GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

16/03/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Hasan ÜNAL

Analiz

Ulusal programlar ve sun'i gündem

Türkiye son birkaç haftadır ulusal programlar hazırlamakla meşgul. Kamuoyunu en yakından ilgilendireni, Kemal Derviş'in hazırlamakta olduğu program.

Bir krizden öbürüne sürüklenmiş, aldatılmış, fakirleştirilmiş ve sonra da adeta ‘nanik' yapılarak dalga geçilmiş olan toplumun geniş bir kesimi bu programın sorunlara nasıl çareler oluşturacağını düşünürken, bir başka ulusal program da Avrupa Birliği için hazırlanıyor.

Aslında teknik olarak veya hukuki açıdan AB'nin Türkiye için hazırladığı ve kabul ettiği Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB)'nin muhtevası üzerine inşa edilecek olan ulusal program ile Derviş'in oluşturmaya çalıştığı ekonomik ulusal program arasında herhangi bir bağlantı yok. İkisi birbirinden ayrı şeyler. Ancak 2000'lerin başlarında Türkiye'nin makus talihini geriye döndüreceği iddiasıyla hazırlanıp uygulamaya konulan ve bir yıl gibi bir süre içerisinde temelden iflas eden birinci ulusal program ile Türkiye'nin AB üyeliği arasında dolaylı; ama ciddi bir bağlantı olduğu gerek entelektüel çevreler gerekse resmi yetkililer tarafından değişik vesilelerle dile getirilmişti.

Bu söylenenleri hatırlayacak olursak, Türkiye'nin aday ülke ilan edilmesi ve sonra da üyeliğe hazırlanması ile uygulamaya koyduğu istikrar programı birbirini destekleyen unsurlar haline gelmişti. Aslında Türkiye'nin AB'ye tam üye edilmesi konusunda AB içerisinde ciddi bir zihniyet değişikliği olmadığı halde Türkiye'nin AB'ye nasıl üye olabileceğini tartışmak yerine, sanki bugünden yarına üye olunması mümkünmüş gibi bir sun'i gündem oluşturulmuştu. Son zamanlarda artık bir anlam ifade etmeyen bu tartışmalar Türkiye'nin hazırlamakta olduğu ulusal program çerçevesinde yeniden gündeme taşınmaya çalışılıyor.

Feci bir ekonomik kriz içerisinde savrulan Türkiye'de bu gündemin bütün yapaylığına rağmen tartışılması galiba Türk entelektüellerinin düzeyiyle ilgili. AB üyeliğini gerçekçi bir açıdan tartışıp, AB'nin Türkiye'yi üye almasını gerektiren ne tür çıkarları olduğunu araştırmak ve yine AB'nin görünebilir gelecekte genişleme projelerinde Türkiye'nin mevcut olmadığını görmek yerine, Türkiye, AB üyesi olmazsa bunun alternatifinin Saddam'ın Irak'ı olacağı safsatası dillendiriliyor. Bunu söyleyen entelektüel çevrenin ne Saddam rejimini, ne Baas ideolojisini ve uygulamalarını ne Türkiye'yi ve ne de Avrupa Birliği'ni bilmedikleri ortada. Ancak bu görüşler medya yoluyla egemen tutulmaya çalışılıyor.

Saddam ve Baas benzetmeleri eğer demokrasi ve insan hakları açısından yapılıyorsa, Türkiye'de tek parti döneminde bile Saddam veya Hafız Esad tarzı diktatörlükler kurulmamıştır. Askeri müdahale dönemlerinde bile söz konusu rejimlerle uzaktan yakından alaka kurulabilecek uygulamalara şahit olunmamıştır. Zaten Türkiye'deki askeri müdahaleler bile istisnaları hariç (belki paradoksaldır ama) demokrasiyi rayına koymak gerekçesiyle yapılmıştır. Ve her defasında da demokrasiye dönülmüştür. Bütün eksikliklerine rağmen, Türkiye'deki demokrasi ve bunun uygulamaları Saddam rejimine benzetilemez. Eksiklikleri olan bir Avrupalı tarz demokrasidir. Yani içerisine konulacağı çerçeve Avrupa'dır. Ve Türkiye, AB'ye girmediği zaman da böyledir ve böyle kalır.

Nüanslar üzerinde düşünmeyi ve fikir üretmeyi alışkanlık haline getirememiş entelektüel çevreler böyle yaparlar. Türkiye serbest pazar ekonomisini olması gerektiği tarzda tatbik edemeyip, bir krize sürüklenince, bunun müsebbibinin 1950'lerden beri uygulanan ekonomi politikaları olduğunu söyleyenler çıkar. Veya AB'yi bir saplantı haline getirenler de, bunun olmaması halinde alternatifin Saddam olduğunu söylerler. Oysa gerçekler bir nüanstan öbürüne kayar, bir uçtan ötekine değil. Bilgi derinliği olanlar nüanslar üzerinde, olmayanlar ise siyah–beyaz çizgisinde düşünürler. Sorun da burada işte.…


h.unal@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

22/ 02/ 2001... Sorun sadece üslup değil
23/ 02/ 2001... Yolsuzluk ekonomisi ve laçka demokrasi
26/ 02/ 2001... Damlalar, Gülay ve küreselleşen kültür
01/ 03/ 2001... Kıbrıs meselesinde gidişat
02/ 03/ 2001... İsmail Cem Belgrad'a giderken
05/ 03/ 2001... Kosova'da sorunlar
08/ 03/ 2001... Kosova-Makedonya sınırında gerginlik
09/ 03/ 2001... Balkanlar'da geniş Arnavut meselesi
12/ 03/ 2001... Büyük Arnavutluk mümkün mü?
15/ 03/ 2001... Sırp askeri geri gelirken


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.