Menderes Efsanesi
Toprak beyliğinden liderliğe
Menderes ve Kennedy
Ünlü Amerikalı sinema
yonetmeni Oliver Stone, Nixon filmindeki bir sahnede Rechard
Nixon'ı oynayan Antony Hopkins'e, Baskan Kennedy'nin Beyaz
Saray'daki portresinin onunde soyle dedirtir: "Insanlar bana
baktiklarinda ne olduklarini, sana batiklarinda ise ne olmak
istediklerini goruyorlar." Cunku, Yassiada'dan idam kararlari
ciktigini Ankara'daki Amerikan Buyukelcisi'nden öğrendiginde infazlarin
durdurulmasi icin Milli Birlik Komitesi uyeleri ile temas kuran
ABD Baskani John Fitzgerald Kennedy Amerikan demokrasisi icin bir
semboldur. Menderes de bizim politika hayatimizda bir semboldur.
Oyle oldugu icindir ki, 27 Mayis'tan sonra Menderes'in Devlet Su
Isleri Muduru Suleyman Demirel, "Onun devamiyiz."
sloganiyla iktidari devralmistir. Menderes, Turkiye'sinde
burokrasi hayatina baslamis ve onun Turkiye icin duydugu heyecanin
yakin tanigi olan Turgut Ozal, daha iktidarinin birinci yilinda,
1984'te Aydin Menderes'i cagirarak Imrali'daki mezarlarin torenle
naklini konusmustur. Demirel, 1987'de siyasi yasaklarin
kaldirildigi referandumda Anadolu'yu turlarken Aydin Menderes'i
hic yanindan ayirmamistir. Necmettin Erbakan da, RP'yi iktidara
tasimak icin Aydin Menderes'i yanina alma ihtiyaci hissetmistir.
Iste bu yazi dizisinde, Turk
siyaset tarihinin efsanelesmis bir siyasi liderinin hikayesi yer
alacaktir. Menderes efsanesinde, 1940'lardaki geri kalmis
Turkiye'nin kabuklarini kiran bir siyasi liderin buyuk kavgasi
vardir.
Faruk Mercan
Buyuk ve Kucuk Menderes
havzalarinda genis topraklara sahip Haci Ali Pasa'nin torunu
olarak dunyaya gelen Menderes, henuz uc yasindayken annesini ve
babasini, ardindan 5-6 yaslarindaki tek kardesi, ablasi Melike'yi
kaybetmisti. Menderes'in Drami kitabinin yazari Sevket Sureyya
Aydemir, onun cocuklugunda cektigi bu yalnizlik acisini soyle
dramatize ediyor: "Ana nedir bilmiyorum; ama sezerdim. Baba
nedir bilmiyorum; ama sezerdim. Ablamin hatirasi, kucuk ve beyaz
bir duman parcasi gibi icimde titrer... Ama mektep duvarlari
icinde bile yapayalniz yasardim. Bayramlarda, tatillerde,
evlatlarini, cocuklarini, kardeslerini almaya gelenleri gordugum
zaman icim yanar, kendimi zaptedemezdim..."
Artik babaannesi Fitnat Hanim'a
emanetti.... Izmir'deki ogrencilik yillari bir imparatorlugun
cokusune rastladi.
Yillar sonra siyasi kaderini
birlestirecegi Celal Bayar'la, iste bu mektep yillarinda
karsilasti. Birinci Dunya Savasi'nin hemen oncesi bu donemde
devleti fiilen yoneten Ittihat ve Terakki'nin Bursa subesini kuran
Bayar, Izmir'e gecmis ve cemiyetin Izmir sube sekreteri olmustu.
Bayar, olayi soyle anlatiyor: "Bir gun, Kizilcullu Amerikan
Koleji'nden uc gencin benimle gorusmek istediklerini haber
verdiler. Kabul ettim. Hemen hemen ayni yaslarda uc gencti. Temiz
giyinmislerdi. 15-16 yaslarinda gorunuyorlardi. Iclerinden biri
konusmaya basladi, okuduklari Amerikan Koleji'nde egitim kadrosu
icinde misyoner rahipler varmis. Bunlar Musluman ogrenciler
uzerinde isliyorlar ve Hiristiyan yapmaya calisiyorlarmis. Bu
genclerin sikayeti bu idi... Okullari ile devlet olarak
ilgilenilmesini istediler..." Uc gencten Bayar'la konusani
Menderes'ti...
Amerikan Koleji'nde ogrenciyken,
1916 Ekim'inde Harbiye Nezareti, 1315'lileri (1899) askere cagirir.
Menderes 18 yasindadir. Istanbul Maltepe'deki yedek subaylik
talimgahindayken, nazli ve sevgili torununu takip edip arkasindan
gelen babaannesi Fitnat Hanim otel odasinda olur... Menderes,
Suriye cephesine sevk edilir; ancak Mondros Mutarekesi imzalanir
ve yolculuk Pozanti'da kesilir, burada zehirli sitmaya yakalanir.
Mutarekeden sonra okuluna yeniden doner. Bu sirada yakalandigi
karahumma yuzunden 40-45 kiloya kadar duser. Yunanlilarin Izmir'e
cikmasindan once buradan ayrilarak ata yadigari Aydin'daki
Cakirbeyli ciftligine yonelir. Ay-Yildiz cetesini kurarak Milli
Mucadele'ye katilir. Bir gonullu suvari birliginde gorev alir,
inzibat komutanligi emir subayligi, alay komutanligi yaverligi,
ordu komutanligi karargahinda sansur subesi tercumanligi yapar ve
gogsunde istiklal madalyasi ile terhis olur...
MENDERES'I BAGRINA BASAN MUMBIT
TOPRAKLAR
Menderes Vadisi'nin guneyine
dusen Cakirbeyli ciftligi, Menderes Nehri kiyisindan baslayan ve
nehrin guney yakasini kapsayan 40 bin donumluk bir arazidir.
Menderes, politikaya atilmadan onceki 8 yilini gecirdigi
Aydin'daki Cakirbeyli ciftliginde topragin bagrina sigindi. Bu
ciftlikte toprakla, mumbit Menderes Ovasi'yla tanisti... Artik bir
ciftlik beyi, bir toprak adami olmustu. Mukerrem Sarol anlatiyor:
"Babaannesinin nasihati var: Adnan, buyukbabandan kalan bu
topraklara hiyanet etme. Bu topraklar gercek anlamda senin
vatanindir. Senin anandir, babandir. Senin varligindir, oz
yurdundur. Bu topraklara ne kadar hizmet edersen, bu topraklar
sana bedelini misliyle oderler. Babaannesinin bu sozlerini bir
evliya sozu gibi dinlerdi. Adnan Bey.. ve bana anlatirdi. Ben
bunlarin bir kismini tuylerim diken diken, gozlerim nemli
dinlerdim..."
TOPRAK BEYI POLITIKAYA GIRIYOR
O yillarda politikaya ve
Cumhuriyet Halk Partisi'ne uzak duran Menderes, Terakkiperver
Cumhuriyet Firkasi'ndan sonra ikinci muhalefet partisi olarak
kurulan Serbest Cumhuriyet Firkasi'nin Aydin teskilatini kurdu.
Turkiye'de yayilan muhalefet dalgasi uzerine Serbest Cumhuriyet
Firkasi kapatilir. Bu olayin gerisini Menderes soyle anlatiyor:
"Fethi Bey'in partisi malum sartlar altinda feshedildi.
Memlekette derin bir teessur hakim oldu. Halk Partisi kendisini
toplamak istedi. Vilayetlere heyetler gonderdi. Bu arada Izmir ve
Aydin'a da Celal Bayar baskanliginda bir heyet geldi. Daha sonra
da Ataturk seyahate cikti. Aydin'a da ugradi, Aydinlilarla temasi
zaruri gordu. Ben gelen heyetle bir hafta temas etmedim. Nihayet
Celal Bayar tanidigim ve hurmet ettigim bir zatti. Vasif Cinar,
Ittihat ve Terakki mektebinde hocamdi... Bu muhterem zatlarin
ihram ve israri uzerine Halk Partisi'ne girerek fikirlerimizi
parti icinde mudafaa etmek muvafik olacakti..." Burada
dikkatle uzerinde durulacak sey, "Halk Partisi'ne girerek
fikirlerimizi parti icinde mudafaa etmek muvafik olacakti."
cumlesidir.
1931'de Aydin'a gelen
Cumhurbaskani Ataturk'le aralarinda gecen konusma ise soyle:
"Menseimi, mesguliyetimi sordular, o seneki mahsul vaziyeti
uzerinde izahat aldi, mevzu dolayisiyla koylu olarak, ziraat
meselelerine dair izahlarimi dikkatle dinledi. Dedi ki: 'Butun bu
meselelerin halledilebilecegi kanaatiyle mi Serbest Firka'ya
girdiniz?..'
Onunde acik ve samimi olmak
sartti: 'Halletme carelerinin daha iyi bulunabilecegi umit ve
kanaati ile...' Yuzume uzun uzun bakti, 'Dogrudur, memnun oldum.
Butun bu isleri daha bir muddet tek firka ile yurutmek zorundayiz.
Sen cocugum, Aydin'da Halk Firkasi Teskilati'nin basina gececeksin..:'
dedi.
Ucuncu Buyuk Millet Meclisi o yil
intihaplari yenilemeye karar verdi ve ben dorduncu devrede,
Cumhuriyet Halk Firkasi Vilayet Idare Heyeti Reisi olarak hizmette
iken Aydin mebusu intihab edildim: Listeye ismimi sahsen
koydurmustu."
Ataturk de cevresindekilere,
"Bugun temas ettigim genc elbette bizim parti
mutemetlerimizle calisamaz, sayan-i dikkat bir genctir."
diyecektir.
Boylece Menderes, 32 yasinda
Aydin Milletvekili olarak TBMM siralarinda oturmaya basladi. 30
yil surecek firtinali siyasi hayati, 1931 yilinda iste boyle
basladi... 1946'da siyasi kaderini birlestirecegi Celal Bayar'a
gelince... Bayar, ilk Turkiye Buyuk Millet Meclisi'nde Manisa
mebusuydu. Cumhuriyet Halk Partisi'nin de kuruculari arasinda yer
alan Bayar, 1931 secimlerinden once Is Bankasi Genel Muduru, 1931
secimlerinden sonra Bakanlar Kurulu'nda Iktisat Vekili'dir.
Boylece 1946'da muhalefet bayragini acacak iki isim, ilk once CHP
catisi altinda bulustu.
'Basvekil sizsiniz Adnan Bey...'
14 Mayis'ta Demokrat Parti'nin
zaferinden sonra Meclis'te Fuat Koprulu'yle bas basa vererek DP
hukumetinin listesini cikaran Menderes, listenin en basina Celal
Bayar'i Cumhurbaskani olarak yazmisti. Fuat Koprulu Basvekil,
Menderes ise Koprulu'nun yardimcisi olacakti. Gerisini Celal Bayar,
"Basvekilim Adnan Menderes"te soyle anlatiyor:
"Cankaya'daki buyuk salonun
bitisigindeki buromda oturuyordum. Menderes'in geldigini haber
verdiler. Az sonra kapidan agir adimlarla girdi. Cekingen, mahcup
bir hali vardi. Yer gosterdim oturmadi. Karsimda ayakta duruyor,
ellerini ovusturuyordu. Bir sey rica etmeye gelmis mahcup
insanlarin cekingenligi icindeydi. Tekrar yer gosterdim:
-Buyurun oturun Adnan Bey.
Yine oturmadi. O nazik
gulumsemesi icinde yumusak bir sesle:
-Sizden bir ricada bulunmaya
geldim beyefendi, dedi; beni mazur gormenizi rica ederim.
-Buyurun soyleyin oyleyse dedim,
sizi dinliyorum.
-Arkadaslarimizdan birini nasil
olsa hukumet kurmaya memur edeceksiniz. Mahzur gormezseniz, Fuat
Koprulu arkadasimizi tavsiye edecektim.
Oturmadi. Ayakta duruyor,
ellerini ovusturarak yere bakiyordu. Benden bir karsilik bekledigi
belli idi.
-Basvekil sizsiniz Adnan Bey,
dedim.
Sasirdi, boyle bir sey
beklemiyordu. Biraz da sanirim telaslanir gibi oldu.
-Bendeniz, Fuat Koprulu arkadasim
icin ricaya gelmistim.
Ben sozumu teyit ve tekrar ettim.
-Basvekil sizsiniz Adnan Bey,
Fuat Koprulu arkadasimiz da degerli bir insandir. Bilim adamidir,
tecrubelidir, dil bilir. Kendisine kabinenizde uygun bir gorev
verebilirsiniz. Disisleri Bakanligi'na uygun bir formasyonu vardir,
saniyorum. Tabii, bu sizin bileceginiz bir istir. Kabinede
herhangi bir sekilde beraber calisabilirsiniz.
Hala oturmuyor, ayakta duruyor,
yuzume bakip guluyordu. Ne diyecegini kestirememis bir hali vardi.
-Sizin basvekil olmaniz yetmez,
dedim. Parti liderligini de uzerinize alacaksiniz, muvaffakiyetler
dilerim.
Ataturk'ten sonra Celal Bayar da
Menderes'i kesfetmisti. Ataturk'un milletvekili yaptigi Menderes'i
Bayar, Demokrat Parti lideri yapti. Bayar, miting meydanlarini
dalgalandiran Menderes'e DP liderligi koltugunu birakirken, onun
CHP'li rakiplerine karsi ortaya koydugu ustun konusma yetenegini
dikkate almisti.
Demokrat Parti'ye gelinceye kadar,
CHP doneminde parti baskani ayni zamanda cumhurbaskani oluyordu ve
parti baskanligi gorevini de surduruyordu. Demokrat Parti ile
birlikte bu gelenege son verildi. Bayar Cumhurbaskani, Menderes
Basbakan, Fuat Koprulu Disisleri Bakani olmustu.
Politikanın yeni yıldızı
1931 secimlerinden sonra
Ankara'ya gelen Menderes, ilk once harp yillari sebebiyle yarida
biraktigi tahsilini tamamladi. Daha sonra Basbakan olarak Meclis
kursusunde Menderes'e "psikopat" diyerek buyuk bir
firtinaya sebep olan Recep Peker bir gun kendisine, "Tahsilini
niye tamamlamiyorsun Adnan Bey?" deyince, Ankara Hukuk
Mektebi'ne yazilir ve buradan diploma alir.
Menderes, Ankara'daki ilk
yillarini soyle anlatiyor: "Meclis'e geldikten sonra buyuk
bir dikkatle calismaya basladim. Kendimi memleket isine verdim.
Hem vazifemi gordum hem de hizmet icin kendimi yetistirdim.
Basvekil oluncaya kadar da, kendimi yarin icin ilzam edecek bir
harekette bulunmadim... Yirmi sene icinde, herkesin pesinden
kostugu Avrupa seyahatlerini bir defa bile dusunmedim. Hicbirisini
aklimdan gecirmedim. Halbuki lisan biliyordum. Param vardi,
faydali olabilirdim. Bilakis Meclis encumenlerinde calistim. Parti
mufettisi olarak, kaza, nahiye, belediye odalarinda sabahlayarak
vazife gordum..." (Avrupa seyahatlerini dusunmedim' sozu,
Menderes'in o donemde Meclis'teki asil gorevlerini yapmak
yonundeki politika anlayisini yansitiyor. Menderes, basbakanligi
doneminde 30'a yakin dis seyahat yapmis ve Turkiye'nin aktif bir
dis politika uygulamasi icin caba harcamistir. Bunun ilk adimi da
Turkiye'nin NATO'ya girmesidir.)
Meclis encumenlerinde raportor
olarak calismak Menderes'e sonrasi icin buyuk bir tecrube
kazandirdi. Bu raportorlerin cogu sonralari encumen reisi ve
bakanlik kademelerine yukseliyordu. Cunku o donemde encumenin
gorevi hukumeti hesaba cekmekti. Raportorler, bakanliklarin
iclerine girer, gorevlileri karsilarina alarak hesap sorarlardi.
Menderes bu gorevinin yani sira, tasra mufettislikleri, halkevleri
ve spor teskilati mufettislikleri gorevlerinde bulundu... (Bu
basarili calismalari parti tabaninda ona buyuk bir guven
kazandirdi. 1946 secimlerinde Menderes Aydin'dan milletvekili
adayligini koymustu. Ancak yurt genelindeki saibeli oy sayimlari
Aydin'da da kendini gostermis ve Menderes secilememisti. Buna
karsilik Menderes Kutahyali secmenler tarafindan kendiliginden
listeye alinmisti, boylece 46 secimlerinde Meclis'e Kutahya
milletvekili olarak girdi.).
Turkiye'nin ziraat sorunlarini en
yakindan bilen bir isim olarak Menderes'in ismi bu siralarda
Ziraat Vekilligi (Tarim Bakanligi) icin gecti. Ismet Inonu'nun
anlattigina gore, Basbakan Rustu Saracoglu, Menderes'i Tarim
Bakani olarak dusundugunu soylemis ve "Istifade olunabilecek
bir adam." demisti. Menderes, Tarim Bakani olmadi; ama,
Meclis'e gelen Toprak Reformu Kanunu bir yildiz gibi politikada
dogmasini sagladi.
CHP yoneticileri, toprak sahibi
olmayan ciftcinin topraklandirilmasiyla Turkiye'nin ziraat
sorunlarinin asilabilecegini dusunuyordu. Toprak Reformu Kanunu
icin Subat 1945'te Meclis'te 32 kisilik bir komisyon belirlenir.
Komisyon'un raportoru ise Menderes'tir. Uc ay suren muzakerelerde
Menderes bu kanuna sert bir muhalefet yapti. Meclis'teki
konusmalarinda soyle diyordu:
"Turkiye'nin ziraat ve
iktisat alaninda bugun icinde bulundugu geri durum, toprak
mulkiyet ve isletmesi rejimlerinin elverissizligi degildir... Eger
hakikaten boyle olsaydi evvela hukumet kendi hususi mulkiyeti
altinda bulunan ve bugun 13 milyon donum raddesinde bulunan
topraklari (Hazine arazileri) sonradan hukmi tasarrufu altinda
bulunan topraklarla beraber elde tutmaz, dagitirdi... Bu
memleketin iktisadi kalkinmasina da destek olacak olan zirai
kalkinma davasini bir plan dairesinde ve gerektigi genislik ve
hacimde ele alinmadigi gibi hatta bu kalkinmayi kendi tabii seyri
icinde dahi geciktirecek yollara gidilmistir."
Hukumetin 50 donumun uzerindeki
butun arazileri kamulastirarak ciftcinin elindeki topraklari
parcalamak istedigini belirten Menderes, yuzolcumu yetmis milyon
hektari asan bir genislikte; ama nufusu henuz 20 milyonu bulmamis
Turkiye'de zannedildigi gibi yaygin bir toprak sikintisi
bulunmadigini aciklar. 6 milyon topraksiz koylu iddiasinin
Turkiye'yi dunya karsisinda kucuk dusurdugunu anlatan Menderes,
Turkiye topraklarini 50'ser, yuzer donumluk parcalara ayirmanin
memleket gercekleriyle bagdasmadigini vurgular. Ciftcinin
topraklandirilmasina karsi olmadigini belirten Menderes bunun
yaninda mevcut uretim duzeninin zarar gormemesi gerektigine isaret
eder.
MENDERES CHP'DEN IHRAC EDILIYOR
Bu mucadelesine ragmen Ciftciyi
Topraklandirma Kanunu, 11 Haziran 1945'te Meclis'te kabul edildi.
O tarihten bir gun sonra ise siyasi tarihe "dortlu takrir"
olarak gecen ve Demokrat Parti'nin dogmasina onculuk eden
gelismeler baslar. Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve
Fuat Koprulu, CHP Meclis Grup Baskanligi'na verdikleri uc sayfalik
muhtirada (dortlu takrir) ozetle su goruslere yer verdiler:
1. Anayasa ile bagdasmayan
kanunlar degistirilmelidir.
2. Secimler hur bir zeminde
serbestce yapilmalidir.
3. Parti tuzugunde gerekli
demokratik degisiklikler yapilmali ve parti calismalari yeniden
duzenlenmelidir.
4. Vatandasin siyasi haklarini
kullanmalari anayasanin ruhuna uygun olarak genisletilmelidir.
Onergede imzasi olan isimlerden
ikisi, Adnan Menderes ve Fuat Koprulu, CHP'den ihrac edilir. 30
Mart 1951'de hukumet programi gorusulurken, Semsettin Gunaltay'in,
"Demokrat Parti'de demokrasiyi seven insanlar yoktur."
sozleri uzerine kursuye gelen Basbakan Menderes o gunleri soyle
anlatacaktir: "Muhterem arkadaslar, CHP'nin nizamnamesinin
demokratik esaslara gore, tekrar ele alinmasini isteyen bir takrir
verdik. Bu esnada Birlesmis Milletler Anayasasi Kanunu, bu kursude
muzakere ediliyordu. Ben o konunun muzakeresi munasebetiyle
sunlari soyledim: Birlesmis Milletler Anayasasi Buyuk Millet
Meclisi'mizdedir. Biz bahtiyariz, bazi memleketler anayasalarini
tadil etmek mecburiyetinde olabilirler. Bizim anayasamiz
antidemokratik degildir. Yeter ki, onun hukumleri tatbike
konulmaya baslansin. Bu muahedenin bize tesmil edecegi kulfet,
anayasa hukumlerinin tatbike konulmasi gibi bir kulfetten, bir
husustan ibarettir, dedim. Vay sen misin bunu diyen? Ertesi gun
Basbakan, Allah selamet, sihhat, afiyet ve uzun omur versin.
Saracoglu bir matbuat toplantisi yapiyor ve orada diyor ki; isler
cok iyi gitti; ama bir catlak ses cikti. O catlak ses benim sesim.
Bu catlak ses vasfini bana vermesine sebep olan hadise de, arz
ettigimi beyanatim. Fevkalade mueddep, fevkalade terbiye ve usul
dairesinde ve bir partinin mensubu olarak adabina tamamen uygun
bir yazi ile cevapladim. Ondan sonra beni partilerinden kovdular."
DP'NIN DOGUSU
Celal Bayar da once
milletvekilliginden, ardindan CHP'den istifa eder. Bu gelismeler,
Demokrat Parti'nin dogusunun, Menderes iktidarinin ve demokratik
cumhuriyete gecme cabalarinin dogum sancilariydi... Demokrat Parti,
Ocak 1946'da kuruldu. Yurt genelindeki DP mitinglerinde, Menderes
bir yildiz gibi parladi, Turk politika hayatinin en buyuk "siyasi
polemikci"lerinden birisi olacagi daha o gunlerde ortaya
cikti. Daha once iki muhalefet partisinin kapatilmis olmasi ve
Turkiye'nin icinde bulundugu nazik sartlari dikkate alan Celal
Bayar, DP'yi badiresiz bu surecten gecirmek icin Genel Idare
Kurulu karariyla Menderes'i "Partinin tek sozcusu" yapti.
Demokrat Parti'nin 21 Temmuz
1946'da katildigi ilk milletvekili seciminde, resmi sonuclara gore
CHP 395, DP ise 62 milletvekili cikarmisti. Oysa Demokrat
Parti'nin sandik musahitlerinden aldigi bilgilere gore gercek
milletvekili dagilimi suydu: Demokrat Parti: 279, Cumhuriyet Halk
Partisi: 186. Aradan dort yil gectikten sonra, 14 Mayis 1950'de
ise Demokrat Parti yuzde 53'luk oy oraniyla 487
milletvekilliginden 408'ini kazanarak yeni bir devir acacaktir.
Demokrat Parti, 1954 secimlerinde de bir daha hicbir partinin
erisemedigi bir secim zaferine imza atti. Yuzde 56.6 oy alan DP,
541 milletvekilliginden 503'unu kazandi. 1957'de de muhalefette
CHP disinda partiler de olmasina ragmen, Menderes'in DP'si yuzde
47.7 oyla yeniden iktidara geldi. Ancak CHP, milletvekili sayisini
31'den 178'e cikardi.
Tegmen Menderes
Henuz 20 yasinda iken, Milli
Mucadele'ye katildi, Firka Kumandani'nin emir subayi olan Menderes,
Malta surgunleri arasinda yer alan Ali Ihsan Sabis Pasa'nin
Kusadasi'ndan Milli Cephe'ye ulasmasini saglayan isimdir. General
Sabis o gunu soyle anlatiyor:
"Bana refakat eden genc
tegmen Adnan Bey'i dikkatle tetkik ediyordum. Yanima cagirip kendi
mudafaa ve tarassut tertiplerimiz ve dusman postalari hakkinda
tafsilat soruyordum. Genc tegmenin verdigi cevaplarla atesli
zekasi ve dinamik karakteri dikkatimi cekmis idi; muvazzaf subay
olsaydi, yanima alir ve bir kumandan olarak yetistirmeye calisir
idim diye dusunmustum. Bu takdirin verdigi sevk ile kendisine
ordumuzun, Yunanlilara karsi nasil tertibat almasi lazim geldigini
ve bir gun yapacagimiz taarruzun nasil olabilecegini o zaman
kisaca izah etmistim...
Ben o zamanki genc tegmenin
bugunku Adnan Menderes oldugunun farkinda degildim. O zaman soyadi
yoktu. 1949'da parti islerini gorusmek uzere Adnan Menderes ile
Tesvikiye'deki mutevazi evimin bir odasinda toplanmis idik. Harbe
ait resimlere bakilirken Kocarli hatirasindan bahis acildi.
-O zaman gordugum genc tegmen,
narin yapili, atesli ve tig gibi bir delikanli idi. Nihat Pasa'nin
kayinbiraderi oldugunu soylemisti. Siz Nihat Pasa'nin
kayinbiraderi misiniz? Yoksa benim aklimda mi yanlis kalmis? dedim.
Adnan Bey:
-Evet Pasam! Hafizanizin
kuvvetine hayranim. 30 sene evvel bir mulazimin soyledigi lakirdi
nasil hatirinizda kalmis? Bir ordu kumandani oldugunuz halde, bir
mulazimin sozlerine nasil dikkat etmissiniz, cevabini verdi"
(Ali Ihsan Sabis, Harp Hatiralarim, 5. cilt.)
Hürriyet varsa sefalet olmaz
Turgut Ozal ile Adnan Menderes'in
ayni politik cizgide olmalari yalnizca onlarin siyaset
felsefelerindeki benzerlikten kaynaklanmiyor. Ozal ve Menderes'in
ekonomik gorusleri de neredeyse birbirinin aynisi... Ozal'in
cumhurbaskani secilmesinden sonra Meclis kursusunde yaptigi
konusmada, Turk demokrasisinin gelecegini, "fikir, inanc ve
tesebbus ozgurlukleri"nde gormesi gibi Menderes de,
Turkiye'nin ekonomik kalkinmasinin ancak genis bir ozgurlukler
ortaminda mumkun olabilecegini vurgulamistir.
l3 Nisan 1949'da yapilan DP Aydin
Il Kongresi'nde "Uyelerden biri, 'Sefaletin bulundugu yerde
hurriyet olamaz' dedi. Ben, aksini soyleyecegim. Hurriyetin oldugu
yerde sefalet olamaz." diyen Menderes, CHP iktidarlarinda
temel hak ve ozgurluklere getirilen kisitlamalara da karsi
cikmistir: "Butun dunyaca meshur olan dort hurriyetin ve
siyasi, iktisadi, ictimai butun vecheleriyle yurdumuza
yerlesmesinin gaye oldugunu basbakanin lisanindan puruzsuz ifade
olundugunu isitmek isterdik. Gonul isterdi ki, siyasi olgunlugun
da kimsenin suphe etmesi caiz olmayan Turk milletine karsi
demokratik hak ve hurriyetler mevzuunda soylenecek sozler; daha
acik ve daha kesin olsun ve kurulmakta olan dunyanin ahengine
uymiyacak sesler, memleketimizden isitilmis olmasin..." (Vatan
Gazetesi, 14 Eylul 1945)
"Vatandasin, soz, fikir ve
vicdan hurriyeti, demokrasinin temelini teskil eder. Bir
memlekette demokrasi vardir diyebilmek icin de bu hurriyetin her
turlu tehditten masun olmasi sarttir. Bu hurriyetlerin tehdit
altinda bulunmasi veya bulunabilecegi korkusunun kalplerde hakim
olmasi, kanunlarda yazili olanlar ne olursa olsun o memlekette
demokrasinin yer bulmamis olmasinin sasmaz delilidir. Halbuki
bilhassa son zamanlarda, Halk Partisi adina ve hesabina Millet
Meclisi kursusunde, gazete sutunlarinda veyahut da parti ve secim
propagandasi olarak yurdun her kosesinde ve bucaginda, vatandas
hurriyetlerine karsi acik ve kapali tehditlerle dolu uzun uzun
sozler soylenmekte, sutunlar ve sutunlar dolusu yazilar
yazilmaktadir." (Demokrasinin temelleri, Vatan Gazetesi, 22
Haziran 1946.)
MENDERES'IN KALKINMA SEVDASI
Menderes, basbakanliginin besinci
yilinda Meclis kursusunde yaptigi konusmada, 1950'den sonra
Turkiye'nin dar kaliplari kirarak giristigi sanayilesme hamlesini
su heyecan verici anlatimiyla dile getirmektedir: "Pasa
hazretleri (Inonu), dis ticaret acigindan bahsettiler. Bana hangi
memleketi gosterebilirler ki, buyuk envestisman devrinde, mali ve
iktisadi kalkinma devrinde olsunlar da, dis ticaret acigi
vermesinler. Bu eskiden kolaydi. Basit bir politikalari vardi.
Sattigimiz kadar alacagimiz... Basit, bundan basiti yok ki... Eger
bu demokrasi devrinde biz 'Sattigimiz kadar alacagiz' politikasini
bes sene, on sene daha devam ettirmis olsaydik, halimiz nice
olurdu? Demokrat Parti, genis bir iktisadi kalkinmanin vaatcisi
olarak isbasina gelmistir. Biz baska bir politikanin insanlariyiz.
Bizi begenmeyebilirsiniz, sizin dusuncelerinizin uzun senelerin
tatbikatinda seklini ve manzarasini almis bulunuyor. 1950
Turkiyesi, onlarin manzarasini temsil etmekte, gostermektedir.
Bugunku Turkiye o Turkiye'den baskadir ve baska bir istikamete
teveccuh etmistir. Telefona bakiniz, abonesi bes misli artmistir.
Yani nesine bakarsaniz bakiniz...
Bakiniz deste deste fabrikalar ve
tesislerin milli ekonomiye katilmalarina, faaliyete gecme
devresine geldiginizi ne kadar musahhas olarak gormekteyiz. Bugun
isletmeye acilmasini kisa surede bekledigimiz pek muhim eserler
vardir. Bunlar beyhude mi? Bunlar zaruri degil mi? Bunlar, yarinin
saadetini, yarinin refahini yapacak olan tesislerdir. Bunlar
vucuda getirilmedikce, yol yaptirilmadikca, kopru yaptirilmadikca,
liman yaptirilmadikca, silo yaptirilmadikca, seker fabrikasi
yaptirilmadikca, cimento fabrikasi yaptirilmadikca, pamugunu
kendin islemedikce, pamugunu asgari fiyatla disariya satip 5 misli
fiyata mamulunu memlekete getirmeye devam ettikce Turkiye denilen
memleketin belini dogrultmak icin uzak bir umitle de olsa
baglanmaya dahi imkan yoktur...
Koyunde mektebi, suyu olmayan,
Ankara'da hastanelerde hastalar ikiser ucer kisi bir yatakta yatar,
veremlilerin dortte ucu sira beklerken olurdu. 1100 verem yatagi
vardi Turkiye'de. Simdi kac misline cikti? Umumi yatak sayisi kac
misline cikti. Su gelmeyen kac koy kaldi, elektrigi olmayan kac
kasaba kaldi? Cimento gibi, demir gibi, boru gibi, seker gibi,
yekun teskil eden esas ihtiyac maddelerimizden hangisi kaldi ki,
memlekette bunlarin bugun, yarin istihsal edilmesi icin bildigimiz
tedbirlere basvurulmustur, yarini umitle beklemek hakkimizdir.
Siz yillar boyunca koprunuzu,
yolunuzu, limaninizi, evlerinizi, mahkemelerinizi, hastanelerinizi
yapmayacaksiniz, velhasil bugunku ileri dunyanin vasita ve
imkanlarindan mahrum olacaksiniz. Yuz sene, iki yuz sene atalet,
rehavet icinde oturacaksiniz, sonra bir gunde bir ayda, bir senede,
hatta uc, bes senede refahin ileri kademesine gideceksiniz.
Keramet mi var iktidarda? O zaman vaatlerini yerine
getirmemislerdir, diyenler o gun soylediklerinden bugun nasil
uzuntu duyuyorlarsa, bugun soylenip de zapta gecen sozlerinden
yarin daha fazla uzuntu hissedeceklerdir.
'1945 ILE 1950 TURKIYESI'NI
KIYASLAYIN'
Yeni yol yapmayacaksiniz, kopru
yapmayacaksiniz. 50 bin traktor getirmeyeceksiniz. Liman
yapmayacaksiniz, baraj yapmayacaksiniz, sulari kurutmayacaksiniz,
sulama tesisati yapmayacaksiniz; bunlarin hicbirisini
yapmayacaksiniz. Durdugu yerde sizin butceniz, kalkacak 7 milyar
olacak, milli geliriniz su seviyeye yukselecek... Biz ne yaptik,
ne yapmadik? Lutfen su 1945 Turkiyesi ile 1955 Turkiyesi'ni
mukayese ediniz. 1945'te TC Ziraat Bankasi'nin ikrazat yekunu
umumisi 130 milyon lira idi. Bugun bu sene 1955 senesinin Ziraat
Bankasi brut kari 150 milyon lira olmustur. 10 sene evvelki
Turkiye'ye bakin, bir de bugunkune...
1956-57 seker kampanyasinda 300
bin ton seker uretecegiz. Eger 120 bin ton seker kapasitesi icinde
kalsaydik, 180 bin ton seker ithal edilecekti. 30 milyon dolara
yakin bir para tutuyor. Bugun uretimde 1950 standartlarinda kalmis
olsaydik, sadece bu yatirimlardan dolayi 100150 milyon dolar fazla
odemek zorunda kalacaktik...
Bir memleketin en buyuk serveti
nufusudur. Halbuki nufusu biz oteden beri dert diye telakki
etmisiz. Cunku memleketin hicbir servetinden istifade edilmemis ve
vatandas emeginin kiymetlendirilmesi cihetine gidilmemistir. Bu
sebeple de memleketin en buyuk serveti olan nufusu, memleketi
idare edenler bir bela seklinde gostermek gibi cok acinacak bir
hale dusmuslerdir. Ama o gunler tarihe karismistir." (Aralik
1955, TBMM kursusu)
Kabuklarini kiran Turkiye
Menderes, gercekten de fakir bir
Turkiye devralmisti. Turkiye'nin 1947 butcesi bir milyar 139
milyondu. 1951 butcesi, 1 milyar 582 milyon, 1952 butcesi bir
milyar 668 milyon, 1951 yatirim butcesi 577 milyon, 1952 yatirim
butcesi ise 692 milyon lira... Cumhuriyet'in kurulmasindan sonra
Ataturk doneminde buyuk eserler verildigini vurgulamakla birlikte,
Ataturk'ten sonra Turkiye'nin yerinde saydigini, dunyanin ilerleme
hizi karsisinda da "gerileme" surecine girdigini ozenle
vurgular:
"Hic suphe yok ki Cumhuriyet,
maddi ve manevi, milletimizin ve yurdumuzun cehresini tamamen
degistirecek onemde ve olcude eserler vermistir. Ancak bunlarla
yeterlenmeye imkan yoktur. Cunku butun dunyanin ilerleme temposu o
kadar hizlanmistir ki asirlarin dunya ile aramiza koydugu mesafeyi
muhafaza etmek dahi guclesmistir. Halbuki mesafeyi azaltmak ve
yetismek zorundayiz." (21 Mayis 1945, Meclis kursusunden)
"Iktisadi ve mali
goruslerimizin esasi, bir taraftan devlet mudahalelerini asgariye
indirmek, diger taraftan iktisadi sahada devlet sektorunu mumkun
oldugu kadar daraltmak ve buna emniyet vermek suretiyle hususi
tesebbus sahasini mumkun oldugu kadar genisletmek diye ifade
olunabilir. Cunku bize gore hususi mulkiyet ve sahsi hurriyete
dayanan bir iktisat rejiminde, iktisadi sahanin asil olarak ferde
veya sirket halinde hususi tesebbuse ait olmasi lazimdir." (Mayis
1950)
"Iktisadi cihazlanma
suratlendirilecek, memleketteki mevcut sermayenin uretime akmasi
kolaylastirilacak... Ticari sahada ic ve dis sartlarin mudahaleyi
zorlamadigi hallerde isi serbest ve normal kaidelere birakmak asil
olacaktir." (Mayis 1950)
Turkiye'nin o donemde agirlikli
olarak bir tarim toplumu olmasini goz onune alan Menderes, Turk
ciftcisine adeta yeni ber ziraat anlayisi sunmustur. "Nufusumuzun
yuzde sekseni ziraatla mesgul bulunmakta, Turkiye'de ziraat milli
ekonominin, ticaretimizin ana kaynagini teskil etmektedir. Bunun
icindir ki, milli gelirin artmis ve her sahada kalkinmanin ana
sarti bu temelin kuvvetlenmesi suretiyle mumkun olabilecektir."
diyen Menderes, iktidarinin ilk yilindaki bir Bakanlar Kurulu
toplantisinda da sunlari soylemektedir:
"Turkiye'nin yuzde sekseni
koylerde yasiyor. Koylerde uretim topraga baglidir. Toprak iyi
tohum ister, gubre ister, makine ister, sulama ister... Koylumuz
bunlari bir basina yapamaz. Devlet olarak ona elimizi uzatmamiz
gerekli. Ziraat Bankasi yolu ile, kooperatifler yolu ile ucuz
faizli krediler saglayacagiz. Koylumuz bunlari kullanarak makine
alacak. Tohumunu islah edecegiz, onu ekecek. Ucuz gubre
saglayacagiz, onu kullanacak. Bunlar da yetmez. Malini pazara
goturebilmesi icin yolunu yapacagiz, sagligini koruyabilmesi icin
icme suyunu getirecegiz. Saglik memurlarini ayagina kadar
goturecegiz. Bu da yetmez. Mahsulunu deger fiyatiyla satmasini
temin edecegiz. Topraga dayanan istihsal deyince, buna karayollari
politikasi, demiryollari politikasi, buyuk sulama tesisleri,
limanlar girer... Butun bunlari yapmak icin paraya ihtiyac vardir.
Maliye Bakani arkadasimiz, kesenin agzini acmanin carelerini
arayacaktir."
Halk ihtilalini nasıl önledi?
Menderes, 27 Mayis ihtilalinin
ardindan, bu ihtilale hukuksal mesruluk kazandirmakla gorevli
"hukuk profesorleri"nin telkinleriyle kurulan Yassiada
mahkemelerinde 9 ayri davadan yargilandi. Bunlarin belki de en
garip olani anayasayi ihlal davasiydi. 1946'da, CHP'ye anayasanin
tam uygulanmasi icin muhtira veren ve bu sebeple CHP'den ihrac
edilen Menderes, anayasayi ihlalden yargilaniyordu. Peki gercek
Menderes kimdi? Bir halk isyanini nasil onlemisti?.. Herkes
Yassiada durusmalarinin ilk gununde cikip, "Adil yargilama
yapacagina inanmadigim bu ihtilal mahkemesini reddediyorum."
demesini beklerken o nasil konusmustu?.. Ihtilalin liderligine
getirilen Cemal Gursel'in mektubunda yer alan, "Bayar'in
yerine Menderes Cumhurbaskani olmali." sozlerini avukati
Burhan Apaydin'a nicin okutmadi? Demokrat Parti destekli bir
askeri darbe girisimine nasil engel oldu?..
1947'de daha muhalefetinin ikinci
yilinda Demokrat Parti'de, "kanun yolundan hareketten umidini
kesmis ve bir halk isyaniyla iktidari degistirmek isteyenlerin"
one surdugu fikirler dalga dalga yayilmaktadir. Partinin temel
politikalarini belirlemek icin "Ana Davalar Komisyonu"
adiyla bir komisyon kurulur, komisyonun baskani da Menderes'tir.
Olayin gerisini DP iktidarlarinin ikinci adami Samet Agaoglu
anlatiyor:
"Sarol (Mukerrem Sarol) ve
ben de uye idik. 1946 secimlerinde yapilan haksizliklar,
kanunsuzluklar, Halk Partisi iktidarinin uyguladigi otoriter rejim,
halkin sefaleti, geriligi uzerine konusuluyor, herkes bir fikir
ileri suruyordu. Ben ve Sarol, memleket durumunu Fransiz
inkilabindan az onceki manzarada gordugumuzu, gerekirse bir halk
ayaklanmasinin bile dusunulebilecegini soyledik. O dakikaya kadar
soze karismayan Adnan Bey birden biraz da sert bir tonla, 'Durun
efendiler' dedi, 'Biz bu partiyi yalniz ve yalniz kanun
yollarindan yurumek, secim kanalindan gecmek sartiyla kurduk.
Bunun otesinde bir hareket sekli kabul etmiyoruz, edemeyiz. Hatta
boyle bir bahsin konusulmasina bile tahammulumuz yoktur. Aksini
dusunenler ayrilir gider, kendilerine gore bir parti kurarlar'..."
Izmir'de birkac gun hapiste yatan
Agaoglu soyle devam ediyor: "Beraat ettik. Adnan Bey netice
alinincaya kadar bize 'Sayet kanunsuz hareket ettiginiz sabit
olursa kusurumuzu kabul ederek cezamizi cekeriz: Zulum kanunlarini
degistirmeye calisacagiz; ama bu oluncaya kadar da emirlere
uyacagiz.' telkinini durmadan yapti..." Oyle ki Demokrat
Parti'deki bu calkalanma, General Sadik Aldogan ve dort
arkadasinin ihracina ve Demokrat Parti Meclis Grubu'ndan 21
kisilik kopmaya yol acmistir.
1950 SECIMINDEN AZ ONCEKI IHTILAL
TEKLIFI
Menderes hukumetlerinin degismez
isimleri arasinda yer alan ve Demokrat Parti'nin de onde gelen
kurmaylarindan Samet Agaoglu, Demokrat Parti'nin iktidara
gelmesiyle sonuclanan 14 Mayis secimlerinden az onceki ihtilal
teklifini soyle anlatiyor: "1950 secimlerinden az once birkac
subayin Halk Partisi ve Inonu'yu iktidardan darbe ile
uzaklastirmak teklifini Bayar ve Menderes, 'Bizim icin iktidar
ancak secim yoluyla geldigi zaman mesrudur.' diyerek
reddetmislerdir. Bu subaylar daha sonra 27 Mayis ihtilaline
katilacaklardir."
1950 secimlerinin az sonrasi ise
Demirkirat'ta soyle anlatilmaktadir: "(Gazeteci Orhan Birgit
anlatiyor) Gecenin ilerlemis bir saatiydi. Telefon caldi, actim.
Santral, Birinci Ordu Komutani Orgeneral Noyan'in parti mufettisi
Sadi Irmak'i aradigini soyledi. Orgeneral Noyan, Irmak'a eger
Cumhurbaskani Hazretleri yesil isik yakarsa, secimlere
komunistlerin hile karistirdigi varsayimiyla mudahale
edebileceklerini ve Milli Sef'in emirlerini beklediklerini soyledi..."
Demirkirat'ta devamla, "Hatta bazi subaylarin iktidari
devretmezse Ismet Pasa'ya karsi bir darbe hazirligi icinde
olduklarindan soz ediliyordu." denilmektedir.
Menderes, hukuk fakultesini
bitirmisti, bir kanun adamiydi, mesruiyet adamiydi. Onun bu tavri
kendisini Yassiada davalarinda da gosterdi.
Yassiada'daki durusmalar 14 Ekim
1960'ta basladi. Yuksek Adalet Divani Baskanligi'na getirilen
Yargitay Birinci Ceza Dairesi Baskani Salim Basol, yillar sonra
soyle diyecektir: "En buyuk korkum Menderes'in kalkip, 'Siz
bizi yargilayamazsiniz, sizi tanimiyoruz' demesiydi..." Oysa
Menderes'in agzindan bu sozler hic dokulmedi. Sadece tek kisilik
hucrede yasadigi istirap dolu gunlere isaret etti: "Sadece
usule ait maruzatta bulunacagim. Bir insanin, haklarini butun
etrafiyla mudafaa edebilmesi icin, muayyen sartlarin mevcudiyetine
luzum vardir kanaatindeyim. Ve maruzatimi takdir buyuracaginizdan
eminim... Bendeniz bes aydan beri, tamamiyle tecrit edilmis
vaziyette bulunuyorum. Bir tek odanin icinde ve gunun 24 saatinde,
her saat degisen bir nobetci subay beyin nezareti altinda, hicbir
kelime konusmak imkani olmamak sartiyla yasiyorum. Bu itibarla
konusma takatim ve akli melekatim, hakikaten zaafa ugramis
bulunuyor... Arzum sudur: Bana imkan verecek, moralimi, asabimi
duzeltecek bir rejimin tatbiki. Nobetci subay beyle bir kelime
dahi konusmaya mezun degilim. Bes aylik mecmu konusmalarim, on on
bes saati gecmez. bir maznun huzurunuza boyle gelecek olursa,
haklarini mudafaa etmekte, moralitesinin buyuk bir kismini
kaybetmis olduguna emin olmanizi istirham ederim. Bendeniz
huzurunuzda kumandan beyefendiye sukranlarimi arz ederim ve yine
huzurunuzda, subay beylerin nazik muamelelerine tesekkur ederim.
Ancak hicbir kelime konusmadan gunun yirmi dort saatinde karsi
karsiya bulunmaktayim..."
"Reis Beyefendi" diye
baslayan ve "Konusma melekemi kaybetmek uzereyim." diyen
isim, daha 5 ay once Turkiye Cumhuriyeti'nin basbakani olan Adnan
Menderes'ti... Menderes, ihtilal mahkemesine yonelik bu nazik
tavrini durusmalar boyunca da surdurdu. Fakat durusmalarin bir
sahnesi var ki, Menderes, avukati Burhan Apaydin'i susturmasaydi
belki de davalarin seyri butunuyle degisecekti.
GURSEL: MENDERES CUMHURBASKANI
OLSUN
DP iktidarinin son gunlerinde
Kara Kuvvetleri Komutani Orgeneral Cemal Gursel, Milli Savunma
Bakani Ethem Menderes'e 3 Mayis 1960'ta bir mektup yazip,
Cumhurbaskani Celal Bayar'in istifa etmesi gerektigini, yerine de
Menderes'in gecmesi gerektigini vurgulamisti. Yassiada'da
aciklanan mektupta bu cumle soyle yer almisti: "Cumhurbaskani
istifa etmelidir. Cunku butun fenaliklarin bu zattan geldigi
hakkinda memlekette umumi bir kanaat vardir..." Oysa mektubun
gercek metninde, Turkes'in ifadeleriyle, "Bayar'in istifa
etmesi, yerine Menderes'in cumhurbaskani olmasi iyi olacak. Cunku
halen DP'nin hatalarina ragmen buyuk halk kitlesi Menderes'e
muhabbet beslemektedir. Ona guvenmektedir. Boyle bir degisiklik
memleketi yatistirir." denilmekteydi. Mektubun aslini
aciklamak icin Menderes'ten habersiz mahkemeye bir dilekce veren
Avukat Burhan Apaydin olayin gerisini Demirkirat'ta soyle
anlatiyor: "O arada bir diyeceginiz var mi diyen Salim
Basol'un sesini duydum. Duyunca basimi kaldirdim. Adnan Menderes
mikrofondaydi. 'Bir maruzatim var' dedi. Birden sasirdim. Cunku
Adnan Menderes, mahkeme baskani soz vermeden, gel demeden imkani
yok iskemlesinden kalkmaz. Ve cogu defa da soz verilmezdi... Simdi
mahkeme baskanindan soz istemeden Adnan Menderes'in kalkip
mikrofonun basina gelisi dikkat cekici bir olay. Derhal anladim
her seyi. Menderes soze, 'memleketin ve devletin yuksek
menfaatlerini korumanin herkes icin gorev oldugunu' belirterek
basladi. O arada, 'Devlet baskanliginin isminin bu mukaddes cati
altinda gecmesini memleket menfaatlerine uygun bulmuyorum.' dedi.
Ve basini hafif cevirerek bana bakarak, 'Sayin avukatimdan
talebini geri almasini rica ediyorum.' dedi..." Boylece
Gursel'in tarihi itirafi Yassiada gundemine alinmadi, Burhan
Apaydin da birkac gun sonra tutuklandi.
Celal Bayar, Yassiada'daki
yargilamalarda bitkin dusen Menderes'in Anayasa'yi ihlal etmekle
suclanmasini soyle tasvir ediyor: "Kaderin ne aci bir
oyunudur ki, butun hayatinca mesrulugu bu olcude savunmus, kanun
icinde kalmak konusunda bu olcude titizlenmis, milletten baska
baski kaynagi olamayacagina iman etmis bir devlet adami, anayasayi
cignemek iddiasiyla daragacinda can verdi!.. Hicab etsin tabiat,
yerde kalmis kabiliyetten!.."
DP, 1950 SECIMLERINI BOYKOT
EDECEKTI
Celal Bayar, saibeli gecen 1946
secimlerinin Demokrat Parti tabaninda meydana getirdigi infial ve
o atmosferde filizlenen "demokrasi disi arayislari"
anlatirken Menderes'in DP'yi mesruiyet sinirinda tutma cabalarini
butun ayrintilariyla anlatiyor. Basbakan Recep Peker'in, Meclis'in
acilmasinin daha ilk gunlerinde kursuden Menderes'e 'Psikopat'
demesi uzerine DP milletvekilleri Meclis'i terk etmisti. Bayar,
DP'nin bir sure devam eden "Meclis Boykotu"nun
Menderes'in israriyla sona erdigini vurgulamaktadir.
Ancak DP'nin Meclis'e donmesi
care olmadi, DP uzerindeki baskilar suruyordu. Bu ortamda 7 Ocak
1946'da Ankara'da toplanan DP kongresi "Hurriyet Andi"ni
kabul etti. Kongre, Genel Merkez'e gerekirse "Sine-i
Millet"e donme yetkisi verdi. Bu sirada CHP ileri gelenleri
gizli bir toplantida "DP'yi kapatma"yi tartisiyor, Recep
Peker kapatmaya karsi cikiyordu.
Cumhurbaskani Ismet Inonu, bu
gerginligi bitirmek amaciyla Basbakan Peker ve muhalefet lideri
Bayar ile gorustu, ikisini Cankaya Kosku'ne cagirdi. Bu gorusmeden
sonra unlu "12 Temmuz Beyannamesi"ni yayinlayan Inonu,
"Ihtilalci bir tesekkul degil, bir kanuni siyasi partinin
iktidar partisinin sartlari icinde calismasini temin etmek
lazimdir. Bu zeminde ben Devlet Reisi olarak kendimi her iki
partiye karsi musavi derecede vazifeli goruyorum." dedi.
Demokrat Parti Meclis Grubu sert tartismalardan sonra 12 Temmuz
Beyannamesi'ni kabul etti; ancak firtina henuz bitmemisti. Sert
muhalefet yanlisi General Sadik Aldogan ve dort arkadasi DP'den
ihrac edildi. Ardindan partinin dort yonetim kurulu uyesi daha
ihrac edildi. Bu ihraclari protesto eden 10 milletvekili daha
DP'den kopunca, DP 21 milletvekilini kaybetmis oldu.
Demokrat Parti o donemde yapilan
ara secimleri boykot etti. DP'nin ikinci buyuk kongresi 1950
secimlerinden once boylesine kritik bir ortamda yapildi. Celal
Bayar 1950 secimleri oncesini soyle anlatiyor:
"Hemen butun delegelerin
ortak endisesi, 950 secimlerinin 946 secimlerine benzemesi idi.
Kongre buna careler arastiriyordu. Birlesmis Milletler
Anayasasi'na dayanarak zulum yapan idarelere karsi ihtilalin hak
oldugunun hukuki temellerini arastiranlar bile vardi... Bunlara
tek tek cevap verdim. Ihtilal partisi degiliz dedim... Iktidar
partisi sozculerinin, sonradan 'Milli Husumet Andi' diye
gurultusunu kopardiklari Hurriyet Andi, Ana Davalar Komisyonu'nda
(DP'de temel siyasi konulari tartisan komisyon) muzakere
ediliyordu. Bu komisyona yine Adnan Menderes baskanlik etti. Ana
Davalar Komisyonu'nun hazirladigi rapor, kongrede oybirligiyle
kabul edildi. Hukumeti, yoneticileri uyariyor, milletin haklarini
korumaya kararli oldugunu acikliyor, 1946 secimlerini tekrara
niyeti olanlarin millet husumeti ile karsi karsiya kalacaklarini
kesin bir dille anlatiyor, eger bu hakli savunmayi alisilageldigi
gibi, 'ihtilal cikarmak' yaygarasiyla karsilamaya heves edenler
varsa, bunlara da cevabini veriyordu..."
CHP iktidari bunun uzerine bir
bildiri yayinlayarak, DP'nin kardes kavgasina yol actigini,
sartlar devam ederse, yeni kanunlarla yeni tedbirlerin
getirilecegini sert bir dille acikladi. CHP Denizli Milletvekili
Abidin Ege, "Hukumet ve ordu, partimizin direktifleriyle
hareket eder. Ordu ve butun kuvvetler bizde iken hasimlarimiz ne
yapabilirler? Bizi iktidardan devirmek isteyenleri bir anda yok
ederiz." sozlerini kullandi.
Bu kargasa ortamina ragmen,
Menderes ve arkadaslarinin cabasiyla Turkiye 1950'ye kadar "ihtilalsiz"
geldi. Ama ne yazik ki, "ihtilal kabusu", 27 Mayis
1960'ta yine Menderes'in onune cikti ve bu kez onu hedef almisti.
Menderes ve ordu
Adnan Menderes'in 10 yillik
basbakanligi suresince ordu ile olan iliskileri, uzerinde en fazla
spekulasyon yapilan konularin basinda geliyor. Onun Silahli
Kuvvetler icin, "Battal Gazi'nin ordusu gibi..." dedigi
bile ileri suruldu. Bu 10 yillik donemin Cumhurbaskani olan Celal
Bayar, Menderes'in orduya bakisini soyle anlatiyor: "Menderes'in
'Buyuk ve kuvvetli Turkiye' idealinde ordu en onemli parcalardan
biri idi. Bu itibarla, basvekil oldugu gunden baslayarak orduya
dusunce ve calismalari icinde buyuk bir yer ayirmistir. Ordu,
Devlet Baskani olarak benim de uzerinde titizlikle durdugum bir
konu idi. Genelkurmay Baskanligi'ndan ve Milli Savunma
Bakanligi'ndan ordumuz uzerindeki gerekli bilgileri topluyordum.
Bu munasebetle basvekil Adnan Menderes'le bir gorusme yaptim. O
sirada henuz bir aylik Basvekil oldugu halde, Kara, Hava ve Deniz
Kuvvetlerimiz hakkinda cok ayrintili bilgileri oldugunu
memnuniyetle gordum. Bendeki bilgileri dogrulayarak sunlari
soyledi: Hukumet olarak, butcenin otesinde bir ilgi ile orduyu ele
almak kararindayim. Ordunun pek cok teknik ihtiyaclari var.
Bunlari temin etmek gerektir. Ordu personelinin imkanlari
sinirlidir. Askeri ataseliklerden ote, dunya ordulari ve
halklariyla iliskisi yok gibidir. Egitim ve ates gucumuzun artmasi
icin, Ikinci Dunya Savasi tecrubelerinden faydalanmalari, bu
savasa katilmis dost memleketlerin ordulariyla iliski kurmalari
gereklidir. Yeni silahlara sahip olmak yetmez. Bu silahlari
kullanmak icin yeni bir zihniyete de sahip olmak icap ettigini
dusunuyorum. Ordunun erine kislasi, subayina meskeni yoktur.
Kislasiz, cadirlarda barinan orduya nasil modern ordu diyebiliriz?
Milli Savunma Vekili'ne gerekenleri soyledim, hazirlaniyorum.
Demokrat Parti'nin bir aylik
basvekili, ordu icin bunlari soyluyordu. Ordu uzerindeki hukumet
calismalarina ben de katildim. 18 Temmuz'da Deniz Kuvvetlerimizin
Marmara'da bir tatbikati vardi. Bu tatbikati izlemeye beraberce
gittik. Amiral Sadik Altincan'in idaresindeki bu tatbikat
gercekten basarili idi. Insan gucunun iyi calistigi apacik
gorunuyordu. Buna teknik gucu eklemek gerekti. Kumandanlarla
birlikte Yalova'ya gectik. Basvekil, Genelkurmay Baskani, Milli
Savunma Vekili, kuvvet komutanlari benim baskanligimda toplandilar.
Orduda yapilmasi gerekenleri konustuk. Eldeki imkanlar ihtiyaclara
nispetle findik gibi kaliyordu. Fakat asla yilgin degildik. Butun
bunlarin sirasiyla orduya saglanacagini temin ettim. Alti saat
suren toplanti sona erdikten sonra Basvekil'le yalniz kaldik.
Adnan Bey guvenli bir iradenin icinde idi. Guluyordu. Bana, "Yardimlarinizla
butun bu ihtiyaclari karsilayacagiz, hatta fazlasini da insaallah
saglayacagiz. Bu hizmete susamis mubarek insanlar, adeta elsiz,
ayaksiz birakilir mi?" dedi.
Orduda "Dokuz Subay"
olayi patlak verdigi zaman, Adnan Menderes buna, basvekil olmaktan
ote buyuk olcude uzulmustur. Cunku basvekil, ordunun kendi kumanda
zinciri icinde politikanin disinda yasadigini kabul ediyordu.
Ataturk ordusunun gunluk politikaya girmeyecegine ve hele millet
iradesine dayanan bir hukumete karsi silahli hareketi aklindan
gecirmeyecegine inaniyordu. Menderes icin ordu, milletin politika
disina cekilmis bir parcasidir... Olayla cok yakindan ilgilendi.
Fakat ordunun politikaya girmeyecegi konusunda oyle koklu bir
guveni vardi ki, temel arastirmalara bu yuzden gidemedi. Ben 'Dokuz
Subay' olayini son derece dikkate deger bulmustum. Basvekil ve
kabineyi de bu konuda uyardim. Olaya karisanlarin icinde
1946'larda Demokrat Parti olarak bize hukumet darbesi teklif eden
Cemal Yildirim vardi. Cemal Yildirim'i Istanbul'da, Selahattin
Guvendiren'in evinde Adnan Menderes ile beraber dinlemis,
kendisine beraber nasihat vermistik. Apacik gorunuyor ki, bu
hevese tutulmus subay bizim ogutlerimizden de, olaylardan da
gerekeni almamis ve tutkusunun icinde yeni maceraya yollanmisti.
Basvekil bunlardan hepsini hatirlamisti, bilmekte idi. Fakat oyle
iken temel arastirmalara gitmedi. Ben kendisini bu konuda, 'oglunun
sucunu tahkik etmek istemeyen mustarip bir babanin hali' icinde
gordum. Subaylar beraat ettiler veya ettirildiler. Muhbir subay (Samet
Kuscu) mahkum oldu. Basvekil, Milli Savunma Vekaleti'ne yeni bir
tayin yapmayi bu konunun kapanmasi icin yeter gordu.
Ordu icin, surada burada
soyledigi iddia olunan yakisiksiz yakistirmalar, aradan yillar
gectigi halde hala sahitsizdir, cunku soylenmemislerdir..."
Dokuz subay olayi nedir?
Aralik 1957'de Kurmay Binbasi
Samet Kuscu, bazi DP yoneticileri ile temas kurarak bazi
subaylarin darbe hazirligi icinde olduklarini ihbar etti.
Kuscu'nun isimlerini verdigi kurmay albaylar Cemal Yildirim, Naci
Askun ve Ilhami Barut, Yarbay Faruk Guventurk, Binbasi Ata Tan,
Yuzbasi Kazim Ozfirat ve Yuzbasi Hasan Sabuncu tutuklandilar.
Harbiye'de dort ay tutuklu kalan bu subaylar daha sonra
genelkurmay baskani olacak olan Cemal Tural baskanligindaki askeri
mahkemede yargilanarak beraat ettiler.
Arapca ezana CHP de oy verdi
Celal Bayar anlatiyor: "1950
yilinda Demokrat Parti Meclis Grubu'nda bu konu ele alindi ve
buyuk cogunlukla, yasagin kalkmasi, dileyen muezzin diledigi dilde
ezani okuma serbestligi taninmasi kabul edildi. Gerekcesi de sudur:
Mueezzin caminin icinde Allahuekber dedigi zaman suc degil, fakat
caminin bir parcasi olan minarede Allahuekber dedigi zaman suc...
Belli ki, ileriye goturulmesi
uygun bulunmamis (Ataturk tarafindan) bir devrimin ilk
basamagindan ibarettir. Ne laik devlet anlayisimiz, ne demokratik
devlet anlayisimizla bir Islam reformuna gitmeyi
dusunemeyecegimize gore, bu tezatli durumu duzeltmekte bir beis
gorulmemistir. Nitekim Arapca ezan okumayi yasaklayan kanun
maddesini Ceza Kanunumuz'a koyan Cumhuriyet Halk Partisi de Buyuk
Millet Meclisi'nde teklifi desteklemis ve parti sozcusu Cemal
Resit Eyuboglu kursuye gelerek: 'Arapca ezan meselesinin bir ceza
konusu olmaktan cikarilmasina aleyhtar olmayacagiz. Boylece tasari,
partilerin musterek mali olarak kabul edilmelidir.' demistir. Bu
kanun, butun partilerin ittifaki ile Meclis'ten gecti. Fakat 19
yil sonra hala yazarlarimiz ve bazi aydinlarimiz Demokrat
Parti'niin iktidara geldigi ilk gun Arapca ezan yasagini
kaldirmakla gericilige taviz verdigini soylemeye ve Demokraat
Parti'yi suclamaya devam ediyorlar."(Basvekilim Adnan
Menderes)
Yararlanilan Kaynaklar:
1. Basvekilim Adnan Menderes,
Celal Bayar Anlatiyor, Ismet Bozdag
2. Yassiada Belgeseli, Yaptirilmayan Savunmalar, Hulusi Turgut.
3. Bir Demokrasinin Dogusu Demirkirat, M. Ali Birand, C. Dundar,
B. Capli.
4. Demirkirat Aldatmacasi, Ismet Bozdag.
5. DP'nin Altin Yillari, 1950-54, Metin Toker.
6. Demokrasi'den Darbe'ye, 1957-60, Metin Toker,
7. Yassiada ve Oncesi, Prof. Rifki Salim Burcak.
8. Menderes'in Meclis Konusmalari, Dr. Faruk Sukan.
9. Benim Gozumde Menderes, N. F. Kisakurek.
10. Menderes'in Drami, Sevket Sureyya Aydemir.
11. Bir Devre Adini Veren Basbakan Menderes, O. Cemal Fersoy.
12. Menderes'le Anilar, Ercument Yavuzalp.
13. Hizmet Destani (Menderes-Demirel modeli), DYP yayini.
14. 27 Mayis Yargilaniyor, 2 cilt, Nazli Ilicak.
15. 27 Mayis Ihtilali, Dr. Umit Ozdag
16. Rejim ve Asker, Hikmet Ozdemir
17. Devlet Krizi, Hikmet Ozdemir
18. 27 Mayis Ihtilali ve Sebepleri, Ali Fuat Basgil
19. 27 Mayis'tan 12 Mart'a, Kurtul Altug
|