Veda dahi ettirmediler
Milliyet, basın tarihinin en büyük yazarlar operasyonunu yaptı yapmasına; ama hiçbir yazara ne veda imkanı tanıdı ne de konuya haber olarak yer verdi. Milliyet'teki operasyona Hürriyet, Sabah ve Star grubu gazeteleri de yer vermediler. Bir dönem yayın yönetmenliğini de yaptığı Milliyet'teki görevine son verilen Umur Talu, bir gün öncesinde "vedasız bir veda" yazısıyla son noktayı kendisi koydu.
Başarılar dilerim
"Başarı" denilen, yanlış tanımlandı; bu yanlış, yalanlarla pompalandı ve hayatta o şekilde "başarı" kazanması mümkün olmayanların hayallerinin filmlerine dahi tek senaryo olarak kakalandı.
İnsanı tekmeleyen...
İnsani ilişkileri törpüleyen...
Gündelik manevralarla iş kotarmayı iş bilirlik sayan...
"Haysiyetten taviz" zincirleri ve hiyerarşileri kurarak organize olduğunu sanan...
Yeraltının "çetevari" ilişki ağlarını, şebekelenmeyi, yerüstünün siyaset ve iş dünyalarına taşıyan...
Günübirlik kakarakikirileri mutluluk sayan ve saydıran...
Kültürsüz... Akılsız... İzansız...
Ve insafsız...
Ve omurgasız ve ahlaksız...
Oportünist ve hain...
Sinsi, tuzakçı, namert, kalleş bir "başarı" modeli; yükselmenin, yerini korumanın, kazanmanın, en azından yenilmemenin, aradan sıyrılmanın, köşe dönmenin, enayilikten kurtulmanın, "akıllı ol oğlum"luğun amentüsü sayıldı.
Bir virüs gibi, bir salgın gibi yayıldı da yayıldı.
"Farklı" bir tarihleri olanların bir bölümünü zorlayarak, tehdit ederek, endişelendirerek ya da ikna ederek benzetti ve kendi olmaktan çıkarıp kendisine benzetti.
İnsanoğlunun dört ayaktan ayağa dikilişinin bel kemiği, temel direği "omurga", bu "başarı" dünyasında ayağa kalkmak ve ayakta kalmak için iptal edildi.
Doğa kanunlarına dahi aykırıydı; omurgasızlar, sürüngenler dikilip diklenirken, omurgalıların dümdüz olması; ama oldu ve bu "doğal" sayıldı.
Bunların, şunların, o işlerin, bu işlerin "başka türlü olamayacağı... Herkesin böyle yaptığı... Tek yolun bu olduğu... Araziye uymak gerektiği" filan...
Kimi zaman istikrar programı...
Kimi zaman hükümet eylemi...
Kimi zaman ekonomik reçete...
Kimi zaman bankacılık, sanayicilik, tüccarlık, gazetecilik, sanatçılık vesaire diye...
Böyle anlatıldı, böyle belletildi, böyle dayatıldı.
Durmadan kanıtlandı ve hiç durmadan kanıtları cilalanıp parlatıldı.
Bu fırsatı ve şansı hiç olmayanlar bile, bazen korkudan, bazen şaşırarak, bazen iç geçirerek, özenerek ve her ihtimalde ahmakça ve aval aval, birer ayran budalası olarak hayran hayran budalalaştı.
Artık iflas eden ve kendi formülleri, yöntemleri, arsızlıkları, ihtirasları ile çöken, bu "başarı sistemi"dir.
"Toplumsal başarı, huzur ve güven" diye...
Duruma göre despotluğu, duruma göre içi kof bir liberalizmi, duruma göre milliyetçiliği, duruma göre teslimiyetçiliği, duruma göre küreselleşmeciliği şişiren...
Ama her durumda insanı, hatta birer insan olarak kendi kişiliklerini dahi iğdiş eden...
Yağmacı, çeteci, dışlayıcı, eşitsiz, haksız, hukuksuz, vicdansız bir düzen iflas etti.
İflasın bedelini, bu modelin aktörlerinden ödeyen de var, henüz ödemeyen de.
Şimdi bir sırat köprüsündeyiz. İflas edenin yerine bir şeyler koyamamanın çöküntüsü içinde debeleniyoruz.
Çünkü o "başarılılar"ın çökerttiği toplumsal binanın altında da önce "başarısızlar" kalıyor.
. . .
Hani deprem biraz olsun uyandırmıştı ya, sizi, bizi... İşte öyle.
Bu da deprem.
Ses verecek, ses arayacak, el verecek, el arayacak, son nefesler karışırken havanın ve yerin fırtınasına, daha çok nefes alıp vereceksiniz.
Her halk bir gün bir yol bulmuştur...
Her halk bir gün kendini bulmuştur.
Masum değiliz!
Bu işin tek suçlusu onlar değil, olamaz! Biz pişkinliğe tepkili, sessizlikte hikmet arayan bir toplum olmasak bunlar, işlerin bu noktaya varması, biraz zor olurdu. Bir külah dondurma gibi elimize tutuşturulan bir cep telefonuna fit olan bir millet olmasak her şey aynı olmazdı! Bir iktisat profesörünün dediği gibi, bir apartman toplantısından bile kaytarmaya çalışan bir toplum olmasak, işler hiç olmazsa biraz farklı olabilirdi.
Sürekli kandırılmaktan yakınan bir toplumun sonsuza dek kandırılmaktan başka şansı yok, Fatih Terim'le avunmaya can atan bir milleti daha çok avutan çıkar. Aslında, toplumun da hükümet ortaklarından fazla farkı yok, aslında herkes sorumluluktan bucak bucak kaçıyor, herkesin işler iyi gitmeyince suçlayacağı birileri var, yeter ki işin ucu onlara dokunmasın. 'Birileri, bir şeyler yapsın işler iyi gitsin, nasıl olursa olsun, o da onların bileceği şey'; işte birçoğumuzun gönlünden geçen bu! Direnmenin, bir şeyler yapmanın hele düşünmenin zorluklarına katlanmayalım da, bin bir cefaya katlanalım razıyız. ( Nuray Mert / Radikal )
Kim ne dedi?
Ekonomik sıkıntı çeken tavuk ya da devekuşu kessin. (Prof. Dr. Zekeriya Beyaz)
|