|
Çocuk sahibi
olmak için geç kalmayın!
Yaşlı annelerin iri, düşük, ikiz doğum
yapma ihtimali artarken, erkek çocuk sahibi olma ihtimali azalıyor.
Yaşlı babaların yeni doğacak çocuklarında ise öğrenme
kapasitesi düşüklüğü, cücelik ve erken yaşlanma riski artıyor.
Yaşlı anne ve babaların yeni doğan çocuğunun
sağlıksız olma riskinin, genç anne-babaların çocuklarına
oranla yüksek olduğu bildirildi. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi
Pediatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Kurtoğlu,
33 yaşından büyük kadınların yumurta, 40 yaşından büyük
erkeklerin spermlerinin de yaşla birlikte dejenerasyona uğramaya
başladığını kaydetti.
Çocuk sahibi olmak için ideal yaşları
geçiren kişilerin çocuk sahibi olmaları kadar, çocuklarının
sağlıklı olmasının da güçleştiğini belirten Prof. Dr.
Kurtoğlu, ABD’de 50 yılı aşkın süreden beri yeni doğan çocukları
incelenen yaşlı anne ve babaların, genç anne ve babalara
oranla, çocuklarının cücelikten, sağırlığa kadar birçok
sağlık sorunuyla dünyaya geldiğini bildirdi.
Kurtoğlu, araştırmalarda, yaşlı
annenin yeni doğan çocuklarının ikiz olma şansının yüksek,
erkek çocuk sahibi olma ihtimalinin ise azaldığını belirtti.
Yaşlı annenin, 4 kilonun üzerinde iri çocuk doğurma ve düşük
yapma riski yaşadığını ifade eden Kurtoğlu, “Yaşlı
annenin yeni doğan çocuğu, kromozom hastalığı, sağırlık,
şeker ve alzheimer hastalığına yakalanma riskini daha fazla yaşıyor.”
dedi.
Selim Kurtoğlu, yaşlı babanın yeni doğan
çocuklarının ise özellikle büyüme sorunu ve çok sayıda
hastalık tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını
kaydederek, şunları söyledi: “Bu hastalıklar içinde kol ve
bacakların kısa olduğu cücelik (akondroplazia) ile erken yaşlanmanın
(progeria) fazla olması dikkat çekiyor. Yaşlı babanın yeni doğan
çocuğunun öğrenme kapasitesinin de genç babanın çocuğuna göre
düşük olduğunu görüyoruz. Sinir sistemi, kas, kemik, kalp ve
böbrek hastalıkları ile katarakt, göz tümörleri, yarık
damak ve yarık dudak gibi rahatsızlıklar, yaşlı babanın çocuğundaki
diğer riskler olarak göze çarpıyor.”
Kurtoğlu, ideal doğum yaşını geçen
kişilere çocuk sahibi olmayı önermediklerini, buna karşın çocuk
sahibi olmada ısrar edenler için daha önce dünyaya gelen çocuktan
yola çıkarak, özel araştırmalarla risk gruplarının
belirlenebildiğini bildirdi.
Yuva kurulurken çok dikkat edilmeli
Kerem 25 yaşında işini gücünü kurmuş bir delikanlıydı. Bu
yüzden ailesi vakti gelmiş diye ona uygun bir eş aramaya başladı.
Fakat tanıdıkları arasında gösterilen hiçbir adayı nedense
beğenmedi Kerem. İyiliği için çalışan bu insanlara 'ben
bulacağım' diyerek önerilen adayların hepsini reddetti.
Sonradan bir arkadaşının tavsiyesine uyarak bir başka şehirde
hiç tanımadığı bir adayla görüşmeye gittiğinde ise
sevincinden neredeyse uçacaktı. Eve dönüşü de gidişi gibi
muhteşem olmuştu. Annesinin boynuna "Hayatımın kadınını
buldum." diye öyle bir sarılışı vardı ki görülmeye değerdi.
İşi fazla uzatmadılar, birkaç ay içersinde düğün dernek
yapılarak bir ailenin daha temelleri atılmış oldu.
İlk günlerin hazır ve turfanda sevgisi
biter gibi olunca da gerçek "kimlikler" ortaya çıkmaya
başladı. İlk birkaç aydan sonra hem Kerem hem de Seher açısından
çekilmez olan ev hayatının sonuna gelinmişti artık. İkisi de
birbirlerini suçlayarak , sonradan değiştiklerini her yerde söylüyorlardı.
Müthiş bir kavga ve gürültünün hüküm sürdüğü bu çiçeği
burnundaki ailemiz de(!) daha fazla dayanamayarak sevginin olmadığı
bu birlikteliği bozarak ayrıldılar. Adaylar birbirlerine uygun
olmalı Mahkeme şiddetli geçimsizlik ayırırken aslında çok büyük
bir hakikate de parmak basıyordu. Ey yuva kurmaya çalışan
insanlar, gençler; kendinizi iyi tanıyın. Ondan sonra da
birlikte bir hayatı paylaşacağınız insanları çok iyi tanıyın,
fıtratını, zevklerini, kabiliyetlerini, psikolojik ruh yapısını,
ailesini, çevresini, arkadaşlarını, zararlı alışkanlıklarını,
hasılı koca bir ömrü beraber yaşayacağınız eşinizi çok
iyi tanıyın; çünkü sonrası hekesin kendi cenneti veya
cehennemi oluyor.
Servet her şey değildir
Servet ailenin tek kızıydı bir
sürü de taliplisi olmuştu. Fakat ailesi bizim çektiğimiz
yoksulluğu kızımız çekmesin diye adını Servet koydukları kızlarına
eş değil illa da zengin bir aday arıyorlardı. Bu konuda
gariban Servet'e de tesir etmiş onun da duygularını dikkate almıyorlardı.
Kızlarının güzelliğine güvenen aile bu güvende yanılmadı.
Bir müddet sonra tam da istedikleri gibi birini bulmuşlardı.
Gerekli formalite ve nazdan sonra taraflar şatafatlı bir düğünle
de bu iki hayatı bir araya getirdiler. Bir müddet sonra ufak
tefek başlayan problemler karşısında genç kız ne yapacağını
bilemez bir halde çırpınıp duruyordu. Beyinin eve ilgisi azalmış,
eve geç gelmeler başlamış, yakışıklı ve zengin genç
huzuru nedense alkolün kollarında aramıştı. Kızın annesi açısından
problem yoktu ona göre kızı bulmuş da bulandırıyordu, yediği
önünde yemediği arkasındaydı. Oysa hayat hiç de yüzde yüz
yemek değildi. Hayatta ruh denilen, duygu denilen ve insanın aslında
asıl yönünü oluşturan bir büyük hakikat de vardı. Ve bu büyük
hakikat şimdi sırf zenginlik uğruna gözardı ediliyordu. Gözardı
edilen bir şey daha vardı ki o da davulun dengi dengine çaldığıydı.
Evet o çiçeği burnundaki aile de ayakta kalamadı, ufak bir rüzgârda
temmelleri üzerine çöküp kalmıştı. Annesi de sonradan anlamıştı
paranın çok şey olup mutluluk olmadığını; fakat bu arada
olan yine o tertemiz kalpli genç kıza olmuştu yeniden hayaller,
umutlar ve kırılmış bir kalp!!!
Aile kurulurken dikkat edilecek çok önemli
esaslar vardır. Bu esaslara dikkat etmeden yuva kuranlar daha
sonra çok pişman olmuşlardır. Aileyi ifade eden en güzel
kelimeler "huzur, mutluluk ve saadet" Bu güzel
kelimeleri hayatlarında görmek isteyenler yuva kurarken çok
dikkat etmeliler
Bir aile kurulma aşamasında bütün yönleriyle
ele alınıp değerlenedirilmiyorsa o iş için daha başlangıçta
yanlış ve hatalı bir yola girilmiş demektir. Tabii böylesi
yanlış ve hatalı bir ortamda yetişen aile bireylerinin de
bundan olumsuz etkilenecekleri ve bir sonraki kuşakta bu olumsuz
yönlerin bir bir ortaya çıkacağı görülecektir. Evet bu da gösteriyor
ki herhangi bir iş plân safhasında iken ciddiyetle ele alınmaz
ve sağlam bir mantığa bağlanmazsa daha sonraki dönemlerde altından
kalkamayacağımız problemlere sebebiyet verebilir. Çok tuhaf
bir hakikattir, insan içinde en fazla 60-70 yıl yaşayacağı
bir bina yaparken her şeyine dikkat ediyor, bütün ihtiyaç ve
estetiği ile onu bir plâna bağlıyor da; ebedi bir birliktelik
yaşayacağı ailesini seçerken veya seçtikten sonra aynı
oranda dikkatli ve titiz davranmıyor. Böyle olmayınca da büyük
şiddetli sarsıntılara dayanıklı olması gereken aileler adeta
bir "yap-boz" gibi en küçük bir sarsıntıda yıkılıp
gidiyor. Bu noktada olan da genç nesle ortada sevgisiz, şefkatsiz
yaşayan çocuklara oluyor.
Yuvada hedef
Bir toplumun en önemli kurumu hiç
şüphesiz ailedir. Hal böyle olunca da bu kuruma daha kuruluş aşamasında
her türlü maddi ve manevi destek verilmeli ki ondan istenilecek
şeyleri o da bir ödev ve yükümlülük bilerek ifaya çalışsın.
Bunun yapılmaması topyekün millet adına bir ihmal sayılır.
Onun için bu ihmalin çok daha büyük seviyelere ulaşmaması
isteniyorsa aile üzerinde ciddiyetle durulması gerekiyor. Toplum
için en tehlikeli ve zararlı yuvaların başında başlangıçta
bir hedef ve gaye üzerine bina edilmeyen yuvalar gelmektedir.
Evet hevesler, keyifler, ihtiraslar, kıskançlıklar üzerine
bina edilen hedefsiz bir yuva istikbal vaat etmeyeceği gibi
millet bünyesinde de potansiyel bir olumsuzluk unsuru olarak
kalacaktır. Çünkü o inşa edilirken bereketin yamacında onun
getireceği kudsi güzelliklerin hesap ve plânıyla kurulmamıştır.
Nedir bu plan?
Bu plânın en önemli noktasını
"nikâh" gibi hakikaten toplum için çok önemli bir
dinamik oluşturmaktadır. Bu 'dinamik'e giden yolda nefsânîlik
ve heveslerin bir yana bırakılarak mantığın, fikrin ve kalbin
hakim olması gerekmektedir. Böyle bir birlikteliğe birlikte adım
atan iki tarafın Allah'la münasebeti yoksa, onlardan meydana
gelecek çocukların da şuurlu, hisli, dengeli, düzenli ve
sorumluluk duygusu taşıyabilecekleri çok az görülmüştür.
Ailenin istenilen plan ve şartlar çerçevesinde
kurulmasından sonradır ki arzu edilen nesiller elde etme
konusundaki prensipler de bir şey ifade edecektir. Temelinde
kudsiyet ve bereket olan bir ailede; mümin kadın, mümin erkek;
sorumluluklarını yerine getiren kadın-erkeğin bir araya geldiği
bir yuvada her şey yerli yerindedir ve bu yuva cennet köşelerinden
bir köşedir. Ve böyle bir yuvada yetişen nesillerin şen şakrak
oyunları bağırmaları dahi Allah nezdinde mukaddestir ve dua
gibidir.
Kur'an ne diyor?
"Müslüman erkekler, Müslüman
kadınlar; mümin erkekler, mümin kadınlar; taata devam eden
erkekler, taata devam eden kadınlar; doğru (sözlü) erkekler,
doğru (sözlü) kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar;
mütevazı erkekler, mütevazı kadınlar; sadaka veren erkekler,
sadaka veren kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar;
ırzlarını koruyan erkekler, ırzlarını koruyan kadınlar;
Allah'ı çok zikreden erkekler, zikreden kadınlar var ya; işte
Allah, bunlar için hem bir mağfiret hem de büyük bir mükâfât
hazırlamıştır." (Ahzab, 33/35)
İşte bu özelliklerin bulunduğu bir
aile ve bireyleri bir araya gelmiş, Allah'a güvenmiş, gönülden
O'na yönelmiş ve Allah maiyetine ermiş, hayatlarını bu
istikamette sürdürüyorlarsa o aile ve bireyleri hayatında gerçek
anlamını çözmüşler demektir.
Ayette adı geçen hasletler
1. Doğruluk (sıdk) evet söz ve
davranışlarında dosdoğru olan anne ve baba vazgeçilmez bir
prototip gibi sürekli çocukları tarafından taklit
edileceklerdir. Bunun neticesinde de böylesi özü sözü bir
dosdoğru insanların oluşturduğu yuvanın içinde yalana ait hiçbir
ize rastlanmaz. O evde her şey doğru, olduğu gibi görünmekte;
dolayısıyla da o atmosferde yetişen bir insan da topluma faydalı
ve dupduru bir hayat yaşayacaktır. Büyük bir ihtimalle bu iş
burada da bitmeyecek, onun da sonraki nesle bırakacağı yegane
şey doğruluk ve sıdk olacaktır. Çünkü o evde sâdık ve sâdıkalar
vardır.
2. Kur'anın bahsettiği sabırdan yoksun
aileler bir mum alevi gibi en ufak rüzgârda bile varlığına
son vererek yokluğun bağrına kök salmaya mahkum olurken,
Kur'an'daki İlahi hikmeti sezip kavramış kahramanlar; sabreden
kadınlar, sabreden erkekler, ibadet ü taatın ağırlığına,
başlarına gelen musibetlerin amansızlığına karşı dişlerini
sıkıp dayananlar, günahlar karşısında kararlı davranıp
iffetlerini koruyanlar, bütün çevrelerinin yanında, çocuklar
üzerinde dahi öyle müessir olacaklardır ki, onları en dağdağalı
fırtınalar bile yıkamadan, sarsmadan geçip gideceklerdir.
3. İçleri Allah'a karşı saygıyla
dolup taşan, her zaman hem topluma hem de Allah'a karşı
vazifelerini en iyi şekilde yaşamaya çalışan, ebeveynin olduğu
ailedeki çocuklar da hayatlarının her lahzasında onlar gibi
olmaya çalışacaktır. Böylesi bir evden topluma ve çocuğun
zihnine yansıyan şey de hep ciddiyet, vakar, hassasiyet ve
titizlik olacaktır.
4. Bir ailede bütün yönleriyle iyiliğe
açık sadaka veren erkek ve sadaka veren kadın bulunuyor ve
bunlar da güzel davranışlarıyla her fırsatta çocuklarına
Allah için vermenin doyumsuz hazzını aşılayabiliyorlarsa o
ailede dünya ve dünyalık adına artık hiçbir problemin yaşandığına
şahit olunamaz. Evet önce biz cömert olmalıyız ki onlar da
olsunlar. Çocuklarında cömertlik ruhunun gelişmesini
istiyorlarsa bunu hayatlarında bizzat göstermeliler. Yoksa bir
ailede bir sürü cömert olmaya aday çocukların bu güzelim
hasletleri dünyaya dört elle sarılmış büyükler tarafından
insafsızca katledilmektedir.
5. Açlık bugün bir insanlık ayıbı
olarak insanlığın önünde en büyük bir problem olarak
duruyor. Bir problemin büyüklük ve ehmmiyetini anlamak için de
bizzat o işin içerisine girip kısmen de olsa onu yaşamak lazım.
Açlığı hiç yaşamamışa açlığı, korkuyu bilmeyene
korkuyu anlatamazsınız. Evet işte toplumdaki belli bir kesimin
en büyük problemi olan açlığı kısmen de olsa anlatmanın en
güzel yolu olan oruç böylesi vazgeçilmez bir dinamik olarak
duruyor karşımızda. İşte Allah'ın emrettiği oruç dinamiğini
yerine getiren kadın ve erkekten meydana gelen aile, bundan da
meydana gelen toplum huzur ve emniyetin başka yegane
temsilcisidir.
6. Yukarıda sayılan bütün bu sıfatlarının
yanında bu insanlar, ırz ve namuslarını koruma, iffetlerine
toz kondurmama konusunda da fevkalâde hassastırlar. Kur'ân-ı
Kerim'in kadın ve erkeği müşterek ele alarak, toplum ve aileyi
bunların oluşturdukları müşterek bir platformda onların
sorumluluklarına vermesi de oldukça önemli bir mesele. Söz
konusu meselelerde dikkatli ve hassas davranan ailenin torunlarında
da aynı esintiler hissedilecektir. Bu havanın bütün aile
fertlerinde; yani toplumun hücrelerinde devamı nispetinde
toplumda manen ve maddeten yükselmeye devam edecektir. Aksine bütün
beklentiler bir kuruntudan ibaret kalacaktır.
Evlenme
manileri
Evliliğin olmasına mani olmak demek,
evliliğe teşebbüsü önleyen, nikah yapılmış olsa bile nikahı
gayr-i meşru kılan durum ve ilişkilerdir. Bu durumda baba ile kızı,
erkek kardeş ile kız kardeş arasındaki yakınlık (akrabalık)
ilişkisi bir evlenme maniidir.
İslam'da evlenmeye mani bütün haller ve
ilişkiler ayet ve hadislerle ifade edilmiştir. Bu konuda Kur'an-ı
Kerim, ''İman edinceye kadar müşrik (Allah'a ortak koşan) kadınlarla
evlenmeyin. İman etmiş bir cariye, müşrik bir kadından -bu
kadın hoşunuza gitse bile- şüphesiz daha iyidir. İman etmedikçe
müşrik erkeklere de kızlarınızı nikahlamayın. İman etmiş
bir köle, hoşunuza gitse bile bir müşrikten şüphesiz daha
iyidir.'' (Bakara 221) demektedir.
Akraba evliliği tavsiye edilmemiştir
Evlenme manilerinin sınırı değişiklik arz etse bile bütün
hukuk ve dinlerde bu yasakların dinî, sıhhî, ahlakî ve içtimaî
sebepleri vardır. Bunlardan yakın akraba arasındaki
evliliklerin sıhhî sakıncalar doğurduğu, ailede mevcut ırsî
hastalıkların güçlenmesine ve nesillere intikaline sebebiyet
verdiği tesbit edilmiştir. İslam, amca kızı, dayı oğlu gibi
akrabalarla evlenmeyi yasaklamasa bile tavsiye de etmemiştir.
Aksine hısım olmayanların birbiri ile
evlenmelerini önermiştir. Buna göre Müslümanlar öncelikle hısım
olmayan, yahut da çok uzaktan hısım olanlarla evlenme yolunu
tutucak, şayet içtimaî bir zaruret varsa, haram sınırına
varmamak şartıyla, hısımlarıyla evlenebilecektir.
Devamlı evlenme manileri
Devamlı evlenme manileri ömür
boyu süren bir yasaktır. Bunlar:
1. Kan hısımlığı: Anne, anneanne, baba, dede, oğul, kız ve
bunların çocukları, kardeşler, yeğenlerle evlenilemez. Kız,
dayısı ve amcası ile evlenemez. Ama amca oğlu, dayı oğlu
veya torunu için mani yoktur. Kişi, karısının anası ile ve
bunun ana ve nineleri ile evlenemez. Hanım da kocanın babası,
dedesi ile evlenemez.
2. Evlenme sebebiyle akrabalık: Kişi, çocuğunun
veya torununun eşleriyle evlenemez. Kişi, karısının anası ve
onun ana ve nineleriyle evlenemez. Yine hanım da, kocanın babası,
dedesi ile evlenemez. Bir kız ile nikahlanıp zifafa girmeden boşanan
kimse onun anası ile evlenemez. Bir hanımla evlenip zifafa giren
kişi onun çocukları, torunları ile evlenemez.
3. Emzirmeden doğan hısımlık: Doğumdan
haram olanlar sütten de haram olurlar. Buna göre yukarıda sayılan
akraba ilişkileri süt emenler için de geçerlidir. Fukahanın
çoğuna göre evlenmeyi haram kılan ve mani teşkil eden emme,
çocuğun ilk iki yaşı içinde meydana gelecektir.
Geçici maniler
1. Din farkı: Müslüman kadının,
Müslüman olmayan erkekle, Müslüman erkeğin de Müslüman
olmayan ehl-i kitab olmayan kadınla evlenmesi haram kılınmıştır.
2. Hanımın nikahlı olması: Kadın, fiilen evlilik hayatı yaşadığı
veya yaşamadığı birisi ile evli (nikahlı) ise, boşanmadıkça,
yahut kocası vefat etmedikçe bir başkasıyla evlenemez.
Resmîsi
olmadan dinî nikâha hayır!
Dinî nikâh resmî nikâhtan sonra olmalıdır.
Nişanlı çiftlerin nikâhlanması, evliliğin vuku bulmaması
durumunda kız tarafından ciddi sorunlara yol açmaktadır.
Dünyanın değişik ülke ve farklı
iklimlerinde, bizde de olduğu gibi, evlenecek kızla erkek arasında,
kısa veya uzun süren bir hazırlık dönemi geçirilmekte ve ardından
da düğünle evlilik hayatına adım atılmaktadır. Bizim
toplumumuzda bu hazırlık dönemi söz kesme ile başlamakta,
bunu nişanlanma izlemekte, evlilik daha sonra gelmektedir.
Böylece taraflar birbirlerini bu süreç
içerisinde daha iyi tanıma fırsatı bulmaktadır. İşte bu dönemde
dini hassasiyeti olan aileler "Nişanlı gençlerin bu sürede
bir araya gelmelerinin şer'an caiz olmayacağı ve günaha vesile
olmamaları " düşüncesiyle dinî nikâhla bu olayı
ortadan kaldırma yoluna gitmektedirler. Yine çoğunlukla öğrenci
olan gençler, ebeveynlerinin evliliğe izin veremeyeceği endişesiyle
gizli dinî nikâh yapmaktalar. Dinî nikâh olayını birçok din
görevlisi resmî nikâh olmadan kıymamakta, bu talepte bulunan
çiftlerin resmî nikâhı olup olmadığı konusunda hassas
davranmaktalar. Evlilik yolunda atılan bu önemli adım çok iyi
niyetlerle başlamış olsa bile, çiftlerin anlaşmazlıklarının
neticesinde ortaya çıkan ayrılıklarda halli çok zor
problemler doğmaktadır.
Nişanlanma evliliğe giden ilk yoldur
Evlilik yolunda atılan ilk adım
olmasına rağmen nişanlanma, İslam hukukunda taraflara evlilik
mecburiyeti gerektirmez. Nişanlılık süresince evliliği sürdüremeyeceklerini
anlayan taraflar her zaman için nişanı bozma hak ve yetkisine
sahiptirler. Bu nedenle nişanlılık taraflara evliliğin verdiği
beraber yaşama hak ve yetkisini vermez. Nikâh akdi yapılmadan
nişanlıların, adeta iki yabancı gibi oldukları ve bu
mahramiyet sınırlarına dikkat etmeleri gerektiği gözden ırak
tutulmamalıdır. Buna rağmen kendi başlarına karar verebilecek
yaştaki nişanlıların, düğün hazırlığı için eşya
bakmak üzere çarşıda dolaşmaları konuşmak ve birbirine daha
iyi tanımak amacıyla herkese açık mekanlarda oturmaları nişanlılık
hukuku çerçevesinde makul karşılanabilir.
Nişanlanma döneminde nikâh
Nişanlılık döneminde taraflar
arasında örtünme, halk arasında bilindiği gibi konuşma,
beraber oturup sohbet edebilmeleri için dinî nikâh kıyılması
İslam hukukunun öngördüğü mahiyette bir nikâh olmadığı
gibi birçok sakıncayı da beraberinde getirmektedir. Bazen nikâh
akdinin verdiği güçle taraflar arasında yakınlaşma ileri
seviyelere varmakta hatta karı koca ilişkisine bile çıktığı
durumlar olmaktadır. Daha sonra nişan bozulduğunda, özellikle
kız tarafı son derece mağdur olmaktadır. Mağdur olanlar
haklarını arayacak bir makamda bulamamaktadırlar.
Ciddi problemler çıkıyor
Resmî nikâh olmadan yapılan dinî nikâhın bozulmasında gençler
arasında eğer karı-koca ilişkileri vuku bulmuşsa ciddî
sorunlar ortaya çıkmaktadır. Resmen evli olmayan nişanlı bir
kız bu durumda ruhsal sorunlar yaşamakta, bunalıma girmekte bu
işin sonunda intihar bile vuku bulabilmektedir. İşin İslami
boyutunda ise nikâhın ardında bir boşanma olmadığı sürece
2. bir evlilik söz konusu değildir.
Gençler ve ey büyükler!
Evlilik heyecanı yaşayan genç
nişanlılara, nikâhın ne anlama geldiği, nikâhın şaka götürmeyeceği
iyi anlatılmalıdır. Aile büyükleri çocuklarına bu konuda
baskı yapmamalı; ama genç nişanlıların görüşmelerine ve
birbirlerini tanımaları için de fırsat tanımalıdır.
Genç kızlar! Özellikle ailelerinden ayrı gurbette okuyan genç
kızlarda çok nadir de olsa görülen dinî nikâhlı evlilik
konusunda ciddî olarak düşünmelisiniz. Eğer evlenmek
konusunda ciddi karar vermişseniz bunun için öncelikle resmî
nikâhı tercih etmelisiniz.
Dinî nikâh konusunda toplumdan gelen talepler karşısında zor
durumda kalan din görevlileri ise bu konuda resmî nikâh olmadan
dinî nikâh kıyılmamasını bir prensip haline getirmelidir. (Mükremin
Albayrak)
Evlilik ama nasıl?
Gelişigüzel evlilik olmaz: İslam evliliğe
büyük önem verir. Biribirini seven eşler, güleryüzün ve
anlayışın olduğu bir aile aynı zamanda toplumun temelini oluşturur.
İslam, izdivaç konusuna, tahminlerin üstünde
önem verir. Buna paralel olarak İslâm fıkıhçıları da
"nikah"ı mühim bir mesele olarak ele alırlar. Bu
nedenle de evlilik konusunda ciltlerle kitap yazılmış ve
hassasiyetle üzerinde durulmuştur. İslam izdivaç veya nikah
meselesini farz, vacip, sünnet, haram, mekruh kategorilerinde mütalaa
etmiş ve biraz da şahısların özel durumuna bağlamışlardır.
Bu, şu demektir:
Herkes gelişigüzel evlenemez; bir
seviyeye gelen insan evlenme mecburiyetindedir; hatta bazı
kimselerin evlenmesi vacip iken; bir başka vaziyetten ötürü
bir diğerinin evlenmesi mekruhtur. İnsanların özel durumlarını
hiç hesaba katmadan, sadece bedenen tatmin için evlenen insanların
ileride cemiyete yararlı bir aile veya bir çocuk kazandıracağı
şüphelidir.
Farz olan evlilik
Zinaya düşme ve haram işleme tehlikesi karşısında bulunan
bir kimse, evleneceği insana vereceği mihir ödeme gücüne ve
ailesini geçindirecek kadar nafaka temin etme imkanına sahipse;
hatta bazılarına göre oruç da tutamıyorsa onun evlenmesi
farzdır. Çünkü insanın iffetini koruması ve nefsini haramdan
sakınması gereklidir. Yani harama düşmemek için evlenmek
esastır ve haramla yüz yüze gelen birinin başvuracağı tek çare
evlenme olmalıdır. Gayr-ı tabii yollarla izdivaçla savaş,
tabiatla savaştır ve böyle bir savaşa kalkışanın yenik düşmesi
de kaçınılmazdır.
Vacip olan evlilik
Kişi evlenmediği takdirde fuhşa
düşmekten korkar ve bu konuda kesin kanaati olmazsa; aynı
zamanda, mehir, nafaka gibi evlilik külfetlerini yapmaya imkan
olur, hanımına zulmetmekten ve hakkını vermekten de korkmazsa
evlilik bu kimseye vacip olur. Evlenmesi durumunda geçinmek için
haram yollara başvurması söz konusu değilse, geçim derdi
haram kazanç getirmeyecekse evlenmek vacip olur. Bu tercih de
yine bazı fakihlere aittir, umumun görüşü ve içtihadı değildir.
"Sizi bir düğüne, bir nişan merasimine davet ettikleri
zaman icabet ediniz." (Müslim)
"Ey gençler topluluğu! İçinizden evlenme imkanına sahip
bulunanlar evlensin, evlenemeyenler ise oruç tutsun, çünkü bu,
harama karşı siperdir."(Buhari)
Sünnet olan evlilik
Herhangi bir tehlike söz konusu
değil, evlenmeye de arzu ve rağbet varsa böyle birinin
evlenmesi sünnettir.
Haram olan evlilik
Kişi evlilik masraflarını karşılayamayacak
durumda ise, evlenmesi ile birlikte evinin geçimini sağlamak için
haram olan yollara tevessül edecekse (hırsızlık, ihtilas, rüşvet
ve gayri meşru kazanç yolları) bu kişinin evlenmesi haramdır.
Ayrıca bugün toplumumuzun hiç dikkat etmediği ve gözardı
ettiği diğer bir konu vardır ki, İslam bu onuda hassasiyetle
durur. Eğer erkek evlendiği kıza, hanıma adaletli
davranmayacaksa, ona olan vazifelerini yapmayacaksa, ona
zulmedecekse ve bu kesinse bu insanların da evlenmesi haramdır;
çünkü insanı harama götüren şey de haramdır. Peki kişi
kendisini zinaya götürecek ve evliliği farz yapan bir durumda;
ama aynı zamanda evliliği haram kılan eşine zulmetme gibi bir
özellik taşıyorsa bu durumda evlilik o kişiye haram olur; çünkü
bir şeyde helal ve haramın birlikte olması halinde haramlık yönü
daha ağır basar. İmam Ahmed b. Hanbel'e göre ise, geçimini
temin edebilsin, edemesin; ailesini geçindirsin, geçindiremesin,
mihir verebilsin, veremesin; zinaya düşme tehlikesi karşısında
herkesin evlenmesinin farz olduğu görüşündedir. Esasen bu görüşler
tetkik edildiğinde birbirlerine çok da uzak olmadıkları görülecektir.
Mekruh olan evlilik
Kişinin evlendiği zaman aile hukukuna riayet etmeyip kötü
davranıp zarar vermesinden, cinsel ilişkiye yönelik şevk ve
kudretinin zayıflamasından korkulursa evlilik mekruh olur. İhtiyarlık,
sürekli hastalık ya da daimi bir iktidarsızlık gibi sebepler
bulunan kimse için evlilik mekruhtur.
Mubah olan evlilik
Helalinden kazanan, zinaya düşme
ihtimali bulunmayan, mihir verecek güce ve nafakaya da gücü
yeten temkinli ve tedbirli birinin izdivacı da memduh veya mubahtır.
Böyle birisi ister evlenir, isterse evlenmez. Evlilikte her şey,
inceden inceye düşünülmeli, bin türlü hesap yapılmalı ve
hiçbir yanlışlığa meydan vermeyecek şekilde hassas davranılmalıdır.
Çünkü kurulan yuva, yuva yıkımını netice veren sebeplere
bina edilmesin. İmam Şafii (ra), "Nikah, haddi zatında bir
muamele, yani mubah bir iştir. Fakat haramdan kaçınmak için
vacip olur. (Bkz: Zuhayli, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi,
9/32)" der.
Genel çizgileri içinde karı-koca ilişkilerinin
doğurduğu sorunları 4 gruba ayırabiliriz:
1. Psiko-sosyal sorunlar: Gelenek, görenek, ahlak anlayışı,
sosyal değerler ve dinî inanışlarla doğan sorunlar.
2. Sosyo-ekonomik sorunlar: Geçim darlığı, parasal sıkıntılar
ile doğan sorunlardır.
3. Kuşak çatışmaları: Ana-baba ve çocuklarla, ana-babanın
yakınlarıyla alâkalı orunlardır. Geleneksel aile ilişkilerinde
kuşak çatışmalarıyla birlikte ortaya çıkan sorunlar
evliliklerin sarsılmasına sebep olur.
4. Karı-kocanın cinsel sorunları:İşlevsel sorunların yanında
bilgisizlik ve dış çevrenin etkisi de bu sorunların doğmasına
sebep olur.
Evliliğin gayesi nedir?
Aile, toplumun en hayati bir parçası ve ilk nüvesidir. Aile,
kutsal bir müessesedir ve bunun da en önemli esası nikahtır.
Meşru bir akitle çiftlerin bir araya gelmesine nikah veya izdivaç
(evlenme) denilmektedir. Evlenmeyi sadece çocuk yapma fabrikası
veya cismanî arzuların tatmin vasıtası olarak değerlendirmek
yanlıştır. Evlenmekteki temel gaye Allah'ı ve Rasulullah'ı
memnun edecek bir neslin yetiştirilmesi olmalıdır. "Orada
Zekeriyya, Rabbine dua etti: Rabbim, bana nezdinden tertemiz bir zürriyet
ihsan eyle! Şüphesiz Sen duayı hakkıyla işitensin,
dedi." (Al-i İmran, 3/38) ayet-i kerimesindeki Hz.
Zekeriyya'nın yakarışları adeta bu hakikati dile
getirmektedir.
Dikkat edilecek olursa, ayette Hz. Zekeriyya, Cenab-ı Hak'tan
sadece "zürriyet" değil, "tertemiz zürriyet"
istemektedir. Bu, yukarıda da ifade edildiği gibi Allah ve
Resulullah'ın memnun ve hoşnut olacağı tertemiz bir nesildir.
İftihar edilen nesil'in keyfiyeti
Efendimiz'in (sas) "Evlenin,
çoğalın. Zira ben, kıyamet gününde sizin çokluğunuzla
iftihar ederim." hadisini de bu çerçevede değerlendirmek
daha uygun olacaktır. Hadiste geçen "iftihar ederim"
ifadesi çok önemlidir. Zira burada istenilen Rasulü Ekrem'in
(sas) çokluğuyla iftihar edeceği bir nesildir. Dolayısıyla
okuma imkanı bulamamış, cahil kalmış, içki ve uyuşturu gibi
kötü alışkanlıklara müptela olmuş vicdanı paslı, gözü
kanlı bir nesilden Efendimiz'in iftihar etmesi söz konusu
olamaz. O'nun çoğalmasını istediği nesil, vatanına ve
milletine aşık, milli-manevi dinamiklerine bağlı, çağın en
son gelişmiş teknikleri ışığında eğitilmiş bir nesil
olmalıdır.
Netice itibariyle evlilikte gaye Allah'ı ve Rasulullah'ı memnun
edecek bir neslin yetiştirilmesidir. Bu nesilde de önemli olan
keyfiyetsiz bir sayı çokluğu değil, milli ve mana köklerine
bağlı, Allah nazarında makbul, keyfiyetli ve iftihar
edilebilecek bir nesildir.
Evlilik karşılıklı bir sözleşmedir
Kur'an-ı Kerim insanları evliliğe
teşvik eder, evliliğin çeşitli fayda ve hikmetlerine işaret
eder. (en-Nisa 4/3, 24, en-Nahl 16/72, er-Rum 30/21) evliliği
kocanın karısına verdiği "sağlam bir teminat"
olarak nitelendirir. (en-Nisa 4/21) Kur'an prensip olarak
erkeklere kadınlarla iyi geçinmeyi tavsiye eder (en-Nisa 4/19);
ama bu arada evlilik bağının korunmasında kocaya daha ağır
bir sorumululuk yükler. (en-Nisa 4/34)
Evlenme, karı-koca arasında birlikte yaşamaya ve karşılıklı
yardımlaşmaya imkan veren, her iki tarafa da hak ve ödevler yükleyen
bir sözleşmedir. Bu sözleşme çerçevesinde birbirleriyle
evlenmeleri dinen ve hukuken mümkün olan erkek ve hanım arasında
ve iki şahit huzurunda yapılır. Şahitlerin bulunmasının amacı
sözleşmeye açıklık getirmek ve evlilik ilişkisinin etraftan
duyulmasını sağlamaya yöneliktir. Kilise hukukunda nikâhlar
heyete ve evlenme engeline yönelik şartlara ilave olarak mutlak
bir dinî mekanda yani kilisede ve yine görevli br din adamı
tarafından kıyılması gibi şartlar içerir. Bütün diğer şartlar
gerçekleşse bile bu son iki şartın yerine getirilmediği
evlilikler geçerli değildir. Bu anlamda kilise hukukunda evlilik
dinî bir sözleşmedir.
İslam hukukunda evlilik Hıristiyanlık'taki manasında dinî bir
sözleşme sayılmaz. Bir diğer ifadeyle nikâhın mutlaka cami
gibi bir dinî mekânda yapılması gerekmez. Bu gerekmediği gibi
nikâhın mutlaka bir din adamı tarafından kıyılması da
gerekmez. Esasen İslam'da Hırıstiyanlık'ta olduğu gibi din
adamı sınıfı da yoktur.
Evlenmelerin belirli bir disiplin altına alınması, tarafların,
varsa veli ve vekillerinin evlenme veya evlendirme ehliyetine
sahip olup olmadıklarının bilinmesi, resmi bir memur tarafından
yapılan evliliklerin ispat kolaylığı taşıması, doğacak çocuklarının
nesebinin daha kolay biçimde sabit olabilmesi, evlenme engelleri
varsa bunların bilinmesi ve ortaya çıkması gibi gayelerle
oldukça erken dönemlerden ibaren evlenmelerin devlet kontrolünde
yapılmasına özen gösterilmiştir. Mesela Osmanlı Devleti'nin
ilk yıllarından itibaren bir kısım nikâh akidlerinin
mahkemelerde bizzat kadılar tarafından kıyıldığı
bilinmektedir.
Resülullah'ın koyduğu ölçü
Hz. Peygamber (sas)'in zevce-i pâklerinin
hâne-i saâdetlerine bir grub erkek gelerek Resûlullah (sas)'ın
(evdeki) ibadetinden sordular. Kendilerine sordukları husus açıklanınca
sanki bunu az bularak: "Resûlullah (sas) kim, biz kimiz?
Allah Onun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir
(bu sebeple Ona az ibadet de yeter).dediler.
İçlerinden biri: "Ben artık hayatım
boyunca her gece namaz kılacağım." dedi. İkincisi:
"Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiçbir gün terk
etmeyeceğim." dedi. Üçüncüsü de: "Kadınları
ebediyen terk edip, onlara hiç temas etmeyeceğim." dedi.
(Bilâhere durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber (sas) onları
bularak: "Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki
Allah'a yemin olsun, Allah'tan en çok korkanınız ve yasaklarından
en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazen oruç
tutar, bazen yerim; namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla
beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse
benden değildir." buyurdu. (Buhârî)
Ailenin senin üzerinde hakkı var
Resûlullah (sas) çevresi ile ilşkisini kesen Hz. Osman'a şu öğütleri
verir: "Bil ki, ben, hem uyurum, hem namaz kılarım; oruç
da tutarım, kadınlarla evlenirim de. Ey Osman, Allah'tan kork,
zira ehlinin senin üzerinde hakkı var, misafirin senin üzerinde
hakkı var, nefsinin senin üzerinde hakkı var. Öyle ise bâzen
oruç tut, bâzen ye. Namaz da kıl, uykunu da al."
Eşlerin araları açılırsa hakem gönderin
Karı-kocanın arasının açılmasından
endişelenirseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının
ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar düzeltmek isterlerse,
Allah onların aralarını buldurur." (Nisa 35) ayetinde
temas edilen iki hakem hakkında "karı-kocanın ayrılma
veya birleşme kararları bu iki hakemin vereceği hükme kalmıştır."
(Muvatta)
En hayırlınız ailesine hayırlı olandır
Resûlullah (aleyhissalâtü
vesselâm) buyurdular ki: "Mü'minler arasında imanca en kâmil
olanı, ahlakça en güzel olanıdır. En hayırlınız da
ailesine hayırlı olandır." (Tirmizî)
Hepiniz çobansınız ve mesulsünüz
Resûlullah (aleyhissalâtüu
vesselâm) buyurdular ki: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden
mes'ulsünüz. İmam çobandır ve sürüsünden mes'üldür.
Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden mes'uldür. Kadın,
kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden mes'üldür.
Hizmetçi, efendisinin malından sorumludur ve sürüsünden mes'üldür."
İbni Ömer der ki: "Bunları Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'tan işitmiştim. Zannediyorum ki şöyle de demişti:
"Kişi bâbasının malında çobandır, o da sürüsünden
mes'üldür." (Buhârî) (CANAN
SEYHAN)
Nesrin ne
yapacağını bilemiyordu; onlar gizli nikâh yapmışlardı
Nesrin, ailesinden ayrılalı 2 sene olmuştu.
İstanbul'da üniversite hayatına alışmıştı. Bu arada okul
arkadaşlarından Ali ile aynı sınıfta ders notları alış
verişi yapıyorlardı. Arkadaşlıkları bir gün Ali'nin evlilik
teklifine kadar uzanmıştı. Ama henüz öğrenciydiler. Uzun bir
düşünme süresinden sonra evlenmeye karar verdiler. Ama her
ikisi de ailelerine haber vermeyecekti. Çünkü ailelerinin öğrenciyken
evliliklerine karşı çıkacaklarını biliyorlardı.
Aralarında dinî nikâh yapacaklar ve
okul bitiminde de resmen evleneceklerdi. Bu arada aynı evi paylaşarak
masrafların en aza inmesini sağlayacaklardı. Dedikleri gibi
oldu. Dinî nikâh yaptılar ve bir evde beraber yaşamaya başladılar.
14 ay sonra da okul bitmişti.
Bu arada Ali ile Nesrin arasında
problemler ortaya çıkmıştı. Ali, dinî nikâhlı eşi Nesrin
ile pek ilgilenmiyor, onun artık resmî nikâh yapalım
isteklerine cevap vermiyordu. Bu arada Ali, kendine başka bir şehirde
iş bulmuş ve Nesrin'e uzun süredir aldığı kararı açıklamıştı:
''Biz artık evli değiliz, seni boşadım.''
Bu sözlerle şok olan Nesrin, bunalıma
girmişti. Yaşadıklarını ne ailesine söyleyebiliyor ne de
Ali'yi ikna edebiliyordu. 23 yaşında genç bir bayan olarak
kendini aldatılmışlık hisleri içinde yapayalnız ve çaresiz
görüyordu. Ara sıra kendini öldürmeyi bile düşünmüştü...
Mağdur olan Cemile'ydi; düğünden önce
evlendiler
Cemile ile Kemal evlilik hazırlığı
yapan iki gençti. Birbirlerini sevmişler, aileleri de bu
birlikteliği onaylamıştı. Nişan törenleri çok güzel olmuş,
tüm dostları gelmişti. Düğün tarihi henüz belirlenmemişti;
ama hazırlıklar son hız devam ediyordu. Bunun için Kemal ile
Cemile sık sık çarşıları dolaşıyordu.
Aile büyükleri nişan sonrasında gençlerin
dinî nikâhlarının yapılması için ısrar etmiş, Kemal da müstakbel
eşiyle rahat dolaşabilmek için bunu gerekli görüyordu.
Denilen yapıldı ve dinî nikâh kıyıldı. Kemal artık
Cemilelere çok sık geliyordu. Bir gün Kemal daha fazla bir
arada bulunma teklifinde bulunmuştu. Ama Cemile, 'Hayır olmaz.'
demişti. Fakat Kemal'in sık sık söyler olduğu 'Sen benim artık
karımsın.' sözleri Cemile'yi şaşkına çevirmişti.
Düğün tarihine artık birkaç hafta
kalmıştı. Cemile de zaman zaman 'Ben onun karısıyım.' diye düşünmeye
başlamıştı. Evdekilerin haberi olmadan henüz resmî nikâhları
olmadan bir gün aile hayatına ilk adımı attılar. Kemal ile
Cemile artık daha sık ve uzun süreli görüşüyorlardı.
Ama ne olduysa bir cumartesi günü olmuştu.
İki aile bozuştu ve bunun sonunda Kemal nişan yüzüğünü attı.
Cemile şaşkındı. Ailesi onu teselli ediyordu; ama o teskin
olmuyordu. 'Kemal'e bir karı-koca olmadık mı?' diye sormak
istemişken Kemal, 'Ben seni boşadım.' deyip işin içinden çıkmıştı.
Cemile ne yapacaktı? Ailesi onun yaptıklarını duyarsa ne
derdi? Cemile'nin hakkını kim nasıl koruyacaktı? (Olaylarda geçen
isimler bizim tarafımızdan değiştirilmiştir.)
|