Bu yol AB'ye çıkmaz
Ülkemiz Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik felaketiyle inliyor. Bazıları ise bunu fırsat bilip milletin çanına ot tıkama hesapları yapıyor.
Halk, ekonomik anlamda varolma–yokolma mücadelesi verirken nelerle uğraşıyoruz. Koyun can derdinde, kasap da et...
Kriz bahane, tasfiye şahane. Kriz bahane edilerek devlet memurlarının üçte birinin tasfiyesi düşünülüyor. Bunun için de öncelikle ‘irticai görüşlü’ personelin işi bitirilecek.
Dün Zaman’da okudunuz. Millet ekonomik krizle boğuşurken, vatandaş evine götüreceği ekmeğin hesabını yaparken, ortalık yangın yerine dönmüşken, bakanlıklar komisyon kurarak memurları fişlemeye başladı.
Memurların yargısız atılmasını öngören: ancak Cumhurbaşkanı’ndan veto yiyen KHK’nın bir başka versiyonu sahnede. Hadisenin bununla sınırlı kalmayacağı belli.
Fişlemede daha da ileri gidilerek, memurların göreve başlarken yapılan güvenlik soruşturmasının dört yılda bir yenilenmesi düşünülüyor.
Tüm bu gündem yoğunluğunda, YÖK Genel Kurulu Fatih Üniversitesi’yle ilgili ağır bir karar aldı. YÖK’ün kararına göre bir yıl süreyle Fatih Üniversitesi’ne öğrenci alınmayacak.
Bir vakıf üniversitesi ilk kez böyle bir tavırla karşı karşıya. Bu karar bilimsel kaygıdan çok ideolojik bir yaklaşımın ürünü. Soyut suçlamalarla saygın bir bilim yuvası kötüleniyor.
Son gelişmeler, uzun yıllardır girmeye çalıştığımız Avrupa Birliği’ne yakışmıyor. Özgürlük yerine yasak ve dayatmaları, demokrasi yerine otoriterleşmeyi tercih eden Türkiye, her geçen gün AB hedefinden uzaklaşıyor.
Türk Ocakları ile ATO’nun düzenlediği sempozyuma katılan AB Komisyonu Türkiye Temsilcisi Karen Fogg’un sözleri anlamlı:
“AB, bugün insan haklarına odaklanmıştır. Demokrasinin müşterek değerleri, vatandaşların farklılıklarının korunmasına önem vermektedir.”
Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür’ün de belirttiği gibi, Kopenhang Kriterleri olarak ifade edilen standartlar, medeni dünyada yerimizi almamız için gerekli:
“Hukukun üstünlüğüne dayalı, insan haklarına saygılı, demokratik normların eksiksiz şekilde uygulandığı, çoğulcu demokrasinin gereği olan bütün kurumların işlerliğinin sağlandığı sosyal, siyasal ve hukuki ortam sırf AB’ye kabul edilebilmemiz amacıyla değil, esas itibariyle çağdaş medeniyet seviyesine ulaşma idealimizin kapsamında bulunan başlıca esaslardır.”
Ulusal Program’ın pazartesi günü açıklanmasıyla birlikte Avrupa Birliği süreci resmen işlerlik kazanacak.
Ancak, gidişat hiç iyi değil. Ekonomik ve siyasal reformlar yerine irticanın gündemin merkezine çekilmesi Türkiye’ye bir şey kazandırmaz.
Esnaf, 5 Nisan 1994 krizinde büyük bir şok yaşamış, pek çok işyeri kapanmıştı. O günden bu yana gerek hükümetlere gerekse uygulanan ekonomik programlara güven duymayan halk, büyük bir patlamayı her an bekliyordu.
İnsanlar harcamalarını sınırlandırmışlar, hesapsız büyümemişlerdi. Bugün, aynı oranda işyerleri kapanmıyor; ama, olağanüstü işten çıkarmalar görülüyor.
Toplumsal patlama tehlikesi gösteren yoksulluğun aşılması, rejimi tehdit eden bir boyuta ulaşan yolsuzluğun sistemden bütünüyle temizlenip atılması halkın öncelikli beklentisi.
Halkın beklentileriyle ters uygulamalar ülkenin önünü tıkar. Şu iyi bilinmeli, demokrasi standardı yükselmeden, hukukun üstünlüğü yerleşmeden AB hedefi ham hayal olur...
i.karayegen@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
19/
01/
2001...
Sezer'den politikacılara ders
25/
01/
2001...
Çıkış noktası
29/
01/
2001...
Çiller: Bakanın istifası yetmez
01/
02/
2001...
Sağduyu ihtiyacı
09/
02/
2001...
Hesaplar sil baştan
15/
02/
2001...
Su-i misal, emsal olmaz
22/
02/
2001...
Krizin kimseye faydası yok
01/
03/
2001...
Türkiye üçüncü krizi taşıyamaz
04/
03/
2001...
Hiçbir parti barajı aşamıyor
09/
03/
2001...
"Amerika Türkiye'ye muhtaç, biz de Amerika'ya"
|