GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

18/02/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



 


Ermeniler bizi adam edecek

Masanın üzerinde Ankara Ticaret Odası'nın hazırladığı lüks kapaklı ve lüks baskılı kitap bir kaç gündür bekliyor: "Asılsız Ermeni İddiaları ve Ermenilerin Türklere Yaptıkları Mezalim." Bir kitap başlığından ziyade makale başlığını andırıyorsa da hiç problem değil. Ayrıca İngilizce baskıları Amerika'ya ve Avrupa ülkelerindeki basın yayın kuruluşlarına ve parlamentolarına gönderilmiş.

Şimdiye kadar en büyük eksiklik buydu. Herhalde üniversiteler de bunu örnek alıp konuya el atarlar. Yoksa protesto için maraş söylemekten başka alternatifleri olmayacak.

Unutmayalım: Bir de YÖK, bazı üniversitelerin denkliklerini iptal etmek için ideolojik kararlar almakla meşgul. Zaten yakında Türkiye, yabancı paraların değerlerini de kabul etmeyecek!

Bilimde ve ekonomide bütün dünya bizi yakından takip ediyor ya! Diyeceğimiz o ki, bu Ermeni iddiaları olmasaydı, ne yakın tarihten haberimiz olacaktı, ne de uzak tarihten. Ticaret odaları bile tarihe merak sardığına göre hiç mesele yok. Dileriz arkası gelir.




Sabah'ın çağrısı

Sabah gazetesi, kendi televizyonunda reklam yapıyor ve "Bu çağrıya kulak verin" diyorlar. Reklamını yaptığı şey, promosyon olarak verdikleri Çağrı filminin VCD'leri. Üstelik İnanç gazetesiyle birlikte veriyorlar. Bayram değil, seyran değil. Mübarek Ramazan–ı şerif ayı geçeli çok oldu. Gerçi kurban bayramı yaklaşıyor da, henüz vakit var.

İnsan merak ediyor: İnanç gazetesiyle Çağrı filminin VCD'lerini vermek inanç ticaretine girmiyor mu? Hani Etibank'ın içi boşaltılmıştı. Hani Sabah gazetesi zarardaydı? Yüzlerce gazeteci kapının önüne konuldu. Şimdi de günah çıkartmak için mi Çağrı filmini veriyorlar acaba? Bir de bu çağrıya kaç kişi kulak verecek? Şimdiye kadar 50 defa oynatılan bir filmin VCD'lerini kimler alacak? Ya da alabilecek mi?




Engel

Cumhurbaşkanı Sezer, Türkiye'nin acilen demokratikleşmesi gerektiğini söylüyor. Aslında bunu söylemeyen de yok gibi. Bunu herkes istiyor ama icraat nanay. Sezer'in farkı formülünü de ortaya koyması. Sezer'e göre en büyük engel, Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu. "Milletvekillerini lider sultası seçiyor. Bu yüzden vekiller özgür olamıyor." diyen Sezer, demokrasiyi Batılılar istiyor diye istemenin de yanlış olduğunu, demokrasiyi kendi insanımız için hayata geçirmemiz gerektiğini söylüyor. Birilerine bakılırsa demokrasinin önündeki en büyük engel Siyasi Partiler Yasası filan değil. Bizzat insan. Kaldıracaksın o engeli ortadan, bak ne kadar demokratik bir ortam oluşuyor. Ne demiş zamanın Milli Eğitim Bakanı, "Şu okullar olmasa, ben bu eğitimi ne kadar güzel yönetirim."




Bakmak başka

Başbakanlık Teftiş Kurulu, TEAŞ'ın İstanbul Anadolu yakasında elektrik satan Aktaş Elektrik'ten alacakların 7 yıl boyunca tahsil edilmediği ve bu yolla devletin trilyonlarca lira zarara uğratıldığı gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusu, dönemin TEAŞ yöneticileri, Enerji Bakanlığı bürokratları ve 1990'dan bu yana görev yapan 10 bakanı ilgilendiriyormuş. Savcılık suç duyurusunu ciddiye alırsa son 10 yılda görev yapan 10 bakan hakim huzuruna çıkacak.

İyi de, o 10 bakanın bağlı olduğu 'başbakan'lar ne olacak? Adı üstünde 'başBAKAN'. Bakanlarına hiç mi bakmamışlar, onların hiç mi suçu yokmuş?




Hayatın sürprizi

İskoçya'da yoksul mu yoksul bir çift yaşardı. Adı Fleming'di. Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de baktı ki, beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acılı bir ölümden kurtardı.

Ertesi gün Fleming'in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini.

– Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum, dedi.

Yoksul ve onurlu Fleming, "Kabul edemem!" diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü.

– Bu senin oğlun mu? diye sordu aristokrat.

– Evet, dedi çiftçi gururla.

Ariktokrat devam etti:

– Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu, bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ileride gurur duyacağın bir kişi olur.

Bu konuşmalar sonunda Fleming'in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü. Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming'in oğlu Londra'daki St. Mary's Hospital Tıp Fakültesi'nden mezun oldu ve bütün dünyaya adını 'penisilin'i bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratın oğlu zatürreeye yakalandı.

Onu ne mi tedavi etti? Penisilin!

Aristokratın adı: Lord Randolp Churchill.

Oğlunun adı: Sir Winston Churchill.

Kurtaran doktor: Çiftçinin oğlu, Sir Alexander Fleming.




Sahteye dikkat

Her şeyin sahtesi olur da, vergi memurunun sahtesi olmaz mı? Oluyormuş. Hem de nasıl oluyormuş. Malum, Maliye Bakanlığı verginin taksitlendirilmesi diye bir uygulama başlattı. Bazı uyanıklar türemiş, kendilerini vergi memuru gibi tanıtıp, taksitlendirme yapacaklarını söylüyor, mükelleflerden dilekçe ve ilk taksit parasını alarak ortadan kayboluyorlarmış.

Aman dikkat!

Kuzu gibi bir millete keçi sembolü hiç uymuyor



s.karakis@zaman.com.tr         h.sutay@zaman.com.tr
 

| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.