Kulüp mü, Klüp
mü?
Her alanda olduğu gibi spor dalında da bir çok
terim ve telaffuz dilimize yabancı lisanlardan girmiştir. Günümüzde
hele hele spor alanında Türkçemize pek ehemmiyet veren yok gibi. Dil
konusundaki duyarsızlığımızla utanılacak bir tavır sergiliyoruz. Her
gün gazetelerimizin sütunlarından, televizyonlarımızdaki
spikerlerimizin ağzından duyduğumuz ve aşinası olduğumuz bir kelimenin
nasıl yazıldığını ve söylendiğini merak edeniniz olmuştur mutlaka.
Kulüp mü?, Klüp mü? Gerçi bugüne kadar hiç kimse bunun nasıl yazılması
gerektiğini bile tartışmadı. Ancak Kulüp sözcüğünün aslı İngilizce'de
Clup. Türkçe'ye geçerken 'K' ile 'L' arasına 'U' nereden girmiş. 'Grup'
sözcüğü ile aynı nitelikte bir sözcük olan Kulüp'e 'U' ekliyoruz da,
'Grup'u neden 'Gurup' yazmıyoruz. Birini 'U'lu almışız, diğerini 'U'suz...
Fatih Terim'in hesabı
Avrupa Kupaları'nda o dönem Almanya'nın ismini hatırlamadığım bir takımı UEFA Kupası'nda karşılaşıyoruz. Kamp yaptığımız otele oranın Restoran sahipleri gelip hem bizimle muhabbet
ediyorlar, hem de kartlarını bırakıp bizi akşam yemeğine davet
ediyorlar. Karşılaşmayı kazanamayacağımızı, moralimizin bozuk olması sebebiyle de davete icabet edemeyeceğimizi düşünüyorlar. Biz o gün oynadığımız karşılaşmayı 2–1 kazanıyoruz. Bütün kafile adeta bayram
ediyor. Biz üç arkadaş aramızda anlaşıp ellerimizdeki kartlara bakarak birini tercih
ediyoruz. Restoranta gidiyoruz. Bize bir ilgi bir ilgi sormayın. Eeee deplasmanda maç kazanmak kolay değil o dönemlerde. Biz üç arkdaş misafiriz
ya, her tür yiyecek ve içecekle masamızı donattırıyoruz. Adeta bir kuş sütü
eksik. Daha da ileri gidiyoruz, etrafımızdaki masaları ihya
ediyoruz. Kalkma vakti geldiğinde garson beyi elinde hesap pörtföyü ile karşımızda
buluyoruz. Tabii biz Türkiye'de misafirlerin hesap ödemesine alışkın değiliz. Hesaba bir bakıyoruz, neredeyse transfer ücretimizin bir
taksidi.
Garsonu kenara çekerek şunu söylüyoruz: Lütfen bu hesabı yarın otele getirerek G.Saray Futbol Şube Sorumlusu Turgan Ece'den tahsil
edin.
Ertesi gün bir gürültü ile uyanıyoruz. Turgan Ece sinir küpü. Belliki garson hesabı getirmiş. Ece bütün futbolcuları otelin lobisinde toplantıya çağırıyor. Sert bir uslupla elindeki faturayı havaya kaldırarak: Bu hesap kimlere
ait.
Olayın mümessili olarak hiç çekinmeden ben fırlıyorum ortaya:
"Benim efendim" diyorum.
O ana kadar sinirden kıpkırmızı olmuş, eli ayağı titreyen Turgan Ece'nin beni görünce yüzünde hafif bir şakınlık ve tebbessüm belirdiğini hatırlıyorum.
Bir iki dakika karşılıklı bakıştıktan sonra Ece şu cümleleri
sarfediyor: "Oğlum Fatih, yiyin, için fakat niye israf
ediyorsunuz."
Erkasap'ın golleri
G.Saray'ın eski Fiorentina'nın yeni antrönörü Müfit Erkasap anlatıyor: Futbolculuk dönemimde bir zamanların ünlü kulübü Vefa ile
oynuyoruz. Ben G.Saray'ın sağ kanadında görev yapıyorum. İlk golü rakip ağlara ben gönderiyorum. İkinci golü de ben atıyorum. İlk yarı bu skorla
bitiyor. İkinci yarıda yine iyi oynayan biziz. Golleri atan ise yine
benim. 90 dakika sonunda tam 4 gol kaydediyorum. Ama maçın skoru ise 2–2
bitiyor. Anlayacağınız ben iki kendi kaleme iki de rakip kaleye gol atmışım.
1903 yılında Saray Nâzırı Osman Paşa'nın oğullar tarafından Paşa'nın
Beşiktaş Serencebey Koşuyokuşu'ndaki Konağı'nın bahçesindeki
Müştemilat Binası'nda kurdukları Cimnastik kulübünde Osman Paşa'nın
oğulları ile bir kaç arkadaşları idman çalışmalarına başlamışlardı. Ancak
çok geçmeden Beşiktaş Muhafızı Yedisekiz Hasan Paşa kendilerini
karakola çekmişti. Saray'ı ve Padişahı korumakla görevli bir nazır
paşanın çocuklarının üstelik Paşa'nın konağı içinde saltanat aleyhine bir
faaliyet göstermeleri beklenebilirmiydi hiç? Öyle olmasına rağmen,
Yedisekiz Hasan Paşa, Onları karakolunda hayli terletmişti. Hatta
gözlerini fena halde korkutmuştu.
Saray Nâzırı Osman Paşa'nın araya
girmesi ve II. Sultan Abdulhamit'i çocuklarının yaptıkları işin bir idman
mektebi olduğuna ikna etmesi ile kurucular yakalarını Yedisekiz Hasan
Paşa'nın gazabından kurtarmışlardı. Ancak kulüpleri Beşiktaş Osmanlı
Jimnastik Mektebi adını alarak faaleyitlerini sürdürmüştür. Bu kez
Beşiktaş muhafızı Paşa onlara el sürememişti.
1905 yılında da Saray'a yakın kimselerin çocuklarının öğrenim gördükleri
Mekteb-i Sultani'nin çatısı altında kurulan G.Saray Kulübü'nde Kadıköy'de
oynadığı ilk maçlardan birinde zaptiyeler tarafından yakalanarak Selimiye
kışlasına götürülen futbolcularının başlarına açılan büyük işlerden takımın
İngiliz uyruklu futbolcusu Ahmet Robenson'un serbest bırakılır bırakılmaz
İngiliz Sefarethanesi'ne koşarak durumu haber vermesi sayesinde sefirin
işe müdahalesi ile Selimiye Kışlası'ndan kurtarılabilmişlerdi.
1907 yılında Kadıköy'de kurulan F.Bahçe kulübü ise, memlekette havanın
biraz yumuşamış olması ve hemen ardından da meşrutiyetin ilanı ile
başına işler açılmadan kurtulmuştu. Ancak kulübün ilk kurucuları arasında
eski Black Stocking'lilerin bulunduğu da unutulmamalıydı.
|