LPG'ye teşvik
Biz LPG kullanan araçlara vergiyi bindirmeye uğraşaduralım, Belçika hükümeti, LPG taktıranlara yaklaşık 500 milyon TL civarında yardım yapıyormuş. Hatırlarsanız, dün LPG ile alakalı bazı soruları sormuş ve devam etme niyetinde olduğumuzu yazmıştık.
Metin Keskin'in bildirdiğine göre, Belçika hükümeti geçtiğimiz günlerde aldığı bir kararla şubat ayından geçerli olmak üzere arabalarına yeni LPG taktıranlara 22.000 BF (Yaklaşık 500 milyon TL) yardım yapmaya başladı. Yetkililer bu kararı araba sahiplerini LPG kullanmaya teşvik için aldıklarını belirtiyorlar. Bilindiği gibi, yapılan araştırmalarda LPG'nin diğer yakıtlara oranla çevreyi daha az kirlettiği, üstelik daha ucuz olduğu ortaya çıktı.
Bu yazıyı okuyan (veya okuyamayan) binlerce LPG mağduru ne yapsın? Arabalarına binbir umutla taktırdıkları LPG'leri söktürmekle mi uğraşsınlar? Şu anda mahkemelik olan LPG'nin akıbetini mi beklesinler?
Şimdi biz LPG konusuna hafif bir ara verip isterseniz Belçika'daki dudak uçuklatacak ikinci el araba fiyatlarını söyleyelim :
– 1986 model Audi, 400 milyon TL
– 1986 model Mercedes 190, 1 milyar TL
– 1990 model Renault Espace 1 milyar TL
– 1997 model Mercedes Vito, 20 milyar TL
Beyaz'ın da beyazı
Son günlerin tek başvuru kaynağı haline gelen Zekeriya Beyaz, "Tavuk kurban olur demedim!" diye açıklama yapmamış mıydı? Milliyet gazetesine kalırsa Beyaz, "beyaz et!" konusunda ısrarlı! Konu taa Suudi Arabistan'a kadar gidip tartışıldığı için cevap veriyor. Herhalde bu kadarı da yalan değildir.
Beyaz, "Tavukları, horozları veya herhangi bir canlıyı horlamak ve alay konusu yapmak öncelikle onu yapanları küçültür, kendileri kral dahi olsalar. Asıl utanılacak şey ibadet yapma ve şeytan taşlama kisvesi altında 35 tane masum insanı ayakların altına alıp çiğneye çiğneye öldürmektir. Bundan utanç duysunlar" demiş.
Herhalde, tavuk kurban olmaz demek, onu hor görmek anlamına gelmez. Geliyorsa bu defa farklı düşünceler de ortaya atılabilir. Tıpkı bazı okurların "Beyaz, Mudurnu'ya ortak mı?" diye sormaları gibi!
Konu farklı biçimde de tartışılıyordu zaten. Mesela, okurlarımızdan Ahmet Özdemir'in ve Mehmet Küçükoğlu'nun kafasına takılmış. Diyorlardı ki: "Bayramda tavuk kurban edebiliyorsak, onun da derisini THK'ya vermemiz şart mı? Malum kurban derilerini sadece onlar alabiliyor. Tamam derisini onlara verdik, peki ya gerisi ne olacak?"
Konser–ve'lik
Bayramın üçüncü günü BRT'de seyrettiğimiz 'bayram özel programı' konserini çok beğendim. İmkanım olsaydı, sanatçılara bu performansı nasıl yakaladıklarını sormak isterdim... Bir de, orkestradaki darbukatörün iştahla çiğnediği sakızın markasını!.
Mustafa Özke
Adaptasyon sorunu
Yılın hiç de küçümsenmeyecek bir bölümünü tatilde geçiriyoruz. Özellikle de dini bayramlarda dokuz günlük tatillere iyiden iyiye alıştık. Peki ya işin olumsuz yanı? Uzun tatil, iş ve eğitim hayatında negatif faktörmüş. Uzmanlar öyle diyor.
Bütün dünyanın kabul ettiği bir 'pazartesi sendromu' var. İnsanlar hafta sonu tatilinden sonra yeniden çalışma ve eğitim hayatına başladıklarında adaptasyon sorunu çekiyorlarmış. Bir de bunun bir iki gün değil 9 günlük bir tatilden sonra olduğunu düşünün. İyiden iyiye bir adaptasyon sorunu olacağı kesin.
Ama her konuda olduğu gibi bu konuda da hükümetimiz vatandaşa elinden gelen yardımı hiç esirgemiyor. Kurban Bayramı'nda yapılan zamlarla vatandaş bayramdan sonra yapılacak zamlara kısmen de olsa hazırlandı. Bakalım büyük dalga vurduğunda kim esen kalacak kim dibi boylayacak? Haydi hayırlısı.
Görmek için göz şart değil
Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa:
– Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum. Çok yakın olduğunu söylediler.
Çocuk arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:
– Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.
Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.
Çocuk:
– Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor, zaten.
– İyi ama, demiş adam. Bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malum?
– Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk. Üstelik manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu da duyarsınız.
Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken fark etmiş onun kör olduğunu.
Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini fark ettiğini.
Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:
– Üç yıl önce kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok özledim ki... Sizinkiler sağlam, öyle değil mi?
Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına doğru yönelirken:
– Artık emin değilim, demiş. Emin olduğum tek şey, benden daha iyi gördüğün...
|