Reklamveren tanıtıma 1.4 milyar dolar ayırdı
Türkiye, 2000'in son çeyreği ve 2001'in ilk çeyreğinde ekonomik açıdan zor bir dönem geçirmesine karşılık geçtiğimiz yıl ülkemizde reklam pastasının hacmi 1 milyar 411 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu tutar toplam pazar hacminin 1.231 milyar dolar olarak gerçekleştiği 1999 yılına oranla, dolar bazında yüzde 14,6'lık büyüme anlamına geliyor. Marketing Türkiye Dergisi'nin son sayısında yayınlanan rakamlar bunlar. Markanın tüketicisiyle nasıl ve ne kadar konuştuğu iletişimin algılanmasını etkileyen unsurların başında geliyor. Bu etkileşimin farkında olan büyük şirketler reklam harcamalarını hiç kısmıyorlar. Aksine bu konuda tüketiciye ulaşmanın yolu olarak gördükleri reklam dilini çok iyi kullanıyorlar. Geçtiğimiz yıl ülkemizde reklama en fazla yatırım yapan ilk üç firma, Procter & Gamble, Unilever ve Turkcell oldu. P&G 2000 yılında 223,5 trilyon liralık reklam yatırımı yaptı. İkinci sırada olan Unilever'in toplam reklam yatırımı 137,3 trilyon olurken, Turkcell iletişime 122,4 trilyon ayırdı. En bonkör Sabah gazetesi Geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen reklam yatırımlarına markalar bazında bakıldığında ilk sırayı 64,4 trilyon ile Sabah gazetesi aldı. İçinizden vay be! dediğinizi duyar gibi oluyorum. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredilen batık bankalar içinde en fazla reklamı 7 trilyon lira ile Etibank vermişti. Dinç Bilgin'in Etibank'ının durumu malum... BATIK! Geçen yıl Bilgin'in Sabah gazetesinin de en fazla reklam veren markalar arasında yer alması da ilginç bir tesadüf. Şimdi her şey daha iyi anlaşılıyor öyle değil mi!
Reklamveren / Tutar (Trilyon TL)
1. P&G / 223
2. Unilever / 137
3. Turkcell / 122
4. Benckiser / 94
5. Park Medya / 94
6. Telsim / 93
7. Bilgin Yayıncılık / 91
8. Ülker / 79
9. İstikbal Mobilya / 59
10.İhlas Holding / 58
En çok reklam yatırımı yapan ilk 10 reklamveren.
Bankaların sözleşme oyunu!
Bankaların uzun vadeli konut kredisinde, faiz artırımı yapabileceği söylentisi konut kredisi alan birçok tüketiciyi tedirgin etti. Ekonomideki iyimser beklentilerle 1999 yılında başlatılan uzun vadeli konut ve otomobil kredisi alan vatandaşlar "Kara Çarşamba" ile birlikte umutsuzluğa gömüldüler. Hepimizin bildiği gibi birçok vatandaş bankaların uzun vadeli düşük faizli konut kredilerine hucum etmişti. Bu kredilerle şimdi birçok vatandaş otomobil ve konut sahibi oldular. Ancak ödemeleri henüz bitmiş değil. Dövizin yükselmesi, enflasyonun nisan ayında yüksek çıkma beklentisi ve yüksek faizler bankaların sözleşmeleri tek taraflı değiştireceği söylentilerinin yayılmasına neden oldu. Tüketici Köşesi'ni arayan birçok okurumuz çaresizlik içinde kaldıklarını aktardılar. Fatura ağır olacak Zaman zaman bu köşede gündeme getirdiğimiz "karınca duası"na benzettiğimiz sözleşmelerin bu seferki faturası ağır olacak gibi görünüyor. Tüketici kredilerinde bankaların müşterileri ile yaptıkları sözleşmelerin birbirinden farklı olabileceğine dikkat çekiliyor. Bankalar sözleşmelerinde, "Faiz oranı şudur diyorlar ama bu faiz oranı banka tarafından önceden bildirimde bulunmak suretiyle değiştirilebilir." şeklinde bir madde de koyuyorlar. İşte bu maddeye dayanarak bazı bankaların faizlerdeki büyük dalgalanmalardan sonra faizlerini artırılabileceği söyleniyor. Felaket tellallığı yapmanın bir anlamı yok. Bizim tarafımızdan bu böyle görülüyor. Bu iş bankaların istediği gibi sonuçlanırsa tüketicinin yapabileceği tek şey mahkemeye gitmek olacak.
|