28 Şubat, kurban, medya ve Kemal Derviş hadisesi
28 Şubat vakası hakkında yazılanlara bakılınca, bunun Müslüman çevrelerce de gerektiği gibi anlaşılıp değerlendirilemediği görülmektedir.
28 Şubat, hedeflerini ortaya koyduğu 18 maddesine bakıldığında da görüleceği gibi, tamamıyla İslâm'ın toplum hayatından tecridine yönelik bir harekettir. Arkasında, düşünce yapısı, dünya görüşü, eşya ve hadiselere bakış açısı, tam malûm “ihtiyar" gazeteninkilerle neredeyse birebir örtüşen, 18. asır aydınlanma ve 19. asır pozitivizminin 1930'lar Türkiyesindeki algılanış şekline dayalı bir kadro bulunmaktadır. Bu kadro, güya, hattâ Batı'dan bile bağımsız bir Türkiye düşlemektedir ama, bu hareketin hedefleriyle, hareketin ilk dönem önde gelenlerini ödüllendiren Jinsa'nın hedefleri karşılaştırıldığında da, hareketin bağımsızlığı hakkında bir fikir sahibi olmak mümkündür.
28 Şubat hareketi, ana hedefleriyle şu anda her zamankinden daha zayıf değildir. Yaşadığımız ekonomik ve siyasî çöküntüler bu hareketi zayıflatmak yerine güçlendirmektedir denebilir. Ve 28 Şubat, irticaın önü alınamadığı gerekçesiyle gittikçe hedef genişletmektedir. En son, Zekeriya B.'a ait olarak bir gazetede yayınlanan Diyanet raporunda da açıkça görülebileceği üzere, bu hareket, mevcut haliyle Diyanet'ten de memnun değildir ve herhalde tercihlerine göre "medyatik, aydın" bir din adamını, kadrosuyla birlikte Diyanet'in başına getirmeyi de düşünüyor olabilirler. Hareket, Türkçe ezan, Türkçe Kur'an, Türkçe ibadet hedeflerinden de asla sapmış değildir. Kurban et ve derilerini irticaın malî kaynakları arasında gören bu hareket, kurban aleyhinde medyada yapılan yayınlardan, şüphesiz hem kurban kesiminin mümkün olduğunca azalması, hem de bununla İslâm hakkında olumsuz imajlar meydana getirilebileceği düşüncesiyle memnun olmaktadır.
Müslüman ve kendi kendine yeter bir Türkiye'den sürekli ürkmüş bulunan medyanın kurban aleyhinde vahşice yaptığı yayınların arkasında korkarım bir başka sebep daha vardır. Çernobil faciası ertesinde, çaylarımızın radyasyonlu olduğu iddiasını günlerce hem de ilk sayfalarına taşıyan malûm medyanın, o sırada Rusya'da satılacak olan çaylarımızın yerine İngiliz çaylarının satılmasına nasıl hizmet ettiği, bizzat yetkililerce ifade edilmişti. Kurban yayınlarının, zaten terörün bitirdiği hayvancılığımıza ve kurbanın hareketlendirdiği iç hayvan piyasasına vurulacak darbeyle, hangi yabancı et üretim ve ihraç firmalarına hizmet edeceği de izahtan varestedir. Burada zarar görenin, kurban üzerinden ekmek yiyen binlerce Türk ailesinin olması, tabiî malûm medyayı asla üzmeyecektir. Fakat, iç ve dış her meseleye, hattâ Taliban, İsrail–Filistin meselesi, İslâm dünyasında ve Türkî dünyada olup bitenlere, o kadar ki AB'ye girip girmemeye bile, bunların “irtica"ya yapacağı tesir açısından bakan bir kadronun bunu düşünüp, nazara alması da ne derece mümkündür bilemem.
28 Şubat kadrosunun unuttuğu bir husus var. Bir ülkenin bünyesi, insan bünyesi gibi, bütün hücreleri ve organları birbiriyle içten alâkalı bir bütündür. Bir yanından yaralandığı, arızalandığı, hastalandığı zaman bundan bütün bünye etkilenir ve nasıl tek bir hücrenin devreden çıkması vücudu ölüme götürebiliyorsa, ülke bünyesinin organlarından birine, sanki diğerlerinden bağımsızmış gibi yapılacak ölçüsüz müdahaleler, bütün ülkeyi ölümün eşiğine getirebilir. Son ekonomik çöküntü ve K. Derviş hadisesi, dış politikada güya bağımsız davranmaya çalışılması karşısında, ekonominin bütün iplerini resmen eline alan ABD'nin bir cevabı olabilir, kim bilir.
28 Şubat'ın nazara alınması gereken bir diğer yanı var. Bu hareket, aynen 27 Mayısçıların ve daha sonrakilerin yaptığı gibi, hedefleri istikametinde İslâm'dan yararlanma yolunu da seçebiliyor. Meselâ, AB'ye alınan tavrı, onlardaki İslâm düşmanlığıyla izah edebildikleri gibi, birkaç ay öncesine kadar dinler arası diyalog konusunda çok hızlı görünen Diyanet de, cuma günü camilerde misyonerlik hareketleri karşısında çok sert bir hutbe okutabiliyor; yolsuzluklar konusu da, bir başka gayeyle yine hutbeye taşınabiliyor.
Ülkemiz, hiçbir maceraya dayanabilecek durumda değil. Korkarım, bu gidiş elde, her bakımdan can çekişen bir ülke ve milletten başka bir şey kalmayacak.
Yazarımızın en son yazıları
05/
01/
2001...
Türkiye'nin meseleleri
12/
01/
2001...
Boşa atış
19/
01/
2001...
AB ne manâya geliyor?
26/
01/
2001...
Cinayet
02/
02/
2001...
Hizbullah'ın anlamı
09/
02/
2001...
Tarikat gerçegi ve ideolojik yalanlar
16/
02/
2001...
Özel finans kurumları
23/
02/
2001...
Son gelişmeler üzerine
02/
03/
2001...
Çetin bir imtihan süreci
09/
03/
2001...
Aynı sistemin ağları veya örgü ipleri
|