"Hâşim'in Yıldızı Altında"
Ahmet Hâşim'i sever ve okur musunuz? Ne kadar "Okuruz..." deseniz de, Piyâle şairiyle günümüz insanının, özellikle genç okurların arasında aşılmaz bir "dil duvarı"nın örüldüğü gerçeğini inkâr edemeyiz. Bunun günahkârı yalnız okurlar, kültür "değer"lerimize, edebiyatımızın köşe taşlarına 'duyarsızlıkla' suçlanan gençler değil elbette.
Yalnız Hâşim mi? Türk edebiyatının "yıldız"lar kadrosu içinde sayılabilecek pek çok şair ve edebiyat adamı da uzun yıllar büyük bir unutuluşa terk edilmiştir. Onlar, ancak kendi sanatlarının gücü ve nefeslerinin kudretiyle uzaktan uzağa "bizim çağımız"ın içine ışıklarını düşürmüş ve öyle yaşama şansı bulmuşlardır. Sanatçılarına, edebiyat ve kültür adamlarına; onların en önemsiz hayat kırıntılarına bile değer veren Batılı uygar toplumlarda olduğu gibi bizde bir "değerbilirlik" bilinci gelişmemiştir ne yazık ki. Bu yüzden de Hâşim gibi onlarcası, yüzlercesi yalnız akademisyenlerin ve edebiyat öğrenimi gören öğrencilerin -o da zorunlu ve sınırlı olarak- ilgi alanına girebilmiştir. Buna rağmen, sanırım okul kitaplarından, edebiyat derslerinin solgun hatıraları arasından, Ahmet Hâşim'e dair birkaç mısra, en azından onun hayat karşısındaki karamsarlığı, kendini beğenmeyişi ve çirkinliği ile ilgili bilgi kırıntıları, çoğu kimsenin hafızasında zaman zaman yanıp sönmektedir. Yazının ipini toplayarak sözü Beşir Ayvazoğlu'nun yeni çıkan Ahmet Hâşim monografisine getirmek istiyorum. Yakından takip edenler bilir. Beşir Ayvazoğlu son yıllarda gazete ve dergilerdeki yazılarının yanı sıra çok anlamlı bir monografiler dizisine de başlamış bulunuyor. Tarık Buğra, Peyami Safa ve son olarak Ahmet Hâşim... Sabır, dikkat ve emek ürünü bu çalışmalar, Türk edebiyatının "yıldız"larını yeniden "görünür" hale getirmek ve derli toplu, sağlam birer başvuru kaynağı olmak bakımından çok anlamlı. Doğrusu Beşir Ayvazoğlu'nun bu çabasını hayranlıkla ve biraz da gıptayla izliyorum. Ömrü uzun, kalemi işlek olsun da daha nice muğlak yıldız çıkarıp gelsin sisler arasından.
Ayvazoğlu'nun, Hâşim'in şiirine yakışır bir bakışla -ki onun bir mısraıdır- "Ömrüm Benim Bir Âteşti" adlı kitabı, Ötüken'den çıktı. Yazar, Önsöz'de millî ahlâkımız haline gelen "unutuş"tan yakınıyor: "Her şey gözümüzde o kadar çabuk eskiyor ki! Edebiyatımızda bu eskilik 'galat-ı rü`yet'ini meydana getiren, dildeki sürekli -değişme demiyorum- tahribattır. Bu yüzden Hâşim gibi hiç eskimeyecek değerler de eskimiş görünüyor. Ve artık 'melâl'i kimse anlamıyor."
"Ömrüm Benim Bir Âteşti", tıpkı şiirlerinin anlamı gibi muğlak ve buğulu bir dünyanın ardında duran Ahmet Hâşim'in gerçek ve sağlam bir portresini ortaya çıkaran çok kapsamlı bir çalışma. Bugüne değin Hâşim üstüne yazılan kitapların, kişisel dostlukların sevkiyle ortaya çıkmış -onlar da çok yararlı ve vazgeçilmezdir- hatıralardan yahut sınırlı bir inceleme ile şairin eserlerinden yapılmış seçmelerden öte gitmediğini düşünecek olursak Ayvazoğlu'nun kitabının anlamı daha da önem kazanıyor. Beşir Ayvazoğlu, Ahmet Hâşim üstüne yazılmış tüm kitapları, incelemeleri, makale ve hatıraları tarayıp bunların kritiğini de yaparak şairin portresini bütünüyle "görünür" hale getiriyor. Şüphesiz Hâşim, hem şahsiyetinin hem de eserinin muğlaklığı ve "zorluğu" nedeniyle kavranması ve kalıba oturtulması kolay olmayan bir "yıldız". Devrinde ve ölümünden sonra onu kıyasıya eleştirenler var. Tanpınar gibi "Biz, bugünkü nesil, fikir ve sanat hayatına Hâşim'in yıldızı altında girdik" ya da Nurullah Ataç gibi "İstikbalin sanat tarihinde bu devrin adı 'Hâşim Devri'dir." diyenler de... Hataları ve sevapları bir yana Hâşim, hem şiiri hem de ele avuca sığmaz, zeka ve istihza ürünü nesriyle bu toprakların insanları için bir gün mutlaka kendisine dönülecek, tükenmez bir "mâden"dir. Ve en az bunun kadar önemli bir gerçek de, çoğumuzun onu gerçek fotoğrafıyla tanımıyor oluşumuz.
Müsaadenizle, sıradan okuru bir yana bırakıp sözü üniversitelerin edebiyat kürsülerindeki öğretim elemanlarına ve edebiyat öğrencilerine dokunduracağım. Yazık ki edebiyat öğretmenlerinin ve akademisyenlerin çoğu, alanlarıyla ilgili yeni yayınları izlemiyor ve onlara el sürmüyorlar. Edebiyat öğrencileri ise dersini gördükleri, eserlerini inceledikleri bir edebiyat adamını, ancak kırık kopuk notlarla, fotokopilerle ve edebiyat sözlüklerindeki bir iki paragrafçık bilgiyle tanıyor, o kadarını yeterli sayıyorlar. Bir şairi, bir romancıyı bütün macerasıyla inceleme, kritik etme yolculuğuna çıkmayı göze alamıyorlar. Bu durumda, meselâ Ayvazoğlu'nun Hâşim monografisi gibi kapsamlı eserlerden haberleri bile olmuyor. Bunu nereden mi biliyorum? 70'in üzerinde üniversitesi ve bir o kadar da edebiyat bölümü olan bir ülkede, Ahmet Hâşim hakkında yazılmış nitelikli bir çalışmanın bir haftada tükenmesi gerekirdi. Ben öyle sanıyordum. Ötüken'e sordum. "Nerdee!.." dediler. Üzüldüm... Yazık dedim, çok yazık...
"Hâşim! Sevgili Hâşim, zavallı Hâşim, büyük Hâşim! Senin dünyandan ve melâl'inden çok uzaklardayız şimdi. Ama merak etme, Piyâle'ye, Göl Saatleri'ne, Müslüman Saati'ne, Gurabâhâne-i Laklakan'a dönülecektir mutlaka, dönülüyor... Çünkü ruh, insan ruhu sükun bulacak "yâkut sular alev damlası karanfiller" arıyor mütemâdiyen. Sana dönülecektir.
a.colak@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
27/
01/
2001...
Kitabevi, mutluluk evi
03/
02/
2001...
Bu adamlar hangi gezegenden?
10/
02/
2001...
Kabaklı Hoca'ya dair
17/
02/
2001...
"Global" aşk yoktur
24/
02/
2001...
Kendisi küçük, anlamı büyük dergiler
03/
03/
2001...
Büyük günahkâr kim?
10/
03/
2001...
Halkın bayramı ve gazetesi
17/
03/
2001...
Yanlışı kanıksamak
24/
03/
2001...
Kapatma dürtüsü
31/
03/
2001...
Şiirle
|