GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

08/02/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH


TOPLUM/aile hayatı

 

Çocuk sahibi olmak için geç kalmayın!

Yaşlı annelerin iri, düşük, ikiz doğum yapma ihtimali artarken, erkek çocuk sahibi olma ihtimali azalıyor. Yaşlı babaların yeni doğacak çocuklarında ise öğrenme kapasitesi düşüklüğü, cücelik ve erken yaşlanma riski artıyor.

Yaşlı anne ve babaların yeni doğan çocuğunun sağlıksız olma riskinin, genç anne-babaların çocuklarına oranla yüksek olduğu bildirildi. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, 33 yaşından büyük kadınların yumurta, 40 yaşından büyük erkeklerin spermlerinin de yaşla birlikte dejenerasyona uğramaya başladığını kaydetti.

Çocuk sahibi olmak için ideal yaşları geçiren kişilerin çocuk sahibi olmaları kadar, çocuklarının sağlıklı olmasının da güçleştiğini belirten Prof. Dr. Kurtoğlu, ABD’de 50 yılı aşkın süreden beri yeni doğan çocukları incelenen yaşlı anne ve babaların, genç anne ve babalara oranla, çocuklarının cücelikten, sağırlığa kadar birçok sağlık sorunuyla dünyaya geldiğini bildirdi.

Kurtoğlu, araştırmalarda, yaşlı annenin yeni doğan çocuklarının ikiz olma şansının yüksek, erkek çocuk sahibi olma ihtimalinin ise azaldığını belirtti. Yaşlı annenin, 4 kilonun üzerinde iri çocuk doğurma ve düşük yapma riski yaşadığını ifade eden Kurtoğlu, “Yaşlı annenin yeni doğan çocuğu, kromozom hastalığı, sağırlık, şeker ve alzheimer hastalığına yakalanma riskini daha fazla yaşıyor.” dedi.

Selim Kurtoğlu, yaşlı babanın yeni doğan çocuklarının ise özellikle büyüme sorunu ve çok sayıda hastalık tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını kaydederek, şunları söyledi: “Bu hastalıklar içinde kol ve bacakların kısa olduğu cücelik (akondroplazia) ile erken yaşlanmanın (progeria) fazla olması dikkat çekiyor. Yaşlı babanın yeni doğan çocuğunun öğrenme kapasitesinin de genç babanın çocuğuna göre düşük olduğunu görüyoruz. Sinir sistemi, kas, kemik, kalp ve böbrek hastalıkları ile katarakt, göz tümörleri, yarık damak ve yarık dudak gibi rahatsızlıklar, yaşlı babanın çocuğundaki diğer riskler olarak göze çarpıyor.”

Kurtoğlu, ideal doğum yaşını geçen kişilere çocuk sahibi olmayı önermediklerini, buna karşın çocuk sahibi olmada ısrar edenler için daha önce dünyaya gelen çocuktan yola çıkarak, özel araştırmalarla risk gruplarının belirlenebildiğini bildirdi.

Yuva kurulurken çok dikkat edilmeli
Kerem 25 yaşında işini gücünü kurmuş bir delikanlıydı. Bu yüzden ailesi vakti gelmiş diye ona uygun bir eş aramaya başladı. Fakat tanıdıkları arasında gösterilen hiçbir adayı nedense beğenmedi Kerem. İyiliği için çalışan bu insanlara 'ben bulacağım' diyerek önerilen adayların hepsini reddetti. Sonradan bir arkadaşının tavsiyesine uyarak bir başka şehirde hiç tanımadığı bir adayla görüşmeye gittiğinde ise sevincinden neredeyse uçacaktı. Eve dönüşü de gidişi gibi muhteşem olmuştu. Annesinin boynuna "Hayatımın kadınını buldum." diye öyle bir sarılışı vardı ki görülmeye değerdi. İşi fazla uzatmadılar, birkaç ay içersinde düğün dernek yapılarak bir ailenin daha temelleri atılmış oldu.

İlk günlerin hazır ve turfanda sevgisi biter gibi olunca da gerçek "kimlikler" ortaya çıkmaya başladı. İlk birkaç aydan sonra hem Kerem hem de Seher açısından çekilmez olan ev hayatının sonuna gelinmişti artık. İkisi de birbirlerini suçlayarak , sonradan değiştiklerini her yerde söylüyorlardı. Müthiş bir kavga ve gürültünün hüküm sürdüğü bu çiçeği burnundaki ailemiz de(!) daha fazla dayanamayarak sevginin olmadığı bu birlikteliği bozarak ayrıldılar. Adaylar birbirlerine uygun olmalı Mahkeme şiddetli geçimsizlik ayırırken aslında çok büyük bir hakikate de parmak basıyordu. Ey yuva kurmaya çalışan insanlar, gençler; kendinizi iyi tanıyın. Ondan sonra da birlikte bir hayatı paylaşacağınız insanları çok iyi tanıyın, fıtratını, zevklerini, kabiliyetlerini, psikolojik ruh yapısını, ailesini, çevresini, arkadaşlarını, zararlı alışkanlıklarını, hasılı koca bir ömrü beraber yaşayacağınız eşinizi çok iyi tanıyın; çünkü sonrası hekesin kendi cenneti veya cehennemi oluyor.

Servet her şey değildir
Servet ailenin tek kızıydı bir sürü de taliplisi olmuştu. Fakat ailesi bizim çektiğimiz yoksulluğu kızımız çekmesin diye adını Servet koydukları kızlarına eş değil illa da zengin bir aday arıyorlardı. Bu konuda gariban Servet'e de tesir etmiş onun da duygularını dikkate almıyorlardı. Kızlarının güzelliğine güvenen aile bu güvende yanılmadı. Bir müddet sonra tam da istedikleri gibi birini bulmuşlardı. Gerekli formalite ve nazdan sonra taraflar şatafatlı bir düğünle de bu iki hayatı bir araya getirdiler. Bir müddet sonra ufak tefek başlayan problemler karşısında genç kız ne yapacağını bilemez bir halde çırpınıp duruyordu. Beyinin eve ilgisi azalmış, eve geç gelmeler başlamış, yakışıklı ve zengin genç huzuru nedense alkolün kollarında aramıştı. Kızın annesi açısından problem yoktu ona göre kızı bulmuş da bulandırıyordu, yediği önünde yemediği arkasındaydı. Oysa hayat hiç de yüzde yüz yemek değildi. Hayatta ruh denilen, duygu denilen ve insanın aslında asıl yönünü oluşturan bir büyük hakikat de vardı. Ve bu büyük hakikat şimdi sırf zenginlik uğruna gözardı ediliyordu. Gözardı edilen bir şey daha vardı ki o da davulun dengi dengine çaldığıydı. Evet o çiçeği burnundaki aile de ayakta kalamadı, ufak bir rüzgârda temmelleri üzerine çöküp kalmıştı. Annesi de sonradan anlamıştı paranın çok şey olup mutluluk olmadığını; fakat bu arada olan yine o tertemiz kalpli genç kıza olmuştu yeniden hayaller, umutlar ve kırılmış bir kalp!!!

Aile kurulurken dikkat edilecek çok önemli esaslar vardır. Bu esaslara dikkat etmeden yuva kuranlar daha sonra çok pişman olmuşlardır. Aileyi ifade eden en güzel kelimeler "huzur, mutluluk ve saadet" Bu güzel kelimeleri hayatlarında görmek isteyenler yuva kurarken çok dikkat etmeliler

Bir aile kurulma aşamasında bütün yönleriyle ele alınıp değerlenedirilmiyorsa o iş için daha başlangıçta yanlış ve hatalı bir yola girilmiş demektir. Tabii böylesi yanlış ve hatalı bir ortamda yetişen aile bireylerinin de bundan olumsuz etkilenecekleri ve bir sonraki kuşakta bu olumsuz yönlerin bir bir ortaya çıkacağı görülecektir. Evet bu da gösteriyor ki herhangi bir iş plân safhasında iken ciddiyetle ele alınmaz ve sağlam bir mantığa bağlanmazsa daha sonraki dönemlerde altından kalkamayacağımız problemlere sebebiyet verebilir. Çok tuhaf bir hakikattir, insan içinde en fazla 60-70 yıl yaşayacağı bir bina yaparken her şeyine dikkat ediyor, bütün ihtiyaç ve estetiği ile onu bir plâna bağlıyor da; ebedi bir birliktelik yaşayacağı ailesini seçerken veya seçtikten sonra aynı oranda dikkatli ve titiz davranmıyor. Böyle olmayınca da büyük şiddetli sarsıntılara dayanıklı olması gereken aileler adeta bir "yap-boz" gibi en küçük bir sarsıntıda yıkılıp gidiyor. Bu noktada olan da genç nesle ortada sevgisiz, şefkatsiz yaşayan çocuklara oluyor.

Yuvada hedef
Bir toplumun en önemli kurumu hiç şüphesiz ailedir. Hal böyle olunca da bu kuruma daha kuruluş aşamasında her türlü maddi ve manevi destek verilmeli ki ondan istenilecek şeyleri o da bir ödev ve yükümlülük bilerek ifaya çalışsın. Bunun yapılmaması topyekün millet adına bir ihmal sayılır. Onun için bu ihmalin çok daha büyük seviyelere ulaşmaması isteniyorsa aile üzerinde ciddiyetle durulması gerekiyor. Toplum için en tehlikeli ve zararlı yuvaların başında başlangıçta bir hedef ve gaye üzerine bina edilmeyen yuvalar gelmektedir. Evet hevesler, keyifler, ihtiraslar, kıskançlıklar üzerine bina edilen hedefsiz bir yuva istikbal vaat etmeyeceği gibi millet bünyesinde de potansiyel bir olumsuzluk unsuru olarak kalacaktır. Çünkü o inşa edilirken bereketin yamacında onun getireceği kudsi güzelliklerin hesap ve plânıyla kurulmamıştır.

Nedir bu plan?
Bu plânın en önemli noktasını "nikâh" gibi hakikaten toplum için çok önemli bir dinamik oluşturmaktadır. Bu 'dinamik'e giden yolda nefsânîlik ve heveslerin bir yana bırakılarak mantığın, fikrin ve kalbin hakim olması gerekmektedir. Böyle bir birlikteliğe birlikte adım atan iki tarafın Allah'la münasebeti yoksa, onlardan meydana gelecek çocukların da şuurlu, hisli, dengeli, düzenli ve sorumluluk duygusu taşıyabilecekleri çok az görülmüştür.

Ailenin istenilen plan ve şartlar çerçevesinde kurulmasından sonradır ki arzu edilen nesiller elde etme konusundaki prensipler de bir şey ifade edecektir. Temelinde kudsiyet ve bereket olan bir ailede; mümin kadın, mümin erkek; sorumluluklarını yerine getiren kadın-erkeğin bir araya geldiği bir yuvada her şey yerli yerindedir ve bu yuva cennet köşelerinden bir köşedir. Ve böyle bir yuvada yetişen nesillerin şen şakrak oyunları bağırmaları dahi Allah nezdinde mukaddestir ve dua gibidir.

Kur'an ne diyor?
"Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar; mümin erkekler, mümin kadınlar; taata devam eden erkekler, taata devam eden kadınlar; doğru (sözlü) erkekler, doğru (sözlü) kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; mütevazı erkekler, mütevazı kadınlar; sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; ırzlarını koruyan erkekler, ırzlarını koruyan kadınlar; Allah'ı çok zikreden erkekler, zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için hem bir mağfiret hem de büyük bir mükâfât hazırlamıştır." (Ahzab, 33/35)

İşte bu özelliklerin bulunduğu bir aile ve bireyleri bir araya gelmiş, Allah'a güvenmiş, gönülden O'na yönelmiş ve Allah maiyetine ermiş, hayatlarını bu istikamette sürdürüyorlarsa o aile ve bireyleri hayatında gerçek anlamını çözmüşler demektir.

Ayette adı geçen hasletler
1. Doğruluk (sıdk) evet söz ve davranışlarında dosdoğru olan anne ve baba vazgeçilmez bir prototip gibi sürekli çocukları tarafından taklit edileceklerdir. Bunun neticesinde de böylesi özü sözü bir dosdoğru insanların oluşturduğu yuvanın içinde yalana ait hiçbir ize rastlanmaz. O evde her şey doğru, olduğu gibi görünmekte; dolayısıyla da o atmosferde yetişen bir insan da topluma faydalı ve dupduru bir hayat yaşayacaktır. Büyük bir ihtimalle bu iş burada da bitmeyecek, onun da sonraki nesle bırakacağı yegane şey doğruluk ve sıdk olacaktır. Çünkü o evde sâdık ve sâdıkalar vardır.

2. Kur'anın bahsettiği sabırdan yoksun aileler bir mum alevi gibi en ufak rüzgârda bile varlığına son vererek yokluğun bağrına kök salmaya mahkum olurken, Kur'an'daki İlahi hikmeti sezip kavramış kahramanlar; sabreden kadınlar, sabreden erkekler, ibadet ü taatın ağırlığına, başlarına gelen musibetlerin amansızlığına karşı dişlerini sıkıp dayananlar, günahlar karşısında kararlı davranıp iffetlerini koruyanlar, bütün çevrelerinin yanında, çocuklar üzerinde dahi öyle müessir olacaklardır ki, onları en dağdağalı fırtınalar bile yıkamadan, sarsmadan geçip gideceklerdir.

3. İçleri Allah'a karşı saygıyla dolup taşan, her zaman hem topluma hem de Allah'a karşı vazifelerini en iyi şekilde yaşamaya çalışan, ebeveynin olduğu ailedeki çocuklar da hayatlarının her lahzasında onlar gibi olmaya çalışacaktır. Böylesi bir evden topluma ve çocuğun zihnine yansıyan şey de hep ciddiyet, vakar, hassasiyet ve titizlik olacaktır.

4. Bir ailede bütün yönleriyle iyiliğe açık sadaka veren erkek ve sadaka veren kadın bulunuyor ve bunlar da güzel davranışlarıyla her fırsatta çocuklarına Allah için vermenin doyumsuz hazzını aşılayabiliyorlarsa o ailede dünya ve dünyalık adına artık hiçbir problemin yaşandığına şahit olunamaz. Evet önce biz cömert olmalıyız ki onlar da olsunlar. Çocuklarında cömertlik ruhunun gelişmesini istiyorlarsa bunu hayatlarında bizzat göstermeliler. Yoksa bir ailede bir sürü cömert olmaya aday çocukların bu güzelim hasletleri dünyaya dört elle sarılmış büyükler tarafından insafsızca katledilmektedir.

5. Açlık bugün bir insanlık ayıbı olarak insanlığın önünde en büyük bir problem olarak duruyor. Bir problemin büyüklük ve ehmmiyetini anlamak için de bizzat o işin içerisine girip kısmen de olsa onu yaşamak lazım. Açlığı hiç yaşamamışa açlığı, korkuyu bilmeyene korkuyu anlatamazsınız. Evet işte toplumdaki belli bir kesimin en büyük problemi olan açlığı kısmen de olsa anlatmanın en güzel yolu olan oruç böylesi vazgeçilmez bir dinamik olarak duruyor karşımızda. İşte Allah'ın emrettiği oruç dinamiğini yerine getiren kadın ve erkekten meydana gelen aile, bundan da meydana gelen toplum huzur ve emniyetin başka yegane temsilcisidir.

6. Yukarıda sayılan bütün bu sıfatlarının yanında bu insanlar, ırz ve namuslarını koruma, iffetlerine toz kondurmama konusunda da fevkalâde hassastırlar. Kur'ân-ı Kerim'in kadın ve erkeği müşterek ele alarak, toplum ve aileyi bunların oluşturdukları müşterek bir platformda onların sorumluluklarına vermesi de oldukça önemli bir mesele. Söz konusu meselelerde dikkatli ve hassas davranan ailenin torunlarında da aynı esintiler hissedilecektir. Bu havanın bütün aile fertlerinde; yani toplumun hücrelerinde devamı nispetinde toplumda manen ve maddeten yükselmeye devam edecektir. Aksine bütün beklentiler bir kuruntudan ibaret kalacaktır.


Evlenme manileri

Evliliğin olmasına mani olmak demek, evliliğe teşebbüsü önleyen, nikah yapılmış olsa bile nikahı gayr-i meşru kılan durum ve ilişkilerdir. Bu durumda baba ile kızı, erkek kardeş ile kız kardeş arasındaki yakınlık (akrabalık) ilişkisi bir evlenme maniidir.

İslam'da evlenmeye mani bütün haller ve ilişkiler ayet ve hadislerle ifade edilmiştir. Bu konuda Kur'an-ı Kerim, ''İman edinceye kadar müşrik (Allah'a ortak koşan) kadınlarla evlenmeyin. İman etmiş bir cariye, müşrik bir kadından -bu kadın hoşunuza gitse bile- şüphesiz daha iyidir. İman etmedikçe müşrik erkeklere de kızlarınızı nikahlamayın. İman etmiş bir köle, hoşunuza gitse bile bir müşrikten şüphesiz daha iyidir.'' (Bakara 221) demektedir.

Akraba evliliği tavsiye edilmemiştir
Evlenme manilerinin sınırı değişiklik arz etse bile bütün hukuk ve dinlerde bu yasakların dinî, sıhhî, ahlakî ve içtimaî sebepleri vardır. Bunlardan yakın akraba arasındaki evliliklerin sıhhî sakıncalar doğurduğu, ailede mevcut ırsî hastalıkların güçlenmesine ve nesillere intikaline sebebiyet verdiği tesbit edilmiştir. İslam, amca kızı, dayı oğlu gibi akrabalarla evlenmeyi yasaklamasa bile tavsiye de etmemiştir.

Aksine hısım olmayanların birbiri ile evlenmelerini önermiştir. Buna göre Müslümanlar öncelikle hısım olmayan, yahut da çok uzaktan hısım olanlarla evlenme yolunu tutucak, şayet içtimaî bir zaruret varsa, haram sınırına varmamak şartıyla, hısımlarıyla evlenebilecektir.

Devamlı evlenme manileri
Devamlı evlenme manileri ömür boyu süren bir yasaktır. Bunlar:
1. Kan hısımlığı: Anne, anneanne, baba, dede, oğul, kız ve bunların çocukları, kardeşler, yeğenlerle evlenilemez. Kız, dayısı ve amcası ile evlenemez. Ama amca oğlu, dayı oğlu veya torunu için mani yoktur. Kişi, karısının anası ile ve bunun ana ve nineleri ile evlenemez. Hanım da kocanın babası, dedesi ile evlenemez.

2. Evlenme sebebiyle akrabalık: Kişi, çocuğunun veya torununun eşleriyle evlenemez. Kişi, karısının anası ve onun ana ve nineleriyle evlenemez. Yine hanım da, kocanın babası, dedesi ile evlenemez. Bir kız ile nikahlanıp zifafa girmeden boşanan kimse onun anası ile evlenemez. Bir hanımla evlenip zifafa giren kişi onun çocukları, torunları ile evlenemez.

3. Emzirmeden doğan hısımlık: Doğumdan haram olanlar sütten de haram olurlar. Buna göre yukarıda sayılan akraba ilişkileri süt emenler için de geçerlidir. Fukahanın çoğuna göre evlenmeyi haram kılan ve mani teşkil eden emme, çocuğun ilk iki yaşı içinde meydana gelecektir.

Geçici maniler
1. Din farkı: Müslüman kadının, Müslüman olmayan erkekle, Müslüman erkeğin de Müslüman olmayan ehl-i kitab olmayan kadınla evlenmesi haram kılınmıştır.
2. Hanımın nikahlı olması: Kadın, fiilen evlilik hayatı yaşadığı veya yaşamadığı birisi ile evli (nikahlı) ise, boşanmadıkça, yahut kocası vefat etmedikçe bir başkasıyla evlenemez.


Resmîsi olmadan dinî nikâha hayır!

Dinî nikâh resmî nikâhtan sonra olmalıdır. Nişanlı çiftlerin nikâhlanması, evliliğin vuku bulmaması durumunda kız tarafından ciddi sorunlara yol açmaktadır.

Dünyanın değişik ülke ve farklı iklimlerinde, bizde de olduğu gibi, evlenecek kızla erkek arasında, kısa veya uzun süren bir hazırlık dönemi geçirilmekte ve ardından da düğünle evlilik hayatına adım atılmaktadır. Bizim toplumumuzda bu hazırlık dönemi söz kesme ile başlamakta, bunu nişanlanma izlemekte, evlilik daha sonra gelmektedir.

Böylece taraflar birbirlerini bu süreç içerisinde daha iyi tanıma fırsatı bulmaktadır. İşte bu dönemde dini hassasiyeti olan aileler "Nişanlı gençlerin bu sürede bir araya gelmelerinin şer'an caiz olmayacağı ve günaha vesile olmamaları " düşüncesiyle dinî nikâhla bu olayı ortadan kaldırma yoluna gitmektedirler. Yine çoğunlukla öğrenci olan gençler, ebeveynlerinin evliliğe izin veremeyeceği endişesiyle gizli dinî nikâh yapmaktalar. Dinî nikâh olayını birçok din görevlisi resmî nikâh olmadan kıymamakta, bu talepte bulunan çiftlerin resmî nikâhı olup olmadığı konusunda hassas davranmaktalar. Evlilik yolunda atılan bu önemli adım çok iyi niyetlerle başlamış olsa bile, çiftlerin anlaşmazlıklarının neticesinde ortaya çıkan ayrılıklarda halli çok zor problemler doğmaktadır.

Nişanlanma evliliğe giden ilk yoldur
Evlilik yolunda atılan ilk adım olmasına rağmen nişanlanma, İslam hukukunda taraflara evlilik mecburiyeti gerektirmez. Nişanlılık süresince evliliği sürdüremeyeceklerini anlayan taraflar her zaman için nişanı bozma hak ve yetkisine sahiptirler. Bu nedenle nişanlılık taraflara evliliğin verdiği beraber yaşama hak ve yetkisini vermez. Nikâh akdi yapılmadan nişanlıların, adeta iki yabancı gibi oldukları ve bu mahramiyet sınırlarına dikkat etmeleri gerektiği gözden ırak tutulmamalıdır. Buna rağmen kendi başlarına karar verebilecek yaştaki nişanlıların, düğün hazırlığı için eşya bakmak üzere çarşıda dolaşmaları konuşmak ve birbirine daha iyi tanımak amacıyla herkese açık mekanlarda oturmaları nişanlılık hukuku çerçevesinde makul karşılanabilir.

Nişanlanma döneminde nikâh
Nişanlılık döneminde taraflar arasında örtünme, halk arasında bilindiği gibi konuşma, beraber oturup sohbet edebilmeleri için dinî nikâh kıyılması İslam hukukunun öngördüğü mahiyette bir nikâh olmadığı gibi birçok sakıncayı da beraberinde getirmektedir. Bazen nikâh akdinin verdiği güçle taraflar arasında yakınlaşma ileri seviyelere varmakta hatta karı koca ilişkisine bile çıktığı durumlar olmaktadır. Daha sonra nişan bozulduğunda, özellikle kız tarafı son derece mağdur olmaktadır. Mağdur olanlar haklarını arayacak bir makamda bulamamaktadırlar.

Ciddi problemler çıkıyor
Resmî nikâh olmadan yapılan dinî nikâhın bozulmasında gençler arasında eğer karı-koca ilişkileri vuku bulmuşsa ciddî sorunlar ortaya çıkmaktadır. Resmen evli olmayan nişanlı bir kız bu durumda ruhsal sorunlar yaşamakta, bunalıma girmekte bu işin sonunda intihar bile vuku bulabilmektedir. İşin İslami boyutunda ise nikâhın ardında bir boşanma olmadığı sürece 2. bir evlilik söz konusu değildir.

Gençler ve ey büyükler!
Evlilik heyecanı yaşayan genç nişanlılara, nikâhın ne anlama geldiği, nikâhın şaka götürmeyeceği iyi anlatılmalıdır. Aile büyükleri çocuklarına bu konuda baskı yapmamalı; ama genç nişanlıların görüşmelerine ve birbirlerini tanımaları için de fırsat tanımalıdır.
Genç kızlar! Özellikle ailelerinden ayrı gurbette okuyan genç kızlarda çok nadir de olsa görülen dinî nikâhlı evlilik konusunda ciddî olarak düşünmelisiniz. Eğer evlenmek konusunda ciddi karar vermişseniz bunun için öncelikle resmî nikâhı tercih etmelisiniz.
Dinî nikâh konusunda toplumdan gelen talepler karşısında zor durumda kalan din görevlileri ise bu konuda resmî nikâh olmadan dinî nikâh kıyılmamasını bir prensip haline getirmelidir.
(Mükremin Albayrak)


Evlilik ama nasıl?

Gelişigüzel evlilik olmaz: İslam evliliğe büyük önem verir. Biribirini seven eşler, güleryüzün ve anlayışın olduğu bir aile aynı zamanda toplumun temelini oluşturur.

İslam, izdivaç konusuna, tahminlerin üstünde önem verir. Buna paralel olarak İslâm fıkıhçıları da "nikah"ı mühim bir mesele olarak ele alırlar. Bu nedenle de evlilik konusunda ciltlerle kitap yazılmış ve hassasiyetle üzerinde durulmuştur. İslam izdivaç veya nikah meselesini farz, vacip, sünnet, haram, mekruh kategorilerinde mütalaa etmiş ve biraz da şahısların özel durumuna bağlamışlardır. Bu, şu demektir:

Herkes gelişigüzel evlenemez; bir seviyeye gelen insan evlenme mecburiyetindedir; hatta bazı kimselerin evlenmesi vacip iken; bir başka vaziyetten ötürü bir diğerinin evlenmesi mekruhtur. İnsanların özel durumlarını hiç hesaba katmadan, sadece bedenen tatmin için evlenen insanların ileride cemiyete yararlı bir aile veya bir çocuk kazandıracağı şüphelidir.

Farz olan evlilik
Zinaya düşme ve haram işleme tehlikesi karşısında bulunan bir kimse, evleneceği insana vereceği mihir ödeme gücüne ve ailesini geçindirecek kadar nafaka temin etme imkanına sahipse; hatta bazılarına göre oruç da tutamıyorsa onun evlenmesi farzdır. Çünkü insanın iffetini koruması ve nefsini haramdan sakınması gereklidir. Yani harama düşmemek için evlenmek esastır ve haramla yüz yüze gelen birinin başvuracağı tek çare evlenme olmalıdır. Gayr-ı tabii yollarla izdivaçla savaş, tabiatla savaştır ve böyle bir savaşa kalkışanın yenik düşmesi de kaçınılmazdır.

Vacip olan evlilik
Kişi evlenmediği takdirde fuhşa düşmekten korkar ve bu konuda kesin kanaati olmazsa; aynı zamanda, mehir, nafaka gibi evlilik külfetlerini yapmaya imkan olur, hanımına zulmetmekten ve hakkını vermekten de korkmazsa evlilik bu kimseye vacip olur. Evlenmesi durumunda geçinmek için haram yollara başvurması söz konusu değilse, geçim derdi haram kazanç getirmeyecekse evlenmek vacip olur. Bu tercih de yine bazı fakihlere aittir, umumun görüşü ve içtihadı değildir. 
"Sizi bir düğüne, bir nişan merasimine davet ettikleri zaman icabet ediniz." (Müslim)
"Ey gençler topluluğu! İçinizden evlenme imkanına sahip bulunanlar evlensin, evlenemeyenler ise oruç tutsun, çünkü bu, harama karşı siperdir."(Buhari)

Sünnet olan evlilik
Herhangi bir tehlike söz konusu değil, evlenmeye de arzu ve rağbet varsa böyle birinin evlenmesi sünnettir.

Haram olan evlilik
Kişi evlilik masraflarını karşılayamayacak durumda ise, evlenmesi ile birlikte evinin geçimini sağlamak için haram olan yollara tevessül edecekse (hırsızlık, ihtilas, rüşvet ve gayri meşru kazanç yolları) bu kişinin evlenmesi haramdır. Ayrıca bugün toplumumuzun hiç dikkat etmediği ve gözardı ettiği diğer bir konu vardır ki, İslam bu onuda hassasiyetle durur. Eğer erkek evlendiği kıza, hanıma adaletli davranmayacaksa, ona olan vazifelerini yapmayacaksa, ona zulmedecekse ve bu kesinse bu insanların da evlenmesi haramdır; çünkü insanı harama götüren şey de haramdır. Peki kişi kendisini zinaya götürecek ve evliliği farz yapan bir durumda; ama aynı zamanda evliliği haram kılan eşine zulmetme gibi bir özellik taşıyorsa bu durumda evlilik o kişiye haram olur; çünkü bir şeyde helal ve haramın birlikte olması halinde haramlık yönü daha ağır basar. İmam Ahmed b. Hanbel'e göre ise, geçimini temin edebilsin, edemesin; ailesini geçindirsin, geçindiremesin, mihir verebilsin, veremesin; zinaya düşme tehlikesi karşısında herkesin evlenmesinin farz olduğu görüşündedir. Esasen bu görüşler tetkik edildiğinde birbirlerine çok da uzak olmadıkları görülecektir.

Mekruh olan evlilik
Kişinin evlendiği zaman aile hukukuna riayet etmeyip kötü davranıp zarar vermesinden, cinsel ilişkiye yönelik şevk ve kudretinin zayıflamasından korkulursa evlilik mekruh olur. İhtiyarlık, sürekli hastalık ya da daimi bir iktidarsızlık gibi sebepler bulunan kimse için evlilik mekruhtur.

Mubah olan evlilik
Helalinden kazanan, zinaya düşme ihtimali bulunmayan, mihir verecek güce ve nafakaya da gücü yeten temkinli ve tedbirli birinin izdivacı da memduh veya mubahtır. Böyle birisi ister evlenir, isterse evlenmez. Evlilikte her şey, inceden inceye düşünülmeli, bin türlü hesap yapılmalı ve hiçbir yanlışlığa meydan vermeyecek şekilde hassas davranılmalıdır. Çünkü kurulan yuva, yuva yıkımını netice veren sebeplere bina edilmesin. İmam Şafii (ra), "Nikah, haddi zatında bir muamele, yani mubah bir iştir. Fakat haramdan kaçınmak için vacip olur. (Bkz: Zuhayli, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 9/32)" der.

Genel çizgileri içinde karı-koca ilişkilerinin doğurduğu sorunları 4 gruba ayırabiliriz:
1. Psiko-sosyal sorunlar: Gelenek, görenek, ahlak anlayışı, sosyal değerler ve dinî inanışlarla doğan sorunlar.
2. Sosyo-ekonomik sorunlar: Geçim darlığı, parasal sıkıntılar ile doğan sorunlardır.
3. Kuşak çatışmaları: Ana-baba ve çocuklarla, ana-babanın yakınlarıyla alâkalı orunlardır. Geleneksel aile ilişkilerinde kuşak çatışmalarıyla birlikte ortaya çıkan sorunlar evliliklerin sarsılmasına sebep olur.
4. Karı-kocanın cinsel sorunları:İşlevsel sorunların yanında bilgisizlik ve dış çevrenin etkisi de bu sorunların doğmasına sebep olur.

Evliliğin gayesi nedir?
Aile, toplumun en hayati bir parçası ve ilk nüvesidir. Aile, kutsal bir müessesedir ve bunun da en önemli esası nikahtır. Meşru bir akitle çiftlerin bir araya gelmesine nikah veya izdivaç (evlenme) denilmektedir. Evlenmeyi sadece çocuk yapma fabrikası veya cismanî arzuların tatmin vasıtası olarak değerlendirmek yanlıştır. Evlenmekteki temel gaye Allah'ı ve Rasulullah'ı memnun edecek bir neslin yetiştirilmesi olmalıdır. "Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: Rabbim, bana nezdinden tertemiz bir zürriyet ihsan eyle! Şüphesiz Sen duayı hakkıyla işitensin, dedi." (Al-i İmran, 3/38) ayet-i kerimesindeki Hz. Zekeriyya'nın yakarışları adeta bu hakikati dile getirmektedir.
Dikkat edilecek olursa, ayette Hz. Zekeriyya, Cenab-ı Hak'tan sadece "zürriyet" değil, "tertemiz zürriyet" istemektedir. Bu, yukarıda da ifade edildiği gibi Allah ve Resulullah'ın memnun ve hoşnut olacağı tertemiz bir nesildir.

İftihar edilen nesil'in keyfiyeti
Efendimiz'in (sas) "Evlenin, çoğalın. Zira ben, kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar ederim." hadisini de bu çerçevede değerlendirmek daha uygun olacaktır. Hadiste geçen "iftihar ederim" ifadesi çok önemlidir. Zira burada istenilen Rasulü Ekrem'in (sas) çokluğuyla iftihar edeceği bir nesildir. Dolayısıyla okuma imkanı bulamamış, cahil kalmış, içki ve uyuşturu gibi kötü alışkanlıklara müptela olmuş vicdanı paslı, gözü kanlı bir nesilden Efendimiz'in iftihar etmesi söz konusu olamaz. O'nun çoğalmasını istediği nesil, vatanına ve milletine aşık, milli-manevi dinamiklerine bağlı, çağın en son gelişmiş teknikleri ışığında eğitilmiş bir nesil olmalıdır.
Netice itibariyle evlilikte gaye Allah'ı ve Rasulullah'ı memnun edecek bir neslin yetiştirilmesidir. Bu nesilde de önemli olan keyfiyetsiz bir sayı çokluğu değil, milli ve mana köklerine bağlı, Allah nazarında makbul, keyfiyetli ve iftihar edilebilecek bir nesildir.

Evlilik karşılıklı bir sözleşmedir
Kur'an-ı Kerim insanları evliliğe teşvik eder, evliliğin çeşitli fayda ve hikmetlerine işaret eder. (en-Nisa 4/3, 24, en-Nahl 16/72, er-Rum 30/21) evliliği kocanın karısına verdiği "sağlam bir teminat" olarak nitelendirir. (en-Nisa 4/21) Kur'an prensip olarak erkeklere kadınlarla iyi geçinmeyi tavsiye eder (en-Nisa 4/19); ama bu arada evlilik bağının korunmasında kocaya daha ağır bir sorumululuk yükler. (en-Nisa 4/34)
Evlenme, karı-koca arasında birlikte yaşamaya ve karşılıklı yardımlaşmaya imkan veren, her iki tarafa da hak ve ödevler yükleyen bir sözleşmedir. Bu sözleşme çerçevesinde birbirleriyle evlenmeleri dinen ve hukuken mümkün olan erkek ve hanım arasında ve iki şahit huzurunda yapılır. Şahitlerin bulunmasının amacı sözleşmeye açıklık getirmek ve evlilik ilişkisinin etraftan duyulmasını sağlamaya yöneliktir. Kilise hukukunda nikâhlar heyete ve evlenme engeline yönelik şartlara ilave olarak mutlak bir dinî mekanda yani kilisede ve yine görevli br din adamı tarafından kıyılması gibi şartlar içerir. Bütün diğer şartlar gerçekleşse bile bu son iki şartın yerine getirilmediği evlilikler geçerli değildir. Bu anlamda kilise hukukunda evlilik dinî bir sözleşmedir.
İslam hukukunda evlilik Hıristiyanlık'taki manasında dinî bir sözleşme sayılmaz. Bir diğer ifadeyle nikâhın mutlaka cami gibi bir dinî mekânda yapılması gerekmez. Bu gerekmediği gibi nikâhın mutlaka bir din adamı tarafından kıyılması da gerekmez. Esasen İslam'da Hırıstiyanlık'ta olduğu gibi din adamı sınıfı da yoktur.
Evlenmelerin belirli bir disiplin altına alınması, tarafların, varsa veli ve vekillerinin evlenme veya evlendirme ehliyetine sahip olup olmadıklarının bilinmesi, resmi bir memur tarafından yapılan evliliklerin ispat kolaylığı taşıması, doğacak çocuklarının nesebinin daha kolay biçimde sabit olabilmesi, evlenme engelleri varsa bunların bilinmesi ve ortaya çıkması gibi gayelerle oldukça erken dönemlerden ibaren evlenmelerin devlet kontrolünde yapılmasına özen gösterilmiştir. Mesela Osmanlı Devleti'nin ilk yıllarından itibaren bir kısım nikâh akidlerinin mahkemelerde bizzat kadılar tarafından kıyıldığı bilinmektedir.

Resülullah'ın koyduğu ölçü
Hz. Peygamber (sas)'in zevce-i pâklerinin hâne-i saâdetlerine bir grub erkek gelerek Resûlullah (sas)'ın (evdeki) ibadetinden sordular. Kendilerine sordukları husus açıklanınca sanki bunu az bularak: "Resûlullah (sas) kim, biz kimiz? Allah Onun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir (bu sebeple Ona az ibadet de yeter).dediler.

İçlerinden biri: "Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım." dedi. İkincisi: "Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiçbir gün terk etmeyeceğim." dedi. Üçüncüsü de: "Kadınları ebediyen terk edip, onlara hiç temas etmeyeceğim." dedi. (Bilâhere durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber (sas) onları bularak: "Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki Allah'a yemin olsun, Allah'tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazen oruç tutar, bazen yerim; namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir." buyurdu. (Buhârî)

Ailenin senin üzerinde hakkı var
Resûlullah (sas) çevresi ile ilşkisini kesen Hz. Osman'a şu öğütleri verir: "Bil ki, ben, hem uyurum, hem namaz kılarım; oruç da tutarım, kadınlarla evlenirim de. Ey Osman, Allah'tan kork, zira ehlinin senin üzerinde hakkı var, misafirin senin üzerinde hakkı var, nefsinin senin üzerinde hakkı var. Öyle ise bâzen oruç tut, bâzen ye. Namaz da kıl, uykunu da al."

Eşlerin araları açılırsa hakem gönderin
Karı-kocanın arasının açılmasından endişelenirseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar düzeltmek isterlerse, Allah onların aralarını buldurur." (Nisa 35) ayetinde temas edilen iki hakem hakkında "karı-kocanın ayrılma veya birleşme kararları bu iki hakemin vereceği hükme kalmıştır." (Muvatta)

En hayırlınız ailesine hayırlı olandır
Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Mü'minler arasında imanca en kâmil olanı, ahlakça en güzel olanıdır. En hayırlınız da ailesine hayırlı olandır." (Tirmizî)

Hepiniz çobansınız ve mesulsünüz
Resûlullah (aleyhissalâtüu vesselâm) buyurdular ki: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes'ulsünüz. İmam çobandır ve sürüsünden mes'üldür. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden mes'uldür. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden mes'üldür. Hizmetçi, efendisinin malından sorumludur ve sürüsünden mes'üldür." İbni Ömer der ki: "Bunları Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan işitmiştim. Zannediyorum ki şöyle de demişti: "Kişi bâbasının malında çobandır, o da sürüsünden mes'üldür." (Buhârî) (CANAN SEYHAN)


Nesrin ne yapacağını bilemiyordu; onlar gizli nikâh yapmışlardı

Nesrin, ailesinden ayrılalı 2 sene olmuştu. İstanbul'da üniversite hayatına alışmıştı. Bu arada okul arkadaşlarından Ali ile aynı sınıfta ders notları alış verişi yapıyorlardı. Arkadaşlıkları bir gün Ali'nin evlilik teklifine kadar uzanmıştı. Ama henüz öğrenciydiler. Uzun bir düşünme süresinden sonra evlenmeye karar verdiler. Ama her ikisi de ailelerine haber vermeyecekti. Çünkü ailelerinin öğrenciyken evliliklerine karşı çıkacaklarını biliyorlardı.

Aralarında dinî nikâh yapacaklar ve okul bitiminde de resmen evleneceklerdi. Bu arada aynı evi paylaşarak masrafların en aza inmesini sağlayacaklardı. Dedikleri gibi oldu. Dinî nikâh yaptılar ve bir evde beraber yaşamaya başladılar. 14 ay sonra da okul bitmişti.

Bu arada Ali ile Nesrin arasında problemler ortaya çıkmıştı. Ali, dinî nikâhlı eşi Nesrin ile pek ilgilenmiyor, onun artık resmî nikâh yapalım isteklerine cevap vermiyordu. Bu arada Ali, kendine başka bir şehirde iş bulmuş ve Nesrin'e uzun süredir aldığı kararı açıklamıştı: ''Biz artık evli değiliz, seni boşadım.''

Bu sözlerle şok olan Nesrin, bunalıma girmişti. Yaşadıklarını ne ailesine söyleyebiliyor ne de Ali'yi ikna edebiliyordu. 23 yaşında genç bir bayan olarak kendini aldatılmışlık hisleri içinde yapayalnız ve çaresiz görüyordu. Ara sıra kendini öldürmeyi bile düşünmüştü...

Mağdur olan Cemile'ydi; düğünden önce evlendiler
Cemile ile Kemal evlilik hazırlığı yapan iki gençti. Birbirlerini sevmişler, aileleri de bu birlikteliği onaylamıştı. Nişan törenleri çok güzel olmuş, tüm dostları gelmişti. Düğün tarihi henüz belirlenmemişti; ama hazırlıklar son hız devam ediyordu. Bunun için Kemal ile Cemile sık sık çarşıları dolaşıyordu.

Aile büyükleri nişan sonrasında gençlerin dinî nikâhlarının yapılması için ısrar etmiş, Kemal da müstakbel eşiyle rahat dolaşabilmek için bunu gerekli görüyordu. Denilen yapıldı ve dinî nikâh kıyıldı. Kemal artık Cemilelere çok sık geliyordu. Bir gün Kemal daha fazla bir arada bulunma teklifinde bulunmuştu. Ama Cemile, 'Hayır olmaz.' demişti. Fakat Kemal'in sık sık söyler olduğu 'Sen benim artık karımsın.' sözleri Cemile'yi şaşkına çevirmişti.

Düğün tarihine artık birkaç hafta kalmıştı. Cemile de zaman zaman 'Ben onun karısıyım.' diye düşünmeye başlamıştı. Evdekilerin haberi olmadan henüz resmî nikâhları olmadan bir gün aile hayatına ilk adımı attılar. Kemal ile Cemile artık daha sık ve uzun süreli görüşüyorlardı.

Ama ne olduysa bir cumartesi günü olmuştu. İki aile bozuştu ve bunun sonunda Kemal nişan yüzüğünü attı. Cemile şaşkındı. Ailesi onu teselli ediyordu; ama o teskin olmuyordu. 'Kemal'e bir karı-koca olmadık mı?' diye sormak istemişken Kemal, 'Ben seni boşadım.' deyip işin içinden çıkmıştı. Cemile ne yapacaktı? Ailesi onun yaptıklarını duyarsa ne derdi? Cemile'nin hakkını kim nasıl koruyacaktı? (Olaylarda geçen isimler bizim tarafımızdan değiştirilmiştir.)

| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.