Kıvam noktası ve terkip sırrı
Var olan gücü verimli kılmak için ihtiyaç duyulur, morale. Olmayan güç, moral pompalamakla sağlanamaz. İnandık, savaştık, vs. Bunlar boş şeylerdir. Gücün yoksa, oyunun icaplarını yerine getirecek bilgiye ve beceriye sahip değilsen, yırtınıp durmanın bir faydası olmaz.
Hamit Kaplan, Fatih Güreş Kulübü'nde bir gençle antrenman yapıyor. Bakıyorum, genç, oldukça gayretli. Görünüşü de iyi. Karayağız, sırım gibi, boylu poslu, adaleleri büklüm-büklüm. Habire dalıyor, itiyor, çekiyor, bir şeyler yapıyor. Hamit Kaplan da, durgun bir halde onu avucunun içiyle tos yapar gibi karşılamakla yetiniyor. Yanımda güreşten anlayan Turan kardeş var. "Hamit Kaplan'ın sonbaharı mı gelmiş? Bu genç hırpalayacak onu." dedim. Kulağıma eğildi: "Hamit terlemeye çalışıyor. Genç, terden pırıl-pırıl parlıyor! Biraz sonra alnı nemlenmeye başlayınca, Hamit usta onu kenara koyar." Daha bunları konuşurken, bir elense bir elense daha bir tane daha, bizim genç mindere yapıştı. O, Kaplan'ın elinden; Kaplan, onu alnından öptü; ısınma egzersizi sona erdi!
Sen şimdi o gence istediğin kadar moral pompala, tezahürat yap. Zaten canını dişine takmış, elinden gelen o kadar. Esasen, yetişmiş insanın, aklını kullanarak iradesine inancıyla hükmedip çalışarak yetişmiş bir insanın, gösteriş tezahüratını göğüslemeyi de, başarının ve şöhretin ağırlığına mukavemet etmeyi de bilir.
Biz tersini yapıyoruz: Yetişemememiş, belli bir kıvam noktasına gelememiş insanlara "Haydi aslanım haydi kaplanım!" diyerek başarı kazandıracağımızı sanıyoruz. İmkansızı zorlayarak, onları daha da şaşırtıyoruz; inancı, azmi, gayreti, yetişmenin gelişmenin şartları olarak değil de, bir doping malzemesi gibi kullanmak istiyoruz. Al sana para, al sana şöhret, al sana övgü, al sana alkış; hadi başar bakalım! Sonra düz yolda yürürken adamın adalesi çekiyor! Ayağını biraz fazla kaldırınca bilmem neresi kopuyor! Bunun bir tek izahı var: O insan bu yükü taşıyamıyor. Ne fizik, ne psikolojik, kondisyon yeterli. Denge, güçlülükle beraber bulunur; gücü kalmayanın dengesi de bozulur. Durup dururken sakatlanmak, yok yere sarı-kırmızı kartlar görmek, iki adımdan vuramamak, hep dengesizliğin ve güçsüzlüğün alâmetleridir.
Bir kıvamsızlığı ve yetersizliği moral dopingleriyle düzeltemezsiniz; ama bir kıvamı ve dengeyi demoralizasyon darbeleriyle bozabilirsiniz. Birdenbire değil, yavaş-yavaş, kademe-kademe... Biz "tedric"in müspetini pek bilmeyiz de menfîsinde çok becerikliyizdir! Güve gibi yeriz, pas gibi çürütürüz, kurt gibi kemiririz, sülük gibi emeriz. "Bazılarımız" açısından söylüyorum tabii.
... Kıvam noktası, terkip sırrının tecelli ettiği noktadır. O bozulunca, "unsur"ları enkaz parçaları gibi şuraya buraya dağılmış bir halde görürsün ve tanıyamazsın. Şurada-burada falanca ile filanca başarılı olacakmış! Eh, yaşayan görecek! Bakmayı bilenler görmeye başladılar bile. "Bütün gelecekler yakındır." denilmiş.
* * *
... Bir açıdan, siyaset de belirli kuralları olan bir oyun; ekonomi de, hayatın kendisi de.
Bir yerde değil, her yerde, kıvam noktasını ve terkip sırrının tecellisini engelleyen, zorlaştıran yokuşa süren menfilikler içindeyiz. Yardımlaşmayı, uzlaşmayı, müşterek çalışmayı gerektiren her işte öyleyiz. Aslında fert olarak da terkibî bir "bütün" olmanın şartları itibariyle aynı hükme tabiyiz. Düşünce ile inancın birleştiği yerde sevginin kök salmasını sağlayan bir tekâmülün yolcusu olma şuuruna erememişsek hiçbir kabiliyetimiz yerini bulmaz. "Kaabiliyetler var; ama onları geliştirme kaabiliyeti yok!" sözü bunun için söylenilmiştir.
Müstesnâlarımız, zirvesi karlı yanardağlara benziyor. Karlı, gamlı ve kahırlı.
a.selim@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
05/
03/
2001...
Kriz ve bayram
08/
03/
2001...
Küçük şeyler ve büyük meseleler
12/
03/
2001...
Sol-sağ, Baykal ve Derviş
13/
03/
2001...
Spor ve insan
15/
03/
2001...
Basiret zamanıdır
18/
03/
2001...
Bazı Prof.lar şaşırtıyor
20/
03/
2001...
Ne garip bir haldeyiz
22/
03/
2001...
Oyun
26/
03/
2001...
Çocuklara nasihat
27/
03/
2001...
Hüzün Yağmuru
|