GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

23/03/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Sağlık

Otomobil 

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Kadir DİKBAŞ

Ekovizyon

3 yılda 27 “Bakü-Ceyhan”

“Batırılan ekonomiyi kurtarmadan sorumlu” Devlet Bakanı Kemal Derviş, şimdi dış destek turunda. Buna borç para bulma turu da diyebiliriz. Derviş, önce Almanya, sonra da eskiden çalışmış olduğu ülkede, ABD’de destek arayacak.

Adına “ulusal” denilen yeni programla birlikte bir süredir “Ekonomide Kurtuluş Savaşı”ndan bahsediliyor. Ama sadece sözde... Kendi kendimizi kandırmayalım. “Kurtuluş Savaşımız” Almanya, ABD ya da Rusya ile başlatılmadı.

İstanbul’dan çıkan Atatürk’ün geldiği ilk nokta Samsun’du. Müracaat ettiği kaynak da Anadolu insanı. Yani ülkenin asıl sahipleri idi.

Günümüzde şartlar ne kadar değişirse değişsin millet aynı millet ve ülke aynı ülke. Onu düzlüğe çıkaracak olan kaynak da onun kendisi. İthal suyla değirmen dönmüyor, bugüne kadar dönmedi de. Ülke halkının içinde olmadığı, onun tamamını düzlüğe çıkarmayı öngörmeyen bir program “ulusal”, verilen savaş da “kurtuluş savaşı” olamaz.

Nedense, öz kaynaklara hiç yönelmiyoruz. İşe hep borçlanma ile başlıyor, yarım yamalak tasarrufla devam ediyoruz. Üretimi göz ardı ediyoruz. O yüzden net borç ödeyicisi olamıyor, borçları azaltamıyoruz. Borçlandıkça batağa saplanıyor, saplandıkça da borçlanıyoruz.

Aldığı borçlar yüzünden milli kaynaklarını hortumlatan talihsiz çok ülke var; ama yüksek faizle borçlanarak borçlarını tasfiye etmiş ülke olmamış. Herhalde biz ilk olmayı deniyoruz.

Borçlanırken de halk hiç hesapta yok. Kanun hükmüymüş gibi bankalara ve dışarıya borçlanıyoruz. Halka borçlanma konusunda hâlâ bir çalışma ortaya konulmuş değil. Ülkenin gerçek sahiplerine yönelmenin ne mahzuru var bilmiyorum. Madem devlete borç vermek de bahsedilen “savaşın” bir parçası, vatandaşın da bir “mermisi” olmalı değil mi? Acaba “cephede” dengeleri bozar, bozgunculuk çıkarır diye mi çekiniliyor? Hem bu yol daha ucuz değil mi?

İkinci konu da sıcak parayı çekme gayretleri. Bu “uçar” kaynak, ekonomi için bugüne kadar tehdit oluşturdu. Keşke son krizdeki rolünden bari ders alsak.

Borç ve yüksek faiz, ekonomiyi içten içe kemirirken, “sıcak para” sırtımızdan para kazandığı bir yana ummadık anda “tokat” atıp gidiyor. İşadamı Üzeyir Garih, iki gün önce krizi değerlendirirken şunu söylüyordu: “Sıcak para Türkiye için bir parazittir. 100 lira geliyor 110 lira gidiyor. Ben yönetici olsaydım, sıcak paranın 2 seneden önce ülkeden çıkmasına izin vermezdim.”

Bu gerçeği bir işadamı biliyor; ama ekonomiyi yönetenler bilmiyor, görmüyor.

Olan bitene rağmen, biz yine Uluslararası Para Fonu’nun kapısındayız. Bir ara “çağdışı” bile dedik. Ama hemen fikir değiştirip “çağdaşlık” koltuğuna geri oturttuk.

2000 yılı Eylül ayı sonu itibariyle dış borcumuz 107 milyar dolar, 2001 Şubat ayı sonu itibariyle iç borcumuz ise 45,4 katrilyon TL.

Daha korkunç olanı ise şu:

1999 yılında sahibi olduğumuz iç ve dış borçlar için 1998 yılında 6,2, 1999 yılında 10,7 katriyon TL ödemişiz. Geçen yıl ödediğimiz de 20,4 katrilyon. GSMH’nın yüzde 16’sı kadar bir ödeme bu. Yuvarlak bir rakamla 33 milyar dolar. 1998 ve 1999’da aktarılan para ise yaklaşık 25’er milyar dolar.

Böyle bir “hesapsızlık” örneği dünyanın neresinde var?

Kimlere gidiyor bu paralar? Gittiğini tahmin ettiğimiz yerlerde de yok. Sanki bir hortum bağlanmış, başka “tarlaları” yeşertiyor benim memleketimin paraları.

İçeride ve dışarıda birilerini abad eden bu rakamlar, 10 yıldır hayalini kurduğumuz Bakü-Ceyhan petrol boru hattı gibi tam 27 (8+8+11) projeyi inşa edebilirdi... Eğer bu vatan için bir şeyler yapma derdimiz olsa, ülkeye “çivi çakanlara” değil ülkeden “çivi sökenlere” dur denilse idi.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz, aslında bir “kurtuluş savaşı” falan değil. Sadece bu gidişata dur demek, iyi yönetim ve sorunların kaynağına inip kalıcı çözümler üretmek.

Bu yapılmadığı takdirde, borç verenler ve verilmesine aracılık edenlerin, bir gün olmadık istek ve tavizlerle karşımıza çıkabileceklerini akıldan çıkarmayalım.


k.dikbas@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

20/ 02/ 2001... Ne kötü bir zamanlama
21/ 02/ 2001... Dünü kurtardık...
23/ 02/ 2001... 10 yıl öncesine götürdüler
27/ 02/ 2001... Anadolu’dan krize bakış
28/ 02/ 2001... Tarih tekerrür ediyor...
02/ 03/ 2001... Kime ne satıldı açıklanmalı
06/ 03/ 2001... Kâğıt ve sıfır hamallığı
13/ 03/ 2001... Borç durumu
16/ 03/ 2001... “Yarı gizli” icraat
20/ 03/ 2001... Paralarımız nereye gidiyor?


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.