GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

18/02/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



KÜLTÜR-SANAT 


Mercan Dede'nin Seyahatname'si

Birbirinden oldukça farklı sanatçı kimliklerini aynı potada ustaca eritmeyi başaran, ney, bendir ve vokal sanatçısı Mercan Dede, yeni albümü "Seyahatname"de sadece Doğu-Batı, geçmiş-gelecek, iç-dış gibi sanal yolculuk temalarını işlemekle kalmıyor; aynı zamanda sufi müziğinin derinliğini ve ruhani boyutunu da elektronikayla çok ustaca ve bir DJ kıvraklığıyla birleştiriyor.

İhsan Oktay Anar'ın 'Puslu Kıtalar Atlası' adlı kitabında adı geçen yaşı biraz geçkin ve de birçok işle uğraşan havai Mercan Dede'den esinlenerek kendine bu adı seçen Mercan Dede (ya da nam-ı diğer DJ. Arkın Allen) öyle sanıldığı gibi ne yaşlı bir dede ne de kırmızı punk saçlarından ötürü mercan...

Son iki yıldır Akbank Kültür Sanat'ın düzenlediği ve Tophane-i Amire'de gerçekleşen (Alla Turca ve Aklı Selim'in Müziği) temalı konserlerinden anımsayacağınız Mercan Dede ya da gerçek adıyla Arkın Ilıcalı'yı bu proje dışında aynı zamanda temmuzda, İstanbul Caz Festivali kapsamında Babylon'da DJ Arkın Allen kimliğinde Montreal Tribal Trio projesiyle ünlü şarkıcı Natacha Atlas ve Peter Murphy'nin de konuk olduğu ilginç tekno-elektronik performansı ile tanıdık. Uzun zamandır Montreal'de (Canada) yaşayan Arkın Ilıcalı çok kimlikli müzisyenliğinin dışında geçmiş yıllarda fotoğrafçılık, gazetecilik, ebru sanatı öğretmenliği (örnekleri çoğaltmak mümkün) gibi sıradışı işlerle de uğraşmış. 'Seyahatname'nin çalışmalarına gömüldüğü bir sırada yakaladığımız Arkın Ilıcalı ile Montreal-İstanbul arası bir röportaj gerçekleştirdik.

Öncelikle DJ. Arkın Allen, Mercan Dede ve Arkın Ilıcalı olarak ve de bu değişik kimliklerle yaptığın müzikleri tanımlayabilir misin?

Özellikle popüler kültürün yoğun baskısı ve de etkisi altındaki imaja yönelik taarruzun yaşandığı bir dönemde, mesajı verene gösterilen ilgiden dolayı, mesajın unutulduğunu, terk edildiğini, hatta hiç buluşmadan, tanışmadan terk edildiğini düşünüyorum, oysa benim yaptığım müziklerin benim tarafımdan yapılmış olmasının hiç önemi yok, önemli olan içinde ne olduğunun, yani mesajın ne olduğunun algılanması, bu yüzden ben sürekli değişen isimler altında proje üretiyorum, şu ana kadar yaklaşık altıdan fazla değişik isim altında yayınladığım müzikler ve de yaptığım performancelar bu isimlerin bir kısmını oluşturuyor, bazen en yakın dostlarım dahi bu isimlerin bana ait olduğunu bilmiyor. Gerçekten de tüm isimler, sıfatlar omuzlarımıza çökmüş yüklerden başka şeyler değiller, işin en garip kısmı hayatımızın çok büyük bir kısmını hayatımızın geri kalan kısmında üzerimizde yük olarak taşıyacağımız ve de aslında çok gereksiz olan, sıfat ve unvanlar edinmekle geçiriyoruz. Oysa gerçek özgürlük tüm sıfatları terk etmekle başlıyor, ne kadar çok kimlik adı verilen etiketlerden kurtulabilirsek, mutlu olma yolunda başarılı bir adım atmış sayılacağız, bunun dışındaki her çaba nefsimizin ateşini daha da bir körükleyen rüzgar gibi.

Dış görünüşüne bakma!

Bu ayrı kimliklerinle yaptığın farklı müziklerin zaman zaman birbirine benzediğini daha doğrusu birbirine karıştığını düşünüyor musun?

Kesinlikle karışıyor, zaten hepsinin benim tarafımdan yapılmış olması böyle olması için gerekli bir sebep. Yine benim küçüklüğümde televizyonda ve de radyoda sohbetlerini inanılmaz bir merak ve ilgiyle dinlediğim yaşlıca bir zat vardı, sanırım ismi Bal Mahmut idi (yanılıyor olabilirim), olağanüstü güzellikte bir Türkçe ile konuşan ve anlattığını dinlettirme kaygısı olmaksızın zevkle ve aşkla anlatan bir insandı. Sürekli değişik konularda anlatırdı, yani anlattıkları arasında çok fazla bir bütünlük yoktu, ne var ki anlatış biçimi tüm bu konuların eriyip yok olmasını, nihayetinde geriye zihninizin damağında hoş bir tat kalmasını sağlardı. Hoş sohbet insanların olduğu yerde sohbet konusunun önemi yoktur, onlar ne anlatırsa güzel olur. Yapmaya çalıştığım müziklerin hepsinin özünde aynı şey var... Dış görünümleri farklı olabilir, dış görünüm etikettir, etiketlerle ilgilenmeyenler sohbetimizin konusunu zaten bizden daha iyi bilir.

Seyahatname adlı dans gösterisi için bestelediğin müzik Doublemoon Records'tan albüm olarak çıktı, biraz bu çalışmandan bahseder misin?

'Seyahatname' gerçekten çok heyecan verici bir proje, şu ana kadar en fazla zaman harcadığım kayıt bu oldu, yaklaşık 3 ay Montreal'de gece gündüz kayıt yaptık. Sonuçlar benim için son derece umut verici, belli bir tarzda müziğin bulunduğu bir albüm değil, ne de olsa seyahate ait, yani bir noktadan diğerine ulaşmaya ilişkin, bu ulaşım fiziki, manevi ya da sosyal olabilir.

Kaybettiğinin peşinde...

Bursa'da doğmuş ve yetişmiş olman müziğini derinden etkilemiştir sanırım, sen de böyle düşünüyor musun?

Ben Bursa'da yeşil kahvesinde oturup hâlâ yeşil sayılabilecek ovayı seyredip Uludağ gazozu içerken birden Coca Cola modası başladı, beyaz gazozdan siyaha geçiş döneminde ovanın yerini gri renkli dünya çirkini beton binalar aldı, belki Bursa'nın güzellikleri değil de güzelliklerinin kayboluşu etkiledi beni, nihayetinde insan bulduğunun değil kaybettiğinin ya da hiçbir zaman tam olarak yakalayamadığının peşindedir. Tasavvuf zaten gönlüne giden yolda kendini bulma sanatıdır, bunlar hep bir bütünün, hayat dediğimiz inanılmaz hızdaki sürecin parçaları. Artık beni etkileyen şeylerin değil, söz konusu etkileşimin nihayetinde vardığım, geldiğim yeri anlamaya çalışıyorum. Gideceğim yer önemli değil, bilsem de bilmesem de zaten orda olacağımı bekliyorum.

Herkes aslına dönmeli

İnsanların senin müziğinle dans etmeleri sanırım senin için çok önemli? Bazı müzisyenler senin gibi araştırarak belli temalar içeren ve özel hikayesi olan müzikler yaptıklarında, genellikle müzikleri ciddi bir şekilde dinlenilsin isterler, dansedilmesinden pek hoşlanmazlar?

Dans etmek, kalp atışımız gibi doğduğu andan itibaren içimizde bir yerlerde var olan yaşayan ama kültürel ve daha bir yığın saçma sapan nedenlerden dolayı vazgeçtiğimiz, çekindiğimiz, utandığımız bir dostumuz gibidir. Mevlana'nın kuyumcular çarşısı ortasında dans ettiğini bilir söyleriz; ama bir şekilde yine de dans etmek konusunda hep bir çekingenliğimiz vardır. Oysa çocukluğunda sema etmemiş kimse yoktur sanırım insanlık tarihinde, mutlaka en azından birkaç kere sokak ortasında başımız dönene kadar dönüp durmuş sonra da başımız dönüp yerlere yuvarlanmışızdır... Ben, benim müziğimle insanların çocukluğunun kaygısız, çekinmesiz, dürüst, içten, aşk dolu zamanlarına dönmesini çok isterim. 10 yıldan fazla bir zamandır DJ'lik yapıyor olmamın en önemli sebebi budur, tek bir çatı altında din, dil, ırk, cinsiyet, sosyal ya da ekonomik sınıf farkı gözetmeksizin delicesine dans eden 15 bin kişiyi görmek, yaşamak özünde insanın bir olduğuna ait inancımın en büyük delillerinden biridir. (Şule Uslutekin )




Bahar geldi, geçti sen gelmez oldun

Azeri türküleri yakışıyor Tam da Gülay'a yakışır bir albüm 'Damlalar.' Baştan sona bir hüzün hakim albüme. Hem türküler hüzünlü, hem de Gülay'ın sesi. Umarız hak ettiği yeri bulur.

Türk sinemasında son yıllarda çevrilen 'en iyi' filmlerden biri olarak nitelendirilen "İstanbul Kanatlarımın Altında"nın konusu ve oyuncuları kadar filminin müziği de çok konuşuldu. Hatta filmin müziğinin filmden bir gömlek daha üstün olduğu yazıldı. "İstanbul Kanatlarımın Altında", müziğini yapan Tuluyhan Uğurlu'yu daha geniş kitlelere ulaştırırken; filmde bir şarkı söyleyerek herkesin dikkatini çeken Gülay ise bu filmin referansıyla ünlendi.

Üçüncü albüm

Daha sonra bir albüm olarak da piyasaya sürülen 'İstanbul Kanatlarımın Altında'nın film müziği, yanılmıyorsam, Gülay'ın aynı zamanda ilk albümü olmuştu. Ardından 'Sevi Masalı' adını verdiği ikinci albümüyle müzikseverlerin karşısına çıkan Gülay, bu çalışmada kendine güvenen ve ne yaptığını bilen bir sanatçı portresi çizdi. 'Bir Sevi Masalı', 'Bu Bahar' ve 'Gerizler Başı' türkülerini seslendirerek gitmesi gereken yolu da çizdi. Ancak ne yazık ki, 'Sevi Masalı'nın hak ettiği yeri bulduğunu söylemek çok zor. Ardından da talihsiz bir rahatsızlık geçirerek bir süre tedavi gören Gülay, derin sessizliğini bir güzel albümle bozdu.

Hüzünlü türküler

Tam da bildiğimiz, severek dinlediğimiz ve özlediğimiz bir Gülay albümü olmuş 'Damlalar.' Baştan sona bir hüzün hakim albüme. Hem türküler hüzünlü, hem de Gülay'ın sesi. Hele ilk şarkısı 'Sen Gelmez Oldun' yok mu? Bu Azeri türküsü hem uzun süredir ortalıkta görünmeyen hayranlarının Gülay'a çağrısı niteliğinde; hem de Gülay'ın gümbür gümbür gelişinin ayak sesleri: 'Deyiptin baharda görüşelim / Bahar geldi geçti sen gelmez oldun / Yaradan eşkine ne olur dön / Kuşlar geldi geçti sen gelmez oldun' Sanatçının bu türküdeki ses rengi Azerbaycan'ın dünyaca ünlü sanatçısı Azize Mustafa Zadeh'inkine o kadar benziyor ki! Bir Azeri türküsü ancak bu kadar güzel söylenir. Albümün ikinci güzel parçası ise 'Sarı Gelin'. Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz yıl bu türkünün aidatı hayli tartışılmış; ama Ermenilere mi, Türklere mi ait olduğu kesin bir sonuca bağlanamamıştı. Gülay bu türkünün bu sefer Azeri versiyonunu almış albüme. 'Damlalar'ın üçüncü güzel türküsü ise Gülay'ın doktorlarına armağan ettiği hepimizin bildiği 'Aman Doktor' parçası. Baştan sona hüzünlü türkülerle dolu albümde yine Gülay'ın 'Romen Kızı' yorumuna da diyecek yok. Birbirinden usta müzisyenlerin çaldığı 'Damlalar' albümünde yer alan tüm türküleri saymak zor; en iyisi bu albümü edinmek. (Abdullah Kılıç)




Alabina'nın sesi Ishtar

Yaklaşık bir buçuk yıl önce ülkemizi ziyaret eden Alabina, arkasında kendisine hayran bir kitle bırakmıştı.

Alabina'nın kıvrak melodilerini kendine yakın bulan müzikseverler; grubun solisti Ishtar'ı Burak Aziz ile birlikte seslendirdikleri Galatasaray marşı sayesinde daha çok sevdi. Şimdi de ilk Fransızca solo albümünü tamamlayan Ishtar, ilerleyen yaşına rağmen bu denemesinden yüzünün akıyla çıkmaya çalışıyor. Albüm satışlarına bakılırsa bunu da başaracak gibi. Jacques Veneruso, Lionel Florence şarkı Last Kiss. Parça aynı zamanda Ishtar'ın imzasını taşıyor. Şarkıda ölümü sorguluyor sanatçı... Ruhun hiç ölmediğini ve bizlerle beraber yaşamaya devam ettiğini söylüyor. "Hayatta kendini yaralamadan hiçbir şeyi tam olarak öğrenemezsin." felsefesini benimseyen Ishtar, İsrail'deki evinden Fransa'ya yerleştikten sonra müzik kariyerini profesyonel anlamda şekillendirmeye başladı. "İsrail'de 4 yaşına dek bildiğim tek dil Fransızcaydı." diyen Ishtar, 8 yaşındayken okulda Arapça öğrendi. Sanatçı bugün rüyalarını Fransızca görüyor, İbranice sayıyor ve İngilizce yazıyor." Haifa'da doğmayı ben seçmedim; ancak Paris benim kaderimdi." diyor.




Aylin Alaz iddialı geliyor

Hayatımızın giderek daha karmaşıklaştığı ve değerlerimizin giderek kirlendiği bir dünyada bazen bir resim, bazen bir bakış, bazen bir ses bize kaybettiğimiz masumiyeti, saflığı ve çocukluğu kolayca hatırlatabilir.

Aylin Alaz'ın "Hisset" albümü, bu cinsten bir çalışma. 'Türk sanat müziği için genç bir soluk olacak' denilen Aylin'in albümünün müzik direktörlüğünü İlyas Tetik yapmış. 11 şarkının yer aldığı, müzik adamlarının bestelerinin bulunduğu ve usta müzisyenin çaldığı albümde klasik kemençeleri Aylin Alaz'ın kendisi çalıyor. 23 yaşında Aylin bir mezzosoprano, yorumu ise Türk sanat müziğine yıllarını vermiş önemli isimlerle pozitif anlamda kıyaslayabileceğimiz nitelikte. Sony Müzik Aylin için de iddialı konuşarak "Bu saf sesin Türk sanat müziğine yepyeni bir hava getireceğini ve Aylin Alaz'ın ileride Türkiye'nin önemli assolistlerinden biri olacağına inanıyoruz." diyor.




Elton John'un klasikleri

Pop müziğin dev ismi Elton John'un New York Madison Square Garden'da verdiği muhteşem konserin kayıtlarından oluşan bu albüm, bir koleksiyon malzemesi özelliği taşıyor.

Bu konserde Bryan Adams, Mary J. Blige, Kiki Dee, Ronan Keating ve Anastacia gibi isimlerle düet yapan Elton John, üstün performans sergilediği bu albümle hayranlarına artık klasikleşmiş parçalarından bir demet sunuyor. Goodbye Yellow Brick Road, Philadelphia Freedom, Don't Go Breaking My Heart (Elton John with Kiki Dee), Rocket Man, Crocodile Rock, Sacrifice, Can You Feel The Love Tonight?, Bennie & The Jets, Your Song (Elton John with Bryan Adams) ve Saturday Night's Alright For Fighting (Elton John with Anastacia) bu şarkılardan bazıları.




Sertab&Levent ortaklığı

Bir zamanların eski dostları, evli çifti Sertab Erener ile Levent Yüksel; şimdi ortak projelere imza atıyor.

Birlikte birçok konsere çıkan ikilinin, böyle giderse ilişkilerini ticari bir birlikteliğe bile dönüştürecekleri konuşuluyor. Sertab Erener&Levent Yüksel ikilisinin verdiği konserlerden müzikseverler de memnun. Sertab&Levent bu konserlerden birini 23 Şubat'ta Mydonose Showland'de gerçekleştirecek.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.