GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

25/03/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Sağlık

Otomobil 

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



RÖPORTAJ 


Kemal Gürüz'ün mesleği nedir?

Bilim hortumlanıyor. Düşünce yasaklanıyor. Duygular sığlaştırılıyor. Çünkü, burası Çetin Altan'ın deyimiyle 'mesleksizlerin ülkesi.' Mesleği olmayanlar, bir mesleği icra edemeyenler, kendilerine sürekli yeni 'görev' tanımları yapıyorlar. Bize, topluma, kurumlara, 'güçlü' oldukları imajını vermek için söz ve davranışlarını hep atıfla, bir yerleri işaret ederek sürdürüyorlar. Sırtlarını sürekli bir yerlere dayıyorlar. Aslında onların güçleri kendilerinden değil, bizim vehimlerimizden geliyor. Bilinmeli ki, onların bu tavrı, demokrasiye, hukuka, bilime, akla ve evrenselliğe bir başkaldırı niteliğinde...

Kemal Gürüz'ün mesleği nedir bilemiyorum. Çünkü mesleğini hiç icra etmiyor ki! Belki de bir mesleği yok, yalnızca kendine biçtiği görevleri var. Mesleği olmadığı için de bütün mesleksizlerin iddiaları mesnetsiz olduğu gibi, onun da 16 Mart tarihli iddiaları mesnetsiz. 16 Mart'ta gördük ki, YÖK yok, Gürüz var. Kurumu silen, 'öteki insan akıllarını' hiçe sayan, 'görev' anlayışıyla hareket eden bir 'başka akıl' var ortada...

Türkiye, iki fotoğraf sunuyor aynı anda:

Birinci fotoğraf: Küresel düşleri olan, evrensel üretim peşinde koşan, meslek sahibi, mesleğini 'seven' insanların ülkesi... Türkiye'yi bir dünya ülkesi görmek isteyenlerin sunduğu görüntü...

İkinci fotoğraf: Burada yer alan kişi, kurum ve bunların davranışları endişe verici. Bu kuruluşların işlevleri, görev tanımları, sivil ve silahlı bürokratların davranış kalıpları ve 'yeni düşman' üretme çabaları gösteriyor ki, ikinci fotoğraftaki Türkiye bu haliyle demokrasiyi, hukuk devletini hiç de hak etmiyor. Çünkü onlar da zaten demokrasiyi, hukuk devletini, bir yeryüzü devleti olmayı, üniversal durmayı, şiddetle reddediyorlar. Çünkü, bunların bilimle, akılla, üretimle ve meslekle bir ilgileri yok. Dünya ise, bilgisizliği, mesleksizliği ve rasyonalite dışılığı kaldırmıyor. Ve aynı dünya 'hazineden geçinenlere' geçit vermiyor. Çünkü, onlar ancak kendi adacıklarında, kendi iktidarcıklarında kendileri için yaşayabilirler artık...

Hangi Türkiye'de yaşamak istiyoruz; şimdi onu daha net belirlemenin tam zamanı. 'yasaklamak yasak' demenin tam zamanı. Demokratlığın, hukukun üstünlüğünü hayata çağırmanın, akla, bilime, özgürlüğe, insana ve geleceğimize sahip çıkmanın tam zamanı.

Haksızlık kime, kim tarafından yapılırsa yapılsın, haksızın karşısında, haklının yanında olmanın, ilkeli davranmanın, tutarlı yaşamanın tam zamanı.

Fatih Üniversitesi'ne karşı YÖK değil, Gürüz'ce alınan tavır, bizim kendimizi ölçmemize bir imkan sunuyor; ne kadar ilkeliyiz, ne kadar akla, bilime, demokrasiye, hukuka inanıyoruz.

Ve ne kadar cesuruz...

Kemal Gürüz'ün 'sevdiği' bir mesleği olsaydı acaba neler değişirdi!

YÖK eski üyesi, Fatih Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan ile ne olup bittiğini ve ne olacağını konuştuk.




Fatih Ünv. Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Şerif Ali TEKALAN:

YÖK yok, GÜRÜZ var

YÖK, Fatih Üniversitesi'nin aleyhinde bir karar aldı. Kararın içeriği kadar kararın veriliş biçimi de tartışılıyor. Burada kurum değil, Gürüz öne çıkıyor. Siz dört yıl YÖK üyeliği yaptınız, orada bir karar nasıl alınıyordu? Üyelerinin pozisyonu nedir?

Kurul üyelerinin akademik kariyerleri olması itibariyle önlerine gelen gündem maddelerini değişik açılardan ele almaları ve tartışmaları beklenir. Ama yapısı itibariyle kurulun işleyişi her zaman suiistimale açık durumdadır. YÖK şimdiki kadar antidemokratik ve başına buyruk bir kurul olmamıştır. Şimdi kurum tamamen ülke gerçeklerinden habersiz, amacı ile işleyişi birbirinden tamamen uzak bir kuruma dönüşmüştür. YÖK'te şu an bir başkan hegemonyası vardır. Keyfî bir şekilde ve ideolojik olarak -yani akademik çevrelerde ne düşünüldüğünden, ne üretildiğinden daha çok kimin ürettiği ve düşündüğü göz önüne alınarak- kararlar alınmaktadır. Bu durum, YÖK'ü bilimle alakalı bir kurum olmaktan ziyade, siyasî ve taraflı bir hale getirmiştir. Böyle bir yapıda birkaç üye tepki gösterse bile bu, kararların alınmasına etki etmemektedir.

YÖK'ün temel görevi, üniversiteleri denetlemek ve iyileştirmek değil mi?

YÖK'ün temel misyonu üniversite eğitiminin çağdaş normlar içerisinde yapılmasını sağlamaktır. Bu anlamda gerekli denetleme ve sonucunda iyileştirme faaliyetlerine girişebilir. Burada esas olan, söz konusu denetleme ve iyileştirmelerin mevcut kanun, tüzük ve yönetmeliklere uygun yapılması. Kuralların herkese eşit ve paralel uygulanması gerekmektedir.

Size kanun, tüzük ve yönetmelikler eşit uygulanmadı mı YÖK tarafından?

Hayır. Karar da bunu ortaya koyuyor zaten. Anayasa'da yer alan herkesin eşit bir eğitim alma hakkının aleyhinde bir karar alması bu kurumun yetkisi dahilinde değildir. Son yıllarda yeni kurulan ve hızla artan vakıf üniversitelerinin uluslararası standartları yakalamasında teşvik edilmesi ve bu teşvikin adil bir şekilde yapılması gerekmektedir. Denetleme ve iyileştirme konusunda tarafsız, bilimsel normlar esas alınması gerekir. Aksi takdirde bilimsel kurumların koordinatörü rolündeki bir kurum üniversiteler nezdinde ve kamu vicdanında meşruiyetini ve inandırıcılığını kaybeder.

Devlet üniversitelerini vakıf üniversitelerinden ayıran nedir?

Her iki grup üniversite de YÖK mevzuatına tabi olmak ile beraber, eğitim kalitesi ve bilimsel araştırma alanlarında vakıf üniversitelerinin kısa bir zaman içerisinde diğerlerinin önüne geçtiği gözlenmiştir. Bu konuda vakıf üniversitelerinin dünyanın belli başlı üniversitelerdeki başarılı çalışmaları ve uygulamaları kendine örnek alması, İngilizce verilen eğitimle uluslararası yayınları daha kolay izleyebildikleri, değişime ve gelişime devlet üniversitelerine göre çok daha açık oldukları da gözlenen bir başka gerçektir. Dünyadaki başlıca üniversitelerle yapılan ortak projeler, öğrenci-öğretim elemanı değişim programları bu süreci daha da hızlandırmıştır.

İşlevsel açıdan ülkemizdeki bazı vakıf üniversiteleri gelişmiş ülkelerde yer alan araştırma yapan üniversite modeline daha fazla ağırlık vermekte ve bu açıdan Ar-Ge faaliyetlerine önem vermektedirler. Bu ise Türkiye'nin dünyadaki bilimsel faaliyetler sıralamasına katkıda bulunan olumlu bir gelişmedir. Ar-Ge çalışmaları bağlamında özel sektör ile işbirliğinin yapılması bu çalışmaları daha da geliştirecektir.

Vakıf üniversiteleri kâr amacı gütmeyen kurumlar olarak kaynaklarının büyük kısmını öğrencilerden ve özel teşebbüsten almaktadır. Devletin bu üniversitelere yardımı sınırlı kalmakta ve hatta bir kısım üniversiteler bundan pay almamaktadır.

Siz pay alamayan üniversitelerden misiniz?

Evet. Hak ettiğimiz halde, keyfîlikle, çeşitli bahanelerle bu teşvik yardımlarını alamadık.

YÖK Başkanı Kemal Gürüz'ün Fatih Üniversitesi'nin açılışına katıldığını ve bir de konuşma yaptığını hatırlıyorum. Gürüz'ün şu anki tavrı bir çelişki oluşturmuyor mu?

Kemal Gürüz, açılışa dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile beraber katılmıştı. Sayın Gürüz, konuşmasında Fatih Üniversitesi'nin açılışını desteklediğini belirterek, eğitim-öğretim faaliyetlerini cesaretlendirir bir üslup kullanmıştı. Yüksek öğretimin en üst kademesinden gelen bu destek akademik ve idarî personelimizi motive etmişti. Sayın Demirel de aynı şekilde destek vermişti. Sayın Gürüz'ün, takip eden dönemde üniversitemiz karşıtı bir tavır alması elbette açık bir çelişkiyi ortaya koymaktadır. Üniversitemiz mensuplarına destek ile yola çıkıp, daha sonra farklı bir tutum içerisine girilmesi Yükseköğretim Mevzuatı'na ve diğer kanun, tüzük ve yönetmeliklere uymada hiçbir noksanlık göstermeyen üniversite personeli ve öğrencileri arasında üzüntü ile karşılanmıştır. YÖK gibi ciddi çalışması gereken bir kurumun bu tür dönüşleri ve özellikle de kurumun en tepesinden çelişkili tavırlar ortaya konması sadece üniversitemiz açısından değil, üniversite sistemi ve ülke menfaatleri açısından da üzüntü vericidir.

16 Mart'ta YÖK Genel Kurul gündeminde olmayan bir madde, sonra dahil edildi ve bir karar çıktı ortaya. Genel kurulun gündeminde olmayan bir madde nasıl gündeme geliyor?

YÖK Genel Kurulu işleyişine uygun olmayan bir tarzda, zorlama metotlarla söz konusu kararla ilgili gündem ortaya çıkmıştır.

Toplantı bitmeden üniversite ile ilgili kararın metni basına dağıtıldı. Gizli olması gereken soruşturma raporları basına sızıyor. 16 Mart tarihli rapor daha önceden mi yazılmış?

Evet, daha önceden hazırlandığı belli olan metni üyeler kabul etme durumunda kalmışlardır. Zaten kurul toplandığı sabah vaktinden itibaren bu raporu hazırlamaya başlasa ve başka bir şeyle uğraşmasa bile bu raporu dağıtılmaya başlandığı zamana kadar bitiremez, yani raporun önceden hazırlandığı anlaşılıyor. Bu toplantıya katılan diğer üyelere de ciddi bir nezaketsizlik, hatta onların kararlarını dikkate almama demektir. Madem birinin aldığı karar bu şekilde dikte edilecek, o zaman toplantıya ne gerek var, diğer üyelere ne gerek var?

Kamuoyu oluşturma çabası mı bunlar?

Soruşturma raporlarının basına sızması ise bambaşka bir hadise, bunun legal bir tarafı yoktur. Bu tip soruşturmaların tamamen gizli yürütülmesi gerekir; ama nedense bu hassasiyet gösterilmemiştir. Belki de bu tarz bir kamuoyu oluşturulmaya çalışılmış veya insanların nabzı tutulmaya çalışılmış olabilir, bilemiyoruz tabii, aslında bu tip soruların bu tip işleri yapanlara yöneltilmesi daha yerinde olur. Basına sızdırılan değişik haberlerle kafalar karıştırılmış ve sonuçta yanlı propaganda unsurları da kullanılarak, söz konusu haksız kararın alınması için zemin oluşturulmaya çalışılmıştır.

YÖK üyesi Prof. Dr. Aysel Çelikel, Sayın Kemal Gürüz'ün politik davrandığını ve Gürüz'e yönelttiği “Madem laiklik karşıtıydı niçin açtınız?” sorusuna tatmin edici bir cevap alamadığını söylüyor?

Bugüne kadar, YÖK her yıl yaptığı rutin denetimlerinde bazı ufak tefek ayrıntıların dışında memnuniyetini dile getirmiştir. Aslında Sayın Gürüz'ün üniversitemizin açılış törenine katılması, onun üniversitemize, laik tavrımıza yönelik bir endişe taşımadığının da bir başka göstergesidir. Fakat şu an yapılanlar oldukça yanlıştır. Yanlış olduğu için de tutarsızlıklarla doludur.

Fatih Üniversitesi'nin kısa sürede geldiği nokta, yarın geleceği noktalar açısından bir hazımsızlık mı oluşturuyor ki, böyle bir engelle karşılaşıyorsunuz?

Biraz öyle galiba. YÖK'ün bize engel olması yerine destek olması beklenir. Son derece çalışkan kadromuz; eğer bu tip bazı uygunsuz ve yersiz bahanelerle oyalanmasa ve engellenmeye çalışılmasa kısa bir zaman sonra dünyada adından söz edilen ve uluslararası başarılar kazanan bir üniversite olmaya iddialı bir adaydır. Üniversitemiz kurulalı birkaç yıl olmasına rağmen, ülkemizin bütün üniversiteleri arasında bilimsel yayınlar açısından ilk beşe girmiştir. Fatih Üniversitesi'nin yayınladığı “Journal of Economic and Social Research” adlı periyodik dergi daha ikinci sayısını çıkarmış olmasına rağmen dünyanın en itibarlı ekonomi indekslerinden biri olan Econlit'e girme başarısını ortaya koymuştur. Bu indekse şu ana kadar Türkiye'den sadece ODTÜ Gelişme Dergisi ve “Yapı Kredi Economic Review” girebilmişlerdir. Ayrıca üniversitemiz öğretim üyeleri, benzer başarıları uluslararası akademik toplantılarda göstermiş ve birçoğu davetli konuşmacı olarak ülkemizi temsil etmiştir. Uluslararası hakemli dergilerde çıkan onlarca yayın ülkemizin bilimsel başarısı için önemli katkılar sağlamaktadır. Zaten Atatürk'ün biz akademisyenlerden beklediği de uluslararası başarıların altına imza atarak ülkemizi çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarmaktır.

Şurası unutulmamalıdır ki değişik konularda uluslararası alanda sıkıntılar çeken ülkemiz için bu tür uluslararası bilimsel yayınlar olağanüstü önemdedir. Mart 2001 tarihli yayınlanan bir raporda Türkiye, 70 ülke içerisinde 51. sırada iken, üniversitemiz de Türkiye'de 71 üniversite içerisinde 5. sırada, 21 vakıf üniversitesi içerisinde ise 4. sırada yer almaktadır. Yine üniversitemiz, toplam öğretim elemanı açısından vakıf üniversiteleri arasında 5. sırada, toplam öğrenci sayısı açısından ise 4. sırada bulunmaktadır.

Ülkede üniversite enflasyonu mu var ki, bolluktan dolayı kapatalım diyelim?

Bu tür kararlar ülkeye hayır getirmez. YÖK diyor ki; bazı araştırma merkezlerini açarken izin almamışız. İşin özünde böyle bir şey yoktur ve kurul yanlış bilgilendirilmiştir. Normalde, devlet desteği beklemeden, ülkemiz ekonomisinin bir kriz içerisinde bulunduğu dönemde tamamen devlet dışı kaynaklarla kurulacak ve ülke sorunlarına çözüm üretecek benzer araştırma merkezlerinin kurulmasını teşvik etmesi beklenen YÖK, tam aksine davranmış ve bunu da kamuoyuna kendisi duyurmuştur.

YÖK, kuruluşunuzdan beri sizi kaç kez denetledi? Bu denetimler sonucunda YÖK ile aranızda ne tür yazışmalar geçti?

YÖK Denetleme Kurulu, düzenli olarak her yıl denetimlerini yaptı. Denetimler sırasında edindikleri genel intiba çok olumluydu her defasında. Hemen her üniversitede görülebilecek birkaç prosedüre ait teknik hata denetlemeler sonrasında hızla düzeltilerek YÖK'e bildirilmişti. Kamuoyuna yansıyan bilgilerden edindiğimiz izlenim, bu denetlemelerin aslında çok da dikkate alınmadığı ve hatta zaman zaman değiştirildiği ve çarpıtıldığı yönündedir. Kamuoyunun şunun bilincinde ve bilgisinde olması gerekir: Fatih Üniversitesi'ne karşı alınan kararın hukuki dayanağı yoktur ve tamamen politik bir karardır.

Üniversitede hangi fakülteler vardır?

Fatih Üniversitesi'nin bünyesinde Fen-Edebiyat Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Mühendislik Fakültesi ve Tıp Fakültesi bulunmaktadır. Bunların yanında İstanbul ve Ankara kampuslarında meslek yüksek okulları vardır.

Şu an kaç öğrenci var?

3700 öğrenci...

Öğretim üyesi...

356 öğretim elemanı...

Öğrenciler, öğretim elemanları, veliler... Bu karar nedeniyle mağduriyet içinde değiller mi?

Hiç şüphesiz olumsuz gelişmeler üniversitemizin yalnız öğrencilerini değil, öğretim elemanlarını ve öğrenci ailelerini de rahatsız etmekte. Unutulmamalıdır ki eğitim-öğretim kurumları -özellikle üniversiteler- ancak karşılıklı güven esasına dayalı olarak varlıklarını sürdürebilirler. Benzer olumsuz gelişmeler ile taraflar arasındaki güven duygusunun zedelenmesi ülkemizin eğitimi için sakıncalı durumlar doğurabilir. Biz, hem öğrencilerimizden hem de öğrenci ailelerinden büyük bir destek almaktayız. Bizim gücümüz öğrencilerimizin bize olan güvenidir. Biz geçmiş yıllarda bütün ulusal ekonomik zorluklara ve genç bir üniversite olmamıza rağmen sınırlarımızı zorlayarak kaliteli bir öğretim vermeye çalıştık...

Üniversiteyi kuran TBMM'dir. YÖK, bu kararıyla yasaları ve TBMM'yi hiçe saymış olmuyor mu? YÖK'ün üniversite kapatmaya yetkisi var mıdır?

YÖK'ün üniversiteyi kapatma yetkisi yoktur. Bununla beraber, vakıf üniversiteleri ile ilgili temel mevzuata dayalı olarak, YÖK'ün, belli şartlar altında bir vakıf üniversitesinin faaliyetinin kademeli olarak durdurulabilmesi bağlamında, bir ara(cı) yetkisi bulunuyor. Son karar bu bağlamda kapatma anlamına gelmeyip yalnızca bir basamak olsa gerektir. Ne var ki, asıl vahim ve çarpık olan, bu yöndeki yetki kullanımının kanaatimce keskin bir öznellik taşıması, bu anlamda bir bakıma “kötüye kullanım” örneği teşkil etmesidir.

Üniversitenin imajı farklı çiziliyor, kamuoyu nezdinde. YÖK'ün bu kararı yargıdan döndüğünde maddi ve manevi tazminat talebinde bulunacak mısınız?

Bu olumsuz imajın temel nedeni bilgisizlik ve yanlış bilgilendirme. Fatih Üniversitesi'nin kapıları herkese açıktır ve her isteyen istediği anda gelip görebilir. Biz kurumun kalitesine ve demokratik yapısına güveniyoruz. Bazıları kasıtla olumsuz bir imaj çizmekte. Üniversitemizin personel ve öğrencilerinin mağduriyetlerinden ötürü tazminat hakları vardır ve kullanacaklardır.

YÖK'ün kararı üniversiteye tebliğ edildi mi?

Hayır şu anda elimizde üzerinde, silinti kazıntı yapıldığı açıkça gözlenen bir basın bildirisinden başka bir şey yok bu konuda.

Toplum, siyaset, akademik kuruluşlar, üniversiteler, ne tür tepki veriyorlar bu olaya?

Tüm kamuoyu ve saydığınız çevreler bu konuda gün geçtikçe artan bir şekilde YÖK kararını haksız bulduklarını ve üniversitemize karşı iddiaların haksız olduğunu ifade etmektedirler. Türk basınının saygın isimleri, sivil toplum kurumları, iş çevreleri, en üst seviyeden siyasîler, tanınmış bilim adamları, haklı tepkilerini ve bize desteklerini açıkça ortaya koymaktadırlar...

“2001-2002 eğitim-öğretim yılı için öğrenci yerleştirmesi yapılmaması ve dile getirilen hususlar, bir yıl içinde köklü bir şekilde düzeltilmediği takdirde kapatılmasına” diye noktalanan, YÖK'ün verdiği kararın maddelerini okudum. Dikkatimi çeken ilk şey; YÖK gibi bir kurulun, 'akademik' kimlik ve bilimsel formasyonla hareket etmesi elzem olduğu halde, bu metin bir hukuki durum içerdiği halde, bilimsellik ve hukuk nosyonundan oldukça uzak.

Maalesef ki YÖK, burada bilimsel bir kurul olmaktan çok politik tavır içerisinde. Bu da hem söylemine hem de aceleci tavrına yansıyor.

YÖK'ün dediği gibi, “Öğretim üyelerinin istihdam, görevlendirme, atama ve yükseltilmelerinde usulsüz mü” davrandınız?

Yükseköğretim Denetleme Kurulu, her yıl periyodik olarak tüm devlet ve vakıf üniversitelerini denetlemektedir. Bu denetlemeler neticesinde tespit edilen eksiklikler üniversitelere bildirilmekte ve üniversiteler tarafından eksikliklerin giderilip giderilmediği Denetleme Kurulu tarafından kontrol edilmektedir. Daha önce üniversitemize bildirilen ve teknik bir husus olan öğretim üyelerinin sayısal yetersizliği ve yükseltilmesi ile alakalı bazı uyarılar, tarafımızdan süratle yerine getirilmiş ve daha sonraki denetimde bu hususların düzeltilmiş olduğu Denetleme Kurulu üyeleri tarafından görülmüş ve ifade edilmiş olduğu halde bu hususların adı geçen karara dayanak yapılması da üzüntü vericidir.

“Akademik ve idarî personel ile öğrencilerin büyük bir bölümü siyasî ve ideolojik nedenlerle kılık-kıyafet kurallarına aykırı davrandı. İdare buna müsaade gösterdi, hatta teşvik etti. Uyarılara rağmen bu durum devam ettirildi. Ayrıca idare irticai eğilimli kişileri akademik ve idarî görevlere getirdi.” deniliyor. Bunlar da mı doğru değil?

Kılık-kıyafet kurallarına uymayan öğrenci ve personel, kampustan içeriye alınmamakta ve herhangi bir şekilde bu kuralları ihlal ettiği tespit edilenler hakkında yapılan soruşturmalar sonucunda gerekli disiplin cezaları verilerek durum Yükseköğretim Kurulu'na her ay bildirilmektedir. Ayrıca hukuka aykırı hiçbir davranışı olmamış, soruşturma geçirmemiş ve ceza almamış şahısları “irticai eğilimli” addederek bu kişilerin üniversite yönetiminde görevlendirildiği iddiası alınan kararların hukukiliğini zedelemektedir.

Yükseköğretim Kurulu tarafından 2001-2002 eğitim-öğretim yılı itibariyle kontenjan verilmemesi kararı, ne anlama geliyor?

Bu karar, üniversite öğretim faaliyetlerinin durdurulması ve üniversitenin kapatılması anlamına gelmemektedir. Zaten hukuk da böyle bir keyfîliğe izin vermez.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.