek için her türlü tedbire evet diyen Başbakan Tansu Çiller'e önerilmiş ve dönüşü sağlanmıştı. Şüphesiz, "operasyoncu" kimliğinden yararlanılacaktı. Hem de, PKK lideri Abdullah Öcalan'a karşı... 

Dönüşümden rahatsız olanlar: Ağar, Erkan ve Ayaz Ancak, dönüşü o kadar da kolay olmadı:
"Mehmet Ağar, Ünal Erkan ve Nevzat Ayaz, bir toplantı sonrası zamanın Başbakan'ı Tansu Çiller'e yanaşarak, böyle bir haber aldıklarını, bunun polis teşkilatında infial yaratacağını söylemişler. Bu üstü kapalı tehdit tutmamış. Yeniden mesleğe başladığımda kendi kendime bu
konulardan uzak kalmaya söz verdim. Memleketime ve mesleğime faydalı işler yapmayı planlıyordum. Dönüşümden rahatsız olan çevreler ve teşkilat içindeki uzantıları buna yeterince imkan tanımadılar. "Bu dönemde Türkiye, "Susurluk süreci"ni yaşıyordu. Hepimizin
ancak Susurluk kazası ile öğrendiğimiz isim ve ilişkiler yine Eymür'ün takibindeydi. Kimilerine göre, Eymür'ün kendisi de bu ilişkiler ağının içine dahil olmuştu. Öyle ya, Yeşil kod adlı sivil eylemciyi, uyuşturucu dünyasının bütün gizli noktalarını bilen Tarık Ümit'i o sevk ve idare
ediyordu: "Askar Simitko ve Lazım Esmaili isimli iki İranlı, 15 Ocak 1995 günü Ataköy Polat Rönesans Oteli'Ndeki Emperyal Gazinosu'ndan sabaha karşı çıkıp evlerine giderken, yol üzerinde bulunan bir tepe lambalı Renault marka araç olmak üzere üç araçtan müteşekkil, uygulama yapan sivil polis ekibi görünümündeki telsizli şahıslar tarafından çevrilerekaramaya tutulmuşlar ve bilahare aynı şahıslar tarafından kendi arabaları ile birlikte alınarak götürülmüşlerdir. 28 Ocak 1995 tarihinde Askar Simitko ve Lazim Esmaili'nin cesetleri, İstanbul Silivri'de Kerev Deresi içinde , tabanca ile çok sayıda kurşunlanmış, kulakları kesilmiş ve işkence görmüş vaziyette köylüler tarafından bulunmuştur.

Tarık Ümit ise, 2 Mart 1995 akşamından itibaren kaybolmuş, kaybolmadan önce son olarak özel harekatçı bazı polislerle beraber olduğu saptanmıştır. Özel istinhbarat dairesi tarafından her iki olayla ilgili araştırma yapılmış, bilgi toplanmış, onay alınarak diğer bölgelere personel yollanmıştır. bu olaylara, Engin Civan'ın vurulması, Nuriye Uğur Kılıç(Çakıcı)ın öldürülmesi olayları da dahil edilerek ve illegal faaliyetlerden şüpheli 25 şahsa ait telefonun tetkikinden başlanarak, bilgisayar destekli bir çalışmayla 1500'ün üstündeki şüpheli kişiye ait telefonun ikili ve çoklu ilişkileri araştırılmış, binlerce kişiye ait arşiv incelemesi yapılmış, 1995 yılının Mart ve Nisan aylarında İstanbul'a gönderilen personel vasıtasiyle eldeki veriler tetkik, tahkik çalışmaları ile geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın önemli bir bölümü 1995 Nisan sonuna doğru tamamlanmış ve ilgili personel tarafından kaleme alınan geniş bir raporla sunulmuştur.
Özel İstihbarat Daire Başkanlığı, bütün bu çalışmalar neticesinde elde edilen bilgileri 4 Eylül 1996 tarihinde Mehmet Eymür'ün imzasıyla uzun bir mesaj halinde(takriben 10-12 sayfa) ve önceki yazışmalara ilgi vererek ilgili merkez ve bölge başkanlıklarına yollamış, Abdullah Çatlı
grubu başta olmak üzere illegal ve çete faaliyetlerine dikkat çekmiş ve gittikçe kontrolden çıktığı gözlenen bu yeni terör olgusunun dikkatle izlenerek elde edilen bilgilerin gönderilmesi istenmiştir...

İstihbaratçının dava dosyası

Yeşil'e Yunan polisi sorgusu

Hanefi Avcı ve Kutlu Savaş gibi isimlere göre, "Susurluk süreci" ile mücadele görüntüsü veren Mehmet Eymür de, bu ilişkilerin bir parçası haline gelmişti. Nitekim, Yeşil kodunu kullanan Mahmut Yıldırım gibi en ünlü sivil eylemciyi sevk ve idare eden oydu. Uyuşturucu kaçakçılığı trafiğini en iyi bilen isimlerden olan Tarık Ümit MİT'in elemanıydı ve patronu Mehmet Eymür'dü. Yine, Arap ülkelerine yönelik captagon ticaretini yürüten Gaziantepli işadamı Mehmet Ali Yaprak'ın kaçırılmasında, onun elemanlarının rolü vardı.
MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, "Ben ona kefilim" diyerek Eymür'e duvar olmuştu. Usulden bir soruşturmayla, Eymür'ün savunmasını alıp dosyayı kapattı. Ancak, Şubat 1998'de MİT'teki yönetim değişikliği ile Eymür dosyası yeniden açıldı.
1998'in Şubat ve Mart aylarında, MİT'in Ankara'daki yönetimi ile Washington temsilcisi Mehmet Eymür arasında tam bir soğuk savaş yaşanıyordu. Eymür için üst üste soruşturmalar açılıyor ve gönderilen sorulara cevap vermesi isteniyordu...

MİT: Kutlu Savaş'ı rapor et

4 Şubat 1998 günü Ankara'ya bir mesaj geçen Eymür, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'ın raporuna karşı sert bır çıkış yapıyordu:
"Başbakan tarafından bir rapor açıklanıyor. Bu raporda ben sanki teşkilatın bir mensubu değil de, kendime çalışan bir kişiymişim gibi ismen teşhir edilerek çok ağır bir şekilde suçlanıyorum. En kanlı katil Yeşil trilyonlarca paraları yöneticilerine vermiş, yöneticisi kim? Mehmet Eymür.
Yeşil'i emniyetten kim kurtarmış? Mehmet Eymür. Yeşil'i MİT'te kim tedavi ettirmiş? Mehmet Eymür. Beni arayan Kutlu Savaş ile konuşuyorum. Bu bilgiler teşkilatınızın verdiği bilgiler diye bana cevap veriyor... Artık teşkilat adına yürüttüğüm faaliyetlerle ilgili gizlenecek hiçbir husus kalmadığından yargılanmayı, adalet önünde suçlamalara cevap vermeyi bekliyorum ve arzuluyorum..."

Eymür, bir süreliğine Ankara'ya gelmek için de izin istiyordu. Ankara'dan 6 Şubat 1998 günü şu mesajı aldı: "Kutlu Savaş'ın kullandığı bilgilerin teşkilat(MİT) tarafından verilen bilgiler olduğu şeklindeki beyanlarının, sizi tahrik ederek konuşturmaya yönelik olduğu değerlendirilmektedir. Kutlu Savaş'a verilen bilgiler sizce de malum olan arşivlerimizdeki kayıtlı bilgiler olup aleyhe değil, tamamen leyhe yöneliktir. Sizin daha önce geçirdiğiniz deneyimler ve bunca yıllık servis mensubu olmanız, bu tür tahriklere kapılmamamınız için yeterli nedendir. Sizi arayan Kutlu Savaş ile konuştuğunuzu belirtmektesiniz. Anılan ile yaptığınız görüşme raporu ile şahsın tutumu ile ilgili şahsi değerlendirmenizi de bildiriniz. Bu aşamada Ankara'ya gelmenize gerek yoktur(menfi)."

Eymür'e 12 Yeşil sorusu
16 Mart 1998 günü cevap vermesi istenen sorular Yeşil ile ilgiliydi. MİT müfettişleri Eymür'e şu soruları yöneltiyordu: "1. Mahmut Yıldırım ile ilk kez ne zaman tanıştınız? Yeşil'i size kim
tanıştırdı?. 2. Yeşil'in dosyasında kendisi ile temas kurulmaması için İç İstihbarat Başkanlığı'nın 17 Mart 1992 tarihli emri bulunmasına rağmen adı geçeni neden tekrar ele aldınız? 3. Yeşil'in kullanıldığı operasyonlar hangileridir? Yurt dışında bazı operasyonlarda kullanıldığı bilinen Yeşil, yurt içinde hangi operasyon veya görevlerde kullanılmıştır? 4. Yeşil'in yurt dışı operasyonlarda kullandığı sahte belgeler (pasaport, kimlik, ehliyet vs.) nerede yapıldı? 5. Operasyon dönüşü bu belgeler kendisinden alındı mı? İmha edildi ise kim tarafından imha edildi? 6. Yeşil'in Antalya'daki evinin alınmasında katkınız olmuş mudur? 7. Beyrut operasyonundaki görevi esnasında Yeşil'ce Beyrut'ta cep telefonu kiralanması emrini siz mi verdiniz? 8. Yeşil'in Antalya'daki evinde teşkilat mensuplarından kimler kalmıştır? 9. İsmail Koçkaya'yı (Mesut Yılmaz'ın yumruklanması olayında ismi geçen Macar İsmail) tanıyor musunuz? Tanıyorsanız kendisi ile ne tür ilişkileriniz olmuştur? 10. Size bağlı operasyon dokümantasyon bölümüne şifahi olarak sahte evrak tanzim edilmesi ve evrakların görev
dönüşü imha edilmesi için emir verdiniz mi? 11. Yeşil ile son şahsî görüşmeniz hangi tarihte olmuştur? 12. Kendisi ile yaklaşık hangi tarihten bu yana telefon irtibatınız olmamıştır?.."

Eymür: Sorular taciz edici Ancak Mehmet Eymür bu sorulara cevap vermedi. Sert bir çıkış
daha yaparak şu cümleleri kullandı: "Peşin yargılı bir ifade ile ve suçlayıcı tarzda kaleme alınan yazılar tarafımdan, şahsımı ve bir dönemi cezalandırmaya zemin hazırlamak için kasıtlı olarak tertiplenmiş bir işlem olarak algılanmakta ve makama yakışmayan bir tarz olarak görülmektedir. Son seyahatimdeki görüşmede Müsteşar Şenkal Atasagun'un beni otuz seneyi aşkın bir süredir yakinen tanımasına, ailem, özel hayatım dahil hemen her şeyimi bilmesine rağmen, peşin yargılı bir tavırla şahsımla ilgili isnatlarda bulunmasını hayretle dinledim. Esasında bana çok yabancı gelmeyen ve çoğu Susurluk olayı sonrasında ortaya atılan bu iddialar, fabrikayı Nasrullah Ayan'a sattığım, mal varlığımda ani yükseliş olduğu, ülkücü bir şahıstan araba aldığım, Yafes Öztürk gibi mafya tipi insanlarla dostluk kurduğum,
Amerika'ya yerleşeceğim ve geri dönmeyeceğim, dairedeki arkadaşlarımın bana faksla resmî bilgiler yolladığı, ucuz olarak Mersedes araba aldığım, lüzumsuz işlere karışarak yeraltı dünyasının ve birçok kişinin düşmanlığını kazandığım, herkesi, zamanın müsteşarı Sönmez
Köksal'ın Mehmet Eymür'ü bu kadar korumasının ona karşı gebeliği olduğu şeklinde yorumladığı' gibi ve diğer pek çok kulaktan duyma, mesnetsiz ve dedikodu mahiyetindeki bilgilere dayalı iddialardı... 

Zamanın müsteşarı Sayın Sönmez Köksal, Yeşil kod isimli Mahmut Yıldırım'ın kendi bilgisi dahilinde üç operasyonda kullanıldığını belirtmiştir. Zaten operasyon planları müsteşar tarafından onaylanmış planlardır. Yeşil kod isimli Mahmut Yıldırım, Mehmet Ali Yaprak ve diğer konular, tarafımdan Teftiş Kurulu Başkanlığı'na detaylı olarak ifade edilmiştir. Müsteşar Şenkal Atasagun, Mahmut Yıldırım'ın kullanıldığı operasyonların hepsini gayet iyi bilmektedir."
Yeşil, Yunan polisinin eline düşüyor Eymür'ü Susurluk süreci ile buluşturan en önemli irtibatlardan biri şüphesiz Yeşil'di.

1996'nın Mayıs ve Kasım aylarında PKK lideri Abdullah Öcalan'ı ortadan kaldırma operasyonlarında Beyrut ve Şam'a giden ekipler içinde Yeşil de vardı. Ancak bugüne kadar pek bilinmeyen bir "Yeşil Operasyonu" daha var. Bu da Yunanistan'da gerçekleşti. Yine "Metin Atmaca" kimliğini kullanıyordu. Ne var ki, Yeşil Yunan polisinin eline düştü. Üç gün
sorgulandı, ketumiyeti yüzünden yakayı kurtarıp İpsala sınır kapısından Türkiye'ye giriş yaptı. Tarih yine 1996. 

Yeşil adına, Emniyet'ten iki ayrı "Metin Atmaca" pasaportu alındığı için onun yurt dışı görevleri sonrasında Türkiye'ye giriş çıkışları da çoğu kez kafaları karıştırdı. Bu yüzden, Kasım 1996'daki Beyrut seyahatinden sonra pasaport işlemlerinin izi sürülemiyor. Bir iddiaya göre pasaportlardan biri de Yeşil'le birlikte kayıp. Halen güvenlik makamlarında olan pasaportta ise Yeşil'in Beyrut'tan Türkiye'ye giriş yaptığına dair "mühür" bulunmuyor. Tıpkı bu konu gibi, MİT yönetiminin Eymür'e sorduğu; "Yeşil yurt içi operasyonlarda da kullanıldı mı?" sorusu da halen esrarını koruyor. 

Tarık Ümit'e on günlük MİT sorgusu
Mehmet Eymür ile MİT yönetiminin hesaplaşmasını sergileyen Washington-Ankara mesaj trafiğinin en önemli konularından bire de, 2 Mart 1995 günü İstanbul'da kaçırılıp ortadan kaldırılan 18 yıllık MİT elemanı Tarık Ümit olayı.
6 Şubat 1998 günü Eymür'e, "İzinli olarak Ankara'ya gelmene gerek yok" diyen MİT yönetimi ertesi gün en seri vasıta ile merkeze gelmesini istiyor.
Türkiye'ye gelen Eymür, İstanbul'a da uğruyor ve kaybedilen elemanı Tarık Ümit'in amcası Cemalettin Ümit'le bir görüşme yapıyor. Gürcü müziğinin arkasındaki tehdit Bu görüşmeden sonra Cemalettin Ümit savcılığa şöyle bir dilekçe veriyor:
"Tarık Ümit'in evinde bulup muhafaza ettiğimiz eşya arasında, üzerinde Gürcü müziği yazan bir kaset mevcut idi. bu yazılı ibare sebebiyle nazara almayıp bir kenara koyduğum kasedi bundan bir müddet önce dinlediğimde müziğin devamında Tarık Ümit'in kendi sesiyle birine
bazı anlatımlarda bulunduğunu tesbit ettim. Kasedin zor anlaşılan içeriğinin çözümünü profesyonel bir ses kayıt stüdyosuna yaptırdım. Bu çözümü ekte yazılı olarak kaset ile birlikte savcılığınıza sunuyorum. Mehmet Eymür bana, böylesi bir kasetten haberi olduğunu, Tarık Ümit'le kendisinin ve arkadaşlarının yaptıkları görüşmelerin bir kısmının sesli ve görüntülü olarak kayda alındığını, görüşmeler sırasında Tarık Ümit'in, zaman zaman hayatından endişe ettiğini belirtmesi üzerine, 'Bu endişelerini bir notere kaydettir. Ayrıca sana, bizimle yaptığın görüşmelerde kaydettiğimiz anlatımlarından pasaflar bulunan bir bant
vereyim, onu da noter belgesine ekle ve başına bir şey geldiği zaman ortaya çıkartmak üzere güvenilir bir kimseye teslim et' dediğini ve muhtelif tarihlerde yaptıkları görüşmelere ait bantlardan pasaflar çıkarttırarak bir kaset içinde Tarık Ümit'e verdiğini ifade etti. 

Mehmet Eymür'ün ifadesinden de anlaşıldığı üzere MİT'te bu kasedin detaylarının bulunduğu sözlü ve görüntülü bantlar bulunduğu anlaşılmaktadır. " Eymür, 8 Mayıs 1998 günü bu olayla ilgili Ankara'ya şu mesajı geçiyor: "Dilekçede de belirtildiği üzere, mezkur bant 2-3 yıl kadar önce Tarık Ümit'e, başına bir şey gelebileceği düşüncesiyle tarafımdan verilmiştir. 
Tarık Ümit'in konuyla ilgili noterden yapılma veya yazılı bir belge bırakmış olması da gerekmektedir. Yaşadığı evde Korkut Eken'den aldığı silah ve patlayıcıları sakladığı gizli bir bölmesi olduğunu tarafıma bildirmişti. Daha önce bu hususu ilettiğim yakınları bu gizli bölmeyi bulamadılar. Mezkur bant İstanbul'da tarafımdan dinlenmiştir. Kaydın veya dinlenen cihazın kalitesinden dolayı tamamı anlaşılamamaktadır. Bantta genel olarak Mehmet Ağar ve Korkut Eken'le çalışmalarından bahsedilmekte ve Korkut Eken'in kendisini tehdit ettiği ve öldürtmeye
çalıştığı Tarık Ümit'in sesi ile anlatılmaktadır." Ancak bu kaset savcılık tarafından delil olarak kabul edilmedi. 'Kasetleri savcılara seyrettirin' 27 Mayıs 1998 günü Ankara'ya yeni bir mesaj gönderen Eymür, MİT yönetimine, "elimizdeki kasetleri savcılığa verin" çağrısını yapıyor:
"Tarık Ümit olayının aydınlatılması ülkemizin geleceği açısından olduğu kadar Teşkilatımız açısından da önemlidir. Teşkilatımız bu konuda mümkün olduğu nisbette adli makamlara yardımcı olmalı, adli makamlar, Hanefi AVcı ve diğer mihraklarca saptırılan ve içinden çıkılmaz bir yumak haline getirilmeye çalışılan olayın doğrusuna ulaşmalıdır. Daha evvel ifade vermiş olduğum İstanbul DGM savcıları bu konudaki sıkıntılarını beyan ederek, polis ve jandarmadan hiçbir bilgi alamadıklarını, Teşkilatımızın da yardımcı olmadığını, bu şekilde bir neticeye
varmalarının çok zor olduğunu belirtmişti.

Diğer yandan teşkilatın elindeki bu konu ile ilgili bilgi ve belgelerin DGM ve diğer resmi makamlara sunulması da sakıncalıdır ve Teşkilatımızın bir çok çalışmasının açığa çıkmasına neden olacaktır. Bu nedenle DGM savcı ve hakimleri ile doğrudan temas edilmesi, adı
geçenlerin bilgilendirilmesi, sakıncası olmayacağı düşünülen bazı evrakın özel olarak okutulması veya gösterilmesi suretiyle olayların aslı hakkında bir kanaate varmalarının temin edilmesi uygun bir yöntem olarak düşünülebilinir.

Şahsi kanaatim, bu olayların sadece polisiye ve adli suç olayları olmadığı, olayların ve yönetici seviyesindeki faillerinin arkasında yabancı istihbarat teşkilatlarının bulunduğudur. Bu kanaatimi teyit edecek bir çok karine de mevcuttur. Teşkilatımızın, asli görevleri arasında bulunan bu konuda, 'aman bize bulaşmasın' zihniyetiyle seyirci durumunda kalmaması ve aktif davranılması gerektiğini düşünüyorum. 

Tarık Ümit sorguya alınıyor
Eymür'e göre, hem İran asıllı Askar Simitko'yu hem de Tarık Ümit'i kaçırıp ortadan kaldıran ekip, Abdullah Çatlı, Korkut Eken ve Mehmet ağar üçlüsüydü. Çünkü, MİT'in bu iki gözde elemanı, uyuşturucu trafiği başta olmak üzere karanlık dünyanın, özellikle de Çatlı ismi etrafında olup bitenlerin en yakın tanıklarıydı.
Askar Simitko, İranlı arkadaşı Lazım Esmaili ile birlikte 15 Ocak 1995'te kaçırıldı ve 13 gün sonra cesetleri Silivri'de bir dere yatağında bulundu.
Bu olay üzerine, Milli İstihbarat Teşkilatı iki ismi Ankara'ya çağırıp sorguya aldı. Bunlardan biri Tarık Ümit, diğeri ise "Susurluk'un Bankeri" olarak bilinen Hakkı Yaman Namlı'ydı. Askar Simitko, MİT için önemli bir elemandı. Emniyet tarafından defalarca sınırdışı edilmek istendiği halde her seferinde MİT tarafından Türkiye'de tutulmuştu.
Tarık Ümit ve Yaman Namlı, Ankara'da on gün boyunca sorgulanarak Simitko olayı çözülmeye çalışıldı. Ancak bu sırada ilginç bir gelişme yaşandı. Ankara'daki MİT karargahında, Y. A. isimli Mİt yöneticisi ile karşılaşan Tarık Ümit, "Benim burada olduğum biraz sonra Korkut Eken'in kulağına gider" dedi. Tarık Ümit'in on gün boyunca anlattıkları daha çok Abdullah Çatlı ve Korkut Eken ekibiyle ilgiliydi. O yüzden, "Biraz sonra beni ihbar
edecek" diye Y.A.'dan kuşkulanması doğaldı. Nitekim bu sorgudan yaklaşık bir ay sonra, İstanbul'da Tarık Ümit de kaçırıldı. Askar Simitko'nun hiç olmazsa cesedine ulaşıldı. Ümit'e olan öfke daha fazla olmalı ki, cesedi bile bugüne kadar ortaya çıkarılamadı. 

Eymür'ün meslekten çıkarılması 
Ankara-Washington hattında, Yeşil ve Tarık Ümit haricinde Eymür'e, Mehmet Ali Yaprak'ın kaçırılması olayı da soruldu. Çünkü Yaprak'ın ikinci kaçırılmasına MİT görevlileri de karışmıştı. Ancak Eymür'e göre, "yıldırım ivedilik dereceli" mesajlarla sorulan sorular "acayip, ve taciz edici" nitelikteydi. Kendisine yönelik bu soruşturmaları "taciz faaliyeti" olarak nitelendiren Eymür, "Ya bunları durdurun ya da beni mahkemeye verin" demekteydi. Ancak, Teşkilattan çıkarıldığı 2 Ekim 1999 tarihine kadar soruşturmalar sürdü. Meslekten çıkarılma gerekçesinde, "Teşkilatın metod ve prensiplerine uymamayı alışkanlık haline getirdiği, MİT'e intibak edemediği" belirtiliyordu. Ancak, yargıya verilmek yönündeki ısrarına rağmen Eymür için herhangi bir ceza davası açılmadı. İstihbarat dünyasının işleyiş tarzına böylesi daha uygundu.

Üzüntü verici bir final
Bir yıldan fazla bir süre geçtikten sonra Eymür'ün sanal alemde açtığı sitede yapmaya başladığı açıklamalar, onu eski kurumu MİT yönetimi ile yeniden karşı karşıya getirdi.
MİT'in satın aldığı yeni uçakla ilgili olarak, "Bir parti liderinin kardeşi bu satıştan komisyon aldı" iddiası, MİT Müsteşarlığı tarafından sert bir açıklamayla yalanlandı. Açıklamanın son bölümü şöyleydi: "Belirli bazı gazetelerde çıkan bu ve benzeri gerçek dışı iddiaların sahibi kişi hakkında gereken yasal işlemler yapılmaktadır. Bahsekonu şahıs, Teşkilâtımızca hukuk dışında muhatap alınmayacaktır."
Galiba bu iki cümle, Eymür-MİT soğuk savaşının üzüntü verici finalini en çarpıcı şekilde ortaya koyuyor. Türkiye'nin istihbarat Teşkilatı ile 33 yıllık eski bir görevlisi arasında, kapanması zor bir çukur oluşuyor. (Bitti)

| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 454 1 454 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.