GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

08/02/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH


ÖZEL DOSYALAR/Ordunun yeniyüzyıl vizyonu     25 Ekim 1999

FARUK MERCAN

Ordunun yeni yüzyıl vizyonu

Mühendis kafalı subay

Hedef; 2020'li yılların gerektirdiği niteliklere sahip subay kadrosu. Ekim 1986'da yayınlanan bir kitap kamuoyunda büyük yankı yaptı. Mehmet Ali Birand'ın yazdığı "Emret Komutanım"da askeri liseden itibaren bir subayın nasıl yetiştirildiği, aktif askerlik hayatına adım atmasından sonra sivil dünyadan farklı olarak içine girdiği şartlar, kıta görevinden itibaren emekliliğe kadar bir subayın hayatı anlatılıyordu. İki ay içinde sekiz baskı yaparak büyük ilgi gören kitapta Birand, ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri'nin devlet yapısı içindeki ağırlıklı yerine, subaylar ile sivillerin yetişme tarzlarındaki büyük farklılıklara, bu sebeple siyasi kadrolarla subaylar arasında Türkiye hedefleri açısından oluşan ayrılıklara değindi. Bu ayrılıkları, bu iki dünya arasındaki diyalog ve iletişim eksikliğine bağladı.

Birand, çalışmasına başlarken Genelkurmay Başkanlığı'na başvurunca, kendisine gerekli bilgiler verildi ve askeri öğrencilerle görevdeki subay, astsubaylarla konuşmalar yapması sağlandı. Ama, çalışma yayınlandıktan sonra, bazı değerlendirme ve eleştirileri Genelkurmay'ın tepkisini çekti. Birand ise, "Bir sivilin gözüyle silahlı kuvvetlerimizin nasıl göründüğünü tespit" amacı güttüğünü vurguladı. Aradan 10 yıldan fazla bir zaman geçti. Daha 1986'da bir gazetecinin bu yöndeki çalışmasına kolaylık sağlayarak sivil kesimle diyalog ve iletişimi güçlendirmek arzusunu ortaya koyan Genelkurmay, bu kez çok daha kapsamlı bir çalışmaya katkı sağladı. Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel'in ansiklopedik boyuttaki hacimli kitabı, "Türk Ordusu" ismiyle yayınlandı. "Bu kitap Genelkurmay Başkanlığı'nca incelenmiştir." uyarısını taşıdığı için bir anlamda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin "21. yüzyıl vizyonunu" da içeriyor.

Mühendislik bakış açısı

Birand'ın "Emret Komutanım" kitabında projektör ne kadar subayın özel dünyası, hayat tarzı ve Türkiye'ye bakışlarına dönükse, "Türk Ordusu"nda TSK'ya o düzeyde genel bir bakış sergileniyor. Bir bütün olarak Silahlı Kuvvetler'in tarihinden bugüne, ordunun yapısına değiniliyor. Yeni yüzyılın eşiğinde ordunun perspektifleri ortaya konuyor. "Emret Komutanım" ile "Türk Ordusu" arasındaki en önemli benzerlik, Silahlı Kuvvetler'in kanunlardan kaynaklanan devlet yapısı içindeki ağırlıklı yerinin ortaya konulmuş olması.

Birand'ın yayınında, subayların eğitim sürecinde daha çok teorik düzeyde kalındığı ve uygulamalı eğitimde yetersiz kalındığı vurgusu çokça yapılıyordu.

Oysa 'Türk Ordusu' kitabında, Kara Harp Okulu'nda sekiz yıl önce "sistem mühendisliği akademik programı" uygulanmaya başlandığı, bununla bir subayın karşılaştığı sorunları mühendislik bakış açısı ile çözebilmesi amaçlandığı belirtilerek şöyle deniliyor:

"Türk Kara Kuvvetleri'nin esas yönetici sınıfını oluşturacak, geleceğin subay adaylarını 2000'li yılların gerektirdiği niteliklere sahip kılmak için 1991-92 öğretim yılında Kara Harp Okulu eğitim sisteminde yeni akademik programın uygulanmasına başlanmıştır. Bu maksatla uygulanmaya başlanan yeni akademik program, harp okulundan mezun olmuş bir subayda bulunması gerekli temel niteliklere sahip ve görevi ifada karşılaşacağı sorunları mühendislik bakış açısı ile çözebilecek bilgi ve beceride, sistem mühendisliği bilim lisans düzeyinde öğrenim görmüş subaylar yetiştirmeyi öngörmektedir. Bugün Kara Harp Okulu, dört yıllık lisans düzeyinde bir eğitimle, Kara Kuvvetleri'ne bütün sınıflarda ve Jandarma Genel Komutanlığı'na da Jandarma sınıfında subay yetiştirmektedir." (Sayfa 278-279).

Ordunun referansları

"Türk Ordusu"nda, dikkati çeken en önemli nokta ordunun tarihi köklerine ve manevi dinamiklerine dayanan zengin referanslara olan bağlılığını sürdürüyor olması. Önsözü yazan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, TSK'dan, "Cumhuriyeti kuran ve yaşatan kurum" olarak söz etmesinden, "Ordu, tarihini cumhuriyetle başlatıyor." yanılgısına düşülebilir. Ancak hiç de öyle değil...

Türk ordusunun tarihindeki askeri kahramanlar anlatılırken, Büyük Hun İmparatoru Mete Han'dan başlanıyor. Liste, Hun Hükümdarı Atilla, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, Alparslan, Birinci Kılıç Arslan, Cengiz Han, Kubilay, Osman Gazi, Timur, Yıldırım Beyazıd, Fatih Sultan Mehmet, Barbaros Hayreddin Paşa, Kanuni Sultan Süleyman, Gazi Osman Paşa, Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Cezzar Ahmet Paşa, Şükrü Paşa, Albay Reşat Çiyiltepe ve Mustafa Kemal Atatürk ile noktalanıyor. Türk ordusunun efsanevi kahramanları sayılırken de, İstanbul surlarına Türk bayrağını diken Ulubatlı Hasan'la başlanıyor, Kore Savaşı'nda şehit düşen üsteğmen Naci Gökçe'nin hikayesi ile tam 19 ayrı savaş kahramanının hikayeleri sıralanıyor. Yine, Türk ordusu ile ilgili özdeyişler, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas)'in, "İstanbul elbet fetholunacaktır. Onu fetheden ordu ne güzel ordu, ona kumanda eden emir ne güzel emirdir." hadisiyle başlıyor. Atatürk'ün, "Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir." sözüyle devam ediyor ve General Eisenhower'ın, "Avrupa uygarlığının en güçlü ve güvenilir koruyucusu, şüphe yok Türk ordusudur." deyişiyle bitiyor.

Osmanlı Devleti'nden önce kurulan Türk devletlerinde Genelkurmay teşkilatlanmasının mevcut olmadığı belirtildikten sonra, Fatih Sultan Mehmet döneminde devrin en mükemmel ordusu haline gelen Osmanlı ordusunda bir "kurmay heyeti"nin var olduğuna işaret ediliyor. Ardından şöyle deniliyor: "1876 yılında 2. Abdülhamit tahta çıktığında Osmanlı askeri teşkilatı ve ordusu modern bir görünüşe sahipti ve şu ana bölümlere ayrılmıştı: Bab-ı Seraskeri (günümüzün milli savunma bakanlığı), Dar-ı Şura-yı Askeri, Erkan-ı Harbiye (Genelkurmay), Tophane-i Amire Nezareti."

Dar-ı Şura-yı Askeri, 2. Mahmut devrinde kuruldu, Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı'nın yaptığı görevleri yerine getirirdi. Şura teşkilatı sonradan kaldırıldı ve görevleri Erkan-ı Harbiye'ye verildi.

Tophane-i Amire Nezareti ise ordunun savaş silahlarını ve araçlarını yapmak, tamir etmek ve temin etmek görevini yerine getiriyordu. Ayrıca İstanbul ve Çanakkale boğazlarının muhafazası ve teknik elemanlarının yetiştirilmesi görevini de yerine getirirdi.

Cumhuriyet döneminde yapılanma

1920'de ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasından sonra 11 koltuktan oluşan bir de Bakanlar Kurulu oluşturuldu. Bakanlıklar içinde, Milli Müdafaa Vekaleti ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekaleti de yer aldı. Birincisi Milli Savunma Bakanlığı, ikincisi Genelkurmay Başkanlığı'ydı.

Yani Türk Genelkurmay'ının başındaki kişi bir bakandı. Bu görevi ilk üstlenen Albay İsmet İnönü, diğer 10 bakan gibi gösterilen adaylar arasından Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın tercihiyle seçildi.

Atatürk, ordu ve siyaset yasağı

Kitapta, memleketin savunmasından böylece Bakanlar Kurulu ve Meclis'in sorumlu olduğu, bu yapılanmanın İstiklal Harbi'nin başarıya ulaşmasında çok önemli bir etken olduğu vurgulanıyor. Atatürk, 1924'te, Erkan-ı Harbiye- i Umumiye Vekaleti'ni lağvedip, yerine Erkan-ı Harbiye Riyaseti'ni kurdu ve orduyu tamamen siyasetin dışına çekti. Milli Savunma Bakanlığı ise Bakanlar Kurulu içindeki doğal yerini korudu. Kitapta bu, şöyle anlatılıyor:

"İstiklal Harbi süresince hem komutan hem de milletvekili olarak görev yapan komutanlara tercih hakkı tanınarak komutanlık ve milletvekilliğinden birini tercih etmeleri istendi ve bunun sonucu, 1924 yılında ordu siyasetin dışına çekildi" (sayfa 43.) Böylece siyasetin dışında "Başkanlık" olarak örgütlendirilen Genelkurmay'ın başına Fevzi Çakmak Paşa getirildi. Bu sebeple ilk Genelkurmay Başkanı olarak Çakmak Paşa kabul ediliyor.

Genelkurmay Başkanlığı, 1931'de Atatürk'ün açılışını yaptığı bugünkü binasına taşındı. 1935'te de Türk ordusundaki rütbe isimlerinin yeni Türkçe terimlerle değiştirilmesi üzerine Erkan-ı Harbiye Riyaseti resmen "Genelkurmay Başkanlığı" adını aldı. Genelkurmay Başkanlığı, 1944'te Türkiye Cumhuriyeti Başvekaleti'ne (Başbakanlık) bağlandı. 1949'da ise Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığı'na bağlandı. Bakanlık, milli savunma konularından sorumlu merci haline geldi. 1960 müdahalesinden sonra Milli Savunma Bakanlığı'nın yetkileri alınıp Genelkurmay Başkanlığı'na verildi. 1961 Anayasası ile Genelkurmay Başkanı'nın görev ve yetkilerinden dolayı Başbakan'a karşı sorumlu olduğu hükmü getirildi, devlet protokolündeki sırası, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Başbakan'dan sonra dördüncülüğe yükseldi. Milli Güvenlik Kurulu, 1961 Anayasası ile oluşturuldu. Genelkurmay Başkanı'nın Cumhurbaşkanı ile aylık görüşmeleri 1970'ler'de başladı. Milli Savunma Bakanlığı yeniden ordunun ihtiyaçlarını tedarikle ilgilenen bir müsteşarlık statüsüne indirildi.

2020'nin Türk subayı

Subay kadrosunun 2020'li yılların gerektirdiği niteliklere sahip olması için yürütülen çalışma ise şöyle sıralanıyor: 
1. Kara Harp Okulu'nda, sekiz yıl önce başlatılan uygulamayla, "sistem mühendisliği akademik programı" uygulanmaya başlandı. Bir subayın karşılaştığı sorunları mühendislik bakış açısı ile çözebilmesi amaçlanıyor.
2. Kara Harp Okulu bünyesinde, subayların lisansüstü eğitim yapmaları için Sistem Bilimleri Enstitüsü kuruldu,
3. Üç yıl önce askeri liselerde başlayan uygulamayla, "öğrenmeyi öğrenme" olarak tanımlanan eleştirel düşünceyi geliştirmeyi amaçlayan eğitim modeli uygulanmaya başlandı. Bu model, TS-EN-ISO 9001 kalite güvence sistemi ile tescil edildi.
4. Eğitim yöneticisi, uzmanı ve öğretmen yetiştirme okulu açıldı, psikolojik danışma ve lider danışma konularında birliklere uzman personel gönderilmeye başlandı.
5. Eğitim ve öğretimde simülasyon ve simülatör eğitimen ağırlık verilerek, emek, zaman ve paradan tasarruf sağlandı. 

 

Bir dünya birinciliği

Türkiye'nin silahlanma politikasını belirleyen "Türk Savunma Sanayii Politikası ve Stratejisi Esasları (SSPS)" belgesi geçen yıl yürürlüğe girdi.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yenilenmesi çabaları 1980'li yılların ortalarında hızlandı, program 1988'de yürürlüğe konuldu. 25 yılda tamamlanacak bu modernizasyon Türkiye'nin bütçesine 150 milyar dolara mal olacak. Askeri çevrelerin yakından izlediği Ulusal Strateji dergisinin verilerine göre, 1988'den 1998'e kadar 10 yıllık dönemde 28 milyar dolar harcandı. 2013 yılına kadar ise geriye kalan 122 milyar dolarlık projeler gerçekleştirilecek.

SSPS belgesi

Türkiye'nin silahlanma politikasını belirleyen ana bir doküman var. 20 Haziran 1998'de bir Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giren, "Türk Savunma Sanayii Politikası ve Stratejisi Esasları(SSPS)" başlığını taşıyan metin. Bu metin de, devletin temel belgelerinden biri olan, "Türkiye'nin Milli Askeri Stratejisi İle Planlama Programlama Direktifi"ne dayanıyor. SSPS belgesine göre;

1. Milli olması mecburi sistemler, teknolojiler uzun vadede kesinlikle yurt içinde geliştirilecek ve bu ihtiyaçlar yurt içinden karşılanacak.

2. Kritik sistemlerin, teknolojilerin uzun vadede yurt içinde geliştirilmesi amaçlanacak ve mümkün olmayanlar için ortak üretim planlanacak.

3. Diğer sistemler, teknolojiler çok kaynaktan(yerli, yabancı) tedarik politikasına uygun olarak en ekonomik ömür devir maliyetini sağlayan kaynaktan tedarik edilecek.

4. Milli olması zorunlu sistem ve teknolojiler ile kritik sistem ve teknolojilerin listesi Milli Savunma Bakanlığı'nca yayınlanacak ve teknolojilerin girişi ile TSK'nın ihtiyaçları dikkate alınarak sürekli güncel tutulacak.

5. Yabancı teknolojilerden yararlanma durumunda, bu teknolojinin yerli savunma sanayii tarafından özümsenmesi asıl amaç olarak benimsenecek

6. Satın alınan teknolojilerin yerli savunma sanayii tarafından özümsenmesinden sonra bir üst düzeyde yeniden üretilmesi Milli Savunma Bakanlığı tarafından desteklenecek.

Türkiye'nin, 1991- 95 döneminde 8 milyar dolarlık ağır silah ithalatıyla "dünya birincisi" olduğu düşünüldüğünde, yerli savunmanın güçlendirilmesnin ne düzeyde hayati önem taşıdığı ortaya çıkıyor. 150 milyar dolarlık bütçede Türk Silahlı Kuvvetleri ihtiyaçlarının sadece yüzde 21'i yurt içinden karşılanabiliyor.

1998-2007 yılları arasında kısa veya orta vadede 30 milyar dolarlık savunma harcaması yapılacak. 150 milyar dolarlık toplam bütçenin 60 milyar doları Kara Kuvvetleri için, 65 milyar doları Hava Kuvvetleri için, 25 milyar doları ise Hava Kuvvetleri için ayrıldı.

Bu projeler içinde en büyükleri şöyle sıralanıyor:

1. Yedi milyar dolarlık tank üretim projesi, 2. ATAK projesi olarak bilinen 5 milyar dolarlık taarruz helikopteri alımı, 3. Türk Deniz Kuvvetleri'ne 2,4 milyar dolar değerinde 6 fırkateyn alınması, 4. Cougar genel maksat helikopterinden 30 tane daha alınması, 5. F-16 uçaklarının elektronik harp sistemleri ile donatılması.

Emekli tuğgeneral Aytekin Ziylan, Ulusal Strateji dergisinin 8. sayısında(Eylül-Ekim 1999), Türkiye'nin savunma politikasının esasını belirleyen SSPS belgesini değerlendirdi. Belgenin Türk Savunma Sanayii'nin gelişmesine büyük yararlar sağlayacağını belirten Ziylan, savunma sistemlerinin bundan böyle, "Milli olması gerekenler, kritik sistemler ve diğer sistemler" şeklinde üçe ayrılmış olmasını örnek olarak veriyor.

Askeri stratejist görüşü

Askeri stratejist emekli tuğgeneral Ziylan, belgedeki eksik yönleri ise beş ana noktada şöyle sıralıyor: 
1. Belge şirketleri tanımlarken, Türk, yerli ve yurtiçi ayrımını yapmaktadır. Halbuki özelliği olan savunma sanayii sektöründe şirket ayırım, milli şirket, yabancı şirket ve yabancı ortaklı şirket biçiminde yapılmalıydı.
2. Belge, yerli sektör yanında yabancı sektöre de açık olmak ilkesiyle, milli şirketleri, yerli teknolojiyi üretmek yerine daha kolay yol olan yabancı teknolojiyi kullanmaya özendiriyor. Bu da yabancı ortağa ve yabancı teknolojiye sürekli bağımlılık sonucunu doğurur.
3. Belgede, kritik sistemlerin uzun vadede yurt içinde geliştirilmesi amaçlanarak, mümkün olmayanlar için ortak üretim öngörüleceği belirtiliyor. Ortak üretim yerine, "Teknoloji satın alınır" ilkesi daha uygun olurdu. Çünkü yabancı ortaklar hiçbir zaman Türkiye'nin teknolojik gelişmesini desteklemez.
4. "Yerli firmalar lehine her bir ihale için Bakanlar Kurulu kararında belirtilen oranlarda yüzde 15'e kadar fiyat farkı avantajı verilebilir." ilkesinin pratikte uygulanırlığı yoktur. Kaldı ki, bugün yerli şirketlerin yerli üretimden dolayı devlete verdiği vergi oran olarak yüzde 25, milli şirketlerin ise mutlak değer olarak daha fazladır.
5. Elektronik teknolojisinin milli olacağı SSPS'e konulmalıdır.

 

Hem asker, hem polis

Şehirlerin güvenliğinden polis, bölgelerden jandarma sorumlu. Kışlalı suikastının işlendiği yer de jandarma bölgesi olduğu için soruşturmayı jandarma üstlendi.

Sık sık televizyon haberlerine de konu olduğu için artık herkes biliyor. Türkiye coğrafyası iç güvenlik açısından "polis bölgesi" ve "jandarma bölgesi" olarak ikiye ayrılıyor.

Şehir merkezlerinin iç güvenliğinden polis, diğer bölgelerden ise jandarma sorumlu. Bazen görev alanlarının iç içe girdiği de oluyor. Örneğin Ahmet Taner Kışlalı suikastının işlendiği Ankara'nın Çayyolu mevkii jandarma bölgesi olduğu için soruşturmayı jandarma üstlendi. Genel dağılım olarak Türkiye'nin yaklaşık yüzde 10'u polis bölgesini, buna karşın yüzde 90'ı jandarma bölgesini oluşturuyor.

"Polislik" görevi

İşte bu "polislik" görev sebebiyle jandarma, Silahlı Kuvvetler'le ilgili görevleri ile eğitim-öğretim bakımından Genelkurmay Başkanlığı'na, emniyet ve asayiş işleriyle diğer görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi bakımından ise İçişleri Bakanlığı'na bağlandı.

Ve jandarma Genel Komutanlığı, bu görevi sebebiyle yeni yüzyılın eşiğinde teşkilat yapısını oluşturan bütün unsurları reorganize etti.

1969'da jandarma bünyesinde Narkotik Şube adı altında bir şube oluşturulmuş, 30 ilde de uyuşturucu maddelerle mücadele timleri faaliyete geçirilmiş, bu timler ayrıca üç uçaklı bir hava kontrol ekibi ile desteklenmişti.

1988 yılındaki bir değişiklikle, sınırların korunması ve güvenliğin sağlanması görevleri Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na bırakılırken, İran ve Suriye sınırımızn bir kısmı ile Irak sınırının tamamının korunması ve güvenliğinin sağlanması görevi Jandarma Genel Komutanlığı'nda kaldı. Aynı yıl çıkarılan Uzman Jandarma Kanunu ile de 1989'dan itibaren uzman jandarma kadroları yetiştirilmeye başlandı. Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı, reorganize edilerek 1990 yılı içinde Gruplar Komutanlığı'na dönüştürüldü. Asayiş hizmetlerinin bilgisayarla desteklenmesi amacıyla, 1990'da başlatılan çalışmalarla ilçe jandarma komutanlığı seviyesine kadar inmek üzere Türkiye'nin en geniş bilgisayar ağı kuruldu. Bu ağın karakollar seviyesine kadar yaygınlaştırılması amaçlanıyor.

Hakem laboratuvar

1993 yılı içinde suç ve suçluların tespitinde güvenlik kuvvetlerine ve adli mercilere yardımcı olmak amacıyla Kriminal Daire Başkanlığı kuruldu. Bu daire, uyuşturucu analizi konusunda Birleşmiş Milletler tarafından Türkiye'de hakem laboratuvar olarak kabul ediliyor. Ayrıca il jandarma komutanlıkları bünyesinde Jandarma Narkotik Tim komutanlıkları oluşturuldu.

Jandarma; Asayiş Komutanlığı'nın kurulduğu 1987 yılından itibaren Güneydoğu'daki terörle mücadele görevine de katıldı. 1997'den itibaren de trafikle ilgili görevler sebebiyle illerde Trafik Kısım komutanlıkları, ilçelerde ise Trafik Tim komutanlıkları oluşturuldu. Motosikletli Jandarma Emniyet ve Müdahale timleri ile, Otoyol Emniyet ve Trafik timleri de terfi hizmetlerini yerine getiriyor. Kış turizminin ve dağcılık faaliyetlerinin yoğun olarak yapıldığı bölgelerde arama, kurtarma ve yardım hizmetlerini yerine getirebilmek için kurulan birlikler 1998 yılından itibaren Jandarma Dağ Arama ve Kurtarma timlerine dönüştürüldü.

Jandarmayı reorganize etme çalışmaları, planlı, programlı bir çerçevede, uzun vadeli ve orta vadeli olarak planlaştırıldı, stratejik hedef planları hazırlandı.

Bütün yurtta teşkilatlı

Bugün Jandarma Genel Komutanlığı, 12 ayrı Jandarma Bölge Komutanlığı, 80 ilde jandarma komutanlıkları, ilçe jandarma komutanlıkları ve 2609 jandarma karakolu ile teşkilatlanmış durumda. Bu birliklerden başka jandarma sınır tümenleri, komando tugay ve taburları, eğitim tugayları, havacılık ve özel harekat birlikleri, tümen ve alay seviyesinde idari ve lojistik birlikleri bulunuyor.

Sahil Güvenlik Komutanlığı ise, Türkiye'nin sahip olduğu tüm sahilleri, kara suları, Marmara Denizi ve boğazları, liman ve körfezlerin güvenliğini sağlamak, deniz yoluyla yapılan kaçakçılığın önlenmesi, denizlerimizdeki tarihi eserleri koruma altında tutmak ve denizlerimizin kirletilmesinin önlenmesi görevlerini yerine getiriyor. Sahil Güvenlik Komutanlığı barış döneminde İçişleri Bakanlığı'na, savaş döneminde ise Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı olarak görev yapıyor

Harbiyeden akademiye

Başta Cumhuriyet'in kurucusu Atatürk olmak üzere Milli Mücadele'nin öncü isimleri Kazım Karabekir Paşa, Ali Fuat Cebesoy ve Kazım Özalp, harp okulunun 1902 mezunlarıdır. Cafer Tayyar Eğilmez, Asım Gündüz, Cemil Cahit Toydemir ise 1901'de mezun oldular. 1905'e kadar yalnızca bir Harp Okulu vardı o da İstanbul'daydı. Daha sonra Edirne, Manastır; Erzincan, Şam ve Bağdat'ta harp okulları açıldı; ancak yalnızca İstanbul'daki harp okulu varlığını sürdürdü. Yüzyılın başından itibaren art arda gelen savaşlar sebebiyle Harbiye, hızlandırılmış eğitim programıyla cepheye subay yetiştirdi. İkinci Dünya Savaşı sırasında da ordunun subay ihtiyacı sebebiyle Harbiye hızlandırılmış eğitim uyguladı.

Kara Harp Okulu eğitim sisteminde 1991'den beri yürütülen programla, subayların görevi ifada karşılaşacağı sorunları mühendislik bakış açısı ile çözebilecek bilgi ve beceride olmaları hedefleniyor

Harp Akademileri

Orduya kurmay subay yetiştiren Harp Akademileri, "Genelkurmay Başkanlığı'nın yüksek seviyede inceleme organı olan bir bilim ve ihtisas kuruluşu" olarak tanımlanıyor.

Harp Akademileri'nin bünyesinde, Askeri Bilimler Araştırma Merkezi, Milli Güvenlik Akademisi, Silahlı Kuvvetler Akademisi, Kara Harp Akademisi, Deniz Harp Akademisi ve Hava Harp Akademisi bulunuyor.

1976'da Harp Akademileri bünyesinde kurulan Yüksek Askeri Bilimler Enstitüsü, Harp Akademileri Kanunu'yla, Askeri Bilimler Araştırma Merkezi olarak değiştirildi. Diğer taraftan Milli Güvenlik Akademisi, 1995 yılından itibaren Ankara'da Milli Güvenlik Kurulu ile aynı tesislerde faaliyetlerini sürdürmeye başladı. 
 

| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.