Ahiler, Abdallar ve 'Kerim Devlet'
Osmanlı İmparatorluğu'nun bürokratik ve despot bir devlete dönüşmesinin, Fâtih Sultan Mehmet'le başladığını biliyoruz.
Şer'î Hukuk'un yanı sıra, Örfî Hukuk'un kodifikasyonu ile birlikte Osmanlı Devleti'nin kuruluş dönemine hâkim olan 'Kerim Devlet' konseptinin yerini, 'Ceberrut Devlet' konseptinin aldığını da... 'Kerim Devlet' ideolojisini yeniden üretip taşıyan öznelerin, giderek 'âsi evlâtlar' sayılmaları, buna karşılık 'Ceberrut Devlet'in ideolojisini yeniden üretip taşımakla yükümlü olan bürokrat ve despot 'mutî evlâtlar'ın yönetici kadrolarına geçmeleri, Osmanlı siyasal tarihi'nin en radikal kopmalarından biri sayılsa gerektir. Büyük Selçuklu döneminde Nizâmülmülk'ün ulemâyı kapıkullarına dönüştüren 'Darbe'si ne anlama geliyorsa ('Nizâmülmülk Darbesi' deyişi, Prof. Şerif Mardin'indir), Osmanlı tarihinde 'Fâtih Kanunnamesi' ile bürokratik iktidarı konsolide eden (deyiş yerindeyse) 'Fâtih Darbesi' de, işte tastamam o anlama gelmektedir: Devletin kuruluş felsefesine hâkim olan 'Kerim Devlet' anlayışının dışlanması; bu ideolojiyi sürdürenlerin 'âsi evlâtlar' sayılmaları; böylelikle de, 'görece demokratik' ve sivil yapılanma yollarının, bir daha aslâ açılmamak üzere, kapatılmış olması!
Şimdi cevaplandırılması gereken soru şudur: Osmanlı'nın kuruluşuna hâkim olan, temelkoyucu bir siyaset üretimi konsepti olarak 'Kerim Devlet'i kimler temsil etmektedir?
Çok bilinen bir alıntı ile başlayalım: Âşıkpaşazâde, Osmanlı Devleti'nin 'Ahîyan–ı Rum', 'Bâcıyan–ı Rum', 'Gâziyan–ı Rum' ve 'Abdalân–ı Rum' diye adlandırılan dört örgüte dayanarak kurulduğunu bildirir. Osman Gazi'nin kayınbabası Şeyh Edebali'nin, bu örgütlerden hangisine mensup olduğu, problematik bir sorudur. Edebali'nin bir ahî şeyhi (Ahîyan–ı Rum'dan) olduğunu öne sürenler olduğu gibi, bir Rum abdalı (Abdalân–ı Rum'dan) olduğunu savunanlar da vardır. Peki, Şeyh Edebali'nin, Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak'ın deyişiyle, 'kimlik veya mistik aidiyet problemi' nasıl çözülecektir? Kimdir Edebali? Bir ahî şeyhi mi, bir Rum abdalı mı?
Edebali, kökeni Baba İlyas'a kadar çıkan Vefaî tarikatına mensup Rum abdallarındandır (13. yüzyıl Anadolu'sunda Hacı Bektaş'a intisap etmiş olan bir başka bölük Rum abdalı da, Vefaî olmamakla birlikte, köken olarak, yine Baba İlyas'a bağlanır) ve Anadolu heterodoksisi üzerine yapılan son çalışmalar (özellikle de Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak'ın çalışmaları), Şeyh Edebali'nin hem bir ahî hem de bir abdal olduğunu göstermektedir.
Bunun anlamı, bürokratik ve despotik bir imparatorluk biçimine ('Ceberrut Devlet'e) dönüşmeden önce Osmanlı iktidar mekanizmasının, özellikle abdal ve ahî örgütleri tarafından oluşturulan 'görece demokratik' bir yapıya sahip olduğudur. Sünnî bir Türkmen beyliği olan Osmanlı beyliğinin, iktidarı Sünnî–olmayan (heterodoks) örgütlere dayanarak konsolide etmekte herhangi bir sakınca görmediği bir demokratik yapı! Heterodoks Babaîler olan Abdalân–ı Rum'un henüz 'âsi evlâtlar'a dönüşmediği ve Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak'ın deyişiyle, son derece 'esnek ve müsamahakâr' (altını ben çizdim H.Y.) olduğu kadar, 'sade ve popüler' bir Sünnî İslam anlayışının hakim olduğu bir devlet yönetimi; –kısaca, bir 'Kerim Devlet'!
Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, belki de bir tür siyasal oportünizm gibi telakki edilebilecek olan bu Sünnî ve heterodoksi ittifakının 'koşullarını iyi anlayabilmek için, bir taraftan o dönemde Abdalân–ı Rum'un heterodoks İslam'ının XVI. yüzyılda olduğu gibi 'militan bir Şiîlik'ten etkilenmediğini, diğer taraftan ise Osmanlı beylerinin Sünnî İslam siyasetinin XVI. yüzyıldaki katı ve müsamahasız İslam siyaseti olmadığını' unutmamak gerektiğini vurguluyor. Doğrusu, Anadolu heterodoksisinin, özellikle de İran Safevilerinin etkisiyle, XVI. yüzyılda 'militan bir Şiîliğe' dönüşmesine paralel olarak, siyasal hâkimiyet formatının Fatih Sultan Mehmet'le birlikte bürokratik ve 'Ceberrut' bir devlete dönüşmesinin de, onların 'âsi evlât' sayılmalarına sebep olduğunu belirtmek gerekir. Burada Prof. Ocak'tan daha farklı düşündüğümü söylemeliyim: Osmanlı Sünnîliğinin, heterodoksiye karşı XVI. yüzyılda gösterdiği 'katı ve müsamahasız' tavır, bir sebep değil, bir sonuçtur: Çünkü, heterodoksi, Prof. Ocak'ın belirttiği gibi, gerçekten 'militan bir Şiîliğe' dönüşmüştür; ama Osmanlı Devleti, Örfî Hukuk'un temelkoyucu kavramı olan 'Nizâm–ı Âlem'in, yâni Düzen'in korunması için (ve elbette, o sebeple) âsi evlatlar'ının üzerine yürümüştür;– yoksa, Sünnî İslam'ın 'katı ve müsamahasız' olması sebebiyle değil' 'Fâtih Kanunnâmesi'ni hatırlamak, bu meseleyi açıklığa kavuşturmaya yeter de artar bile: 'Her kimesneye ki evlâtlarımdan saltanat müyesser ola, nizâm–ı âlem içün karındaşlarını katleylemek münasiptir. Ekser ûlemâ tecviz etmiştir. Anınla amîl olasız!' Kardeş katline cevaz vermek, Sünnî İslam'ın ya da Şer'i Hukuk'un katılığından ve müsamahasızlığından değil, doğrudan doğruya, Örfî Hukuk'un 'Nizâm–ı Âlem'in ya da devlet Düzeni'nin korunmasını emrediyor olmasındandır...
h.yavuz@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
05/
01/
2001...
İslam ve Pragmatizm(2)
12/
01/
2001...
İslam ve pragmatizm (3)
19/
01/
2001...
İslam ve pragmatizm (4)
26/
01/
2001...
Kamil Fırat'ın 'Pervane'leri
02/
02/
2001...
'Daemon' veya 'şeytanilik' üzerine (1)
09/
02/
2001...
'Daemon' veya 'Şeytanilik' üzerine (2)
16/
02/
2001...
Nefs, Şeytan mı?
23/
02/
2001...
'İyi devlet' değil, 'Kerim devlet'...
02/
03/
2001...
Nükte züğürdü olduk!
09/
03/
2001...
Yine 'Kerim Devlet' üzerine...
|