Başımıza bu da geldi
Bir süredir, internette milletvekilleri ile halk arasında heberleşmeyi sağlayan bir mesaj grubu oluşturulmuş. Bu mesajların tamamı aynı zamanda Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in ve hemen hemen bütün gazetecilerin de elektronik posta kutularına düşüyor.
Ekonomik bir trajediye dönüşen olaylı Milli Güvenlik Kurulu toplantısını değerlendiren bir vatandaş, "Sadettin Tantan da, particilik ve genel başkanlık yörüngesine girdi. Bahsettiği Tapınak Şövalyeleri'ne kılıcını çeken Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında yer almadı." demiş.
Cumhurbaşkanı ile yaşanan son krizden sonra Başbakan Bülent Ecevit, yardımcıları Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Özkan'ın yanı sıra bazı hükümet üyeleri de değerlendirme yaptılar.
Bunlardan özellikle İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün sözleri dikkat çekiciydi. Sadettin Tantan, olay günü şu değerlendirmeyi yapmış: "Cumhurbaşkanı'nın birlikte çalışmak için tayin ettiği kişiler pek çok konuda kendisini yanlış yönlendiriyor. Bunların arasında 1402'likler de var. Bu kişilerin yanlış yönlendirmesi oluyor."
1402'likler, 12 Eylül 1980'den sonra Sıkıyönetim Kanunu gereğince görevlerinden uzaklaştırılan devlet memurları. Tantan, resmi ziyaret için bulunduğu Sofya'da ise, Sezer'in yolsuzluklarla mücadele konusunda kendi bakanlığından herhangi bir bilgi istemediğini belirtip, "Cumhurbaşkanı'ndan yolsuzluklarla mücadele konusunda yazılı ve sözlü en ufak bir destek gelmedi." demiş. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ise, olaya bakışını şu cümleyle yansıtmış: "Cumhurbaşkanı, yolsuzlukların üzerine gidilmediği izlenimini yaratmak istedi."
Bir kere, Sadettin Tantan ve Hikmet Sami Türk'ün dürüstlüğüne ne kadar inanıyorsam Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in dürüstlüğüne de o kadar inanıyorum. Hadi, ikisi de "halkın adamı" olan Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki anlaşılmaz diyalogsuzluk ve çatışmayı bir kenara bırakalım. Diyelim ki, bu çatışmanın yalnızca ikisinin bildiği ve fakat bizim bilmediğimiz özel sebepleri var.
Peki, bütün müktesebatlarıyla tertemiz olduklarından hiç kimsenin kuşku duymadığı iki bakan neden Çankaya Köşkü için bu sözleri sarf ediyor? Bunları yalnızca, particilik ve genel başkanlık yörüngesindeki sözler olarak görebilir miyiz? Cumhurbaşkanı'nın yolsuzluk mücadelesinde Devlet Denetleme Kurulu'nu harekete geçirmesinde, Tantan ve Türk'ün rahatsızlık duyacağı bir konu olmadığına göre bu soruların cevabı nedir?
Hadi işin adını açıkça koyalım. Ocak ayı başlarında yapılan Beyaz Enerji Operasyonu ile birlikte Ankara'da tuhaf gelişmeler yaşanmaya başladı. Soruşturmayı yürüten savcı tarafından henüz resmi bir suçlamaya muhatap olmamış enerji bakanı ve iki başbakan yardımcısını hedef alan bir senaryo yürürlüğe konuldu. Siyaseten bu senaryonun nihai adımı hükümetin gidişiydi.
Ankara'da kılıçların çekilmesi işte böyle başladı. Savcılık soruşturması unutuldu, herkes hesabını kendi görmeye başladı. Henüz davası bile açılmamış ve gizlilikle yürütülmesi gereken bir soruşturma, imha planlarına dönüştü. Ne yazık ki, soruşturma her geçen gün hukuki zeminini kaybetti, siyasi bir görünüm aldı.
Bu tablo, iki yıl öncesine kadar devletin zirvesinde yeniden oluşmaya başlamış güven havasını dağıtmaya başladı. Bir yıldan fazla bir süredir yolsuzluklarla başarılı bir mücadele veren, en umulmadık isimleri cezaevine gönderen hükümetin üçlü bir koalisyona dayanmasına rağmen bunu başardığı unutuldu. Her dosyada en tepedekilere ulaşıp yüzde yüz sonuç almanın çoğu kez yargı organında bile başarılamadığı göz ardı edildi. Beyaz Enerji dosyası örneğindeki gibi durumlarda, en tepeye ulaşılamıyorsa işi siyasetin kendine özgü cezalandırma mekanizmasına bırakmaktan başka çare olmadığı unutuldu. 28 Şubat 1997 gibi zor bir dönemi yaşamış, zor bir seçimi atlatmış ve ancak bu hükümeti kurabilmiş olan Türkiye'nin başka alternatifi olmadığı akla getirilmedi.
Devlet Denetleme Kurulu'nun Cumhurbaşkanı tarafından harekete geçirilmesi işte tam bu döneme denk geldi. Ve bu girişim, Ankara'daki bu vuruşma havasının bir dalgası gibi algılandı.
Yolsuzluk mücadelesinin ülkeyi ekonomik çöküntü gibi tuhaf bir noktaya sürükleyeceği kimin aklına gelirdi ki?.. Ne yazık ki, yolsuzluk ekonomisinin bugüne kadarki hacmi oranında bir kez daha fakirleştik. Başımıza bu da geldi.
f.mercan@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
23/
12/
2000...
Elinde ajandayla müdür odasında
24/
12/
2000...
Alnınızda DHKP-C'li mi yazıyor?
30/
12/
2000...
Soğuk hava basarak işkencenin hikayesi
06/
01/
2001...
15 Mayıs 1974, 21 Aralık 2000
13/
01/
2001...
Böyle derin devlete evet
20/
01/
2001...
Sıradan hikâyeler
27/
01/
2001...
Onun sözleriyle iz sürülünce
03/
02/
2001...
18 ailenin operasyonları
10/
02/
2001...
Bu vadinin bütün çocukları
17/
02/
2001...
26 Ekim 1993, yer Ankara
|