Başkent senaryoları
Kemal Derviş'in Ankara'ya çağrılması ve ekonominin kurtarıcısı gözüyle bakılması konusunda farklı senaryolar da dillendirilmeye başlandı. Yeni Şafak yazarları Taha Kıvanç ile Cengiz Çandar'ın dünkü yazıları, Derviş konusunu farklı açılardan ele alsalar da senaryonun sonucu konusunda ortak bir görüş ileri sürdüler. Kıvanç ve Çandar'ın konuyla ilgili yazıları şöyle:
Satranç oyunu
Bilebildiğim kadarıyla, cumhuriyet tarihinde ilk kez, bir başbakan, eşini yanına aldı, Amerikan büyükelçisinin ikametgâhına gitti ve büyükelçi ile eşinin konuğu olarak bir akşam yemeği yedi. Tanıksız, gözlemcisiz... Benim uzaktan gözlemlediğim, o gece işittiklerinin Bülent Ecevit'in canını müthiş sıktığı... Ertesi gün, grup toplantısında, "Amerika, IMF ve Dünya Bankası'nı aradan çıkartıp kendi kaynaklarından 25 milyar dolar kredi açma hazırlığında" derken söylenenleri tekrarlıyordu; "İstifa etmemi isteyenler var, oysa ülkeme ve tarihe karşı sorumluluğum istifa etmeme engel." cümlesiyle de, yine orada işittiği telkine cevap veriyordu Ecevit...
İşin ilginç tarafı şu: 25 milyar dolar gibi yüklü bir miktarda kredi gelmezse, bu hükümetin sebep olduğu ekonomik yıkıntıdan kolay kolay kurtulmak mümkün görünmüyor... O çapta bir kredi ABD'den gelir mi bilemem, ancak üç kuruşluk bir kredi gelmesi için bile bu hükümetin istifa etmesi gerekiyor; hiç değilse belli başlı unsurlarının...
Hadi, başbakan dil bilir, Amerikalıları tanır, ne denildiğinde neyi anlaması gerektiğini düşünebilir, bu sebeple onun Robert Pearson'un dâvetlisi olarak Amerikan Büyükelçiliği'ne gitmesinde –ilk olması dışında– garipsenecek bir yön yok... Ya Hüsamettin Özkan'a ne oluyor? Büyükelçilerin görüşme taleplerini karşılamakta nazlanan, yabancı misyonların verdiği dâvetlere katıldığı görülmemiş Hüsamettin Bey de, dün, bütün işini gücünü bıraktı... Ve, ABD büyükelçisiyle görüştü... Yakında, "ANAP lideri Mesut Yılmaz ABD büyükelçisi ile görüştü" haberini duyarsanız hiç şaşırmayın...
Acaba 25 milyar dolarlık Amerikan kredisinin sözü hangi ikramdan sonra edilmiştir; soğuklardan sıcaklara geçildiği sırada mı, yoksa kahveler içilirken mi? Emin olduğum, Ecevit'in, o krediyle hükümetinin geleceği arasında irtibat kurmasını sağlayacağı bir biçimde konunun açıldığı...
Ekonominin direksiyonu 25 yıl Dünya Bankası tecrübeli Kemal Derviş'in eline bırakılırsa, 25 milyar dolarlık kredi açılır mı acaba? Bülent Bey başbakanlıkta kalmaya devam ettiği, Hüsamettin Özkan ve Mesut Yılmaz'ın hükümetten ayrıldıkları bir ortamda mı gerçekleşecek bu, yoksa Ecevit'in de mi koltuğunu bırakması gerekecek?
Türkiye'yle ilgili bir projenin son safhasına yaklaşıldığı kanaatindeyim. Bir satranç oyunu olarak düşününüz olan biteni, birileri "şah" demeye hazırlanıyor. Hükümet dört bir taraftan sıkıştı, manevra alanı kalmadı; ekonomik iflâs ve siyasi açmazlar yüzünden bütün değerli taşları oyun dışı kaldığından, "şah" denildiğinde yapabileceği bir karşı hamlesi yok... İşin kötüsü, vaktiyle her dediğini alkışlayan seyirciler de satranççıyı desteklemiyorlar artık...
(Taha Kıvanç / Yeni Şafak)
Kemal Derviş, neyin işareti?
Eğer Kemal Derviş, ekonominin "chef supremo"su olmayı sağlayacak bir "formül"ü kabul edecekse, bu hükümetin "mukadder gidişi"nden sonra da, "rol" üzerinde kalacak demektir. Zira, Kemal Derviş'in Ankara'ya gelmesi, Türkiye'nin geldiği noktada "seçmen iradesi"ni değil, uluslararası para kuruluşlarının "iradesi"ni yansıtmaktadır. Türkiye'nin sırtı duvara yaslanmıştır ve bundan çıkış için, uluslararası para kuruluşları ve bunların ardındaki "Amerikan iradesi"nin Türkiye'ye desteği zorunlu hale gelmiştir. Kemal Derviş bu durumda bu desteğin "güvencesi"ni simgeliyor.
Şimdi "küreselleşme çağı"nda, uluslararası piyasalarla kuvvetli interaktif ilişkide bulunan bir Türkiye söz konusu. İşin bu yönüyle Kemal Derviş tercihini ve işlevselliğini yabana atmamak gerekiyor. Zaten, Kemal Derviş ismini ortaya atan, açıklandığı gibi Bülent Ecevit değil; IMF yöneticisi Stanley Fischer. Dolayısıyla, Kemal Derviş, daha önce de belirttiğimiz gibi "uluslararası irade"nin eğilimi... Bu eğilimin önünde, bu "üçlü koalisyon bohçası" ne kadar direnebilir, emin değiliz.
Kemal Derviş'in "ekonomi yönetimi"ni ele geçirdiği bir Türkiye'nin siyasi partiler ve seçim kanunu değişikliklerinden sonra, gerçek rotasına oturtulabileceğini hesaplayın. Peki ya, bunlar gerçekleşmezse?
Ekonomi, hiperenflasyona doğru, hem de büyük bir durgunluk ve taşan işsizlik dalgaları arasında ilerleyecektir. 2001 yılı içinde meydana gelebilecek "sosyal patlamalar"ı tasavvur edebiliyor musunuz? Henüz sadece buzdağının üzerini görebiliyoruz.
En önemlisi şu gerçeği görmek:
Türkiye, önümüzdeki günler ve aylarda çok ama çok önemli değişikliklere gebe...
(Cengiz Çandar / Yeni Şafak)
Derviş'e çıkış yasağı gelsin
Kemal Derviş geldi ve hükümetle görüşmeye başladı.
Mutlaka bazı talepler öne sürüyordur. Hakkıdır, yapsın tabii. Ama bizim de bir şey talep etmeye hakkımız var ondan.
Ya pasaportunu teslim edecek ve ne olursa olsun üç sene memleketten çıkmama taahhüdünü verecek, ya da ona yurtdışına çıkış yasağı koyacağız.
Çünkü diyelim ki, o ekonomiden sorumlu bakan oldu.
Sonra diyelim ki, bir yıl sonra işler iyi gitmedi. Derviş, ''Haydi bana eyvallah'' deyip Washington'a geri dönebilir.
Eski işi onu bekliyor olacaktır. Üstelik dolar olarak maaş aldığı için de ''no problem'' yani arada geçen zaman.
Öyle yağma yok. Mutlaka burada bizimle kalmalı ve acı çekmeli. Bizim gibi aşırı stresten hızla sinir hastası olmalı, ülseri azmalı, zamları yutmalı, her gün haberleri okuyup, dinleyip sinirden kendi kendini yiyip bitirmeli.
Bunlar olmalı ki, almayı düşündüğü sorumluluğun hakkını verebilsin.
Üç yıl bu memleketin herkese verdiği acıları yaşadıktan sonra giderse gitsin Washington'a.
Biz bu ekonomiyi, istediği an mutlu yaşama geri dönecek bir insana teslim edemeyiz, bilmem derdimi anlatabiliyor muyum? (Serdar Turgut / Hürriyet)
|