GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

29/03/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Ali BULAÇ

Arka Plan

Medyanın resmi

Türkiye'de "yarı resmi medya"nın içine girdiği kriz, sadece ekonomik değil, aynı zamanda paradigmatiktir. Çökmüş bir paradigmadan bugünkünden başka bir şey sudur etmez. "Şeyhin zikri neyse fikri de odur." Gazetemizden Zafer Özcan'ın kendisiyle konuştuğu Donatella Piatti'ye göre "Türk basını halka negatif enerji veriyor. Medyanın yaptığı tek pozitif iş, eğlendirmedir."

Topluma sürgit 'negatif enerji' yüklerken, yükleyici bir noktadan sonra yüklediği şeyin asli niteliğine dönüşür, bir tür tabiat değişimine uğrar. Yarı resmi medya, topluma ve kendini meşrulaştırırken deklare ettiği asli tabiatına yabancılaşarak, kendi paradigmasını tüketti.

Medyanın bu noktaya gelmesinde üç önemli faktörün rol oynadığını söyleyebiliriz. Bunlardan ilki, medyanın sivil ve demokratik nosyonuna aykırı olarak resmi toplumla girdiği organik ilişkidir. Bu, her fırsatta asli bir görev olarak öne sürülen "halkın haber alma hakkı"nın suiistimaline yol açtı. Ve aynı zamanda belli gazete ve televizyon kanallarının sahiden "yarı resmi" bir niteliğe bürünmesine sebep oldu. Son yolsuzluk dosyaları ve başgösteren ekonomik kriz, medyanın siyaset ve bürokrasiyle adeta "suç ortaklığı" içinde olduğunu açıkça ortaya koydu. Yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet vb. gayrimeşru yol ve yöntemlerle devlet hazinesini hortumlayanlarla 'iş tutan' ve kendisi de bu yolsuzluklardan önemli paylar alan medyanın artık sahiden asli misyonunu yerine getirdiğini söylemek mümkün değildir, buna hiç kimse inanmıyor. Ülkede hangi alanda kirlilik varsa, medya da bu alanlardaki kirliliğin önde gelen failleri arasında yer almaktadır.

İkinci önemli faktör, medyanın ahlaki değerden yoksun kimliğidir. Piatti'nin 'negatif enerji' dediği alan eğer eğlence yayınlarında somutlaşıyorsa, bu programların herhangi bir ahlakî değer ve norma göre tasarlanmadıkları açıktır. Sorumsuzluk, tüketicilik, hazcılık ve kadın bedeninin kitlesel tüketime sunulduğu bu programlarda, hiçbir kültürel perspektife tesadüf edilmez. Sanat adına geleneksel toplumlarda düşük bir statüye sahip olan köçek kadınların, mıtrıpların sahneye fırlatıldığı bu programlarda, her şey müptezel, her şey derinlikten, edep ve iffetten yoksun olarak vıcık vıcık hale getirilmekte, "ayaklar baş konumu"na çıkarılmaktadır. Ar damarı çatlamış marjinal bir kabile, ele geçirdiği gazete sahifeleri ve televizyon ekranları vasıtasıyla toplumun da aynı çürümeye dahil olmasına çalışmaktadır. Lezbiyenlerin ve homoseksüellerin kontrol ettiği kimi programlarda, marjinal olanın asli olanın yerini alması için çoğu zaman saldırgan, saygısız ve yüz kızartıcı bir dil kullanılıyor ve bu medyanın bildiği tek dil oluyor. Diğer yayınların dili de aynı lügattendir.

Üçüncü önemli faktör, yarı resmi medyanın belli başlı köşe taşlarını elinde tutanların içine düştükleri entelektüel zaaf ve yetersizliktir. Büyük çoğunluğuyla köşe yazarları, zamanın ruhunu bilmiyor, kendileriyle yüzleşmiyor, referans kaynaklarına eleştirel bir gözle bakamıyor. Kolayca cuntacı, 27 Mayısçı, 28 Şubatçı olabiliyor. Çağlarına tanıklık yapmadıkları için ne demokrasi hakkında doğru dürüst bir görüşe sahiptirler ne de ülkeleri hakkında herhangi bir fikri üretim yapabilme formasyonunu kazanabiliyorlar. Serdar Turgut yazdı; açıkça söylemek gerekirse, yarı resmi medya yazarları 18. yüzyıldan kalma rasyonalizm, 19. yüzyıldan kalma pozitivizmle, klasik modernlik teorileriyle vaziyeti 'idare etme'ye çalışıyorlar. Engin bir dogmatik uyku içinde mışıl mışıl uyuyorlar. Kendi küçük gettolarında, onları 'kabz hali'ne sokan ideolojik blokajın farkında değiller. Batı'nın üçüncü sınıf kavramları ve düşünce araçlarıyla küresel modernliği okuyorlar.

İslam tarihi, İslam'ın düşünce mirası ve bugünkü Müslümanların entelektüel birikimleri konusunda hiçbir şey bilmiyorlar. Temel bilgiler seviyesinde bir müfredata muhtaçtırlar.

Piatti, sözlerini şöyle tamamlıyor: "Basın insanlar istiyor diye yaptığını yazıyor. Ben tam tersini düşünüyorum. İnsana ne sunarsan insanlar ona alışıyor ve onu istiyor." Bence bu yanlış. Çünkü insanların onlara sunulanı istemedikleri, medyanın toplum nezdindeki 'itibar'ından (!) belli. Bu yüzden itibar ve dikkat başka yere yöneliyor.


a.bulac@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

06/ 03/ 2001... Medya'da özdeşim mekanizması
08/ 03/ 2001... Medyada farklılık, kamuda görünürlülük
10/ 03/ 2001... "İslamî medya" ve sivil-resmî kamusallık
13/ 03/ 2001... Gariplikler ülkesi
15/ 03/ 2001... Kriz, program ve ana muhalefet
17/ 03/ 2001... İrtica ile soygun ekonomisi
20/ 03/ 2001... Üniversite kapatan ülke
22/ 03/ 2001... Her şey iyi olacak!
24/ 03/ 2001... Nevruz hurafesi
27/ 03/ 2001... Medyanın "altın çağı"


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.